EKONOMİNİN KOOPERATİF GİRİŞİMLERE İHTİYACI VAR MI* ?
Dr. Ayhan ÇIKIN
Her şey değişiyor…
Çağımız, sürekli değişim ve gelişim süreci içinde… Yaşamın her alanındaki sorunların karmaşıklığı giderek artıyor. Ekonomi, yaşamın en önemli , “olmazsa olmaz” alanlarından biri… Ayrıntılara bakılmazsa, ekonominin sürekli büyüdüğü söylenebilir.
Gelir dağılımı çok bozuk… Zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki ve/veya ayni ülke içindeki çok zengin toplum grupları ile çok fakir toplum grupları arasındaki gelir dağılımı arasında aşırı uçurumlar var. ..
Tüketimi aşırı pompalayan ve üretimlerini kar motivasyonuna göre planlayan ticari/endüstriyel şirketler, doğanın biyolojik sistemini bozarak büyük bir çevre sorunu yaratmaktadırlar. Daha güzel bir dünya kurmak için doğal bir özgecilik bilincini geliştirecek yeni bir işletmecilik yaklaşımına ihtiyaç var.
Dünyanın doğal varlıkları giderek azalıyor. Bilim insanları, doğal kaynakların çoğunun bitmrkte olduğunu öngörmekteler. Örneğin hala en önemli enerji kaynağı olan petrolün 50-60 yıl içinde tükeneceğini hesaplayanlar var. Her insan, zenginler kadar tüketse, 11,4 Dünyaya, ABD’li bir yurttaş kadar tüketse, 6,8 Dünya’ya ihtiyaç olacağı hesaplanmaktadır . Bu tüketim hızıyla Dünya giderek yok oluyor. ..
Kalkınma modeli gözden geçirilmeli
Bu durumda ekonomik kalkınmayı salt kar ölçütlerine göre planlayan geleneksel- kapitalist işletmelerin durumlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü, bu işletmeler, üretim kararlarını verirken bölüşümü de şekillendirmektedirler. Örneğin, üretimden piyasa fiyatları üzerinden pay alan üretim faktörlerinin gelirleri, sürekli emek aleyhine gelişmiş, kar ve faiz gelirlerinin bankalardaki birikimi, son onlu yıllarda Dünya reel gelirini ikiye katlamıştır. Bu da ekonominin işlemesi için temel kural olan “Toplam gelir ile Toplam harcamalar”ın eşitlenmesini imkansız hale getirmekte, ekonomi sürekli “bunalımlar” üretmektedir.
Yatırımın dinamiği…
Liberal ütopyaya dayalı geleneksel ticari organizasyonların kalkınma modeli “yatırım karının azamileştirilmesine” dayandırılmıştır. Buna karşıt olarak önerilen kalkınma modelinde, karın azamileştirilmesinden ziyade, daha çok “istihdam yaratılması” ve “zenginlik üretilmesi” araştırılmaktadır. Yatırım karları, istihdam yaratmadan ve mevcut istihdamı korumadan artıyorsa, bu yatırımlar toplum açısından bir anlam taşımazlar.
Yatırımlar yoluyla karın artırılması dinamiğinde iki gerçeklik ayırt edilir :
Ø emeğe bağlı yatırımlar,
Ø emeğe bağlı olmayan yatırımlar
Emeğe bağlı yatırımların özünde ,işyeri sahibi hem yatırımcı ve hem de yönetici konumundadır. İşyeri sahibi, yatırım yaptığı organizasyon içinde çalışır, işçisiyle, müşterisiyle, toplumla sürekli bağlantılıdır;
Emeğe bağlı olmayan (Sermayeye bağlı) yatırımlarda ise sermaye sahibi, yatırımın konusu ile hiç bağlantısı olmayan bir realiteye sahiptir. O, sektörü ne olursa olsun, salt karını azamileştirmeyi araştırır, yatırımlarını sürekli daha karlı organizasyonlara doğru akacak şekilde finansal sermayenin akıcılığını izleyerek farklı bir işletmecilik/yöneticilik biçimine doğru gelişimini sürdürür.
Bir başka girişimcilik : Kooperatifçilik…
Bir buçuk asırı aşan bir zamandan beri, kalkınmayı ve organizasyonların yönetimini tasarımlayan bir başka işletmecilik biçimi de vardır : Kooperatifler.
Kooperatifçilik, sermayenin araç olarak hizmet ettiği ve fazlaların (kapitalist dilde karın) dağıtımı, yatırılan sermayeye göre değil, kooperatif girişim ile ortak arasında gerçekleşen ticari işlem üzerine oturtulmuş çağdaş bir vizyondur.
Ekonomi pratiğinde başlıca işletme modelleri şöylece gruplandırılabilir :
ü Özel işletmeler (kar amacına yönelik çalışırlar);
ü Geleneksel İşletmeler (Gelir yaratma amacına yönelik işletmeler);
ü Kamu girişimleri (Kamu hizmetleri üreten girişimler).
Özel işletmeler, sermayeyi kar arayan işletme modelleridir. Bireysel veya şirket tipinde olabilirler. Tarih boyunca varolagelmiş işletme tipidir. Bunlar kar amaçlı yatırımlar ararken istihdam yaratma, yeni katma değerler üretme ve çevre koruma konularını özen gösterecek şekilde yönlendirilmelidirler.
Kooperatif ekonomi modeli
Geleneksel işletmeler ise, daha çok emeğe dayalı yatırım yapan işletmelerdir. Amacı, aileye ait emek, sermaye, toprak,vb… üretim faktörlerinin gelirini artırmaktır; çoğunlukla aile işletmesi olarak adlandırılırlar; toplum bünyesinde en çok görülen işletmelerdir (çiftçiler, esnaflar,vb..). Bu işletme tipleri pazarla bütünleşmek ve fiyatları kendi lehlerine çevirebilmek için başta kooperatifler olmak üzere çeşitli biçimlerde birleşerek yeni “ortaklık” tipleri yaratırlar. Son onlu yıllarda batı ülkelerinde “sosyal ekonomi modeli” olarak adlandırılan bu sektör üç temel bileşene dayanır :
ü Gerçek bir ortak projeye dayalı kooperatifler;
ü İmece, yardımlaşma sandıkları ve mediko-sosyal faaliyetleri;
ü Ekonomik işlev üstlenen dernekler/vakıflar.
Kooperatifler, ekonomik faaliyetlerin ortaklaşmalar yoluyla gerçekleştirilmiş yeniden gruplandırılmış bir tür şirketlerdir . Başlıca özellikleri : kardan ziyade üyelerine / topluma hizmet amacı güderler; yönetim özerktir; demokratik karar süreçleri ile çalışır; gelirlerin paylaşımındaki özelliği risturn biçimindedir.
Kooperatifleri gerekli kılan nedenler…
Ekonomik teori açısından kooperatifleri gerekli kılan en önemli hayati neden bölüşümde görülen sıkıntılardır. Bilindiği gibi ekonominin en önemli sorunu üretmek ve üretileni paylaşmaktır. Paylaşım mekanizması, üretim süreci içinde gerçekleşmektedir. İnsanlar, tükettikleri mal ve hizmetler için harcayabilecekleri gelirleri, sahip oldukları üretim faktörlerini (emek, toprak, sermaye, girişimcilik) kullanarak yaratırlar. Yani ulusal düzeyde üretim/gelir, üretim faktörlerine ödenen “faktör ödemeleri ” ile belirlenmekte, ayni zamanda bu faktör gelirleri, insanların ihtiyaçlarını gideren mal ve hizmetlere harcanmaktadır. Ayrıca ekonominin sağlıklı çalışması için “toplam gelirlerle, toplam harcamaların eşitlenebilmesi” gerekir. Oysa, uzun yıllardan beri, sermayeye bağlı faktör gelirleri, emeğe bağlı faktör gelirlerini aşmış, 2008 krizi öncesinde tahminlere göre bankalarda biriken likit fonlar, dünya reel gelirinin iki katını aşmıştır. Bu durum, son büyük krizin tetikleyicisi olmuştur. Bunun da en önemli sebebi, üretimin, dolayısıyla gelirin, “insan ihtiyaçlarına göre planlayan işletmelerden” çok, “kar amacına göre organize eden işletmelerin” egemen olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Eğer, ekonomide üretim kararları “insan ihtiyaçlarına” yanıt arayan bir işletmecilik yaklaşımıyla çözümlenebilirse,
ekonomide harcanamayan gelir, dolayısıyla tüketilmeyen ürün kalmayacak demektir. Böylece, ekonomide “üretim-tüketim”, “toplam gelir- toplam harcama” dengesi kurulabilecek, ve ekonominin akıcı bir şekilde çalışması beklenebilecektir. Üretimi insan ihtiyaçlarına göre planlayan işletmeler pazar koşullarında kooperatif işletmelerdir.
Burada gözden kaçırılmaması geren bir noktayı hatırlamakta yarar var : binlerce yıldır ekonomide yer almış, üretimini “karlılık” ekseni üzerine oturtmuş kapitalist işletmelere, “kar” arayışları yanında, istihdamı artırma , çevreyi koruma ve geliştirme i konularında ek yükümlülükler getirmektir. Nitekim gelişmiş bazı ülkelerde, büyük sermaye şirketlerinin bazıları, kooperatif modelle kendi geleneksel modellerini birleştirme arayışları içine girmişlerdir.
Kooperatifler, dağınık kaynakları ekonomiye sokarlar..
Özellikle tarımda üretim birimleri aile işletmesi durumundadırlar. Kapitalizmin bütün gelişmişliğine karşılık ABD’de tarımında bile aile işletmeleri % 80’ler dolayındadır. Kooperatifler, piyasa mekanizması içinde, tek başına yerine getirilemeyen ekonomik ihtiyaçları yanıt ararlar ve üretim faaliyetlerini süreklilik kazandırırlar. Büyük ticari güçler karşısında küçük ekonomi birimlerinin, piyasada kendilerini savunmalarının en önemli araçlarıdır.
Ayrıca insanlar özerk olmak istemektedirler. Kooperatif girişimler, insanlara özerklik sunmaktadırlar. Kooperatifler yoluyla “ortak nitelikli insanlar” bir araya gelerek toplumu sosyolojik olarak zenginleştirmektedirler. Kooperatifler, özel girişim modelini ortadan kaldırmamakta, aksine onun egemenliğini topluma yaymaktadır. Öte yandan kooperatifler yoluyla bir araya gelen insanlar arasındaki bağlar farklılaşmakta, toplum yeniden çeşitlenmekte ve zenginleşmektedir.
Kooperatifler, ayni ekonomik soruna sahip insanların bu sorununu çözebilecek bir “kooperatif proje” etrafında birleşmesi sonucunda ortaya çıkmış bir girişim tipidir. Yani kooperatif ortakları, ortak bir proje ile işletmesinin ve ailesinin projelerini (beklentilerini) gerçekleştirmenin yollarını bulurlar.
Bir üretici kooperatife katılırken şu üç öğeyi dikkate almak durumundadır : ürününü veya hizmetini değerlendirmek; işletme yönetimini, mesleki faaliyetini ve yaşam kalitesini yükseltmek; kişisel ve mesleki projesini gerçekleştirmek.
Bir kooperatif, ortağına şunları sağlamalıdır : tamamlayıcılık; sinerji; karşılaştığı karmaşık durumlar için çözüm; ürün muhiti; formasyon ve enformasyon; vb..
Özetle, ekonomide üretimle bölüşüm arasındaki, zamanla birbiri ile çelişen ve bunalımlar üreten fasit dairenin kırılabilmesi için geleneksel işletmelerin üretimlerini planlarlarken, “kar” öğesinin yanına “çevre” ve “istihdamı artırma” sorumluluğunu yüklenebilecek önlemler geliştirilmelidir. Ayrıca “üretimi insan ihtiyaçlarına” göre planlayan işletmelere, yani “kooperatif girişimlere” ekonomi politikaları içinde daha fazla yer verilmelidir.
Dr. Ayhan ÇIKIN
Bornova, Ocak 2012
* Üretici Gazetesi, 10-16 Ağustos 2013,Yıl 8- Sayı 317, s.14