KOOPERATİF HAREKET ÜZERİNE DÜŞÜNCELER[1]
Dr. Ayhan ÇIKIN
1. Giriş
Kooperatif düşünce, ekonomik bir olgu olarak , 19. Yüzyılda belirli bir düşünür grubu tarafından bilimsel ve uygulama bazında ele alınmıştır. İlk önceleri rekabetçi bir düzenin toplum üzerindeki olumsuz etkilerini kaldırabilecek anti-kapitalist bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Robert Owen2in kooperatif kolonileri, Charles Fourier’in falansterleri (phalancethére)ile ütopik sosyalizmin ilk modelleri olarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Ancak ekonomik olgu çok çeşitli bir sosyo-ekonomik çerçeve içinde belirlendiğinden kooperatif hareket zamanla çeşitli yorumlara uğramıştır. Owen’dan esinlenerek mevcut ekonomik sistemle daha uyumlu bir şekilde ele alınan 1844 Rochdale öncülerinin oluşturduğu tüketim kooperatifleri modeli yaygın bir uygulama alanı bulmuştur. Daha sonra tüm insanların tüketici olduğu varsayımından hareket eden Nimes Okulu’nun, özellikle Charles Gide’in yaklaşımları dikkati çeker. Ancak tüketimin örgütlenmesi ile üretimin denetlenebileceği varsayımından hareket eden bu düşünce akımı, üretimin, dolayısıyla üretim ilişkilerinin nesnel koşullarını yeterince dikkate almadığından, pek çok taraftar bulmasına karşın , yeterince uygulamaya sokulamamıştır[1]. Daha sonraları kooperatifçiliği, kapitalist ekonomi içinde marjinal alanlarda yer veren ve onu kapitalizmin dışlayamadığı küçük meta üreticilerinin/tüketicilerinin federatif bir örgütlenmesi olarak ele alan ve ekonomide özel ve kamu kesimi yanında üçüncü bir sektör olarak yer veren reformist kooperatifçileri görüyoruz. Bunun yanında kooperatifçiliği bir öğreti olarak kabul etmeyen, onu diğer kapitalist işletmelerin farklı bir versiyonu olarak bakan pragmatist ekonomistleri (özellikle ABD ekonomistleri)’ de anmak gerekir.
Ancak kapitalizmi derinliğine analiz eden Marksist ekonominin hem kuramsal, hem de uygulamadaki yeni yaklaşımları ekonomilerde derinliğine yeni boyutları ortaya çıkmasını sağladı. Bugün dünyanın her ülkesinde kooperatif uygulamalara yer verildiği gözlemlenmektedir. Kooperatif yöntemden beklenen amaçlar, ülkenin uyguladığı ekonomik politikalara göre farklılıklar gösterebilmektedirler :
· Kapitalist toplumlarda gelişen tekelleşme olgusu, sınıflararası ilişkileri sertleştirdiğinden bir orta tabakanın yaratılması bir devlet politikası haline getirilmiştir. Bu politikanın gerçekleşmesinde kooperatif modele önemli görevler verilmeğe çalışıldığı uygulamalarda sık sık gözlemlenmektedir.
· Kapitalizm ne kadar gelişmiş olursa olsun, bazı kesimlerden, özellikle kırsal alanlardan, geleneksel üretim biçimlerini tam anlamıyla tasfiye edememiştir. Bu kesimlerin elinde bulunan sermaye ve emek kaynaklarının daha verimli bir şekilde ekonomiye katılmaları, öte yandan bu kesimlerin çözülmelerin yavaşlatılarak geçiş sancılarının asgari düzeye indirilmesinde kooperatif sistemin özelliklerinden yararlanılmasını ileri süren düşünürlere rastlanmaktadır.
· Kapitalist ülkelerde neo-liberalizmin uygulanmaya aktarılmasında kooperatif işletmelerden yararlanabileceği hususu üzerinde üşünceler sürenlere rastlanmaktadır
· Kapitalizmin ücretliye dönüştürdüğü kitlelerin kurduğu tüketim kooperatifleri aracılığıyla bu kesimlerin, sosyo-ekonomik yapı içindeki konumlarını daha iyi algılayabileceği ileri sürülmekte ve kooperatiflerin kitleleri demokrasi ve yönetim açısından eğitebileceğini savunanlar bulunmaktadır.
· Yine kapitalist ekonomi içinde küçük üretici kesimi, kooperatifler yoluyla örgütlenirken , kendi kesiminin toplum yapısı içindeki yerini fark etmektedir. İster üretim sürecinde olsun, isterse pazarlama sürecinde olsun toplu karar alma ve uygulama süreci içinde yer alan insanlar kendi kendilerine yönetmenin bilincine ve deneyimine ulaşmaktadırlar.
Özetle kapitalist ekonomilerde kooperatifçilik olgusu, bir yandan kapitalist sistemin eksik bıraktığı yerleri onaran, diğer yandan onun özünü değiştirebilecek işletmecilik ve yönetim biçimini yeni bir topluma doğru evrimleştirebilecek dinamizmin ilk çekirdekleri olmaktadır. İşte yeni bir toplum olgusunu savlayan kuramcılar da kooperatifçiliğe daha çok bu açıdan yaklaşmaktadırlar.
Bu makalede, ana çizgileriyle kapitalist bir ekonomi modelini benimsemiş gelişmekte olan bir ülkede , kooperatifçiliğe yaklaşımın nasıl olduğunu, nasıl olması gerektiğini, kooperatif işletmelerin önemi ve işlevleri üzerine tartışmaya açık bazı bilgiler ve bulgular sunulacaktır.
2. Kooperatifin Tanım ve İlkeleri
Genel olarak bir ekonomide kooperatifleri :
a. Bireysel işletmelerin ek işlevlerini yerine getirmek için onların bir araya gelmesiyle oluşan kooperatifler (mal ve hizmet temin ve tedarik kooperatifler, işleme ve pazarlama kooperatifleri, tasarruf ve kredi kooperatifleri,…);
b. Bir araya gelerek mesleğini icra etmek üzere kurulmuş, emek dahil, tüm üretim kaynaklarını bir araya getiren kooperatifler ( üretim kooperatifleri, iş ve istihdam kooperatifleri….);
c. Aile ya da bireysel ihtiyaçların teminine yönelik kooperatifler (tüketim kooperatifleri, konut kooperatifleri,…).
Bu kooperatif türlerini farklı etkinlik düzeylerinde , her ülkede görmek mümkündür. Ancak mevcut ekonomik ve toplumsal yasaların bu kooperatif tiplerinin yapısallaşmasında önemli rolleri vardır. Birinci tip kooperatifler, genellikle kapitalist ekonomilerde etkilidirler. İkinci tip kooperatifler daha çok sosyalist eğilimli ekonomiler d e görülmekle birlikte, son onlu yıllarda kapitalist ülkelerde de yaygınlaşmaya başladı. Üçüncü tip kooperatifler hemen hemen her ekonomide ve ülkede yeri olan kooperatiflerdir. Kooperatifler, hemen hemen her ekonomi sistemi içinde kendine yer bulabilen evrensel nitelikli sosyo-ekonomik birimlerdir.
Bütün bu yaklaşmlar göz önüne alınırsa kooperatif yöntemi kesin kes tanımlamak zordur. Ancak ana çizgileriyle “ortak sosyo-ekonomik sorunlara sahip kişilerin ( ya da bireysel girişimlerin) gönüllülük esası içinde bir araya gelerek , özyönetimsel bir çerçeve içinde, bu sorunlarını çözmek için maddi ve manevi kaynaklarıyla bir dayanışma içine girmelerini, bunun için bir işletme kurmalarını kooperatif olarak adlandırmak mümkündür”.
Bu tanım oldukça geniş sınırlara sahip olup tüm ekonomilerdeki kooperatifleşme olgusunu içermektedir. Uluslar arası Kooperatifler Birliği (UKB) 1937, 1966 ve 1995 yılarındaki toplantılarında kooperatif tanımı ve ilkelerini belirleme üzerinde yoğun çalışmalar yapmıştır. 1995 toplantısında kooperatif kimliğini ve ilkelerini yeniden tanımlamış ve açıklamıştır:
ICA-1995 Manchester ilkeleri
Değişen dünya koşulları da dikkate alınarak 1995’de ICA’nın Manchester’daki toplantısında gözden geçirilerek kooperatif kavramı yeniden tanımlanmış ve kooperatiflerin kimliklerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi açısından uluslararası kooperatif örgütünce (ICA) kooperatif ilkeleri aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:
1. Gönüllü ve herkese açık ortaklık
Kooperatifler, cinsel, sosyal, ırksal, siyasal ve dinsel ayrımcılık olmaksızın , hizmetlerinden yararlanabilecek ve ortaklığın sorumluluklarını kabule razı olan herkese açık gönüllü kuruluşlardır ;
Bu ilke "serbest giriş" yada "açık kapı" ilkesi olarak da adlandırılır. Burada serbest giriş terimi, kooperatifin her isteyene değil, statüde belirlenmiş koşullara sahip herkese açık olduğunu ifade etmektedir. Serbest giriş kooperatiflerin en önemli özelliklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Nitekim ona kendine has karakterini veren ve onu hem devlet kurumlarından hem de ticaret şirketlerinden ayıran bu özelliktir.
Açıklık ilkesinin üç yönü vardır:
- Kooperatife katılımın gönüllü olma niteliği,
- Kooperatifin açık niteliğinin sürekli olarak korunması,
- Dini ve politik tarafsızlık.
2. Ortaklar tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim
Ortaklar, kooperatiflerinin sermayesine adil bir şekilde katkıda bulunur ve bunu demokratik olarak yönetirler. Bu sermayenin en azından bir kısmı genellikle kooperatifin ortak mülkiyetindedir. Çoğunlukla ortaklar, ortaklığın bir koşulu olarak taahhüt edildiği üzere (var ise) sermaye üzerinden kısıtlı miktarda gelir elde ederler. Ortaklar gelir fazlasını , muhtemelen “en azından bir kısmı taksim olunamaz kaynaklar” oluşturma yoluyla kooperatiflerini geliştirme , kooperatifle yapmış oldukları işlemlerle orantılı olarak ortaklarını kar sağlama ve ortaklarınca onaylanan diğer faaliyetlere destek olma gibi amaçların biri ya da tamamı için ayırırlar.
Kooperatif, ortaklarının denetimi altında onların yararına çalışan bir kuruluştur. Kooperatifler demokratik bir yönetime sahiptir. Bu ilke genellikle "bir insan-bir oy" deyimi ile özetlenmiştir. Tüm ortakların eşitliğine dayalı, kendi kendini yönetme anlamına gelir. Karar almada, öteki tür işletmelerin tersine, yatırılan sermaye değil, kişisel katılım etkili olur.
Kooperatifin genel kurulu bir anonim şirketteki gibi aynı yetkilere sahiptir. Fakat temelde önemli farklar vardır. Anonim şirkette her pay senedi bir oy hakkı sağlar. Bu da payların büyük bölümünü elinde bulunduranlara büyük bir etkinlik kazandırır. Kooperatiflerde ise, bir ortağın elinde ne kadar pay senedi bulunursa bulunsun, sadece bir oya sahiptir.
Kooperatifin demokratik özelliği şöyle belli olur:
Kooperatifin Yapısı: Kooperatifte en yüksek yönetim gücü ortaklar genel kurulundadır. Genel kurulun karar alanı, genellikle, ana sorunlar, yıllık kazanç ve genel işletme politikası gibi temel konularla sınırlanmıştır. Kooperatif yönetiminde asıl karar ve icra organı yönetim kurulu ve bazı ülkelerde denetleme kurulu genel kurul üyeleri arasından seçilir. Bu tür demokrasi, yerini ortak sayısı çok olan kooperatiflerde, her bölgenin veya yörenin temsilcilerinden oluşan ve genel kurulun görevlerini üstlenen temsilciler kuruluna bırakır. Kooperatif yasaları, genellikle bu uygulamaya ne zaman başvurulabileceğini veya başvurmanın zorunlu olacağını belirli bir koşula bağlar. Örneğin Alman kooperatifler yasasına göre, ortak sayısı 1500'ü aşan kooperatifler bu uygulamaya geçebilirler. Türk Kooperatifçilik yasasında bu rakam 1000'dir.
Herkese Bir Oy Hakkı: Kooperatifteki sermayeye katılım miktarına bakılmaksızın, her ortağın genel kurulda bir oyu vardır. Her ortak kooperatif organlarına seçilme hakkına sahiptir. Bununla birlikte, belirli koşullarda oy hakkına bazı sınırlamalar getirilebilir: yaş, ortaklık süresi, okur-yazarlık, ödenen sermaye payı, kooperatifle yapılan iş hacmi, vb. gibi. Örneğin, Fransız tarım kooperatiflerinde bir ortak, kooperatifle yaptığı iş hacmine göre, genel kurulun toplam oy sayısının %20'sine kadar sahip olabilir.
3. Ortakların ekonomik katılımı
Ortaklar, kooperatiflerinin sermayesine adil bir şekilde katkıda bulunur ve bunu demokratik olarak yönetirler. Bu sermayenin en azından bir kısmı genellikle kooperatifin ortak mülkiyetindedir. Çoğunlukla ortaklar, ortaklığın bir koşulu olarak taahhüt edildiği üzere (var ise) sermaye üzerinden kısıtlı miktarda gelir elde ederler. Ortaklar gelir fazlasını , muhtemelen “en azından bir kısmı taksim olunamaz kaynaklar” oluşturma yoluyla kooperatiflerini geliştirme , kooperatifle yapmış oldukları işlemlerle orantılı olarak ortaklarını kar sağlama ve ortaklarınca onaylanan diğer faaliyetlere destek olma gibi amaçların biri ya da tamamı için ayırırlar.
a. Sermayeye Sınırlı Faiz Verilmesi
Kooperatiflerin finansmanı ile ilgili olan bu ilke sermayeye sınırlı oranda faiz verilmesi şeklinde özetlenmiştir. Her ortak kooperatife belirli bir sermaye ile katılır. Buna sosyal sermaye denir. Sosyal sermaye muhasebe kayıtlarında "ödenmemiş sermaye" şeklinde görülür. Sermaye, ortaklar için gerekli işlemlerin düzenli bir akışını sağlamak için gereklidir. Kooperatifin sabit tesislerini yapmak ve işleri çevirmek için ortaklar bir miktar sermaye getirmek zorundadırlar. Her girişim gibi kooperatifte de, alacaklılara karşı teminat teşkil eden ve işlerin kötü gittiği zamanlarda onların güvenirliliğini sağlayan bir sosyal sermayeye gereksinim duyulur. Bu sosyal sermaye pay senetleri şeklinde oluşur. Her ortak, kooperatife girerken ada yazılı en az bir (dilerse bir çok) pay senedi (aksiyon) almak zorundadır. Fakat bir anonim şirkette olduğu gibi, önceden mevcut olan bir pay senedini bir pay sahibinden (aksiyoner'den) satın alamaz. Kooperatif her yeni ortak için yeni bir pay yaratır.
b. Bölüşüm
Bu ilkenin, Uluslararası Kooperatif Birliğini (ICA)'nın 1937 yılında tesbit ettiği ilkelerde "fazlanın alım satım oranında" ortaklar arasında paylaşılması (ristourne ilkesi) şeklinde ifade edilmiştir. Bu ifade, daha çok tedarik amaçlı kooperatifler ile satış kooperatifleri için uygun düşmesine karşılık, üretim kooperatifleri için yetersiz kalmıştır. ICA'nın 1966 yılındaki toplantısında bu ilke yeniden değerlendirilerek, fazlaların kooperatifle yapılan işlem ve kooperatif faaliyetlere iştirak oranında dağıtılması (repartition) şeklinde değiştirilmiştir. Böylece eski "ristourne ilkesi"ni de içine alan yeni bir bölüşüm kavramı (repartition) benimsenmiştir.
Kooperatiflerde elde bulunan fazlanın bölüştürülmesinde üç durum söz konusudur.
- Öncelikle yasada ve anasözleşmede belirtilmiş olan fonlar ayrılır. Fazlanın bir kısmı yedek akçe, eğitim fonu, sosyal fonlar, vb. anasözleşmede belirtilen oranlarda ayrılır. Bunlar genellikle kooperatif işletmenin gelişmesi için yatırımlara dönüştürülür. Fonların çoğu(özellikle yedek akçe ve geliştirme fonu) parçalanamaz ve dağıtılamaz nitelikte olduğundan, bu fonlara ayrılan fazlalar, gerçek anlamda toplumsallaştırılmış olurlar.
- Fazlanın bir kısmı, Devlet tahvillerine verilen faizi aşmamak şartıyla, sermayeye faiz olarak tahsis edilebilir.
- Ve nihayet fazlanın bir kısmı (1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre en az %50 si) ortaklara, kooperatifle yaptığı işlem veya kooperatif faaliyetlere katılımı oranında dağıtılır. Ortaklara dağıtılabilecek fazla, genel kurul kararıyla kooperatifi geliştirmek için, ortaklaşa hizmetler için ve nihayet ortaklar arasında paylaşılmak suretiyle kullanılabilir.
Kooperatiflerde kârın bu şekilde dağıtımı, sermayeye sosyal bir öz kazandırmaktadır. Zira bu ilke "Fazlaların Kooperatifle yapılan işlem oranında ortaklara dağıtımı ilkesi", sermayenin kârlılık arama olgusunu ortadan kaldırmaktadır. Böylece sermayeye sosyal bir görünüm kazandırılır. Genellikle ortaklar tarafından konulan sermayeye, bu nedenle "sosyal sermaye" denir.
4. Özerklik ve bağımsızlık
Kooperatifler özerk, kendi kendine yeten ve ortaklarınca yönetilen kuruluşlardır. Kooperatifler, hükümetler dahil olmak üzere diğer kuruluşlarla bir anlaşmaya girmeleri ya da dış kaynaklar yoluyla sermayelerini artırmaları durumunda, bunu kooperatiflerin özerkliğini sürdürecek ve ortakların demokratik yönetimini koruyacak şekilde gerçekleştirirler.
1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 171. maddesi "Devlet Milli Ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılması ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır. Kooperatifler, Devletin her türlü kontrol ve denetimine tabi olup, siyasetle uğraşmazlar ve siyasi partilerle işbirliği yapamazlar", denmektedir. ??
Ayrıca 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun, 92. maddesine göre kooperatif toplantılarında ve kooperatif tesislerinde siyasi faaliyet gösterilemez. Kooperatif faaliyetler siyasi maksatlara alet edilemez. Kooperatifler, siyasi partilerden veya onlara bağlı teşekküllerden herhangi bir suretle maddi yardım kabul edemezler, onlara maddi yardımda bulunamazlar. İkinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kooperatif kurucuları, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ve bu fiil genel kurulda vuku bulmuşsa bunu mümkün kılan genel kurul başkanı üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır, diye belirtmektedir.
5. Eğitim, öğrenim ve bilgilendirme
Kooperatifler , ortakların, seçilmiş temsilcilerine, yöneticilerine ve çalışanlarına kooperatiflerinin gelişimine etkin bir şekilde katkıda bulunabilmeleri için eğitim ve öğretim imkanı sağlar. Kooperatifler genel kamuoyunu - özellikle de gençleri ve kamuoyunu oluşturanları - kooperatifçiliğin şekli ve yararları konusunda bilgilendirirler.
Kooperatifler halka dayanan ve gücünü halktan alan demokratik bir kuruluştur. Kooperatifler geniş bir halk kitlesine, geniş bir meslek grubuna yönelik faaliyetlerini sürdürmektedirler. Yine kooperatif girişimine özgü olarak ortaklar kooperatiflerin hem müşterisi ve hem de yöneticileridir. Bu nedenle kooperatiflerde eğitim son derece önemlidir. Yöneticilerin, ortakların, çalışanların ve nihayet halkın kooperatifçilik açısından eğitilmesi, bu kurumların başarısı için son derece önemlidir
Pek çok kooperatifçi düşünür "kooperatifçiliğin eğitimsel çalışmaya dayanan ekonomik bir hareket" olduğu görüşünü benimserler. Kooperatifçiliğin gelişmesinde en önemli rolü oynayan sermaye ve yasalardan çok eğitimdir. Kooperatifçilik eğitiminin önem verildiği ülkelerde bu kurum pek çok sosyal ve ekonomik sorunların çözümüne önemli katkılarda bulunmuştur. Bu nedenle her kooperatif; demokratik ve ekonomik çerçeve içinde, kooperatifçilik yöntem ve ilkelerini kendi bünyesinde bulunanlara ve halka öğretmek ve yaymak için çaba göstermeli ve bunun için bir fon kurmalıdır. Nitekim Rochdale öncüleri kooperatif kurmak için önce kooperatifçilik alanında ciddi bir eğitim ve incelemelerde bulunmuşlardır. 1844'de kurdukları ilk tüketim kooperatifinde bir eğitim fonu oluşturmuşlardır. Türk kooperatifçilik mevzuatında her kooperatif, elde ettiği müspet gelir-gider farkının %1’ini Eğitim Fonu için ilgili bakanlığa yatırmak zorundadır. Ancak kooperatifler bu fon dışında da eğitim için özel bir fon oluşturmuşlardırlar.
6. Kooperatifler arasında işbirliği
Kooperatifler, yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası oluşumlarla birlikte çalışarak ortaklarına daha etkin bir şekilde hizmet eder ve kooperatifçilik hareketini güçlendirir.
Kooperatifler genellikle tam rekabet piyasasına yakın ortamda bulunan, piyasadaki fiyatları oluşturmaktan çok piyasadaki fiyatlardan etkilenen ekonomik birimlerin oluşturduğu bir örgütlenme biçimidir. Bilindiği gibi, çağımızda ekonomik kurumlar hammadde-sanayi ve hizmetler alanında giderek bütünleşmekte, büyük kompleksler oluşmakta ve tam rekabet piyasasının koşullarını kendi lehlerine çevirerek, piyasayı denetleyebilecek şekilde pazar yapısını değiştirmektedirler. Kooperatifler de kendi aralarında yatay ve dikey bütünleşmeye giderek, pazarda kendi lehlerine bir yapılaşma yaratmalı ve rekabeti kendi lehlerine çevirmenin yollarını aramalıdır. Bu nedenle ICA'nın 1966 yılındaki toplantısında "Kooperatiflerarası İşbirliği İlkesi" yeni bir ilke olarak benimsenmiştir.
Kooperatifler, ortaklarına ve onların ait oldukları toplumlara en iyi şekilde hizmet götürebilmek için diğer mahalli kooperatiflerle, birlikler olarak ülke çapında diğer birliklerle ve milletlerarası ilişkiler olarak diğer kooperatiflerle işbirliği içerisinde olmalıdır.
Günümüzde, kooperatiflerin özellikle gelişmiş ülkelerde kooperatifler ile işbirliği ilkesi çerçevesinde, uluslararası ticarette önemli gelişmeler yaptığı gözlenmektedir.
Kooperatifler ülkelerin ihracat ve ithalatlarında önemli görevler alarak ülkelerine ve ortaklarına önemli kazançlar sağlamaktadırlar. Kooperatifler ortaklarının ürünlerini işlenmiş veya işlenmemiş olarak alıcı ülkelerdeki özel firmalara pazarlayabildikleri gibi, bu ülkelerdeki kooperatiflere de satabilmektedirler. Kooperatiflerin bu şekilde kooperatiflerle uluslararası ticarette işbirliğine girmeleri, dış ticaret ve kooperatifçilik olayının gelişen bir boyutudur.
Kooperatiflerin, kooperatiflerle işbirliği çerçevesi altında, uluslararası ticarete katılma derecesi ve şekli itibariyle aralarında farklılıklar göstermektedir. Bu konunun, yeri gelmişken, üzerinde durmak yararlı olacaktır
Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun, Tarımsal Kooperatif Genel Komisyonu (COGECA) ve Milletlerarası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP), milletlerarası-kooperatifler arası ilişkilerin gelişmesini önemle istemektedirler. Ancak, milletlerarası-kooperatifler arası ticari anlaşmalar, ne kooperatifçilik ilkelerinde belirtilen ne de uluslararası örgütlerin istedikleri derecede henüz gelişmemektedir. Buna karşılık uluslararası ticari acentaların kurulması ve kooperatiflerin bunlara iştirak ederek, çok uluslu teşebbüsler içine katılmaları, bir yandan çok uluslu kooperatif kurma fikrini doğururken, diğer yandan kooperatiflerin de katıldığı mevcut teşebbüsler içinde, dış pazarlama faaliyetlerinin pratik ve süratli bir şekilde yapılması, kooperatiflerarası, milletlerarası işbirliği fikrinin gelişimini engellemektedir.
Uluslararası, kooperatiflerarası işbirliği isteklerini mevcut örnekleri karşılamada yetersiz görünmesine rağmen; yeryüzünde bu ilişkilerin başarı ile kurulduğu durumlara da rastlanılmaktadır. Örneğin A.B.D.'nde Texas Hububat Yetiştiriciler Kooperatifi ile, Japonya Milli Tarımsal Kooperatifler Birliği (Zen-Noh) 1968'de büyük miktarda hububat ve soya ticareti için ticari anlaşma imzalamışlar ve yakın zamanlarda diğer Amerikan kooperatifleri de bu birliğe dahil olmuşlardır.
Avrupa'da çeşitli ülke kooperatiflerinin, dış ticaret amacı ile ülkelerarası kooperatif federasyonu şeklinde birleşme hareketlerinde bulunmaları dikkati çekmektedir. İspanya, Finlandiya, İrlanda, İngiltere, Hollanda, Almanya, İsveç ve İsviçre kooperatifleri merkezi Zürih'te oluşturulan, Avrupa Kooperatif Federasyonu (EUROGRAIN)'na üye olmuşlardır. Bu federasyona 1971'de Avusturya, Belçika, Danimarka kooperatifleri de katılmışlardır. EUROGRAIN, Avrupa kooperatiflerini milletlerarası ticaret için kendi bünyesinde birleşmeye çağırmakta ve daha çok büyüme istemektedir.
Bir ülkedeki kooperatifler dış ticaret hizmetleri ile başka ülkelerdeki kooperatiflerle işbirliği yapabildikleri gibi, bu işbirliklerini devamlı ve kurumsal bir duruma getiren çok uluslu kooperatifler haline de dönüştürebilmektedirler. Bunun örnekleri dünyada yavaş yavaş yaygınlaşmaktadır. Çok uluslu kooperatifler, kuruluşlarını geliştirerek yeni alanlara açılmaktadırlar. Örneğin; A.B.D. ile Kanada Kooperatiflerinin oluşturduğu çok uluslu organizasyon, diğer Amerika Kooperatifleri ve CLUSA (Coperative Leaque of USA) ile Milletlerarası Gübre Kooperatifi adı ile yeni bir kuruluşu gerçekleştirmiştir. Bu kooperatif, Fransa ve Hindistan kooperatifleri ile de işbirliği sağlamıştır. Latin Amerika ve Afrika ülkeleri kooperatifleri ile de yakın işbirliği kurulma çabasındadırlar.
7. Topluma karşı sorumlu olma
Kooperatifler , ortaklarınca onaylanan politikalar aracılığıyla toplumların sürdürülebilir kalkınması için çalışırlar.
ICA'nın 1995 yılındaki değerlendirmesinde :
a) kooperatiflerin kendi kendine yetme, kişisel sorumluluk, demokrasi, eşitlik, hakkaniyet ve dayanışma değerlerinin yanı sıra dürüstlük, açılık, sosyal sorumluluk ve başkalarını düşünme gibi etik değerler ve,
b) gönüllü ve herkese açık ortakların , ortaklar tarafından yerine getirilen demokratik denetim, ortakların ekonomik katılımı, özerklik ve bağımsızlık, eğitim, öğrenim ve bilgilendirme, kooperatifler arasında işbirliği, topluma karşı sorumlu olma görüşü egemen olmuştur.
Çift Nitelik (double qualité) İlkesi :
Kooperatifçilik ilkeleri içinde belirtilmemekle birlikte, Rochdale ilkeleri içinde bulunan bir kural daha vardır:Çift Nitelik (double qualité) İlkesi. Bu kural kooperatiflerde bölüşüm ilkesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
3. Durum Nedir ?
Türkiye’de kooperatif mevzuatı oldukça karmaşıktı. Halen 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu, asli kanun durumda olsa bile, ekonomide önemli ağırlıkları olan bazı kooperatifler/örgütler için özel kooperatif yasaları mevcuttur. Örneğin ….. sayılı Tarım Kredi ve Birlikleri Kanunu, …. sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu, …. Birlikleri Kanun gibi çeşitli yasalar kooperatif mevzuatını farklılaştırmakta ve ülke düzeyinde farklı yapılarda kooperatiflerin oluşmasına yol açmaktadırlar. Ayrıca Su Ürünleri Kanunu, Orman Kanunu, Küçük Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu, İmar Kanunu, vb… yasalarda kooperatiflere atıfta bulunmaktadırlar. Ayrıca Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Tarım-Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı ve T.C. Ziraat Bankası, Halk Bankası, vb… kuruluşlar kooperatifçilik olgusuna farklı amaçlarla yaklaşabilmektedirler. Bu dağınıklık, zaten yetersiz olan kooperatif kaynaklarını etkisiz hale getirmekte ve ülkede kooperatifçiliğin etkin gelişmesine engellemektedir. Ayrıca farklı statüde kooperatifler/birlikler oluşarak kendi aralarında reabet havası doğmakta, asıl rekabet edeceği özel kesim karşısında zayıf ve cılız kalmaktadırlar. Bunun yanında kooperatiflerin / birliklerin kuruluş, denetim, organizasyon , vb… hususlarda farklı kurumlar görev alarak, etkin bir kooperatifçilik hareketinin doğmasına engel teşkil etmektedirler.
Ayrıca çiftçi gelirlerinin önemli bölümünü oluşturan pamuk, tütün, kuru üzüm, kuru incir, buğday, fındık, zeytin yağı, ayçiçeği, bazı baklagiller, vb… ürünlerin (ki bu ürün sayısı 40 civarındadır) ticareti ayrı bir yasa ile düzenlenmiş tarım satış kooperatiflerinin ve/veya bazı özel statülü kuruluşların denetimindedir. Ege Bölgesinde yapılan bir araştırmada 50 dekarın altındaki tarım işletmelerinin yıllık brüt gelirinin % 90’ından fazlasını tütün, pamuk, kuru üzüm ve buğdaydan oluştuğu bulunmuştur. Bilindiği gibi tütün üretimi özel bir statü ile sigara fabrikaları ile anlaşmalı üretilmektedir; buğday daha çok TMO’nin, pamuk ve kuru üzüm de Tarım Satış Kooperatifleri’nin görev alanı içindedir. Türkiye’deki işletmelerin % 70’nin 50 dekarın altında olduğunu da hatırda tutmak gerekir. Bu söylenenlerin ışığında şunlar söylenebilir :
· Kooperatifler çeşitli yasa ve kurumlarla parçalanmış; kaynak temini ve hizmet üretimi aşamasında birbirleriyle rekabete adeta kamu kesimi tarafından zorlanmaktadır;
· Uzun yıllardır kamu yönetenleri, gerek çıkardığı yasalarla, gerekse kooperatiflerin girebileceği faaliyet sektörlerini kendi kurduğu kuruluşlarla, gerek kooperatiflerin finans sorununu çözebilecek bir banka kurdurmamakla, gerekse kooperatifçilik konusunu örgün eğitim sistemi içinde yer vermemekle, kooperatifçilik hareketine yeterli desteği vermemiş, aksine kooperatifçiliğin gelişmesine engellemiştir.
Durum böyle olunca kooperatifler için ülke düzeyinde :
ü Kooperatiflere içtenlikle katılım koşulları yeterince sağlanamamıştır;
ü Kooperatif demokrasisi güdümlü kooperatiflerde hayata geçirilememiş, diğer kooperatiflerde de yeterince geliştirilememiştir;
ü Ortak çalışmanın koşulları yeterince yaratılamamıştır.
4. Neler Yapılabilir ?
Bütün bu söylenenler ışığında ülke kooperatifçiliğinin temel sorunlarını şu başlıklar altında toplamak mümkündür :
1. Toplumun sosyo-ekonomik yapısına uygun bir kooperatif işletme yapısının ortaya konulamamış olması;
2. Kooperatif ortaklarının, halkın ve hatta yöneticilerin kooperatifçilik konusunda eğitimsiz olması. Gelecek kooperatifçi kuşaklar yaratacak eğitim programlarının devreye sokulamamış olması.
3. Kooperatiflerin ekonominin farklı sektörlerine yeterince yayılamamış olması.
4. Üretim-tüketim, tarım-sanayi- hizmetler bütünleşmesinde kooperatif zincirin kurulamamış olması;
5. Mevcut kooperatiflerarası işbirliğinin zayıf olması; üst örgütlenmenin tamamlanamaması;
6. Kooperatiflerin finans sorunlarını çözebilecek bir banka sisteminin kurulamamış olması;
7. Gerek kooperatifi çevreleyen çevrenin, gerekse kooperatiflerin iç yapısının kooperatif dinamizmini artıracak yapısal reformlarla desteklenememiş olması.
Görüldüğü gibi kooperatif sorunları sosyo-eknomik gelişme politikaları ile yan yana bulunma özelliğine sahiptirler. Bunların pek çoğu belirli bir devlet politikasını gerektiren konulardır. Ancak mevcut kooperatifçilik uygulamalarında gösterilecek çabalarla bir kooperatifçilik politikasının oluşturulmasına ve yukarıda sayılan sorunların çözümüne önemli katkılar sağlanabileceği gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır. Bu çabalar bir yandan mevcut kooperatifçilik uygulamalarının yasal ve kamusal yaklaşımının eksik kalan yönlerinde yoğunlaştırılırken, diğer yandan pratikte kooperatif öncülerinin yapabileceği , becerebileceği hususlarında bulunduğu unutulmamalıdır. Bu hususlar ana çizgileriyle aşağıdaki şekilde özetlenebilir :
ü Kooperatifler özel bir firma değildirler. Onların amacı kar azamileştirmesi değil, sıfır karlılık civarında ortaklarına en uygun hizmeti sunabilmektir. Kooperatiflerin mal ve hizmet sunumu ile mal ve hizmet istemi, ortaklarının mal ve hizmet arz/talepleri birbirleriyle uyumlu olmak zorundadır. Kooperatif işletmelerden bunun ötesinde arz ve talep yaratmaları beklenmemelidir. Ayni zamanda kooperatiflerin arz ve taleplerinin desenleri, ortaklarının arz ve talep desenlerinin nitelikleri ile uyumlu olmalıdır. Bu özelliklerinde dolayı kooperatif işletmeler, diğer firmalar gibi kar düzeyleri yüksek faaliyet alanlarına kolaylıkla kayamazlar. Onlar, çok küçük arz ve talep birleştirerek, insanların pazar karşısındaki zayıflıklarını kuvvetlendirirler. Yani kooperatiflerde ekonomik amaç yanında sosyal amaçta ağırlık kazanmaktadır. Bu nedenle kooperatifler vergi ve destekleme politikalarında diğer kapitalist firmalarla ayni kefeye konmamalıdır.
ü Türkiye’de kooperatifler/birlikler ile ilgili farklı yasalar bulunmaktadır. Bu çeşitlilik ortadan kaldırılmalıdır. Kooperatifler, temel bir kooperatifçilik yasası çerçevesi içine alınmalı, özellik arzeden sektörler için ek düzenlemeler bu yasa çerçevesi içinde çözümlenmelidir. Bu yasa, uluslararası kooperatifçilik ilkelerini ülke gerçeklerini özümletecek şekilde demokratik kooperatifçiliğin kurulmasında ve gelişmesine olanak vermelidir.
ü Kooperatiflerin finans sorununu çözümleyici önlemler geliştirilmeli, tüm sektörlerdeki kooperatifleri kapsayacak bir kooperatifler bankası sistemi oluşturulmalıdır.
ü Tarım ürünlerinin/girdilerinin alımı, işlenmesi, satımı, ithalatı ve ihracatı konusunda kooperatiflere öncelik veren politikalar geliştirilmeli.
ü Tüm sektörlerde kooperatif örgütlenmeyi başarıya ulaştıracak gönüllü, mesleki yönden yetişmiş dürüst ve inançlı kooperatif öncülerinin yetiştirilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır.
ü Her kesimde kooperatiflerin “birim-bölge- merkez birlikleri” şeklinde örgütlenmeleri konusunda ısrarlı olunmalıdır. Ayrıca kooperatiflerarası tamamlayıcılık ve ticaret üzerinde durulmalıdır.
ü Kooperatiflerarası ticareti geliştirmek için “toplama-taşıma-dağıtım” hizmetlerini yerine getirebilecek düzenlemeler üzerinde durulmalıdır.
ü Kooperatiflerde verilecek ticari hizmetlere özen gösterilmelidir. Kooperatiflerin rekabetçi bir düzen içinde görev yaptıkları unutulmamalıdır. Kooperatiflerin müşterisi ortağı bile olsa, kendisine verilen ticari hizmetten memnun kalması sağlanmalıdır. Bu konuda kapitalist firmalardan geri kalınmamalıdır. Burada kooperatiflerin alım-satım işlerinde çalışanların rolü çok önemlidir. Gelecek hırsı olan, bürokrat zihniyetli kişiler kooperatiflerin başarı şansını yok edebilirler.
ü Her kooperatifin, özellikle kırsal alandaki kooperatiflerin, belirli mal ve hizmet alanında uzlaşması konusunda çaba gösterilmelidir. Daha sonra kooperatiflerin bu özelliklerine uygun olarak birbirlerini tamamlayıcı şekilde çalışmaları sağlanmalıdır. Kooperatiflerin faaliyet göstereceği coğrafi alan, onun ekonomik ölçek ekonomisine göre çalışabileceği genişlikte olmalıdır. Ya da birim kooperatifler, ilçe/il, bölge hatta ulusal düzeydeki projeler etrafında örgütlenmeleri, bu projelerin ekonomiye sokulmasına katılmaları üzerinde durulmalıdır.
ü Kooperatifler için “olmazsa olmaz” özelliği taşıyan bir başka hususta “kooperatif muhasebesi”dir. Kooperatif içindeki tüm ekonomik faaliyetleri giriş-çıkış hesaplarının sağlıklı bir şekilde izlenmesini sağlayabilecek bir muhasebe düzeni kurulmalıdır. Özellikle ortakların kooperatifle yaptıkları alış-verişleri, kooperatifin ürettiği mal ve hizmetlere yapılan emek-sermaye- girdi katkılarının muhasebe kayıtlarında ayrıntılı bir şekilde izlenebilmelidir.
ü Ortağın kooperatifte hakkının korunduğu inancı çok önemlidir. Ortağının güveni kalmayan kooperatiflerin yaşama şansı bulamayacağı hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.
Bu konuyu bitirmeden önce , daha önce değinilmiş olsa da, şu hususları tekrarlamakta fayda umulmaktadır .
Ø Kooperatif harekete gönüllü ve içtenlikli katılım ihmal edilmemelidir;
Ø Temel amaç kooperatiflerin demokratik esaslara göre çalıştırılması olmalıdır. Demokratik kooperatifçilik salt yasalara bazı maddeler koymakla olmaz. Önemli olan onun gelişip sağlamlaşması, mevcut sosyo ekonomik yapı içinde kökleşmesidir. Demokratik kooperatifçiliğin kendine özgü bir yapısı vardır. Bu yapı gönüllü katılım ve ortak çalışma ile kendi dokusunu oluşturur. Böyle bir kooperatif ayni zamanda bir yoldur, bir okuldur. Bu yolda, bu okulda küçük üreticiler, emekçiler, tüketiciler, vb.. kendi sosyo-ekonomik varlığının bilincine varırlar.
Ø Kooperatiflerde demokrasi, orada çalışan insanların ellerinde büyür ve başarıya ulaşır.
Ø Kooperatif demokrasisinde ortaklar, kendi sorunlarını ortak bir platformda konuşarak, tartışarak bizzat çözümünü de kendileri üretir. Kooperatifin gelişmesinde en önemli etken, atılan her adımda yapılanları değerlendirmek ve özeleştirisini yapmaktır. Şayet sorunların çözümleri araştırılırken yapılan hatalar sorgulanmazsa, eleştirisi yapılmazsa gelişme kaydedilemez. Kooperatif demokrasisinin en önemli özelliği de bu eleştirilerin niteliği ve sürekliliğidir.
Ø Kooperatif ortaklarının yönetime ve kararlara katılımının sağlanması konusunda her türlü çaba gösterilmelidir. Bu katılım kooperatif demokrasisinin gelişmesi ile doğrudan ilişkilidir. Aktif katılım ne kadar çoğalırsa kooperatif demokrasisi de o denli sağlıklı olur. Kırsal alandaki kooperatiflerin yaşamsal sorunu , kooperatif demokrasisinin gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlayabilmektir. Kooperatif demokrasisinin sürekliliği ise çalışanların ekonomiye, kültürel oluşuma ve devlet yönetimine aktif olarak katılımları ile anlamını bulur. Bu durumun ön koşulu ise kooperatif demokrasisinin hayata geçirilmesinin süreklilik kazanmasıdır.
[1] Bu yazı 1980’li yıllarda yazılmış. Eski dosyalarımı imha ederken çıktı karşıma. İçeriğini fazla dokunmadan bazı güncel yenileşmeleri ekleyerek yayınlamaya karar verdim (A.Ç).