Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN
Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi
Makro ekonomi, 1929 Büyük Dünya
Krizi sonunda ortaya çıkmış ve ekonominin genel denge koşullarını irdeleyen bir bilim dalıdır. Başlıca ilgi alanları, ulusal
gelir ve gelirin adil bir şekilde dağılımı, fiyatlar
genel düzeyinde istikrar, istihdam,
ekonomik büyüme ve kalkınma , ekonomik
dalgalanmalar, vb.. dir.
Kooperatif girişimler aslında
mikro ekonominin ilgi alanı içindedir. Ancak diğer mikro ekonomik birimler
gibi, “ne, ne kadar, nasıl, kimin için
üretilecek” sorusunun yanıtını ararken,
bünyesindeki kaynakları etkili ve tam kullanarak, makro ekonomik
dengelerin kurulmasında önemli rol oynar.
ULUSAL GELİRİN
OLUŞUMUNA KOOPERATİFLERİN KATKISI
Ulusal gelir kavramından daha
çok, aksine bir açıklama olmadığı süresince GSYİH (gayri safi yurt içi hasıla)
anlaşılacaktır. GSYİH, ekonominin tüm
sektörlerinde (tarım, sanayi, hizmet) bir yılda üretilen nihai mal ve hizmetler
toplamıdır. Bir ölçüde ekonomide toplam arzı temsil eder. Bu arzın oluşmasında,
ülkelere ve sektörlere göre değişmekle
birlikte kooperatif girişimlerin önemli katkıları vardır. Örneğin
dünyanın en büyük ilk 300
kooperatifin yıllık ticari işlem hacmi, dünyanın 10. Büyük ekonomisi Kanada’nın
ulusal gelirine eşittir. GSYİH’ya kooperatiflerin katkısı Kenya’da % 45, Yeni Zelanda’da % 22 civarındadır. Örneğin Avrupa’da tarımsal kooperatifler,tarım-gıda endüstrilerinde, UE-25’lerde
% 50’sinden fazlasını, ( ve UE-15’lerde % 60’dan fazlasını) temsil
etmektedirler[1].
ULUSAL GELİRİN
BÖLÜŞÜMÜNE KOOPERATİFLERİN KATKISI
İşletmeler, “neyi ne kadar ve
nasıl üretecekleri “ sorusunun cevabını piyasadan satın aldıkları girdilerin ve
sattıkları ürünlerin fiyatlarını dikkate alarak hesaplarlar. Piyasada bir
ürünün satılması, yani fiyatının oluşması da “ürününün kimin için üretildiği”
sorusunun yanıtını da içinde taşır. Bu
bakımdan ekonomideki bölüşüm teorisi, daha işletme düzeyinde üretim
gerçekleşirken üretim faktörleri
arasında aşağıdaki şekilde dağıtılmaktadır :
Şekil 1 : Üretimin fonksiyonel
paylaşımı
|
Ø
Üretim faktörleri
|
Emek
|
Toprak
|
Sermaye
|
Girişimcilik
|
|
Ø
Faktör
geliri
|
Ücret
|
Rant
|
Faiz
|
Kar
|
Yani üretilmiş ve piyasaya
sunulmuş mal ve hizmetlerin talebini faktör gelirleri ,
“ücret+rant+faiz+kar”’ların toplamı olan Milli Gelir oluşturmaktadır. Milli gelirden bazı vergiler
düşüldükten ve bazı transfer ödemeleri
(örneğin emekli maaşları,vb..) düşüldükten sonra kalan ulusal gelir, ya
da “harcanabilir gelir” toplam talebi oluşturmaktadır. Klasik anlamda makro ekonomik dengenin
sürdürülebilir olması için “Toplam gelirlerle, toplam harcamaların” eşitlenmesi
gerekir.
Salt sermayeye kar arayan
kapitalist girişimcilik tipinin hakim olduğu ekonomilerde, emek dışı gelirler,
yeterince harcanamadığı için, önce ekonomide mal fazlalıkları ortaya çıkmış
(1929 Büyük Bunalımın temel nedeni) , “tüketilmeyen mal üretilmez” realitesi ile işsizliğin temel nedenini
oluşturmuştur. Bunu sonucunda Makro ekonomi teorisi geliştirilmiş ve ekonomide
talebi canlandıracak Devlet harcamaları
sokularak durum aşılmaya çalışılmıştır. 2008 Bunalımının temel nedeni ise,
yine ekonomide üretilmiş üretimin karşılıkları
olan, başta kar olmak üzere, emek dışı
gelirlerin harcanamaması, finans sistemi içinde dünya reel üretimini 3-4 katını katlamış durumda[2]
olan finans kapitalin varlığı teşkil etmektedir. Böylece “klasiklerin tüketilmeyen mal
üretilmez” özdeyişine benzer yeni bir ek kavram ortaya çıkmıştır : “harcanmayan
gelir ekonomiyi bunalımlara taşır”. Çünkü bunun nedeni “Kar güdüsü” ile
üretimini planlayan girişimlerin gelirlerinin büyük çoğunluğunun bankalarda
birikmesi ve bunların toplam talebe
katılmasındaki güçlükler 2008 ekonomik bunalımının doğmasının başlıca nedenidir.
Son onlu yıllarda, bankacılık sistemi bu “fazla” yı insanlara ve dünyaya dağıtmak için önemli
uygulamalar yapmaktadır. Ancak, bu “fazlalar” dünyanın azgelişmiş bölgelerine
ve tüketici kredileri olarak toplumun geniş kesimine yayılsa da şekil 1’de
özünü vermeğe çalıştığımız bölüşüm sisteminin gelecekte benzer bir krizi
tetiklemesi büyük bir olasılıktır.
Buna karşılık kooperatif
işletmelerin “birincil öğesi olan aile işletmeleri” yatırımlarını, kendi
emeğini ve sermayesini (toprak dahil) değerlendirecek şekilde planlayacağından,
sahip olduğu faktörlerinin gelirini enyükseklemeye çalışacaklardır. Bu
işletmeler, ortak bir proje
etrafında piyasa sistemi içinde
kooperatifleri ile girdiklerinde
pazardan elde ettikleri geliri risturn kurallarına göre bölüşeceklerdir.
Risturn kuralının özü de, “her ortağın kooperatifle yaptığı işlem üzerinden pay
alması”dır. Böylece kooperatif sistemi içinde çalışan işletmelerde, amacı
ve fonksiyonu “finans kapital”’den farklı olan
yeni bir sermaye türü oluşacaktır : Kooperatif sermaye[3] .
Özetle kooperatif işletmeler, üretimlerini, dolayısıyla gelirlerini kar
endeksli değil “ortaklarının ihtiyaçlarına endeksli planlayacaklarından[4],
ekonomide harcanamayacak gelirler birikmeyecek, dolayısıyla 2008 gibi krizlerin
doğma riski azalabilecektir.
FİYAT İSTİKRARINA KOOPERATİFLERİN
KATKISI
Bilindiği gibi serbest ekonomi
koşullarında fiyatlar, piyasaya sunulan
mal miktarı ile piyasada talep edilen mal miktarları fonksiyonlarının kesişmesi sonucunda oluştuğu
açıklanır. Fiyatlar genel seviyesi de ulusal düzeyde toplam arzla
toplam talebin kesişmesi sonucunda oluştuğu kabul edilir. Ulusal düzeyde
toplam arz genellikle GSYİH’la , toplam
talepte “harcanabilir gelirle” temsil edilebilir. Toplam talep genellikle
“tüketim harcamaları+ yatırım harcamaları+ devlet harcamaları+ net ihracat”
şeklinde ifade edilebilir.
Genellikle ekonomideki istikrar fiyatlar genel düzeyi izlenerek
takip edilir. Fiyatlar genel düzeyinin yükselmesi, toplam talebin arttığını,
buna karşılık toplam arzın azaldığı anlamına gelir. Fiyatlar genel düzeyi ülkemizde
TÜFE ve ÜFE’ler arcılığı ile izlenir.
Kooperatif girişimlerin ortaya
çıkış nedenlerinin en önemlisi, kurucu üyelerinin ürettiği mal ve hizmetlerin,
ve/veya sahip olduğu üretim faktörlerinin (emek,sermaye,vb..) piyasadaki
fiyatlarının düşük olması ya da piyasadan satın aldıkları mal ve hizmetlerin
pahalı olmasıdır. O nedenle kooperatif girişimler piyasalara, sattıkları veya
satın aldıkları mal ve hizmetlerin fiyatlarını kendi lehlerine çevirmek için
faaliyetlerini programlarlar. O nedenle kooperatif girişimler, piyasalarda adil
fiyat oluşmasının, fakirlikle mücadele edilmesinin en önemli araçlarıdır. Hatta
enflasyonla mücadelede en önemli piyasa aracıdır.
Kooperatiflerin etkili olduğu
alanlarda, fiyatlar önemli ölçüde istikrar kazanmıştır : Örneğin Batı Avrupa
ülkelerinde tarım ürünleri fiyatları; Hollanda’da tarım sektörü piyasasında
kooperatiflerin payı % 83’dür.
KOOPERATİFLERİN İSTİHDAMA
KATKISI
Ekonominin önemli sorunlarından
biri kaynakların tam ve etkili kullanımı sorunudur. İnsan, ekonomide hem bir
kaynak, hem de nihai mal ve
hizmetlerin kullanıcısıdır. O
nedenle insan, ihtiyaçlarını
karşılayabilecek mal ve hizmetlerin finansman kaynağını karşılayabilmesi için
başta kendi işgücü olmak üzere, sahip
olduğu üretim faktörlerini işlendirmek durumundadır. İstihdam kavramından daha
çok işgücünün ekonomik birimlerde
çalışması anlaşılır. İşsizlik günümüz dünyasında çok önemli bir sorun olarak toplum içinde yer
almaktadır. Bir taraftan teknolojinin gelişmesi, emek yerine ikame edilebilecek
yeni alet ve ekipmanın çoğalması, ekonomide “birikmiş finans kapitalin
fazlalığı, işsizliğin boyutunu sürekli artırmaktadır. Dünya nüfusunun yarısının geçiminde
kooperatiflerin payı vardır[5]. Dünya düzeyinde kooperatiflerin doğrudan
istihdam ettiği insan sayısı 100 milyonu aşmaktadır. Kooperatifler, ekonominin her alanında
istihdam yaratmaktadırlar. Son onlu
yıllarda, salt kendi işgücünü değerlendiren insanların kurdukları kooperatifler
ilgi çekmektedir. Fransa’da “İstihdam
Yaratma Kooperatifleri” olan SCOP’lar, İspanya’da Mondragon Kooperatifleri
bunun tipik örnekleridir.
37 Avrupa ülkesinde 160 bin
civarındaki kooperatiflere 123 milyon insan
ortaktır. Bu kooperatifler, 5,4 milyon işçi istihdam etmektedirler.
Kooperatiflerin istihdam ettiği işçilerin aktif nüfusa oranı, İtalya’da % 5 ve
Fransa’da % 3,5 civarındadır[6].
EKONOMİK BÜYÜMEYE VE KALKINMAYA
KOOPERATİFLERİN KATKISI
20. yüzyılın son çeyreğinde,
ekonominin küreselleşmesi sırasında,
kırsal dönüşümün hızlanması,
tarımsal nüfusun azalması, finans ekonomisinin kozmopolitliği, GATT’ın bir uzantısı olan Dünya Ticaret
Örgütü’nün , Avrupa Birliği’nin
düzenlemeleri , toplumda ve ekonomide oluşmuş bir çok yakın-akraba
dayanışmalarını kökten yıkıma doğru sürüklemiştir. Giderek kalkınmanın öz değerlerinin orijinalitesi ve iradesi dış güçlere doğru kaymıştır.
Toplumlara uygun kalkınma kavramı
ile, uluslar arası güçlerce önerilen kalkınma modelleri arasında bir terslik
görülmektedir. Kooperatifler, kendi toplumlarını, kültürlerini, beşeri ve ekonomik değerlerini temsil eden güçlerin
ve iradenin kökleşmesine ve yeni kaynaklar üretilmesine katkıda bulunabilen,
kısacası “topluma maddi ve manevi zenginlik” katabilen çağdaş girişim
vizyonudur.
Kooperatifler bugün, rekabetçi piyasalarda temsil edilmekte
ve oldukça önemli pazar paylarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Onlar, sağlık,
girişimlere hizmet, eğitim veya konut alanlarında oldukça yaygın ve
güçlüdürler. Niteliğine göre kooperatifler, girişim değerleri ile toplumsal
amaçlar arasında ideal bir denge kurmayı
başarmışlardır[7].
Kooperatiflerin
kalkınmaya etkisi üç başlık altında özetlenebilir : ekonomik etkinliği artırma,
girişimcilik okulu ve sosyal sermayeyi geliştirme.
Ekonomik
etkinlik :
Kooperatifler,
aksiyonerlerin belirli bir amacını maksimizasyonu üzerine değil, belirli bir
ihtiyacını karşılamak için kurulduklarından, piyasanın daha iyi bir etkinlikte
çalışmasına katkıda bulunurlar. Tüketim kooperatifleri üyelerine (ve herkese
açık ve gönüllü giriş ilkesiyle tüm topluma) mal ve hizmetleri mümkün en düşük
maliyetle sunma misyonuna sahiptirler. Böylece üyelerin talep ettiği fiyat ile
maliyet fiyatı her zaman birbirine çok yakındır; yaratılan fazla ya kooperatif içinde yeni bir yatırıma ya da
üyelere veya topluluğa geri ödenir. Yüksek bir karlılıkla çalışma isteği ,
tüketim kooperatifleri için hiçbir zaman haklı değildir; çünkü üyeler kooperatif iyeliği aracılığı ile hem bu
girişimin sahipleri ve hem de bu girişimin konusu olan mal ve hizmetlerin
kullanıcılarıdır. Alınan hizmetler üzerinden gerçekleştirilecek olan kar, yıl
sonunda ortaklarına geri verilecektir. Tüketim kooperatifleri sayesinde, ayni
sektörde çalışan diğer girişimlerin çok yüksek fiyatlar istemesine izin
verilmemiş olacaktır.
Kooperatifler bir girişimcilik okuludur :
Kooperatifler ayni zamanda kolektif
girişimcilik içinde yer alarak kalkınmaya katkıda bulunurlar. Kooperatifler,
insanların kendi kalkınmasını eline alması için onları bir araya getiren bir
kimliğe sahiptir. Kooperatifler, bir çoğu yeniden canlandırılmış, geleneksel
piyasa yoluyla tatmin edilen ihtiyaçların bir kısmını (yeterince tatmin
edilemeyenleri) değiştirerek ve kendi iyeliğinde hizmetleri geliştirme yerleri oluştururlar;
çünkü üyelerinin önemli bir kısım ihtiyaçlarından başlayarak kendi etkinliğini
ortaya koyar. Örneğin Québec’te,
geleneksel girişim tipinin iki katını
aşan, üyelerini daha iyi yaşam koşulları yaratan sağlam yapılı ve ciddi
kooperatif girişimler, eyaletin dört
yanını yayılmış bulunmaktadır (Ministere de l’Industrie et du Commerce,1999)[8].
Kooperatifler, kentsel ve kırsal yaşam koşullarının iyileştirmelerinin en önemli
araçlarıdır.
Kooperatifler
, sosyal sermayenin yaratıcılarıdır :
Kısaca kooperatifler, sürdürülebilir
kalkınmanın önemli dinamiği olan, sosyal sermaye olarak adlandırılan olgunun gelişmesine katkıda bulunurlar.
Sosyal sermaye, gönüllü bir sosyal düzenlemenin
bir yolu olarak tanımlanabilir[9].
Örneğin amacı , insanların çok hızlı yer değiştirmesine imkan verecek bir proje
içinde,yollar, köprüler, otomobiller,vb… gibi fiziki sermayeye;
bunların kapasitelerine harekete geçirecek mekanizmayı kullanmayı ve
tanımayı,vb… bilen insan unsurunu öne çıkaran beşeri sermayeye; trafik kuralları, nezaket kuralları,vb..
düzenleyen yasalara saygılı toplumsal kuralları düzenleyen sosyal sermayeye ihtiyaç vardır.
“kooperatifler, bir sosyal sermaye
üreticisidirler ”. “Sosyal sermaye, toplumsal bağlantıyı koruyan görünmez bir
yapıştırıcı gibidir. Bu bağlantı, toplumu teşkil eden sosyal grupları ve onlar
arasındaki ilişki ağını oluşturan kişiler arasındaki güvene dayanır.
Kooperatif, kişiler arasındaki güven üzerine ve toplumsal bağlantı üzerine
temellendirilmiş bir şirket tipidir ve
o, üyeleri adına işleri yapan bir girişimdir…”[10]
Fiziki, beşeri ve
finansal sermayeleri olan kalkınmanın diğer geleneksel kaldıraçlarının kombine
edilişinde kooperatif, kalkınma araçlarının herkesle temasını sağlar.
Dinamik
girişimcilik yoluyla kooperatifler, bireylerin ve toplumların işgörme
kapasitelerini iyileştirir. Kendilerine özgü yapısıyla, toplumların sosyal
sermayesini geliştirirler. Kooperatif misyonu ile, piyasa dinamiklerinin güçlü
düzenleyicileridirler. Kalkınma üzerinde kooperatiflerin etkinliği, kooperatif girişimler kooperatif değer ve
ilkelerine göre yönetilirlerse, daha iyi
betimlenebilecek sonuçlar üretirler. Bunların tipik örnekleri, son dünya
krizsinde Çin, ABD ve Fransa gibi ülkelerde gözlemlenmiştir. Özellikle finans ortamının
tetiklediği krizden en sağlıklı şekilde “kooperatif finans kuruluşları”
çıkmıştır[11].
KOOPERATİF GİRİŞİMLER EKONOMİK KRİZLERE ÇARE OLABİLİR Mİ ?
Ekonomik bunalım, bir ülkede ya da tüm dünyada ekonomik
etkinliklerin durgunlaşması, gerilemesi ve bununla koşut olarak işsizliğin
artması olayı olarak tanımlanabilir. Tarihi süreç içinde pek çok ekonomik bunalımlar
yaşanmıştır : Ancak 1929, 1979 ve 2008 bunalımları, ekonomiye yön
değiştirten bunalımlardır. 1929 bunalımı sonucunda kapitalist bunalımı
çözümleyecek bir Keynes yaklaşımıyla “makro ekonomik teori” devreye girdi. 1979 ekonomik bunalımı, dünya ekonomisinde büyük kırılmalar yaşanmasına
sebep oldu . 2008 bunalımı ise hala sürekliliğini koruyor. Ekonomik bunalımları tek nedene bağlamak
mümkün değildir . Ancak tarihi gelişim içinde değerlendirildiğinde krizin
nedenlerini şu başlıklar altında
toplamak mümkündür:
ü
Üretim ve sermaye belirli ellerde
yoğunlaşmıştır. Ekonomiye tekeller egemen duruma girmiştir. Nitekim Dünya dış
ticareti birkaç yüz çok uluslu şirketlerin kontrolündedir.
ü
Kapitalist modelinin yapısından kaynaklanan
bölüşüm sonucunda emek –dışı gelirler
harcanamadığı için likit sermaye fazlalığı dünya reel üretimini 3-4 misli katladığı
ifade edilmektedir. Finans kapitalle, tekelci sanayi üretiminin birlikte
hareket etmeleri bile bu fazla likit finans kapitali eritememiştir. Bunun en
tipik örneklerini araba, konut pazarlama örneklerinde görebilirsiniz.
ü
Likit sermaye ihracı, fiziki mal ihracatının
önüne geçmiş durumdadır. Örneğin, Türkiye’nin tütün ve pamuk üretimi, dışarıdan
ithal edilen finans kapitalle bitirildi. Ayrıca son on yıldır bireylerin ve
ulusların borçlandırılmasına dayanan finansal kredileme, borçlanan bireylerin
ve ulusların ekonomilerini bitirebilecektir.
ü
1979 bunalımı sonrasında başlayan ,
“IMF-DB-DTÖ” işbirliği şeklinde
uluslarüstü sermaye gruplarınca
yönlendirilen döviz sıkıntısı çeken ulusların ekonomilerini yeniden yapılandırma
politikası ile, bir yandan ulusal ekonomi kuruluşları uluslararası tekellere
devredildi; yabancı sermayenin,
gelişmekte olan ülkelere kolayca girmesinin hukuki altyapısı hazırlandı.
ü
Alternatif bir ekonomi olan SSCB’nin uyguladığı
ekonomi modelin başarısızlığı ile, kapitalist ekonomi, küreselleşme rüzgarını
da arkasına alarak dünyayı kendi pazarı
haline getirdi[12].
Bütün bu oluşumlara karşı 2008 ekonomi krizi önlenemedi ?
Acaba neden ?
İşte burada makro ekonomik sorunu ile bölüşüm olayını tekrar
değinmekte yarar var. Ayrıntılara girmeden şunlar söylenebilir :
Ø
Yatırımını salt
sermayeye kar getirecek şekilde planlayan kapitalist işletmelerde, emeğe
verilen ücretle, emek dışı faktörlere yapılan ödemeler arasında büyük bir eşitsizlik var. Örneğin, dünya
nüfusunun beşte birinden az nüfusa sahip 8 gelişmiş ülkenin, dünya gelirinden
aldığı pay % 70’ler civarındadır. Örneğin Türkiye’de nüfusun beşte dördüne yakını emek gelirleri
ile geçinirken, emeğe ödenen pay ulusal gelirin üçte birleri civarında
seyretmektedir.
Ø
Öte yandan
makro-ekonomik dengenin
sürekliliği için “toplam gelirler ile toplam harcamaların” kuramsal
olarak eşitlenmesi gerekirken, pratikte bu denge kurulamıyor.
Ø
Bunun için ekonomiye , üretimi, karlılık
eksenine göre değil de, “insan ihtiyaçlarına göre planlayan” yeni bir işletme
tipinin egemen olması gerekir : kooperatifler.
Ø
Kooperatifler,
yoluyla elde elden gelirler, insan ihtiyacını karşılayan gelirlerdir.
Ayrıca, kooperatif girişimin hesap dönemi sonunda elde ettiği fazlaların bir kısmı yeni
yatırımlar ve sosyal sermaye için kooperatif bünyesinde kalacağından ve bir
kısmı da ortaklara risturne edileceğinden, kooperatif sektörde elde edilen
gelir ile harcanan gelirler arasında bir dengesizliğin olmayacağı varsayılabilir.
Böyle bir ekonomide, reel ulusal gelir
ile, harcanabilecek ulusal parasal gelir
sürekli birbirini dengeleyeceğinden,
bankalarda harcanamayacak
fonların aşırı fazlalaşmasının önü alınmış olacaktır. Kooperatif
işletmelerin
egemen olduğu ekonomilerde krizin daha yumuşak
geçtiğinin işaretleri görülmektedir.
Nitekim, COOPFr Başkanı, kriz döneminde kooperatifleri en iyi değerlendirebilen
üç ülkeyi şöyle sıralamıştır : Çin, ABD ve Fransa[13].
SONUÇ
Sonuç olarak, kooperatif
işletmeler, makro ekonomik açıdan bir ülkede önemli işlevler üstlenmektedirler
. Bunları şöylece özetlemek mümkündür :
ulusal gelirin oluşumuna ve bölüşümüne katkı sağlarlar; işsizlik sorunlarını
çözümlemede, pahalılığı (enflasyonu) önlemede, ekonomik büyümeye ve kalkınmaya
özel katkı sağlar. Küreselleşen dünyada yerel kaynakları koruma,
geliştirme ve onları ekonomiye sokma
gibi üstünlüklere sahiptir.
Bunun yanında refahın topluma
yayılması, yaşam ortamlarının iyileştirilmesi,
toplumsal bağların güçlendirilmesi ve dayanışma ruhunun gelişmesi, toplumun sanat ve kültür ihtiyaçlarının
karşılanması gibi toplumsal katkıları da
bulunmaktadır.
Dr. Ayhan ÇIKIN
Milas, 2012
[1] Eduardo BAAMONDE NOCHE, Les Coopératives des Agricultures en Europe
Commun, Madrit, 2005, (rapor)
[3] Ayhan
ÇIKIN, “Kooperatif sermaye” oluşturmak, http://blog.milliyet.com.tr/-kooperatif-sermaye--olusturmak/Blog/?BlogNo=419711
[4]
Michel Lafleur,
Les coopératives au coeur du développement durable, in:
Encyclopédie de L'Agora ,
[7]
Roger NIFLE, Une nouvelle
vision pour les coopératives, Mars 1995 (file:///Macintosh
HD/Documents/SERVEUR-COH/SITCOM/TEXTES/DOCUMENT/coope.html (1 sur 5)
[1/05/2001]
[9]
Programme des Nations Unies pour le
développement, 1994, p.18( akt: M. Lafleur, agm.)
[10]
Rodrigez,1999, ACI Dönemi Başkanı ( akt:
M. Lafleur, agm.)
[11]
Iain Macdonald, “Kooperatiflerin Geleceği”,
Genel Müdür, Uluslararası Kooperatifler
Birliği(ICA), 16 Ocak 2010, Izmir, Turkey
[12]
Lev Leontiev, Marksist Ekonomi Politiğin İlkeleri, Çev. Kenan Somer, Sol
Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 1976, s. 80-81









