31 Aralık 2013 Salı

MAKRO EKONOMİ AÇISINDAN KOOPERATİF GİRİŞİMLER


Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN
Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi

Makro ekonomi, 1929 Büyük Dünya Krizi sonunda ortaya çıkmış ve ekonominin genel denge koşullarını  irdeleyen bir bilim dalıdır.  Başlıca ilgi alanları,  ulusal gelir ve gelirin adil bir şekilde dağılımı,  fiyatlar genel düzeyinde istikrar,  istihdam, ekonomik büyüme ve kalkınma , ekonomik  dalgalanmalar, vb.. dir.
Kooperatif girişimler aslında mikro ekonominin ilgi alanı içindedir. Ancak diğer mikro ekonomik birimler gibi, “ne,  ne kadar, nasıl, kimin için üretilecek” sorusunun yanıtını ararken,  bünyesindeki kaynakları etkili ve tam kullanarak, makro ekonomik dengelerin kurulmasında önemli rol oynar.
ULUSAL GELİRİN OLUŞUMUNA  KOOPERATİFLERİN KATKISI
Ulusal gelir kavramından daha çok, aksine bir açıklama olmadığı süresince GSYİH (gayri safi yurt içi hasıla) anlaşılacaktır.  GSYİH, ekonominin tüm sektörlerinde (tarım, sanayi, hizmet) bir yılda üretilen nihai mal ve hizmetler toplamıdır. Bir ölçüde ekonomide toplam arzı temsil eder. Bu arzın oluşmasında, ülkelere  ve sektörlere göre değişmekle birlikte kooperatif girişimlerin önemli katkıları vardır.  Örneğin  dünyanın  en büyük ilk 300 kooperatifin yıllık ticari işlem hacmi, dünyanın 10. Büyük ekonomisi Kanada’nın ulusal gelirine eşittir.  GSYİH’ya  kooperatiflerin katkısı Kenya’da  % 45, Yeni Zelanda’da % 22 civarındadır.  Örneğin Avrupa’da tarımsal kooperatifler,tarım-gıda endüstrilerinde,  UE-25’lerde  % 50’sinden fazlasını, ( ve UE-15’lerde % 60’dan fazlasını) temsil etmektedirler[1].
ULUSAL GELİRİN BÖLÜŞÜMÜNE KOOPERATİFLERİN KATKISI
İşletmeler, “neyi ne kadar ve nasıl üretecekleri “ sorusunun cevabını piyasadan satın aldıkları girdilerin ve sattıkları ürünlerin fiyatlarını dikkate alarak hesaplarlar. Piyasada bir ürünün satılması, yani fiyatının oluşması da “ürününün kimin için üretildiği” sorusunun yanıtını da içinde taşır.  Bu bakımdan ekonomideki bölüşüm teorisi, daha işletme düzeyinde üretim gerçekleşirken  üretim faktörleri arasında aşağıdaki şekilde dağıtılmaktadır :
Şekil 1 : Üretimin fonksiyonel paylaşımı
Ø      Üretim faktörleri
Emek
Toprak
Sermaye
Girişimcilik
Ø      Faktör  geliri
Ücret
Rant
Faiz
Kar

Yani üretilmiş ve piyasaya sunulmuş mal ve hizmetlerin  talebini  faktör gelirleri , “ücret+rant+faiz+kar”’ların toplamı olan Milli Gelir  oluşturmaktadır. Milli gelirden bazı vergiler düşüldükten ve bazı transfer ödemeleri  (örneğin emekli maaşları,vb..) düşüldükten sonra kalan ulusal gelir, ya da “harcanabilir gelir” toplam talebi oluşturmaktadır.  Klasik anlamda makro ekonomik dengenin sürdürülebilir olması için “Toplam gelirlerle, toplam harcamaların” eşitlenmesi gerekir.
Salt sermayeye kar arayan kapitalist girişimcilik tipinin hakim olduğu ekonomilerde, emek dışı gelirler, yeterince harcanamadığı için, önce ekonomide mal fazlalıkları ortaya çıkmış (1929 Büyük Bunalımın temel nedeni) , “tüketilmeyen mal üretilmez”  realitesi ile işsizliğin temel nedenini oluşturmuştur. Bunu sonucunda Makro ekonomi teorisi geliştirilmiş ve ekonomide talebi canlandıracak  Devlet harcamaları sokularak durum aşılmaya çalışılmıştır. 2008 Bunalımının temel nedeni ise, yine  ekonomide üretilmiş üretimin karşılıkları olan,  başta kar olmak üzere, emek dışı gelirlerin harcanamaması, finans sistemi içinde dünya reel üretimini 3-4  katını katlamış durumda[2] olan finans kapitalin varlığı teşkil etmektedir.  Böylece “klasiklerin tüketilmeyen mal üretilmez” özdeyişine benzer yeni bir ek kavram ortaya çıkmıştır : “harcanmayan gelir ekonomiyi bunalımlara taşır”. Çünkü bunun nedeni “Kar güdüsü” ile üretimini planlayan girişimlerin gelirlerinin büyük çoğunluğunun bankalarda birikmesi  ve bunların toplam talebe katılmasındaki güçlükler 2008 ekonomik bunalımının doğmasının başlıca nedenidir. Son onlu yıllarda, bankacılık sistemi bu “fazla” yı  insanlara ve dünyaya dağıtmak için önemli uygulamalar yapmaktadır. Ancak, bu “fazlalar” dünyanın azgelişmiş bölgelerine ve tüketici kredileri olarak toplumun geniş kesimine yayılsa da şekil 1’de özünü vermeğe çalıştığımız bölüşüm sisteminin gelecekte benzer bir krizi tetiklemesi büyük bir olasılıktır.
Buna karşılık kooperatif işletmelerin “birincil öğesi olan aile işletmeleri” yatırımlarını, kendi emeğini ve sermayesini (toprak dahil) değerlendirecek şekilde planlayacağından, sahip olduğu faktörlerinin gelirini enyükseklemeye çalışacaklardır. Bu işletmeler,  ortak bir proje etrafında  piyasa sistemi içinde kooperatifleri ile girdiklerinde  pazardan elde ettikleri geliri risturn kurallarına göre bölüşeceklerdir. Risturn kuralının özü de, “her ortağın kooperatifle yaptığı işlem üzerinden pay alması”dır. Böylece kooperatif sistemi içinde çalışan işletmelerde,   amacı ve fonksiyonu “finans kapital”’den farklı olan  yeni bir sermaye türü oluşacaktır : Kooperatif sermaye[3] . Özetle kooperatif işletmeler, üretimlerini, dolayısıyla gelirlerini kar endeksli değil “ortaklarının ihtiyaçlarına endeksli planlayacaklarından[4], ekonomide harcanamayacak gelirler birikmeyecek, dolayısıyla 2008 gibi krizlerin doğma riski azalabilecektir.
FİYAT İSTİKRARINA KOOPERATİFLERİN KATKISI
Bilindiği gibi serbest ekonomi koşullarında  fiyatlar, piyasaya sunulan mal miktarı ile piyasada talep edilen mal miktarları  fonksiyonlarının kesişmesi sonucunda oluştuğu açıklanır. Fiyatlar genel seviyesi de ulusal düzeyde  toplam arzla  toplam talebin kesişmesi sonucunda oluştuğu kabul edilir. Ulusal düzeyde toplam arz  genellikle GSYİH’la , toplam talepte “harcanabilir gelirle” temsil edilebilir. Toplam talep genellikle “tüketim harcamaları+ yatırım harcamaları+ devlet harcamaları+ net ihracat” şeklinde ifade edilebilir.
Genellikle ekonomideki  istikrar fiyatlar genel düzeyi izlenerek takip edilir. Fiyatlar genel düzeyinin yükselmesi, toplam talebin arttığını, buna karşılık toplam arzın azaldığı anlamına gelir. Fiyatlar genel düzeyi ülkemizde TÜFE ve ÜFE’ler arcılığı ile izlenir.
Kooperatif girişimlerin ortaya çıkış nedenlerinin en önemlisi, kurucu üyelerinin ürettiği mal ve hizmetlerin, ve/veya  sahip olduğu  üretim faktörlerinin (emek,sermaye,vb..) piyasadaki fiyatlarının düşük olması ya da piyasadan satın aldıkları mal ve hizmetlerin pahalı olmasıdır. O nedenle kooperatif girişimler piyasalara, sattıkları veya satın aldıkları mal ve hizmetlerin fiyatlarını kendi lehlerine çevirmek için faaliyetlerini programlarlar. O nedenle kooperatif girişimler, piyasalarda adil fiyat oluşmasının, fakirlikle mücadele edilmesinin en önemli araçlarıdır. Hatta enflasyonla mücadelede en önemli piyasa aracıdır.
Kooperatiflerin etkili olduğu alanlarda, fiyatlar önemli ölçüde istikrar kazanmıştır : Örneğin Batı Avrupa ülkelerinde tarım ürünleri fiyatları; Hollanda’da tarım sektörü piyasasında kooperatiflerin payı % 83’dür.
KOOPERATİFLERİN  İSTİHDAMA  KATKISI
Ekonominin önemli sorunlarından biri kaynakların tam ve etkili kullanımı sorunudur. İnsan, ekonomide hem bir kaynak, hem de  nihai mal ve hizmetlerin  kullanıcısıdır. O nedenle  insan, ihtiyaçlarını karşılayabilecek mal ve hizmetlerin finansman kaynağını karşılayabilmesi için başta kendi işgücü olmak üzere,  sahip olduğu üretim faktörlerini işlendirmek durumundadır. İstihdam kavramından daha çok işgücünün  ekonomik birimlerde çalışması anlaşılır. İşsizlik günümüz dünyasında  çok önemli bir sorun olarak toplum içinde yer almaktadır. Bir taraftan teknolojinin gelişmesi, emek yerine ikame edilebilecek yeni alet ve ekipmanın çoğalması, ekonomide “birikmiş finans kapitalin fazlalığı, işsizliğin boyutunu sürekli artırmaktadır.  Dünya nüfusunun yarısının geçiminde kooperatiflerin payı vardır[5].  Dünya düzeyinde kooperatiflerin doğrudan istihdam ettiği insan sayısı 100 milyonu aşmaktadır.  Kooperatifler, ekonominin her alanında istihdam yaratmaktadırlar.  Son onlu yıllarda, salt kendi işgücünü değerlendiren insanların kurdukları kooperatifler ilgi çekmektedir.  Fransa’da “İstihdam Yaratma Kooperatifleri” olan SCOP’lar, İspanya’da Mondragon Kooperatifleri bunun tipik örnekleridir.
37 Avrupa ülkesinde 160 bin civarındaki kooperatiflere 123 milyon insan  ortaktır. Bu kooperatifler, 5,4 milyon işçi istihdam etmektedirler. Kooperatiflerin istihdam ettiği işçilerin aktif nüfusa oranı, İtalya’da % 5 ve Fransa’da  % 3,5 civarındadır[6].
EKONOMİK BÜYÜMEYE VE KALKINMAYA KOOPERATİFLERİN KATKISI
20. yüzyılın son çeyreğinde, ekonominin küreselleşmesi sırasında,  kırsal dönüşümün hızlanması,  tarımsal nüfusun azalması, finans ekonomisinin kozmopolitliği,  GATT’ın bir uzantısı olan Dünya Ticaret Örgütü’nün  , Avrupa Birliği’nin düzenlemeleri , toplumda ve ekonomide oluşmuş bir çok yakın-akraba dayanışmalarını kökten yıkıma doğru sürüklemiştir.  Giderek kalkınmanın öz değerlerinin  orijinalitesi ve iradesi  dış güçlere doğru kaymıştır.
Toplumlara uygun kalkınma kavramı ile, uluslar arası güçlerce önerilen kalkınma modelleri arasında bir terslik görülmektedir. Kooperatifler, kendi toplumlarını, kültürlerini, beşeri  ve ekonomik değerlerini temsil eden güçlerin ve iradenin kökleşmesine ve yeni kaynaklar üretilmesine katkıda bulunabilen, kısacası “topluma maddi ve manevi zenginlik” katabilen çağdaş girişim vizyonudur.
Kooperatifler bugün, rekabetçi piyasalarda temsil edilmekte ve oldukça önemli pazar paylarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Onlar, sağlık, girişimlere hizmet, eğitim veya konut alanlarında oldukça yaygın ve güçlüdürler. Niteliğine göre kooperatifler, girişim değerleri ile toplumsal amaçlar arasında ideal bir denge  kurmayı başarmışlardır[7].
Kooperatiflerin kalkınmaya etkisi üç başlık altında özetlenebilir : ekonomik etkinliği artırma, girişimcilik okulu ve sosyal sermayeyi geliştirme.
Ekonomik etkinlik :
Kooperatifler, aksiyonerlerin belirli bir amacını maksimizasyonu üzerine değil, belirli bir ihtiyacını karşılamak için kurulduklarından, piyasanın daha iyi bir etkinlikte çalışmasına katkıda bulunurlar. Tüketim kooperatifleri üyelerine (ve herkese açık ve gönüllü giriş ilkesiyle tüm topluma) mal ve hizmetleri mümkün en düşük maliyetle sunma misyonuna sahiptirler. Böylece üyelerin talep ettiği fiyat ile maliyet fiyatı her zaman birbirine çok yakındır; yaratılan fazla  ya kooperatif içinde yeni bir yatırıma ya da üyelere veya topluluğa geri ödenir. Yüksek bir karlılıkla çalışma isteği , tüketim kooperatifleri için hiçbir zaman haklı değildir; çünkü  üyeler kooperatif iyeliği aracılığı ile hem bu girişimin sahipleri ve hem de bu girişimin konusu olan mal ve hizmetlerin kullanıcılarıdır. Alınan hizmetler üzerinden gerçekleştirilecek olan kar, yıl sonunda ortaklarına geri verilecektir. Tüketim kooperatifleri sayesinde, ayni sektörde çalışan diğer girişimlerin çok yüksek fiyatlar istemesine izin verilmemiş olacaktır.
Kooperatifler  bir girişimcilik okuludur :
 Kooperatifler ayni zamanda kolektif girişimcilik içinde yer alarak kalkınmaya katkıda bulunurlar. Kooperatifler, insanların kendi kalkınmasını eline alması için onları bir araya getiren bir kimliğe sahiptir. Kooperatifler, bir çoğu yeniden canlandırılmış, geleneksel piyasa yoluyla tatmin edilen ihtiyaçların bir kısmını (yeterince tatmin edilemeyenleri) değiştirerek ve kendi iyeliğinde  hizmetleri geliştirme yerleri oluştururlar; çünkü üyelerinin önemli bir kısım ihtiyaçlarından başlayarak kendi etkinliğini ortaya koyar.  Örneğin Québec’te, geleneksel girişim tipinin  iki katını aşan, üyelerini daha iyi yaşam koşulları yaratan sağlam yapılı ve ciddi kooperatif girişimler, eyaletin  dört yanını yayılmış bulunmaktadır (Ministere de l’Industrie et du Commerce,1999)[8]. Kooperatifler, kentsel ve kırsal yaşam koşullarının iyileştirmelerinin en önemli araçlarıdır.
Kooperatifler ,  sosyal sermayenin yaratıcılarıdır :
 Kısaca kooperatifler, sürdürülebilir kalkınmanın önemli dinamiği olan, sosyal sermaye olarak adlandırılan  olgunun gelişmesine katkıda bulunurlar. Sosyal sermaye, gönüllü bir sosyal düzenlemenin  bir yolu olarak tanımlanabilir[9]. Örneğin amacı , insanların çok hızlı yer değiştirmesine imkan verecek bir proje içinde,yollar, köprüler, otomobiller,vb… gibi fiziki sermayeye; bunların kapasitelerine harekete geçirecek mekanizmayı kullanmayı ve tanımayı,vb… bilen insan unsurunu öne çıkaran beşeri sermayeye;  trafik kuralları, nezaket kuralları,vb.. düzenleyen yasalara saygılı toplumsal kuralları düzenleyen sosyal sermayeye ihtiyaç vardır.  “kooperatifler, bir sosyal sermaye üreticisidirler ”. “Sosyal sermaye, toplumsal bağlantıyı koruyan görünmez bir yapıştırıcı gibidir. Bu bağlantı, toplumu teşkil eden sosyal grupları ve onlar arasındaki ilişki ağını oluşturan kişiler arasındaki güvene dayanır. Kooperatif, kişiler arasındaki güven üzerine ve toplumsal bağlantı üzerine temellendirilmiş  bir şirket tipidir ve o, üyeleri adına işleri yapan bir girişimdir…”[10]
Fiziki, beşeri ve finansal sermayeleri olan kalkınmanın diğer geleneksel kaldıraçlarının kombine edilişinde kooperatif, kalkınma araçlarının herkesle temasını sağlar.
Dinamik girişimcilik yoluyla kooperatifler, bireylerin ve toplumların işgörme kapasitelerini iyileştirir. Kendilerine özgü yapısıyla, toplumların sosyal sermayesini geliştirirler. Kooperatif misyonu ile, piyasa dinamiklerinin güçlü düzenleyicileridirler. Kalkınma üzerinde kooperatiflerin etkinliği,  kooperatif girişimler kooperatif değer ve ilkelerine göre yönetilirlerse,  daha iyi betimlenebilecek sonuçlar üretirler. Bunların tipik örnekleri, son dünya krizsinde Çin, ABD ve Fransa gibi ülkelerde gözlemlenmiştir. Özellikle finans ortamının tetiklediği krizden en sağlıklı şekilde “kooperatif finans kuruluşları” çıkmıştır[11].
KOOPERATİF GİRİŞİMLER  EKONOMİK KRİZLERE ÇARE OLABİLİR Mİ ?
Ekonomik bunalım, bir ülkede ya da tüm dünyada ekonomik etkinliklerin durgunlaşması, gerilemesi ve bununla koşut olarak işsizliğin artması olayı olarak tanımlanabilir. Tarihi süreç içinde pek çok ekonomik  bunalımlar  yaşanmıştır : Ancak 1929, 1979 ve 2008 bunalımları, ekonomiye yön değiştirten bunalımlardır. 1929 bunalımı sonucunda kapitalist bunalımı çözümleyecek bir Keynes yaklaşımıyla “makro ekonomik teori”  devreye girdi. 1979 ekonomik bunalımı,  dünya ekonomisinde büyük kırılmalar yaşanmasına sebep oldu . 2008 bunalımı ise hala sürekliliğini koruyor.  Ekonomik bunalımları tek nedene bağlamak mümkün değildir . Ancak tarihi gelişim içinde değerlendirildiğinde krizin nedenlerini  şu başlıklar altında toplamak mümkündür:
ü      Üretim ve sermaye belirli ellerde yoğunlaşmıştır. Ekonomiye tekeller egemen duruma girmiştir. Nitekim Dünya dış ticareti birkaç yüz çok uluslu şirketlerin kontrolündedir.
ü      Kapitalist modelinin yapısından kaynaklanan bölüşüm sonucunda  emek –dışı gelirler harcanamadığı için likit sermaye fazlalığı dünya reel üretimini 3-4 misli katladığı ifade edilmektedir. Finans kapitalle, tekelci sanayi üretiminin birlikte hareket etmeleri bile bu fazla likit finans kapitali eritememiştir. Bunun en tipik örneklerini araba, konut pazarlama örneklerinde görebilirsiniz.
ü      Likit sermaye ihracı, fiziki mal ihracatının önüne geçmiş durumdadır. Örneğin, Türkiye’nin tütün ve pamuk üretimi, dışarıdan ithal edilen finans kapitalle bitirildi. Ayrıca son on yıldır bireylerin ve ulusların borçlandırılmasına dayanan finansal kredileme, borçlanan bireylerin ve ulusların ekonomilerini bitirebilecektir.
ü      1979 bunalımı sonrasında başlayan , “IMF-DB-DTÖ”  işbirliği şeklinde uluslarüstü sermaye  gruplarınca yönlendirilen   döviz sıkıntısı çeken  ulusların ekonomilerini yeniden yapılandırma politikası ile, bir yandan ulusal ekonomi kuruluşları uluslararası tekellere devredildi;  yabancı sermayenin, gelişmekte olan ülkelere kolayca girmesinin hukuki altyapısı hazırlandı.
ü      Alternatif bir ekonomi olan SSCB’nin uyguladığı ekonomi modelin başarısızlığı ile, kapitalist ekonomi, küreselleşme rüzgarını da arkasına alarak dünyayı  kendi pazarı haline getirdi[12].

Bütün bu oluşumlara karşı 2008 ekonomi krizi önlenemedi ?
Acaba neden ?
İşte burada makro ekonomik sorunu ile bölüşüm olayını tekrar değinmekte yarar var. Ayrıntılara girmeden şunlar söylenebilir :
Ø      Yatırımını salt  sermayeye kar getirecek şekilde planlayan kapitalist işletmelerde, emeğe verilen ücretle, emek dışı faktörlere yapılan ödemeler arasında  büyük bir eşitsizlik var. Örneğin, dünya nüfusunun beşte birinden az nüfusa sahip 8 gelişmiş ülkenin, dünya gelirinden aldığı pay % 70’ler civarındadır. Örneğin Türkiye’de  nüfusun beşte dördüne yakını emek gelirleri ile geçinirken, emeğe ödenen pay ulusal gelirin üçte birleri civarında seyretmektedir.
Ø      Öte yandan  makro-ekonomik dengenin  sürekliliği için “toplam gelirler ile toplam harcamaların” kuramsal olarak eşitlenmesi gerekirken, pratikte bu denge kurulamıyor.
Ø      Bunun için ekonomiye , üretimi, karlılık eksenine göre değil de, “insan ihtiyaçlarına göre planlayan” yeni bir işletme tipinin egemen olması gerekir : kooperatifler.
Ø      Kooperatifler,  yoluyla elde elden gelirler, insan ihtiyacını karşılayan gelirlerdir. Ayrıca, kooperatif girişimin hesap dönemi sonunda  elde ettiği fazlaların bir kısmı yeni yatırımlar ve sosyal sermaye için kooperatif bünyesinde kalacağından ve bir kısmı da ortaklara risturne edileceğinden, kooperatif sektörde elde edilen gelir ile harcanan gelirler arasında bir dengesizliğin olmayacağı varsayılabilir. Böyle bir ekonomide, reel  ulusal gelir ile, harcanabilecek ulusal parasal gelir  sürekli birbirini dengeleyeceğinden,  bankalarda harcanamayacak  fonların aşırı fazlalaşmasının önü alınmış olacaktır. Kooperatif işletmelerin
egemen olduğu ekonomilerde krizin daha yumuşak geçtiğinin işaretleri  görülmektedir. Nitekim, COOPFr Başkanı, kriz döneminde kooperatifleri en iyi değerlendirebilen üç ülkeyi şöyle sıralamıştır : Çin, ABD ve Fransa[13].
SONUÇ
Sonuç olarak, kooperatif işletmeler, makro ekonomik açıdan bir ülkede önemli işlevler üstlenmektedirler . Bunları şöylece özetlemek mümkündür  : ulusal gelirin oluşumuna ve bölüşümüne katkı sağlarlar; işsizlik sorunlarını çözümlemede, pahalılığı (enflasyonu) önlemede, ekonomik büyümeye ve kalkınmaya özel katkı sağlar. Küreselleşen dünyada yerel kaynakları koruma, geliştirme  ve onları ekonomiye sokma gibi üstünlüklere sahiptir.
Bunun yanında refahın topluma yayılması, yaşam ortamlarının iyileştirilmesi,  toplumsal bağların güçlendirilmesi ve dayanışma ruhunun gelişmesi,  toplumun sanat ve kültür ihtiyaçlarının karşılanması gibi toplumsal katkıları da  bulunmaktadır.

Dr. Ayhan ÇIKIN
Milas, 2012



[1] Eduardo BAAMONDE NOCHE, Les Coopératives des Agricultures en Europe Commun, Madrit, 2005, (rapor)

[3] Ayhan ÇIKIN, “Kooperatif sermaye” oluşturmak, http://blog.milliyet.com.tr/-kooperatif-sermaye--olusturmak/Blog/?BlogNo=419711

[7] Roger NIFLE, Une nouvelle vision pour les coopératives, Mars 1995 (file:///Macintosh HD/Documents/SERVEUR-COH/SITCOM/TEXTES/DOCUMENT/coope.html (1 sur 5) [1/05/2001]
[8] Michel Lafleur, agm.
[9] Programme des Nations Unies pour  le développement, 1994, p.18( akt: M. Lafleur, agm.)
[10] Rodrigez,1999, ACI Dönemi Başkanı ( akt: M. Lafleur, agm.)
[11] Iain Macdonald, “Kooperatiflerin Geleceği”, Genel Müdür, Uluslararası Kooperatifler Birliği(ICA), 16 Ocak 2010, Izmir, Turkey
[12] Lev Leontiev, Marksist Ekonomi Politiğin İlkeleri, Çev. Kenan Somer, Sol Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 1976, s. 80-81
[13] Jean-Paul BIOLLUZ, CoopFR Başkanı : www.nord-social.info/spip.php?article512

1 yorum:

Adsız dedi ki...

çiftehandan selam