Prof. Dr. Çıkın:“Çiftçiyi
küresel pazarla birleştirmek, kooperatif ile mümkün” :
“Çiftçiyi küresel pazarla
birleştirmek, kooperatif ile mümkün”
·
Kooperatifçilik
ve köy kalkınması üzerine sayısız araştırma yaparak bunları çeşitli dergilerde
yayınlayan Prof. Dr. Ayhan Çıkın, tarımsal kooperatifçiliğin gelişimini, tarım
ekonomisine katkılarını ve ülkemizde kooperatifçiliğin zayıflama süreçlerini
Ticaret Gazetesi’ne değerlendirdi.
Duygu Göksu
Kooperatifçilik ve köy kalkınması üzerine sayısız araştırma
yaparak bunları çeşitli dergilerde yayınlayan Prof. Dr. Ayhan Çıkın, tarımsal
kooperatifçiliğin gelişimini, tarım ekonomisine katkılarını ve ülkemizde
kooperatifçiliğin zayıflama süreçlerini Ticaret Gazetesi’ne değerlendirdi.
6 Mayıs 2015’de “Tarımsal Kooperatifçilik Manifestosu”nu
yayınlayan Prof. Dr. Çıkın’ın, Mesleki alanda 19’u kitap, geri kalanı makale
olmak üzere 150’den fazla yayını bulunmasının yanısıra bir o kadar da ulusal ve
uluslararası bilimsel toplantılara bildirili olarak katıldı. Daha önce yazdığı,
çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan yazılarının bir arada bulunduğu ‘Bir Başkadır Kooperatifçilik’ adlı
kitabının kapağında ‘Türkiye tarımsız,
tarım kooperatifsiz kalkınamaz’ düşüncesi yazıyor. ‘Neden kooperatifçilik’ diye başlayan kitap, ‘Ekonomide kooperatifçilik’ ve ‘Bir
başkadır kooperatifçilik’ diye bölümlerden oluşuyor. Prof. Dr. Çıkın
kitabında kooperatifçiliğin felsefesini, değerlerini, teorisini ve uygulama
örneklerini ele alıyor. Güçlerini birleştirerek ekonomik bir aktör olmak
isteyen üretici ve tüketiciler için yol gösterici bir kitap niteliğini taşıyor.
Kendinizden ve
mesleki çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Muğla’nın Yatağan ilçesi Cazkırlar Köyü’nde 1 Ocak 1946’da
doğdum. İlk ve ortaokulu Yatağan’da, liseyi Aydın’da tamamladım. Lisans,
lisansüstü eğitimlerimi Ege Üniversitesi’nde gerçekleştirdim. 1974 yılında
bilim doktoru, 1980’de doçent, 1988 yılında profesör oldum ve 1978–1979
yıllarında Fransa’da mesleğim ile ilgili çalışmalar yaptım. 1984–1985 yılları
arasında Cumhuriyet Üniversitesi, 19 Mayıs Üniversitesi’nde misafir öğretim
üyesi olarak çalıştıktan sonra Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma
Merkezi (TUAM), Tarım Ekonomisi Bölümü ve CBÜ Alaşehir MYO Kooperatifçilik
Bölümlerinin kurulmasında aktif görev aldım. Bölüm başkan yardımcılığı,
anabilim dalı ve bilim dalı başkanlıklarında bulundum, 1999 yılında sağlık
sorunu nedeniyle üniversiteden ayrıldım. 2007 yılında ise Muğla
Üniversitesi’nde görev alarak, Milas Sıtkı Koçman Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü,
Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı, Muğla Üniversitesi senato ve yönetim
kurulu ile ÜAK Güzel Sanatlar Eğitim Komisyonu üyelikleri görevlerinde bulundum
ve 2013 yılında Muğla Üniversitesi’nden emekli oldum.
Kooperatifçiliğe
yönelişinizi kısaca anlatır mısınız?
“Ben bir köy çocuğuyum. Kırsalda zor olan iki iş var bunlar;
tütüncülük ve keçi çobanlığı.İkisinden nasıl kurtulabilirim diye yollar arıyordum.
Ailenin beş çocuğundan biri olduğum için, okul masraflarını karşılamak kolay
değildi. Ziraat Fakülteleri burs veriyordu, ben de ziraat fakültesini tercih
ettim. Okulda sadece sınavları geçecek kadar çalışıyordum, kendimi dünyanın ve
ülkenin ekonomik sorunlarını öğrenmeğe ve
çok okumaya vermiştim. 1960’lı yıllarda bir özgürlük dönemi ve gençler arasında
güzel tartışmalar vardı, bu tartışmalar bana çok şeyler kazandırdı. Edebiyat
ile mesleğim arasında gel gitler yaşadım ve sonrasında ziraat fakültesinin
hakkını vermem lazımdı.. ‘Türkiye tarımının sömürülmesini nasıl engellerim’
diye kafa yordum.
“Birlikler kooperatiflerin
önüne geçmek için bir saptırmadır”
Kooperatif ile birlik
arasında nasıl bir fark vardır?
Ekonomide egemen olan; şirkettir. Şirketler de gruplara
ayrılır. Kooperatifler şahıs şirketleridir. Birlik ise insan birleşmesidir.
Ticari yasalar açısından birliğin önemi ve hukuki bir değeri yoktur.
Uluslararası işletmelerle anlaşmaya girdiğiniz zaman ticari anlaşmaları,
ticareti birlik ile yapamazsınız. O
nedenle ülkemizde birlikler kooperatiflerin önüne geçmek için bir saptırmadır.
Bilinçli bir saptırmadır. Ekonomi küreselleşiyor. Çiftçiyi o küresel pazarla
birleştirebilmek için bir şirket tipinde girmeniz lazım. Küreselleşen dünya
ticaretinde birlikleri hukuken kimse
ticari muhattap kabul etmez.
Kooperatiflerin
ülkemizdeki rolü nedir?
Dünya kooperatifçilik hareketinin başlaması ile Türk
kooperatifçilik hareketinin başlangıç tarihleri arasında 19 yıl var, fakat Türk
toplumu kooperatifçiliği yeterince tanımıyor. O nedenle kooperatifçiliği
topluma iyi anlatmak gerekiyor. Bunun için örgün ve yaygın eğitim içinde
kooperatifçilik eğitim programlarına ağırlık vemek gerekir. Bunun yanında
ekonomide kooperatiflerin yerini, önemini vurgulayan, kooperatif işletmeerinin
sorunlarını araştıran kurumlar oluşturmak gerekir. Görünüşte Türk
kooperatifçiliği etkisiz gibi görünse de özünde dünya Kooperatifçilik
uyguamalarına katkı yapmış bir kooperatifçiliğe sahibiz. Geleneksel ekonomi
şirketleri üretimi salt kar amacı le planandıklarından ekonomide sürekli bir
harcanmayan gelir artığı kalmasına sebep olmaktadır. Bu olgu uzun dönem içinde
banka stoklarındda toplanmaktadır. Böylece makroekonomik dengenin temel koşulu
gerçekleşmemekte ve ekonomi sürekli
bunalımlara sürüklenerek işsizlikte artmaktadır. Kooperatif işletmeler ise
üretimi kara göre değil ihtiyaca göre planladıklarından işletmelerde
harcanamayan bir gelir artığı bırakmayacağı ve makro ekonomik dengenin temel
koşulunu oluşturacağı ve işsizliğin de azalacağı varsayımı kuramsal olarak
ağırlık kazanmaktadır. Eğer küçük üreticiler kendi piyasa aracını bulup o
sistemin içine, küreselleşen ekonomik pazarın içine giremezlerse çekilmek zorundalar, şikayet
etmelerine gerek yok. Kendilerine bırakılan pazar payı ile yetinmek
istemiyorlarsa kendi aracını bulacaklar.
Hem ekonomiyi eleştiriyorlar, hem de altenatifini bulmuyorlar.
Türkiye’de kooperatifçilik
nasıl başladı?
Kooperatifler ile çiftçilere ulaşabilmek kolaylaşır. Cumhuriyetin
ilk yıllarında tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri tarım, sanayi ve
ticaret kesiminin bütünleşmesine büyük etki etmiştir. Çiftçi dağınık köylerde
bulunuyordu, Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) ile ülkenin dört bir yanında
bulunan çiftçiye, Tarımsal Yayım Servisi
ile teknik bilgiler ulaşırken, bunların yanı sıra tarımsal girdileri ve
onu finanse edecek krediler ulaştırıldı. Böylece tarımda büyük gelişmeler
yaşanmaya başladı. Üretilen ürünler Tarım Satış Kooperatifi ile ükenin bir çok
yerinden toplandı, işlendi ve pazarlandı.
Tarımsal ithalat azalırken, ihracatımız arttı. Son yıllarda ise
ülkemizde izlenen ekonomi politikaları, tarımsal alanda kooperatifçiliği
zayıflattı. Gelişmiş ülkelerde kooperaafçilik hareketi de gelişmiştir. Avrupa
ülkelerinde kooperatif, ekonominin önemli bir sektörü olarak kabul edilmiş ve tarım
politikalarının uygulanmasında önemli rol oynamışlardır. Özünde, tarımsal açıdan
kooperatiflerimiz var. Özellikle 1930’lu yıllarda kurulan tarım satış ve tarım
kredi kooperatifleri türkiye’deki tarımın hareketlenmesi açısından 1930’lu
yıllardan 1960’lı yıllara kadar çok etkili olmuşlardır. O kadar etkili
olmuşlardır ki, Türkiye bir tekstil sanayinde, şeker sanayinde, tütün sanayinde
çok büyük başarılar elde etmiştir. İzlenen ekonomik politikaların
kooperatifçiliğin etkisini azaltmasına karşın ülkemizde halen önemli rol
oynamaktadırlar. Çiftçilerin ihtiyaç duyduğu teknik bilgiyi sunan, yem, gübre,
tohumluk gibi ürünlerin maliyetini düşüren tarımsal girdi temin eden
kooperatifler, tarımsal ürünlerin toparlanması, işlenmesi ve pazarlanması
konusunda organize olan kooperatifler ve tarımın finansal sorunlarına çözüm
üreten kooperatifler vardır.
“Kooperatifler gıda
güvenliğinin temel aktörleridir”
Türkiye, zamanının
tarım alanında kendini en çok geliştiren ülkesi iken nasıl geriledi?
Türkiye’de tarımın en önemli sorunları teknik ve ekonomik
sorunların ihmal edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Ülkenin ve ekonominin
beklentilerine uygun bir tarım reformu gerçekleştirilmedi. Çiftçilerin
tasarruflarını toplayarak, onlar adına bu tasarrufları yönetecek banka olgusu
oldukça önemli. Çiftçiler adına merkez bankasından para talep edecek bir kooperatif
bankası ülkemizde kurulamamıştır. 1937 yılında Tarım ve Kooperatifler Bankası
olan Ziraat Bankası’nın bu statüsü 1980’li yıllarda kaldırıldı. Kooperatif için
finansal altyapı hazırlanamamıştır. Küreselleşen ekonomide GATT anlaşmasını
hayata geçiren Dünya Ticaret Örgütü’nün temel mantığı, ‘Bir mal nerede ucuzsa
oradan alınır, nerede pahalıysa oraya satılır’ şeklindeydi. Böylece ekonomiler
ülke ve küresel bazda liberalleşti. Ülke ekonomisini yönetenler, ülke
gerçeklerine uygun politikalar üretemediler. IMF’nin yeniden yapılanma
poltikalarını benimsemeleri ile Türk tarımı çıkmaza girdi. Bu kopuştan sonra
türk tarımı çökmeye başladı.1970’li yıllardan sonra çiftçinin ürettiği ürün ile
onu pazara getiren ara bağlar koptu. Gıda sektörünü ekonomiden kopardığınız
zaman kolay kolay diriltemezsiniz. Gıdaya bütün canlıların ihtiyacı vardır,
ithal ederim demekle olmaz. Gıda sektöründe sekteye uğrayan bir ulus yavaş
yavaş diğer varlıklarını da kaybetmeye başlar. Gıda sektörünü, toplumun
beslenme stratejisi bir politika için devlet için en önemli unsurlardan biri
olması gerekir. Tarımda, gıda maddeleri insanların beslenme güvenliğini
kooperatifler vasıtası ile sanayiye kadar tüketiciye kadar aktarır.
Kooperatifler, gelişmiş ülkelerde gıda
güvenliğinin temel aktörleridir.
Üreticinin ürettiği mal
değerlendiriliyor mu?
Köyülülerin ürünlerini pazarın son noktasına taşıyacak
kurumlar kalmadı, özel sektör de buna yeterince tepki veremedi. Bir taraftan
tarım çökerken bir taraftan korkunç bir ithalat başladı. Üretimi pazara taşıyacak
bağ yok. Zaten ülkenin en eğitimsiz kesimi kırsal kesimdir, kırsal kesim
kandırılıyor. Üreticinin ürünü değerlendirilemiyor.
İzlenen ekonomi politikası burda çok önemli. İthalat serbest, alışveriş
merkezlerinin gücü 1980’li yıllarda yapılan anlaşmalardan geliyor. Bugün
AVM’lerde bütün fiyatlar küreselleşen ekonomide oluşuyor, siz oraya arzınızla
giremediğiniz sürece kendi lehinize, ülke lehine fiyat oluşturamazsınız.
Türkiye’de kooperatif
konusunda bir güvensizlik mi söz konusu?
Özellikle 1970’li yıllarda yasal boşluklardan dolayı her
sektörde insanlar kooperatifler tarafından,
kooperatif kuranlar yolu ile kandırılmışlardır. Bunun mücadelesini çok
veriyorum. Türkiye’de ülke bazında kooperatifçiliği yönlendirmesi gereken bakanlık Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, tarım kesiminde de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’dır. Ben, bu bakanlıklardantan daha fazla çalıştığımı
sanıyorum, çünkü bir politika üretilmiyor, ya da üretilen politikalar
uygulamaya yeterince yansıtılamıyor.
Batıda kooperatifçilik
nasıl gelişti?
Literatürde, üç gelişmiş batı ülkesinin anayasalarında (İtalya, İspanya ve Portekiz), Devletin kooperatifçiliği geliştirmesi için etkili tedbirlerle
cesaretlendireceği kaydedilmektedir. Buraya 1961 anayasasında benzer öneriler
yapan Türkiye’yi de katmak
gerekir. Sosyalist ülkeler ile
gelişmekte olan pek çok ülkede, Devlet ve kooperatif ilişkisinin çok
ileri noktalara taşındığı da bilinen bir gerçektir.Batı ülkeleri ile Türkiye’nin
gelişim dinamiği biraz farklı, batı ülkelerinde daha çok ekonomik ve sosyal
gelişme kendi koşullarına göre gelişmiştir. Üreterek zengin olmuşlar, üretim
içinde üretimin bütün süreçlerini yaşamışlardır. Üretim ve kültür arasında
büyük bir bağ vardır. Üretmeyen insan kültürlü değildir. Üreten insanlar
ürettikleri için üretim bilgilerine sahiptirler. Üretim bilgilerinin
etrafındaki kültüre de sahiptir. Üretim ve kültür eş anlıdır. Bizim gibi
ülkelerde üretimden ziyade toplama ekonomisi vardır. Asıl ekonominin mantığı,
ancak üretimi artırararak vergiyi artırmak olmalı. Üretimi arttırmadan vergiyi
arttırmaya kalkarsan ekonomi tökezlemeye başlar, kapkaç ekonomisi yürümeye
başlar.
“12 Eylül’de, köylerdeki
lider tipini harcadık”
Ülke olarak neden
üretmiyoruz?
Cumhuriyet kurulduğunda bu ülkede okuryazarlık oranı yüzde
7’ydi. Hemen hemen yerli bir sanayi, tüccar yoktu. Osmanlı döneminde türkler
sadece çoban, ya da asker olmuşlardır. Türkiye’nin 1950’lerden sonra Türk tarımının hareketlenmesinin en önemli sebebi
ikinci dünya savaşına girmemiş olmasıdır. Avrupayı beslemek Türkiye’ye
kalmıştır, bu nedenle o yıllarda Türk tarımı canlanmıştır, çünkü Avrupa üretmez
hale gelmiştir. Köylüler girişken
değil, mazlumdur. En fazla gideceği yer mahalli pazarlardır. Köylü tek başına
üç çuvalla il pazarına gidemez.Ürünleri toplayacak büyük bir kitle olmalı ki,
ürünler kitlesel pazara ulaşsın. 12 Eylül’de köylerdeki lider tipini harcadık.
Ülkemizde
kooperatifçilik bilinci hangi seviyede?
Ülkemizde bir kadın olmak bir de koopertifçi olmak zor,
çünkü kooperatifçilik bilinci hiç kimsede yok. 2014 yılnda Birleşmiş Milletler
araştırmasına göre dünyada en fazla kooperatifi olan 10 ülkeden birisi biziz,
fakat kooperatifçilik bilinci yok. Herkes kooperatif kuruyor ama bu kooperatfin
nasıl olduğunu kimse bilmiyor.Türkiye bir zamanlar trafik kazasında birinciydi,
çünkü araba kullanmayı bilmiyordu. Bizler eşekten inip arabaya binik. Bir şeyi
kazasız kullanabilmek için onu bilip tanımak gerekir, kooperatifçilik nedir
halen tanımıyoruz. Ziraat fakültesindekini bile kaldırdırlar, düşünebiliyor
musunuz bugün butun iktisat fakültelerine bakın finans bölümü vardır. Finans
bölümü, para pazarıdır. Bu ülkenin parası yok, ‘Biz kimin parasını pazarlıyoruz?’
diye sormak gerekir.Siz kendi ürettiğiniz malı pazarlayacak sistemi, eğitim
sisteminden çıkardınız,buna karşılık zengin ülkelerinin elinde birikmiş olan
finans fonlarını Türkiye’de pazarlayabilecek bölümler kurmuşsunuz ekonomi
fakültelerinde. Bu mantıklı değil.
“Ekonominin
direksiyonu iktidardır”
Gençlerin kırsaldan
uzaklaşma nedeni sizce nedir? Gençleri tarım sektöründe tutmanın bir yolu yok
mu?
Bir arabayı direksiyona oturan kişi yönlendirir. Bırakırsanız araba yuvarlanır
gider. Ekonominin direksiyonu da iktidardır.İktidar uygulayacağı ekonomik
sosyopolitik politikalarla bunu yönlendrir. Yönlendirilmesinde temel amaç toplumun
refahı olmalı. Kapitalizm başarılıdır, ama batının kapitalizmi başarılıdır.
Çünkü batı üreterek gelmiştir buraya. Türkiye tarihini incelersek, baktığımızda
hep vergi vererek devlet ekonomisine calışıyorsunuz. Anadolu böylece hep fakir
kalmış. 1960’lı yıllarda Türkiye Güney Kore’den çok daha öndeyken bugün Türkiye
olarak Güney Koreyi yakalamamız pek kolay değil. Demek ki direksiyonda iyi
yönetilemiyoruz. Bir defa kırsal kesimin iticiliği var zaten.Şimdi teknoloji
gelişti, ama kırsal kesimde para kazanmak zordur. Toprağı işleyeceksiniz, topraktan
elde etiklerinizi satacaksınız ve onunla geçineceksiniz. Bizim dünyaya verebileceğimiz
sadece tarım ürünlerimiz değil, ama dünyaya
verebileceğimiz cok fazla şeyler var. Ekonominin
can damarı talep. Talebi insanın harcayabileceği gelir belirler, işçide para
olmalı ve harcamalı ki ekonomi işlesin. Bu nedenle işçinin gelirlerini bir
ölçüden sonra kısamazsınız. Onun için asgari ücret tartışmaları ile işçi kesimi
biraz daha etkilidir. Oysa tarım kesimi, ne yazık ki sömürüye en açık bir kesim
durumunda. Çiftçinin aldığı tüm girdiler sürekli pahalanırken, ürettiği ürünün fiyatları
çoğunlukla yerinde sayıyor. Çiftçi
üretiyor ama, onu değerlendirebilecek bir
piyasa ortamına etkili bir şekilde katılamıyor. Başkalarının verdiği
fiyat ile yetinmek zorunda kalıyor. Böyle böyle tarım sömürülüyor ve gençler
kırsaldan uzaklaşıyor. Bu çarpık
kapitalizm mantığı ile nasıl rekabet edilir diye düşünürsek, emeğinin
karşılığını almak için çalışan kooperatifler devreye girmeli . Yayınlanan bir
rapora göre şu anda 40 yaşından aşağıda genç yok köylerde. 40 yaşın altında
insan olmadığı için yaratıcı insan da kalmayınca, oradaki yaşlılar ne
yapabilir, bu yüzden tarımsal üretim sürekli düşüyor.
“Bireysel değil,
toplumsal refah önemli”
Ülkemizde yerel
kaynaklar nasıl değerlendirilmeli?
Şu anda endüstriyel tarım yapılıyor, eliyle üreten insanın
ürünü ise satılamıyor. Ekonomik olarak insanları işsiz ,gelirsiz bırakırsanız
toplum bu defa hastalıklar yaşayacaktır. Bir yönetici kadro bunları
düşünmelidir. Politikanın temel amacı belli kişileri zengin etmek değil,
toplumu refaha ulaştırmaktır. O bakımdan kooperatifler bu konuda denge
aracıdır. Kooperatifler, yerel kaynakları belediyeler ile bütünleştirebilir.
İzmir bunun örneğini yaşamaktadır, örneğin Tire Süt Kooperatifi, İzmir
Belediyesi’nin okul sütü pojesini geliştirmesi ile birlikte canlanma yaşadı. Devlet
bu gibi kurumları aşırı vergilerden muaf tutmalı, bazı ürülerin de bu şekilde yayılmasına
destek olmalıdır. Yerel kaynaklar ile belediyeler bir araya gelip o yörenin
kaynaklarını kooperatifler yolu ile harekete geçirebilir. Yerel kaynakları
kullanmalıdırlar.
Eklemek istediğiniz
bir şey var mı?
Elde ettiğimiz ürünleri ulusal ve uluslararası düzeye
taşımaya çalışmalıyız. Gençler kulaktan dolma bilgilerle hareket etmesin,
ekonomiyi öğrensin ve toplum refahına önem versinler.
İş yaşamınızın
dışında edebiyatla ilgilendiğinizi ve şiir kitaplarınızın olduğunu öğrendik.
Görüşmemizin başında söylediğiniz Türk tarımının sömürülmesi, Anadolu’nun sorunlarının
yansıdığı bir şiirinizi duymak isteriz.
Yoksulluk
Sessiz bir kılıç gibi
Giriyor varoşların kalbine
Açlık kol geziyor
Ücra köşelerinde Anadolu’nun
Herkes seçti iktidarını
Merkez Bankalarından finansmatike
Aktı sermayenin sıcak can suyu
Girdi bir avuç insanın banka hesaplarına
Herkes sana bıraktı ey Anadolu halkı
Dünden yarına
Soygunun yoksulluğunu


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder