29 Mayıs 2012 Salı

KOOPERATİFİN TANIMI VE KOOPERATİFÇİLİK İLKELERİ

Tanımı
“Bir kooperatif, mülkiyeti kolektif olan ve yönetimi demokratik olarak gerçekleştirilen bir girişim aracılığı ile ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçları ve özlemleri tatmin etmek için gönüllü olarak bir araya gelmiş insanların özerk birliğidir” (Alliancecoopérativeinternational, 1995).
Kooperatif değerler
Kooperatifler kendine özgü bir değerler sistemini yaratırlar, yaşatırlar ve korurlar. Bu değerler :
- kurucularının esprisine bağlılık
- eşitlik
- dayanışma,
- dürüstlük,
- doğruluk
- saydamlık,
- toplumsal sorumluluk
- özgecilik
Kooperatifçilik ilkeleri
Kooperatifçilik ilkeleri, kooperatif işletmelerin çalışma sürecinde  kendi değerlerini uygulamaya
koyarken dikkate aldıkları  kurallardır. Kooperatifçiliğin çalışma ilkeleri , 1844’de kurulan “Rochdale Haksever Öncüleri Şirketi ” hareketinin ortaya koyduğu ilkelere dayanır. Bunlar şöylece özetlenebilir : a. Kooperatifin çalışmasıyla ilgili olan kurallar : piyasa fiyatları ile alım- satım yapma; fazlanın satın almalarla orantılı olarak dağıtılması (risturn) .b.  Kooperatifin yapısıyla ilgili olan kurallar : “bir insan, bir oy” deyimi ile  özetlenmiş demokratik yönetim ilkesi; üyelerin kooperatifçilik görevini yerine getirme niteliği; ortak sayısının sınırsızlığı; üyelerin dürüstlük temeli üzerinden seçimi; siyasi ve dini tarafsızlık; kazancın bir kısmının sosyal işler ve  geleceğe yatırım için ayrılması.
Bu kurallar zaman zaman  Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) tarafından gözden geçirilerek yeniden düzenlenmişlerdir. En son 1995’de gözden geçirilerek açıklanan 7  kooperatifçilik ilkesi şunlardır :


Gönüllü ve herkese açık ortaklık
Kooperatifin temel amacı, ya bir ürün veya hizmet elde etmek      (tüketim kooperatifi), ya bir üretimi satmak (üretici kooperatifi) veya bir iş bulmak (emek kooperatifi) olsun, ortak bir ihtiyacı olan insanların serbestçe gruplaşmasıdır. Kooperatif olarak yeniden bir araya gelmiş olan bu insanlar, geleneksel piyasanın tam tatmin edemediği, çözüm bulamadığı bir problemi çözmek ve kooperatifçilik değerlerine göre bir proje yapmak isterler (çok düşük ücret, kötü tedarik, aşırı yüksek fiyat, üretim dönüşümünün zayıflığı,vb…). Fakat , kooperatif projeye olumlu katkıda bulunmak isteyen öteki kişilerin aleyhine, kooperatif içinde yer alan bir grup insanın avantajını korumak gerekmez. O nedenle kooperatife giriş daima açık ve serbest olmak durumundadır. Ayni zamanda hiçbir ayrımcılık, bir kooperatif içindeki girişimi refüze etme mazeretini haklı göstermez. Bu , kooperatife ortak olmanın herkese açık ve gönüllü olduğu ilkesidir.Kooperatifler, cinsel, sosyal, ırksal, siyasal ve dinsel ayırımcılık olmaksızın, hizmetlerinden yararlanabilecek ve ortaklık sorumluluklarını kabule razı olan herkese açık gönüllü kuruluşlardır.
Ortaklar tarafından gerçekleştirilen demokratik kontrol

Karar vericiler, işçiler  olsun (emek kooperatifi), tüketiciler olsun (tüketim kooperatifi) veya üreticiler olsun (üretim kooperatifi) kooperatif konusuna katılacaklardır. Bu insanlar, kendilerine karşı sorumlu olacak  temsilcileri seçecektir. Tek başına üye niteliği, yatırılmış parayla orantılı olmayan  oy hakkı sağlar. Kararların ereği para değil, üyelerin ihtiyacıdır. Bu, kooperatifte erkin üyeler tarafından gerçekleştirilmesi ilkesidir (bir üye=bir oy ilkesi).
Ortakların ekonomik katılımı

Kooperatifin kuruluş ve gelişme aşamasında gerekli olan paranın üyelerden gelmesi zorunludur. Bu sermaye, kooperatif olmanın yolu olarak kabul edilmez, her kişi, üyeler tarafından kararlaştırılmış belirli bir ödemeyi kabul edeceklerdir. Dahası, yıl sonu fazlası, yatırılmış paraya göre değil, üyelerin kooperatifle  yaptığı işlem oranında yeniden paylaştırılacaktır; üyeler yıl sonu fazlalarının  bir kısmını , topluluğun farklı faaliyetleri için kullanabilecekler, ayrıca kooperatif bünyesinde başkalarına devredilemeyecek  bir rezerv yaratarak  toplumsal bir miras  yaratırlar. Bu, üyelerin kooperatife ekonomik katılım ilkesidir.

Özerklik ve bağımsızlık

Kooperatif, Devlet veya diğer örgütlerle partnerliklerinde ve tüm faaliyetlerinde, bu organizasyonlara karşı bağımsızlığını sağlamak ve üyelerinin demokratik erkini korumak zorundadır. Partnerleri, hiçbir zaman, konusuna göre kararların alınmasında kooperatifin kapasitesini tehlikeye düşürmeyi amaçlamazlar. Bu, kooperatifin bağımsızlığı ve özerkliği ilkesidir.

Eğitim, öğretim ve bilgilendirme

özel ilkeleri ve değerleri ile bir organizasyon şekli olan kooperatif, herkesin optimum katkısını sağlamak amacıyla üyelerinin, idarecilerinin, yöneticilerinin ve çalışanlarının niteliklerini ve dinamiklerini geliştirmek zorundadır. Bu, kooperatifçiliğin eğitim, formasyon ve enformasyon ilkesidir.
Kooperatifler arasında işbirliği

kooperatif dışa kapalı gelişemez; aksine onlar, üyelerine hizmet ve kooperatif hareketin güçlenmesi amacıyla federasyon ve konfederasyon  biçiminde yeniden gruplaşmalıdırlar. Bu, kooperatifler arası işbirliği ilkesidir.
Topluma karsı sorumlu olma
Çevreye bağlı sorunların ortaya çıkmasıyla kooperatifler, kendi tarzını, toplumun sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunmak zorundadırlar. Bu da, 1995 ACI kongresinde eklenmiş, kooperatifin ortamına karşı sorumluluğu ilkesidir.

22 Mayıs 2012 Salı

KOOPERATİF İŞLETMELER, DİĞER İŞLETMELERDEN NEDEN FARKLIDIR ?

Mülkiyete katılım açısından
Kooperatif işletme :
Üye payı, üye adına kayıtlıdır.
Genel olarak, üyenin pay senedinde zaman içinde bir fiyat artışı gerçekleşmez. Üyenin pay senedi, ancak kooperatif tarafından nominal değeri üzerinden satın alınabilir. Bazı ülkelerde  yasalar kooperatiflere, üyelerine veya üye olmayanlara satılmak üzere yatırım senetleri çıkarma yetkisi verirler.
Üyenin sorumluluğu , çoğu gelişmiş ülkelerde payı düzeyindedir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanununda ortaklar sınırlı ve/ veya sınırsız sorumlulukla yükümlendirilebilirler (KK,Md. 29-30).
Hisse senetli sermaye şirketi :
Genel olarak hisse senedinde bir isim yoktur.  Kayıtlı olmadıkça  hisse senedine kim sahipse ona aittir.
Sermaye şirketlerinde hisse senedinin fiyatı artabilir. Hisse senedi sahibi, paylarını anlaştığı fiyat üzerinden başka birisine satabilir.
Hisse sahibinin sorumluluğu, sahip olduğu hisselerin değeri ile sınırlandırılır.
Kar amacı olmayan organizasyon :
Dernek, vakıf işletmelerinde mülkiyet payı yoktur. Üyeler, üyelik sözleşmesinde belirtilmiş olan yıllık bir aidatı ödemeyi yükümlendiklerinde üye olarak kabul edilmişler veya üye seçilmişlerdir; yıllık aidatlarını her sene öderler.
Her insan,- organizasyonun  sunduğu hizmetlerden yararlansın veya yararlanmasın-,organizasyonun amaçlarını desteklediği sürece ona üye olabilir.
Karar almaya katılım
Kooperatif işletme :
Sahip olduğu sosyal payların miktarı ne olursa olsun,  bir üye Genel Kurulda ancak bir oya sahiptir. Anasözleşmede yer almak kaydıyla, bir ortak bir başka ortağın yerine oy kullanabilir ( KK, Md.49).
Geniş ve dağınık üyeliklere sahip bazı kooperatifler, üyelerin temsil edilmesinde bir ara yapı  uygulayabilirler (örneğin  bir delege, bir coğrafi bölgeyi veya bir  üye grubunu temsil eder). Üye sayısı 1000’i aşan kooperatiflerde anasözleşmelerde yer alması kaydıyla,  1 üye  en fazla 9 üyeyi temsilen oy kullanabilir (KK, Md. 49)
Bazı ülkelerde bir üye, oyunu üçüncü bir kişiye emanet edemez, vekalet yoluyla oy kullanamaz (Kanada örneği).
Yatırım senedine sahip olanların oy hakkı sınırlıdır.
Hisse senetli sermaye şirketi :
Genel kurulda bir hissedar,  sahip olduğu şirket hisse senetleri kadar oy hakkına sahiptir.
Hissedar, başka hissedarların oylarını vekaleten elde edebilir.
Kar amacı olmayan organizasyon :
Dernek ve vakıf gibi kuruluşlarda genel olarak “bir kişi, bir oy” kuralı uygulanır. Mevzuatın izin vermesi halinde delege sistemi veya vekalet sistemi uygulanabilir.
Sonuçların paylaşımı
Kooperatif işletme :
Kooperatif yasaları, üyelik hisselerine faiz ödemeyi yasaklayabilir veya sınırlandırabilir. Örneğin Türk Kooperatifçilik Kanununda, anasözleşmede yer almak kaydıyla ve gelir gider farkının en az % 50’si ortaklara dağıtılmak kaydıyla, ortak paylarına Devlet Tahvillerine verilen en yüksek faiz oranına geçmeyecek şekilde faiz ödemesi yapılabilir (KK, Md. 38/3).
Fazlalar, rezervlere veya her bir ortağın kooperatifle gerçekleştirdiği işlemler oranına göre risturn biçiminde ortaklara ödenebilir.
Bazı durumlarda mevzuat (örneğin Kanada, Fransa), yatırım senetleri ihraç etmiş olan kooperatiflere, bu paylar üzerinden temettü biçiminde fazlanın bir kısmını ödeme olanağı verir.
Bazı ülkelerde yasalar, kooperatifin genel rezervinin kısmen veya tamamen bölüşüleceğini veya bölüşülemeyeceğini  genel kurul kararına  bırakır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun  83. Maddesi, kooperatifin tasfiyesi halinde geri kalan “net aktifin”  ortaklar tarafından nasıl paylaşılması gerektiğini anasözleşmeye bırakmıştır. Eğer anasözleşmede benzer hüküm yoksa, “net aktif”in Türkiye Milli Kooperatifler Birliği’ne kalacağını belirtmektedir (KK, Md. 83/3).
Bazı ülkelerde, konut, sağlık veya çocuk bakımı gibi bazı kooperatifler, kar amacı gütmeyen kooperatifler olarak yapılanmışlardır; bu kooperatiflerde fazla, üyelere dağıtılmazlar.
Hisse senetli sermaye şirketi :
Sermaye şirketlerinde karların paylaşımı ,  hisse senetleri üzerinden gerçekleştirilir.
Karlar, şirkete yatırılmış veya farklı hisse kategorilerine göre öngörülmüş haklara göre temettüler şeklinde dağıtılır.
Hissedarlar, bazı yasal düzenlemelere dikkate alarak  işletme varlıklarının tümüne el koyabilirler.
Kar amacı olmayan organizasyon :
Vakıf ve derneklerde elde edilmiş fazlalar üyelere ait değildir,  organizasyona aittir. Fazlalar üyeler arasında dağıtılmazlar, fakat genellikle organizasyonun bölüşülemeyen rezervi içine dahil edilirler.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Kooperatiflerin Geleceği


Kooperatiflerin Geleceği[1]

Iain Macdonald
Genel Müdür, Uluslararası Kooperatifler Birliği(ICA),
16 Ocak 2010, Izmir, Turkey

Bugün benim amacım; küresel kooperatifçilik hareketinin ekonomik kriz dolayısıyla nasıl etkilendiğini ve özellikle Avrupa kooperatifçilik hayatının yeniden canlandığı şu günlerde, bu enerjiyi kullanmanın zamanı olduğunu göstermektir.

Mali krizin etkisi, gelişmiş ekonomiler kadar gelişmekte olan ekonomilerde de hissedilmiştir. Büyüme tüm bu ülkelerde yavaşlamaktadır. Bulunduğumuz yıldaki büyüme oranı önceki yıla oranla çok daha düşüktür.2010 yılı için beklentiler de daha iyi görünmemektedir.2008 yılında küresel durgunluğun etkilerinden kaçılmış olunsa da 2009 yılında etki daha görünür ve hissedilebilirdir.

Uluslararası mali kriz, hepimizin bildiği gibi Amerika’da iki yıl önce düşük gelirlilere sağlanan yüksek faizli krediler nedeniyle ortaya çıkmıştır. Artan faiz oranları ve düşen ev fiyatları, temerrüdü ve rehinin paraya çevrilmesini ortaya çıkarmıştır. Düşük gelirlilere sağlanan yüksek faizli kredilerin, yatırım derecesi olarak tarifelendirilmiş mali türev ürünlerin içine konulması nedeniyle bu kriz bir emlak piyasası krizi olarak kalamamıştır. Bu varlıklar ile ilgili şüphe ve güvensizlikler belirmeye başladığında bunları fiyatlandırmak çok zor hale geldi. Sonuç olarak, bu durum bu ürünlere yatırım yapan kurumların çoğunu etkilemeye başladı

Fakat bu vahim durum sırasında, kooperatif hareketi için iyi haberler bulunmaktadır. Kooperatifler, mali ekonomik krizlerde diğer girişimlere göre daha başarılı olabilmektedirler.
Kooperatifler, sanayi devriminin zor dönemlerinde doğmuşlardır, 1930ların büyük buhranı sırasında yaşamlarını sürdürmüşler ve ayakta kalmışlardır ve günümüz zor zamanlarında da Kooperatiflerin başarılı olacağı ve birçok yenilerinin doğacağı konusunda da kanıtlarımız mevcuttur.

Kanıtımız neye dayanmaktadır?

ICA,( Uluslararası Kooperatifler Birliği) Uluslararası Çalışma Örgütü için yürüttüğü çalışma sonuçları şöyledir. Girişim modeli olarak kooperatif kriz dönemlerinde daha esnektir - finansal kooperatifler finansal olarak ses getirmeye devam ederler; dünyanın birçok yerindeki tarım kooperatifleri gelir fazlası göstermektedirler, tüketici kooperatifleri artan iş hacmi rapor etmektedirler ve işçi kooperatifleri büyümeyi görmektedirler. İnsanlar, yeni ekonomik gerçeklere cevap verebilmek için kooperatif modeli girişimleri tercih etmektedirler

Görüldüğü gibi, bu kooperatif hareketi için fırsat zamanıdır. Kara odaklanmak yerine, insanlara odaklanmak ve kooperatif değerleri ve prensipleri doğrultusunda faaliyetlerine rehberlik etmek üzere, alternatif bir iş modeli de olduğunu göstermek için iyi bir imkândır.

Kooperatifçiler için, kooperatifin ne olduğu ve ne yaptığı basit olarak şöyledir. Her ne kadar bazıları için, bu biraz devrim niteliğinde bir düşünce olsa da – Girişim modeli sadece ekonomik gelişmeyi değil aynı zamanda ekonomik ve politik demokrasiyi ve sosyal sorumluluğu da hareket ettirir. Sosyal ve çevresel değerlerin geçerli olduğu adil iş yapış biçimi, çalışma şeklinizin basit parçalarıdırlar. Hareket hepimizin bildiği gibi,  yeni değildir ve ekonomik katkısı ile üyelik anlamında önemlidir. ICA, yakında kooperatif üyesi olan yaklaşık 1 milyar kişiyi gösteren yeni istatistikler yayınlayacaktır. Bu sayı ICA kanalı ile 89 ülkedeki 240 organizasyona üye olan kişileri göstermektedir. Bu hareket, 100 milyon kişiye iş sağlamıştır, çok uluslu şirketler bir araya geldiğinde onların  %20sinden daha fazla bir sayıdır bu ve keza gerçekleşen 300 projemiz gösteriyor ki, dünyadaki en üsteki 300 kooperatifin ortak geliri Kanada’nın gayri safi yurtiçi hâsılasına eşittir.  

Bugünkü mücadelemiz bize sunulan fırsatı yakalamaktır. Bir ICA Yönetim Kurulu üyemizin belirttiğine göre, kooperatiflerin başarı ve meziyetlerini daha yüksek sesle konuşmalıyız ki, iş yapmanın başka yolları olduğu konusunda farkındalık oluşturabilsin ve kendilerine daha fazla destek ve ilgiyi hak ettiklerini gösterebilelim.

Ekonomistler, akademi ve uluslararası topluluklar küresel bir toparlanmanın nasıl teşvik edileceği konusundaki yanıtlar için umutsuzdurlar ve karar vericilerin yanı sıra bireyin de güvenini kaybettiği ekonomik modeli sorgulamaya başlamaktadırlar. Kasım ayında Geneva’da yapılan Genel Kurulumuzdaki baş konuşmacımız olan ünlü iktisatçı, Jeremy Rifkin, enerji ihtiyaçları, iklim değişikliği ve ekonomik krizin birleşik etkilerinin çözümlenmesinde kooperatiflerin sahip oldukları önemli rolü vurgulamıştır. Şimdi bunların devamını getirmek üzere çalışıyoruz.

Alan Greenspan’ın söylediğine göre, ekonomik çöküş hiç beklenmeyen “modelde bir hatayı” açığa çıkarmıştır. Kişisel menfaatleri için çalışan bankalar kurumlarını ve ortaklarını korumak adına düzenleme yapmayacaklardır. Çok az, kooperatif bankası kurumlar bu tür hükümet desteğine ihtiyaç duymuş ve çok azı kendi işlerinde sorumsuzluk göstermiş ve diğer finansal kurumlarda da mali destek çok açık olarak görülmektedir.

Dünya çapındaki yatırım ve kredi bankaları, kredi birlikleri, yapı toplulukları ve kooperatif bankaları işlerinde artışı görmüştür: aktif ve yatırımlarda artış, borçlanma hacminde artış, daha iyi faiz oranı; daha büyük denge (sermaye yeterlilik oranları ve borç temerrüt oranlarına göre ölçüldüğünde).

Finansal kooperatif sektörünün kritiği yapıldığında, daha çok riskten kaçınan ve yatırımcılar için daha fazla kazanç ve yöneticiler için prim yaratma ihtiyacında olmak gerçek bir değerdir.

Bahamalar’ dan  Filipinler’e, eminim ki Türkiye’de de, hükümet yetkilileri kooperatif finansal yapılarının güvenli, istikrarlı olduğunu söylemektedirler.

Bu hiçbir finansal kooperatifin etkilenmediği anlamına gelmemektedir. Japonya, Kore, Fransa ve Almanya olarak isimlendirsek, pazara yatırım yapan bazı büyük finansal kooperatif kurumları da büyük kayıplara uğramışlardır. Bazılarının karları önceden belliydi, diğerleri birleşme yoluna gitmiş ve ek sermaye arayışına girmişlerdir. ABD ve Kanada daki çoğu yatırıma odaklı olan merkezi kooperatif bankaları, kredi birlikleri düzeyinde kayıplar yaşanmıştır. Bunlar bir zamanlar AAA güvenlik derecesine sahip yatımların en güvenlisi olarak kabul edilmekteydiler.

Kooperatif hareketinin diğer sektörleri kriz döneminde iyi durumda kalabilmişlerdir. Tüketici hareketi yeni üyeler ve tüketiciler akınını rapor etmektedir. Çoğu 2009 yılı için, kaliteden ödün vermeyeceklerini ve tüketiciye fiyat artışlarını sınırlandıracaklarının garantisini vererek, yüksek devir hızı ve iyi performans rapor etmektedirler.

     CICOPA( Uluslar arası sanayi ve hizmet üreticileri Kooperatifleri Birliği) çalışan kooperatiflerinden bilgi almaktadır. Bunların diğer krizlerde nasıl büyüdüklerini biliyoruz. 2001 yılında Arjantin’deki gibi, işçi kooperatifleri zarar eden girişimlerin yönetimini üstlenerek ortaya çıkmışlardır ya da yüksek işsizlik dönemlerinde hareket, hükümet ile ortak olarak, İsviçre, Finlandiya, Kanada ve diğer ülkelerdeki gibi işçi kooperatiflerin tanıtılması yönünde olmuştur.
 
Çiftçi kooperatifleri sadece mali ve ekonomik olmayan fakat aynı zamanda yiyecek ve yiyecek fiyatları krizi de olan bu krizde nasıl davranmaktadırlar?

Bazı gelişmekte olan ülkelerde, her ne kadar 2008 ve 2009 yılı mal fiyatları, petrol fiyatları ve yatırım pazarlarındaki yüksek hareketliliğe rağmen, çiftçi kooperatifleri gelir fazlalarının özellikle zengin ve gelişmekte olan pazara sahip ulusların kayıtlarında yer aldığı raporlar mevcuttur. Norinchukin and NACF gibi tarımsal kooperatif bankaları kayıplara uğramış ve diğer yıllardaki gibi kar paylarını dağıtamamışlardır, böylece çiftçi, balıkçı ve ormancılık kooperatif sektörlerinin istikrarını etkilemişlerdir. Çiftçi kooperatiflerinin bu krizden karşılıklı olarak nasıl etkilendiği hakkında yeterince bilgi olmaması ilginçtir. Geniş bir dizi rekabet ile yüz yüze gelen tarım sektörü, çiftçileri bir kez daha zor zamanlara hazırlıklı olmaları gereken dönem beklemektedir.

 ABD Kooperatifi, Land O'Lakes, Başkanı Pete Kappelman, yıllık toplantılarında delegelere hatırlattığı gibi,”Üreticiler ve ortak kooperatifleri kötü zamanlarda yöneterek ve iyi zamanlarda finanse ederek yardım eden sürekli bir sistem oluşturduk”. Hep birlikte 2009 yılının zorluklarının üstesinden geleceğiz. Bu düşünce son zamanlarda COGECA başkanı tarafından tekrarlanmıştır, “ Süt ürünleri, sığır, domuzeti ve zeytinyağı sektörlerindeki mevcut zorluklara rağmen, Avrupa-Tarım kooperatifleri sürekli olarak yiyecek zincirinde adil bir pozisyon güvenliği için yatırım ve yenilik yapmaktadırlar. Bu özellikle yiyecek ve tarımsal ürünler için gelişmekte olan küresel pazarlar ışığında önem arz etmektedir.

Kooperatifler neden yaşayabiliyorlar ve kriz dönemlerinde nasıl başarılı oluyorlar?
Kooperatifler bunu 7 kooperatif prensibi doğrultusunda hareket ederek başarıyorlar: gönüllü ve açık üyelik, demokratik üye kontrolü, üye ekonomik katılımı, özerklik ve bağımsızlık; eğitim ve bilgilendirme; kooperatifler arası işbirliği ve toplum ile ilgilenmek.
Bunlara bir dizi etik ve belli kooperatif değerleri rehberlik etmektedir: dayanışma, demokrasi, eşitlik, tarafsızlık, kişisel yardım ve kişisel sorumluluk.


Kooperatiflerin genel avantajları üyelik ile ortaya çıkmaktadır. Kooperatiflerin sahibi üyeleridir, kontrol üyelerin elindedir ve üyelerine fayda sağlamak adına var olmuşlardır, kara karşı çıkmaktadırlar ve bu durum, iş kararı üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Kooperatifin üyeleri hem yatırımcılar hem de tüketiciler olduğunda, sonuçlar sadakat, bağlılık, paylaşılan bilgi birikimi, üye katılımı, güçlü ekonomik teşvikler tarafından desteklenme olmaktadır. Bunlar herhangi bir iş organizasyonunun isteyeceği değerlerdendir.

Tüketici kooperatiflerinin, esas amaçları; insanlara tüketim mallarını en uygun fiyatlara, en iyi ürün garantisi ile tedarik etmeleridir ve böylece üyelerin gelirleri artacaktır. Üretim kooperatifleri, serbest çalışanlara ve aile işi yapanlara pazarda mücadele edebilmek için sayısal olarak güç imkânı sağlamaktadır.

Aynı zamanda, tüm sektörlerdeki kooperatifler rakiplerinden daha başarılı olmaktadırlar; yeni başlangıçların başarı oranı daha fazladır, diğer girişimlerden daha uzun ömürlüdürler.

Kooperatif hareketinin potansiyelini tanımak konusunda yalnız değiliz. Yıl içinde, yeniden keşfedilen, bazıları buna koop hareketinin rönesansı da demektedirler. Dünya Bankası, IMF, Uluslar arası Çalışma Örgütü,Ekonomist, Wall Street Journal, the Financial Times, Le Monde, El País, the New York Times gibi ulusal medya ve çok daha fazlası kooperatif modeline ilgi duymaya başlamışlardır
Onlar da diğerleri gibi; kooperatiflerin, durgunluğun etkisini azaltarak, başarılı olup, hayatta kalabileceklerini ve faaliyetlerini devam ettirebileceklerini anlamış durumdadırlar. Kooperatifler, bankadan borçlanmak yerine, üye sermayelerini kullanarak işlerini genişletmektedirler ve daha çok riskten kaçınan tüketicilere hizmet vermektedirler.
 
Daha özellikli olarak, çalışan kooperatifleri; işçi kooperatifleri,  çalışan çoğunluk hisselerini satın alma ve kurtarma doğrultusunda, tüketici kooperatifleri yiyecek ve diğer önemli malların fiyatını düşürerek ve üretim kooperatifleri üyelerinin işlerini daha verimli hale getirerek iş yaratmaya odaklanabilirler.


Durgunluk özellikle gelişmekte olan ülkeleri etkileyecektir. Fakat tasarrufların ve kredi kooperatifleri sektörünün güçlendirilmesi, çiftçi kooperatifleri ile yeni kooperatif birliklerinin geliştirilmesi ile başa çıkılabilir. Ayrıca kooperatifler arasındaki bağlantıların teknik destek, ürün geliştirilmesi ve adil ticaret ile güçlendirilmesi önemlidir.

Yıllar boyunca, kooperatif girişimleri yerel olarak sahiplenilip yönetilmişlerdir ve aynı zamanda, sosyal organizasyonlar için önemli olarak ve bağlılık ile hizmet vermişlerdir. Üyeleri ve toplumları için, ekonomik bir girişim modelini temsil ederek, demokratik ve insani değerlere yüksek önem vererek ve aynı zamanda çevreye saygı duymaktadırlar. Bugün dünyanın karşı karşıya geldiği finansal sistem, artan besin tedarik güvensizliği, dünya çapında artan eşitsizlik, hızlı iklim değişikliği ve artan çevresel bozulma nedeniyle, kooperatiflerin sunduğu ekonomik girişim modelini göz önünde bulundurma zorlayıcı olarak artmaktadır.

BM kooperatifler uzman grubunun son toplantısında, Uluslararası Kooperatifçilik yılını planlarken, hükümetlerin şunları yerine getirmelerini tavsiye etmişlerdir:
  1. Ekonomik durgunluğun etkilerini hafifletmek için tasarlanmış finansman programları hakkında karar alırken kooperatiflere öncelik verilmesi,
  2. İlköğretimden, üniversiteye kadar eğitim müfredatının her aşamasında kooperatifçilik iş modelinin eklenmesini sağlayarak, kooperatif iş modelinin daha iyi algılanmasını sağlayarak, kooperatifçilik sektörünü asiste etmek
  3. Hükümet tarafından finanse edilen araştırma konseyleri aracılığı ile kooperatifçilik işinin tüm aşamalarında araştırma ve geliştirmeyi desteklemek
  4. Mevcut ekonomik sistemin yeniden yapılandırılmasında kooperatifçilik sektörü değerlerini, prensiplerini ve modellerini göz önünde bulundurmak

Sonuç olarak EDAK tarafından düzenlenen bu konferansa katılmaktan ve desteklemekten memnuniyet duydum. Bu kritik durumda kooperatifler, sosyal ekonominin değil fakat küresel kooperatifçilik hareketinin, gerçek sosyo ekonomik büyümenin bekçileri olarak kendilerini ayıran değerleri kanıtlamalı ve savunmalıdırlar. Kooperatiflerin doğru tarihsel formunun ve faaliyete geçilebilir adımların planlanmasının değeri ve öneminin görünmesi beklenmektedir. Kooperatif ideolojisi izole görünmemelidir,  aksine yerel ve küresel toplulukların doğal olarak benimsediği sosyal ve ekonomik normlarının bir parçası olmalıdır.

2009 yılındaki Uluslararası Kooperatifçilik Günü teması iyi bir başlangıçtı, sizin ve hükümetinizin de desteği ile 2012 yılını uluslararası kooperatifçilik yılı olarak gerçek bir başarı olmasını diliyorum. Bu en üst düzeyde bir tanıtım olacaktır ve bu mükemmel imkânı kaçırmamalıyız. ICA tarafından bir yürütme komitesi oluşturulmuştur.

 Kooperatiflerin en iyi iş modeli olduğu göstermeli ve kanıtlamalıyız.

1. EDAK Işık Boyacıgiller Kooperatifçilik Etkinliği, Kuşadası, 15-17 Ocak 2010


[1]Iain Macdonald, EDAK Işık Boyacıgiller Kooperatifçilik Etkinliği, Kuşadası, 15-17 Ocak 2010’ da yaptığı konuşmanın metni

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Kooperatiflerle Daha Güzel Bir Dünya Kurulabilir mi?

“Türkiye’de ve Dünya’da Kooperatifçiliğin Gelişimi” konulu  Panel düzenlendi.
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Öğrencileri  Atatürkçü Düşünce Topluluğu,  15 Mayıs 2012 tarihinde  Isparta’da, “Türkiye’de ve Dünya’da Kooperatifçiliğin Gelişimi”   konulu bir panel düzenledi. Panel , Prof. Dr. Aynur Gül Karahan danışmanlığında,  Atatürkçü  Düşünce Topluluğu sorumlusu Emre Yorgancıgil (Tıp F. öğrencisi) ve Tayfun…. (ZF. öğrencisi)  tarafından organize edildi.
SDÜ Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üye si Prof.Dr.Vecdi DEMİRCAN’ın yönettiği panele, Sitemiz Köşe Yazarı  ve MĞÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN ile E.Ü. öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı  konuşmacı olarak katıldılar. 
 Prof. Mustafa Kaymakçı, “Atatürk, Tarım ve Kooperatifçilik” konusunda  “Kurtuluş ve Kuruluş”  sürecine ait Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili önemli bilgiler sundu. Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN’da “Kooperatiflerle Daha Güzel Bir Dünya Kurulabilir mi?” konusunda ayrıntılı bir konuşma yaptı . 
 Prof. Dr. ÇIKIN özetle şunları söyledi : “ekonomide önemli bir kriz yaşanmakta. Ekonomilerde , “makro –ekonomik denge”nin merkezi, ulusal ekonomilerden çıkarak uluslararası düzeyde bir denge arayışı sürecine girdi . Özellikle , “kar güdüsü ile ekonomik faaliyetlerini  gerçekleştiren egemen işletme tipinden kaynaklanan ve yüzyıllardan beri “likit-para”  ya da “finans kapital” olarak biriken nakit sermaye, günümüzde dünya reel üretimin çok üstlerinde bir miktara ulaşmış bulunmaktadır. Klasik iktisatçıların “tüketilmeyen mal üretilmez” esprisinden hareketle, “harcanmayan gelirin“ kaynağı olan üretim sektörlerini de devreden çıkartan  ve işsizliği evrensel bir boyuta taşıyan bu olgu,  ekonomilerde sürekli dalgalanmalar yaratmakta ve toplumların huzurunu bozmaktadır.
 Ayrıca “finans kapital” olarak banka sistemi içinde birikmiş olan para-sermayegelişen teknolojilerden yararlanarak süratle dünyanın her tarafına “borç-kredi” şeklinde ulaşmakta, gelişmekte olan ekonomileri çeşitli şekillerde finanse ederek, hem bu ülkeleri  sürekli borçlandırmakta, hem de yerel kaynakların ulusal ekonomilerden dışlanmasına  neden olmaktadır.  Özellikle, coğrafyasından ayrılması mümkün olmayan doğal ve  işgücü kaynaklarının istihdam dışı kalmasına sebep olmaktadır. Onun yerine, “ihtiyaçlara göre üretimi planlayan” işletme tiplerinin ekonomiyi rahatlatabileceğini söyleyen Dr. ÇIKIN, bunun da bir buçuk asırdan bu yana   varlığını gösteren “kooperatif işletmeler” olduğunu söyledi.  
 Özellikle,pek çok gelişmiş ülkelerde fiyatların oluşmasında, pazarların organizasyonunda  önemli görevler üstlenen kooperatiflerin, makro- ekonomik dengeyi bozucu bir özelliği bulunan “kar amaçlı geleneksel işletmeler”  yanında , onların  “makro ekonomik dengeyi düzenleyici” katkısının çok boyutlu   tartışılması gerektiğini  belirtti. Nitekim 2008 krizinden, kooperatif işletmelerin, özellikle kooperatif statülü finans kuruluşlarının başarıyla çıktığının uluslararası düzeyde kabul gördüğünü, Birleşmiş Milletlerin 2012 yılını “Uluslararası Kooperatifler Yılı” ilan ettiğini söyledi.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Konferans : Kooperatifler, ekonomi için gerekli mi?

M. Ü. Milas Sıtkı Koçman Meslek Yüksekokulu öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN, İzmir’de “Kooperatifler, ekonomi için gerekli mi?” konulu bir konferans verdi.
Konak Belediyesi’nin Kültürel Etkinlikleri  çerçevesinde, Şiir Tiyatrosu Topluluğu tarafından 5 Mayıs 2012 günü saat 16-18 arasında, Prof. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıya oldukça kalabalık bir izleyici katıldı.  İzmir’in önemli kültürel etkinlik topluluklarından biri olan Şiir Tiyatrosu Topluluğu’nun kurucu ve yöneticisi Milas kökenli bir aile. Emekli matematik öğretmeni Emine Cin ve eşi kimya öğretmeni İsmet Cin, İzmir’de muhteşem etkinlikler düzenliyorlar.
Prof. ÇIKIN, dünya ekonomisinin bugünkü durumunu irdeleyen konuşmasında özetle şunları söyledi :
·         Dünyada her şey hızla değişiyor. Ekonomide de önemli değişimler gözlemleniyor.
·         Dünyadaki reel gelirle(üretimle), bankalarda birikmiş “finansal fonlar” arasında önemli dengesizlikler var: finansal fonların mevcudiyeti, dünya reel üretimini  neredeyse 3’e katlamaktadır.
·         Ekonominin makro boyutta çalışabilmesi için “toplam gelirler ile toplam harcamaların” denkleşmesi sorunu uzun yıllardır gerçekleşemediğinden sürekli bir ekonomik kriz  tehdidi toplumlarda önemli  huzursuzluklara neden olmaktadır.
·         Klasik işletmeler “kar azamileştirmesine” göre üretimlerini planladıklarından, ekonomiye sürekli bir “harcanamayan gelir” enjekte edilmektedir. Yıllardır biriken bu gelir fazlasının 200 trilyon dolar civarına ulaştığını (ki, dünyanın  toplam reel geliri 63 trilyon dolar civarında olduğunu ) bildiren yayınlar bulunmaktadır.
·         Klasik-geleneksel işletmelerde yapılan üretim(gelir) piyasa mekanizması içinde “ücret+rant+faiz+kar” şeklinde üretim faktörleri arasında paylaşılmakta, nüfusun büyük çoğunluğunu temsil eden emek gelirleri, sermaye grubu gelirlerinin  çok altında seyretmektedir. Bu da bir önceki paragraf da belirtilen “harcanamayan gelir” stoklarını artırmaktadır.
·         Son çeyrek yüzyıldır, bankacılık sistemi içinde birikmiş bu fonların dünya ülkelerine( özellikle gelişmekte olan ülkelere) transferi  ile uğraşılmaktadır. Dünya ülkeleri, kendi ulusal gelirlerinin % 75’i civarında borçlanmış durumdadırlar.
·         Bu borçlanma gelişmekte olan ülkelerin  üretimini/ istihdamını düşürmektedir. Örneğin Türkiye’de önemli  tarımsal üretim olan tütün, pamuk, şeker pancarı, vb.. üretimi  nerdeyse  ortadan kalkmak üzeredir. Ayrıca işsizlik de sürekli artmaktadır.
Dr. ÇIKIN, bu durum saptamasından  sonra sorunun çözüm yolarının neler olması gerektiği konusunda da şunları söyledi :
·         Ekonomi çok kompleks bir alandır. Her sorun için tek bir reçete sunmak mümkün değildir. Ancak ekonominin  mahreci pazarlar ve pazarlarda aktör durumunda olan işletmelerdir. O nedenle işletmelerin amaçlarının iyi analiz edilmesi, ekonomik sorunları asgariye indirebilecek işletme modellerinin geliştirilmesi gereklidir.
·         Ekonominin temel amacı insanların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve tüketimi sürecinde yaşanan realiteleri  incelemek , karşılaşılan sorunların çözüm mekanizmalarını geliştirmektir.
·         Ekonomilerde, salt ‘kar azamileştirmesine’  göre üretimini planlayan işletmeler kadar, “insanların ihtiyaçlarına göre üretimini planlayan işletmelere” özel bir önem verilmesi  gerekir.  Bu işletme modeli 1,5 asırdan bu yana toplumlarda yerini almıştır. Adı da “kooperatif işletmeler”dir.
·         Kooperatif, “mülkiyeti  ortaklaşa olan ve yönetimi demokratik  olarak gerçekleştirilen bir girişim aracılığı ile ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçları ve özlemleri tatmin etmek için gönüllü olarak bir araya gelmiş insanların özerk birliği”dir.
·         Kooperatif işletmelerde elde edilen gelirler, ortakların kararıyla işletme düzeyinde paylaştırılırken, kuramsal olarak “harcanmamış bir gelir” artığı geriye bırakmadığından, ekonomik krizin de önemli çarelerini içinde taşıyan bir özelliğe sahiptir.
·         2008 krizinde kooperatif  işletmeler başarılarını ispatlamışlardır. Özellikle  bankacılık sisteminde, kooperatif bankaları  krizden diğer özel bankalardan daha  başarılı çıktıkları saptanmıştır.
·         Kooperatifçiliğin eğitim sistemi içinde mutlaka yer almasını öneren Dr. ÇIKIN, ekonomilerin düzenli çalışmasında, rekabet sisteminin gelişmesinde, sağlıklı bir  pazar sisteminin oluşmasında kooperatif işletmelerin rolünün çok büyük olduğunu ileri sürdü.
·         Dr. ÇIKIN, geleceğin ekonomisinin yapılanmasında kooperatiflerin önemli aktörler olacağını; Birleşmiş Milletler’in bu gerçeğin dünya ölçeğinde vurgulanmasını sağlamak için 2012 yılını “Uluslararası Kooperatifler Yılı” ilan ettiğini; kutlamaların “Kooperatifler daha güzel  bir dünya kurar”   şeklinde  organize edilmesini sağladığını belirtmiştir. Ayrıca , Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin 2012 yılı sonlarında Kanada’da “Kooperatiflerin Olağanüstü Gücü” konulu bir  Kooperatifçilik Zirvesi  toplayacağını  bildirmiştir.

KÜÇÜK ÜRETİCİLER VE KOOPERATİFLER

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN
1.   GİRİŞ
Çağımız sürekli bir değişim ve gelişim süreci içinde. Bir çelişkiler yumağı. 200 yıldır genel bir ekonomik büyüme yaşanıyor.
Gelir dağılımı, hem ülkeler bazında, hem de kişiler ve faktörler bazında çok bozulmuş durumda.
Ekonomik analizler ve kararlar, karlılık kavramı üzerine oturtulmuş. Ekonomi bilimi, neredeyse salt sermayeye gelir arayan bir bilim haline sokulmuş.
Geleneksel kalkınma tipi ve hızı ekolojik dengeleri alt-üst etmiş, sorumsuzca yapılan üretim/tüketim ilişkilendirilmesi sonucunda dünyanın doğal yapısı bir uçuruma doğru sürükleniyor.
Dünyadaki her insan, işadamlarının tükettiği kadar tüketse 11,4 dünyaya; bir ABD’li vatandaş kadar tüketse 6,8 dünyaya ihtiyaç olduğu hesaplanmaktadır.
Kalkınmanın realitesi salt ekonomik ölçütlere dayandırılmıştır. Bu geleneksel kalkınma yönteminin mutlaka gözden geçirilmesi gerekli. Doğal kaynakları dikkate alan sürdürülebilir bir kalkınma modeli geliştirilmelidir.
Kapitalist ticari organizasyonlar, yatırımlarını mali sermayenin karlılığı üzerine dayandırdığından ekonominin amacı değişmiştir. Yatırımlar, mutlaka doğayı koruyacak ve geliştirecek, yeni istihdam ve katma değerler yaratacak şekilde yönlendirilmelidir.
Bir buçuk yüzyıldan beri, kalkınmanın ve ekonomik organizasyonların yönetimini tasarımlayan bir başka işletmecilik biçimi vardır : Kooperatifler.
Kooperatifçilik, sermayenin araç olarak hizmet ettiği, fazlaların yatırılan sermayeye göre değil, insanların kooperatif organizasyonla yaptığı işlem oranında dağıtılan çağdaş bir işletme/ortaklık modelidir.
Kısaca “yapabilmenin bir başka biçimidir kooperatifçilik”.


2. EKONOMİ  VE  KÜÇÜK ÜRETİCİLER


Ekonomi politikasının temel amacı, insanların yaşam kalitesini artırabilecek, toplumunun kalkınmasını ve gelişmesini sağlayabilecek çeşitli olanakları harekete geçirmektir. Bunun başlıca araçları :
·        Çalışabilecek insanları üretim sürecine sokabilecek istihdam politikası;
·        Ekonomide kullanılabilecek beşeri, doğal, sermaye kaynaklarını optimal biçimde kullanabilecek işletmeler yaratılmaması (yapısal politikalar);
·        Pazar politikaları (orta vadeli);
·        (Fiyat politikası dahil) mali politikalar (kısa vadeli).

Ekonomide görülen başlıca işletmecilik modelleri :
1.      Özel işletmeler (kar amacına göre çalışan);
2.      Gelirlerini yükseltme amacına yönelik geleneksel işletme tipleri (Kooperatifler, bu tip işletmelerin pazar koşullarını uyarlanmasında rol alan imtiyazlı işletme /ortaklık tipleridir),
3.      Kamu girişimleri.


Önemli olan  bu girişimlerden birini savunma politikaları yerine, ülke ihtiyaçlarına yanıt bulabilecek bir bileşimini ortaya koyabilecek ekonomi politikaları üretmek ve uygulamaktır.
Gelişmiş ülkelerin uygulamaları dikkatle incelendiğinde bu üç işletme tipinin uygun bir bileşimde ekonomide rol almalarını sağlama çabasının ağır bastığı görülür. O nedenle  son onlu yıllarda gelişmiş ülkelerde görülen başlıca ekonomik modellemeler şu başlıklar altında sıralanır :


1.      Geleneksel işletme / ekonomi modelleri,
2.      Sosyal ekonomi modeli,
3.      Dayanışma ekonomisi modeli.

Geleneksel modeller, genellikle özel işletme modelleridir. Bunlar kar amaçlı yatırımlar ararken istihdam yaratma, yeni katma değerler üretme ve çevre koruma konularında özen gösterecek şekilde yönlendirilmelidir.
Sosyal ekonomi modeli, daha çok kendi emeğini, kendi sermayesini kendi yöneticiliği altında çalıştıran, katıldıkları organizasyonlarla piyasaya giriş- çıkışları denetleme olanağı bulan işletme / ekonomi modelleridir. Sosyal ekonomi, bir kanadı ile ekonomiye, diğer kanadı ile toplumsallığa boyutlu bileşik bir kavramdır. Üç temel bileşene dayanır :
1.      Gerçek bir ortak projeye dayalı kooperatifler,
2.      İmece , özellikli yardımlaşma sandıkları ve mediko-sosyal faaliyetleri,
3.      Ekonomik işlev üstlenen dernekler / vakıflar.

Sosyal ekonominin özellikleri : “Sosyal ekonomi, aşağıda belirtilen ilkeleri ile etik olarak kendini gösteren kooperatifler, yardımlaşma sandıkları ve dernekler şeklinde ortaklaşmalar yoluyla gerçekleştirilmiş ekonomik faaliyetlerin yeniden gruplandırılmasıdır :

a)      kardan ziyade üyelerine / topluma hizmet amacı,
b)      özerk yönetim,
c)      demokratik karar süreçleri,
d)      gelirlerin paylaşılmasında sermayeden çok emeğin ve insanların üstünlüğü.

Dayanışma ekonomisi : Ekonomideki çoğulculuğun getirdiği bir gereklilik olarak, ortak bir proje çerçevesinde farklı gruptaki işletmelerin bir dayanışma sonucunda yeni ekonomik projeleri uygulamaya sokma şeklidir.(Bu gibi girişimler kamu malı üretebilecek  veya ürün veya hizmetlerini farklı kesimlerin kullanabileceği konuları kapsar). Bu ekonomi biçiminin uygulamaya konulmasında rol oynayan en önemli aktörler olarak son yılarda kamu sektörü yerine  kalkınma ajansları ikame edilmeğe çalışılmaktadır. Türkiye’de kalkınma ajanslarının, sosyal ekonomi uygulamalarının yeterli olmadığından dolayı, batı ekonomilerinden erken aktarılmış bir kurum durumundadır. O nedenle, kalkınma ajansları için yaratılacak her türlü kaynak kullanımının ileride ekonomide önemli olumsuzluklar yaratabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü kalkınma ajansları aracılığı ile uygulamaya sokulacak projeleri toplumda sahiplenebilecek sosyal ekonomi sektörü yeterince yaratılamamış durumdadır.
3.     NASIL BİR EKONOMİ  POLİTİKASI UYGULANMALI ?

Yeni ekonomi politikaları,  toplumun tüm kesimlerini kucaklayabilecek entegre tip politikalar olmalıdır. Ancak bu politikalar içeriğinde, ürün ve ürün gruplarını yer veren madde politikaları ile çeşitlendirilmeli ve desteklenmelidir. Bu politikalar demeti , sağlıklı bir ekonomik alt yapının elde edilmesini sağlamalı;küçük üreticiler  gelirini yükseltmek için  kendisini pazar koşullarına entegre edebilecek sanayinin gelişmesine katkıda bulunmalı; ilgili pazarların yeniden organize edilmesinde kooperatiflere öncelik vermeli ve kooperatifçiliği geliştirmeli; küçük üreticilerin çalışma alanlarındaki insan ve doğa kaynaklarını koruyucu ve geliştirici nitelikte olmalı;hedef alınan sektörü, ulusal ve uluslar arası rekabet koşullarını ayak uydurabilecek bir konuma getirmelidir.
Birbirine tamamlayacak şekilde, fiyat politikası, sektörel yapılanma politikası, pazar yapısı politikası, küçük üreticileri kooperatifleştirme politikası (
girişim olarak kooperatiflerin genişleme olanakları artırılmalı, kooperatiflere uygun bir ortam yaratılmalı, kooperatifleri geliştiren çevre güvence altına alınmalı, kooperatifleri her yönüyle destekleyen politikalar üretilmeli); sektörlere yönelik etkili bir girdi-çıktı üretim politikası oluşturulmalı ve çift yönlü bir küçük ve orta boyutlu işletme (KOBİ) politikası devreye sokulmalıdır.
Ne yazık ki ülkemizde, ülke koşullarını özümseyen ekonomi politikaları üretilip uygulanamadığı gözlenmektedir. Uygulanan ekonomi politikaları, çoğunlukla borç alınan ülkelerin borçlarını geri alma, ya da o ülkelerin ihtiyaçlarını tamamlayıcı nitelikli ithal politikalar olmaktadır.


4. YAPABİLMENİN BİR BAŞKA BİÇİMİ : KOOPERATİFLER

“Bir kooperatif, mülkiyeti ortaklaşa olan ve yönetimi demokratik olarak gerçekleştirilen bir girişim aracılığı ile  ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçları ve özlemleri tatmin etmek için gönüllü olarak bir araya gelmiş insanların özerk birliğidir” (ACI,1995).
Kooperatifçiliğin kendine özgü değerleri vardır: kurucularının esprisine bağlılık, eşitlik, dürüstlük, dayanışma, doğruluk, saydamlık, toplumsal sorumluluk, özgecilik, vb..

Kooperatifçilik ilkeleri de şunlardır : açık kapı ilkesi (bir insan, bir oy); ortakların kooperatife ekonomik katılımı; özerklik (demokratik yönetim); gönüllülük; eğitim, enformasyon, formasyon; kooperatifler arası işbirliği; ortama karşı sorumluluk.
Kooperatifler, tarımsal ekonomiyi organize ederler, ekonomiyi toplumun hizmetine sokarlar.
Kooperatifler iki nedenden dolayı doğarlar ve gelişirler : 1. Tek başına yerine getirilemeyen ekonomik ihtiyaçları yanıtlamak ve üretim faaliyetlerini sürekli kılmak. 2.  Büyük ticari güçlere karşı kendilerini savunmak.
Şu dört olay konunun saklı kalan yönlerini açıklar :
 
  • bireylerin özerklik istemesi,
  • ortak nitelikli grupların ortaya çıkması,
  • özel girişim modelinin egemenliği,
  • üreticiler arasındaki bağın farklılaşması.
Son yıllarda üreticilerin kooperatifçiliğe karşı ilgisinin azaldığı görüşleri yaygındır. Ancak bu insanların piyasa sistemi içinde kendi yerlerini yeterince sorgulayamamasından  kaynaklanmaktadır. Çünkü kooperatifler salt kar arayan insanların, girişimlerin ortaklıkları değil, ellerindeki kaynaklara (emek dahil) gelir arayan insanların, girişimlerin piyasaya giriş araçlarıdır.
Bir üretici ile kooperatifi arasındaki en önemli bağ, üretici ile kooperatif arasında paylaşılan ortak bir projedir.  Kooperatifin uygulayacağı proje ortaklarının ihtiyaçlarını yanıtlayan, onların kişisel veya ailevi projeleri ile  bağlantılı olmalıdır.
Bir  küçük üretici için pazarlama ve işleme kooperatifi, ortaklarının ürünlerini toplayan, işleyen ve pazarlayan bir proje ile ortakları ile bütünleşir. Ancak burada kooperatifin projesi bir işletme niteliğinde olduğu gibi ortaklarının bireysel işletmeleri de bağımsız, fakat birbirlerini pazar sürecinde tamamlayan işletmelerdir. Genellikle ortakların işletmeleri küçük, kooperatifin işletmesi de onları pazarla buluşturan orta/büyük boyutlu işletmelerdir.
Bir üretici, kısa ve orta/uzun dönemde beklentilerini dikkate alarak kooperatife katılırlar. Bir üretici kooperatife katılırken şu üç öğeyi dikkate alır :
  1. ürününü değerlendirmek,
  2. işletme yönetimini, mesleki faaliyetini ve yaşam kalitesini yükseltmek,
  3. kişisel ve mesleki projesini gerçekleştirmek.
Kısa dönemde bir üreticinin beklentileri şunlar olabilir :
  • ürününe adil bir fiyat elde etmek,
  • kooperatifin getireceği başarılı hizmetlerden yararlanmak:
-         işletmesinin yönetimini iyileştirmek,
-         kişisel projesi ile mesleki projesi arasındaki bağı sağlamak,
-         işletmesini iyileştirmek,
-         iyi bir çevre edinmek.

Orta / uzun dönemde bir üreticinin kooperatifinden beklentileri de şunlar olabilir :
  • alanındaki üretimini sürekli kılmak,
  • pazara girişini denetim altına almak,
  • ürettiği ürün(ler)ünün politikasının geliştirilmesinde ağırlığını koymak,
  • kooperatifin yarattığı dayanışma ortamından yararlanmak.
Ortaküretici, “benim işletmem” kavramı ile  “benim kooperatifim” kavramını “kooperatif yaşam” biçimine dönüştürebilmelidir. Çünkü kooperatif ortağına ;
-         tamamlayıcılık,
-         sinerji,
-         karşılaştığı çapraşık durumlara yanıt,
-        çalıştığı alanda  bir ürün muhiti (örneğin kitapçılık muhiti, turizm muhiti, halıcılık muhiti  vb.. gibi),
-         insanların formasyonu,
gibi çeşitli konularda yardım sağlar.

5.BİR  ÜRETİCİ KOOPERATİFİ NASIL ÇALIŞMALI ?

Bir kooperatif;
-         ekonomik faaliyeti kolaylaştırmak / geliştirmek,
-         ekonomik faaliyetlerin sonuçlarını iyileştirmek / artırmak,
için  küçük üreticilerin kullandıkları bir piyasa aracıdır.
Bir kooperatif çalışmasını dört temel ilke çerçevesinde gerçekleştirir :
  1. serbest katılım,
  2. demokratik yönetim,
  3. tekelci anlayış (salt ortakları ile çalışma anlayışı),
  4. akapitalizm (kooperatifler, sermayeye kar aramazlar; kooperatif girişimin yarattığı fazlalar, yatırılan sermayeye göre değil, kooperatifle yapılan işlem oranında paylaşılır).
Kooperatifler, her şeyden önce insanlara aittir. Kooperatif, ortakları her an  paylarını satabilen bir sermaye şirketi değil, şahıs şirketidir.  Bu sıfatıyla küçük üreticiler, bazı özel değerleri korumuşlar ve daha ileriye götürmüşlerdir. Bu değerler : saydamlık, dürüstlük /eşitlik, dayanışma ve sorumluluktur.

Ortak bir  üretici ile kooperatifi arasında şöyle bir bağlantı bulunur :
a)      Üretici, bir kooperatife üye olarak çift yönlü bir yükümlülük alır : 1. ürününü kooperatife teslim etme; 2. sosyal sermayeye katılma.
b)      Fazlaların bölüşülmesi.
Kooperatifler, yarattıkları fazlaların bir kısmını rezerv halinde (ayni / nakdi) kendi bünyelerinde toplarlar. Özellikle Batı Avrupa ülkelerinde kooperatiflerin rezervleri parçalanamaz, bölünemez bir niteliğe kavuşturulmuştur. Bunun amacı, kooperatif mülkiyeti kuşaktan kuşağa taşımak ve sosyal sermayenin değişkenliğini dikkate alarak kooperatifin çöküşünü önlemektir.
Son onlu yıllarda bir çok gelişmiş batı ülkelerinde kooperatif yönetiminde, kooperatifçiliğin temel ilkelerini zedelemeden fakat piyasa mekanizması içinde işlevselliğini artırabilmek için bazı uygulamalara yer verildiği gözlenmektedir. Bunları şu başlıklar altında gruplamak mümkündür :

 
  • Ekonomik amaçlı görüş : Tekelci anlayışın yumuşatılması : klasik bir kooperatifin iş yaptığı çevre salt ortaklarıyla sınırlıdır. Ancak değişen dünya koşulları içinde bu tekelci anlayışın yerine, kooperatiflerin ortakları dışındaki kişilerle de ticari ilişkiler içine girmeleri konusunda olumlu gelişmeler gözlenmektedir. Örneğin Fransa’da kooperatiflerin iş hacimlerinin % 20’si civarında ortak dışı ticari işlemlerde bulunabileceği kabul edilmektedir.
  • Finansal amaçlı görüş : a) Bazı ülkelerde kooperatiflerin faaliyetinden doğrudan yararlanmayan, ancak elindeki likit sermayesini kooperatifler kanalıyla değerlendiren insanlara “kooperatifçi olmayan” (non-coopérateur) ortak sıfatıyla kooperatif kuruluşlarda yer verilmektedir. Yani kooperatifler finans sorunlarını, “kooperatif yatırım tahvilleri” satarak çözmektedirler. b) Sosyal sermayenin yeniden değerlendirilmesi.
  • Kooperatif yönetimine değgin iki görüş : a) genel kurulda oyların ağırlıklandırılması. b) kooperatifin müdürlük tarafından yönetilmesi / denetim kurulu tarafından denetlenmesi.


Türkiye’de  küçük meta ürünleri piyasaları yeterince kooperatiflerin denetimine geçememiştir. Bunun çok çeşitli nedenleri vardır. En önemli nedeni, Türk esnafı uzun bir süreç içinde kooperatif kurumlardan yaralanmasına karşılık üreticinin bilinci kooperatifçilik yönünde geliştirilememiştir.Ayrıca Türk ekonomi  politikası içinde, esnafın  kooperatif araçlardan yaralanma esprisi yeterince yer almamıştır. Ekonomide politika üretenler, ekonomide çoğulculuğun ve demokratikleşmenin en önemli simgesi olan kooperatifçiliğe yakın durmamışlardır. Oysa değişen dünya koşullarında sürdürülebilir kalkınma, geleneksel kalkınma modelinin başlıca seçeneği konumuna gelmektedir. Yine sürdürülebilir kalkınmanın da favori işletmecilik tipi de kooperatifler olarak pek çok saygın bilim adamlarınca adlandırılmaktadır.
13 Mart 2007