Prof. Dr. AYHAN ÇIKIN EÜ Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi GİRİŞ Kapitalizm ne kadar gelişirse gelişsin, özellikle geleneksel aile işletmeciliğini tasfiye edememiştir. Öte yandan kapitalizme alternatif olarak 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ''devletçi sosyalizm'' uygulamaları da üretimi ve bölüşümü gerçekleştirebilecek işletme tipleri yaratamamıştır. 20. yüzyılın başlarında tıkanan kapitalizmin bunalımlarını aşmada ''devlet müdahalelerini'' öngören uygulamalar da 1960'lı yılların ortalarından itibaren tıkanmaya başlamıştır. 1930'larda Türkiye'nin, İkinci Dünya Savaşı sonrasında da birçok Batı Avrupa ülkesinin başlattığı ''devlet korumacılığı'' ve “sosyal devlet” kavramı , 1990'li yıllarda tartışılır duruma gelmiştir. 21. yüzyıla girerken dünya ekonomisinin gündeminde ''globalleşme'' yer almaktadır. Globalleşme net bir kavram görüntüsü vermemekle beraber ekonomide rekabetin ön plana çıkması gerektiğini ''ana çerçevesine'' yerleştirmiş durumdadır. Ancak toplumlarda gelir bölüşümünün ''sosyal adalet'' ilkeleri içinde olması, demokratik toplumların her zaman temel amaçlarından biri olmuştur. 21. yüzyılın başlarındaki rekabet koşullarına 19. yüzyılın rekabetçi kapitalizminden farklı bakmak, ''üretim ve bölüşüm'' sistemini farklı algılamak gerekir. Özetle, ''üretimin tüketimi'', ''tüketimin de üretimi'' dinamik bir şekilde etkileyebilecek araçları bulmak ve ''üretim ve bölüşümü'' ortak bir zemine oturtmak gerekir. Kapitalist sistemin gündeminde her zaman ''önce üret sonra bölüş'' ilkesi egemen olmuştur. Oysa bölüşüm, özellikle emek açısından üretim süreci içinde işletmelerde kendiliğinden oluşmaktadır. Kapitalist ilkelere göre, üretimin büyük bir kısmı kârlar yoluyla azınlık bir grubun elinde kaldığından, ''makro-ekonomik denge'' kurulamamakta ve sık sık ekonomik bunalımlar, dolayısıyla siyasal bunalımlar gündeme gelmekte ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde demokrasiler için ana tehdit kaynağını oluşturmaktadırlar. Türkiye gibi ülkeler, gelir dağılımının bozukluğundan dolayı kolayca ekonomik bunalımlara girmekte, bu da siyasal istikrarsızlığa yol açmaktadır. Bundan dolayı ''yeni ekonomik yapılanmaları'' hedef alan politikalar, ''üretim ve bölüşüm modelleri'' ni bir arada ve birbirine etkileşimli bir sistem içinde ele almalıdır. Bu model, üretimi teşvik etmeli, üretimi büyütebilecek sermaye birikimine katkıda bulunmalı ve ''bölüşümü'' sosyal adalet ilkelerine göre gerçekleştirebilmelidir. Yani burada tüketim kararlarını alanlarla üretime çeşitli şekillerde katılanların pazarlık gücünü dengeleyen bir örgütlenme mekanizması devreye sokulmalıdır. İşte böyle bir modelin oluşmasında rol alabilecek kuruluşlardan biri kooperatif 'lerdir. EKONOMİLERDE KOOPERATİFLERİN YERİ Bkz: http://kooperatifcinindefteri.blogspot.com/2013/01/ekonomilerde-kooperatiflerin-yeri.html EKONOMİDEKİ YENİ GELİŞMELER Kooperatif hareketinin iki yüzyıla yaklaşan tarihsel süreci içinde günün koşullarına uyum göstermek için sürekli bir değişim ve evrim içinde olduğu bir gerçektir. Bununla beraber, kooperatif hareketi belirli değişimlere uğrarken bu kurum içinde yer alan insanlar, birbirlerine karşı derin bir saygı ve kendilerinin karşılıklı ekonomik ve sosyal yardımlaşma kapasitelerini geliştirme inancından hareket etmişlerdir. Ayrıca bu kurum içinde yer alan insanlar, ekonomik faaliyetlere uygulanan süreçlerin yapılabilir, arzu edilir ve etkili olduğu ve demokratik olarak yönetilen ekonomik örgütlerin topluma ortak bir fayda sunduğu inancını taşımışlardır. Dünyada farklı kooperatif türleri bulunmaktadır. Bunların hepsinin tek bir ana kökten ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir. Dünya ekonomisi 1980’den sonra büyük bir kırılma göstermiştir. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kapitalizm ve onun uzantısı emperyalist sömürü mekanizması seçeneksiz bir konuma geldiği izlenimi, iletişim teknolojisindeki gelişmelerin desteğinde , sürekli topluma pompalanmaktadır. Doğada seçeneksiz bir olgu bulmak mümkün değildir. Bilim de , doğadaki farklı seçeneklerin en uygununu bulma ve topluma sunma metodolojisidir. Teknoloji ise bilimin yaşama geçirilmesini imkan kılan aygıtları üretme sürecidir. Ekonomi de mevcut teknolojilerden yaralanarak insanın gereksinim duyduğu mal ve hizmetleri üretip onları bir “piyasa çerçevesi” içinde sunmaktır. Bu açıdan bakıldığında son yıllarda öne sürülen en önemli olgu “küreselleşme” olgusudur. O nedenle bilimde, teknolojide ve ekonomik alanlarda yeni gelişen olayları çok iyi algılamak , iyi yorumlamak ve uluslar arası sermayenin dayattığı ve seçeneksiz (!) olarak sunduğu çözümlemelerin karşısına yani seçenekler sunmak gerekir. Bu nedenle şu soruların yanıtlarının iyi verilmesi gerekir : • Geçmişte olduğu gibi, bugün de ekonomik iktidar belirli ellerde mi toplanmıştır? Küreselleşme bu soruna nasıl yaklaşıyor? • Ekonomik iktidar ile siyasal iktidarlar giderek kaynaşıp birleşiyor mu? Bunları kaynaştırıp birleştiren ulusal ve uluslar arası kurumlar nelerdir? • Görünüşte siyasiler tarafından ekonomiden elini çeken devlet, birileri adına ekonomiye daha fazla mı müdahale ediyor? (Türkiye’de Bankalar örneği); • Çok uluslu şirketlerin kar oranlarındaki gerilemesi gerçekte neyi ifade ediyor ? (tekelleşmenin arttığına mı ? Yoksa rekabetin geliştiğine mi); • Ekonomi daha geniş bir sermaye birikimlerine yol açmak ve Pazar hazırlamak için mi yönlendiriliyor? • İzlenen bütün bu politikalar neo-emperyalist bir politikanın benimsenmesi zorunluluğunu mu ortaya koyuyor? Bu ve buna benzer soruların yanıtlarını tartışırken, Yeni Dünya Düzeni olarak sunulan “Ekonominin Küreselleşmesi” olgusunun insanları , özellikle emeği ile geçinen insanlarının sorunlarını pek çözüm üretemediğini gözlüyoruz. Öte yandan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve yandaşlarının 70 yıllık uyguladığı “Merkezi Planlı Ekonomi” yaklaşımı, ekonomide rekabetin önemini ortaya çıkardığını kabul etmek durumundayız. Rekabetin ekonomide rasyonelliği getireceği, üretim faktörlerinin verimli kullanmanın koşullarını yaratacağı kabul edilir. Rekabetin ekonomide gelirlerin bölüşümünde iki yaklaşımın olduğunu dikkatten kaçırmamak gerekir: a- Bireysel gelir bölüşüm aşamasında : Kapitalist ekonomi yanlıları herkesin piyasaya sunduğu mal , hizmet veya faktör miktarlarına göre, arz ve talep kanununu işlemesi sonucunda elde edeceği gelir, ekonomik kaynakların hareketliliğinde itici bir güç oluşturur. İnsanlar, piyasada oluşacak fiyatlara göre piyasaya tüketim malı veya üretim faktörü (emek, sermaye,vb..) sunarlar. Bu günkü ekonomi bilgilerimiz ışığında ekonomideki kaynakların harekete geçmesi ve insanların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin gerektiği kadar üretilmesini çözümlediği için bu alandaki rekabet , ekonomiye canlılık getirmektedir. Önemli olan bu sistemin çalışmasın adil kılacak hukuki alt yapının kurulması ve çalıştırılmasıdır. İnsanların bu rekabet alanında , ekonomi kuralları çerçevesinde haklarını aramaları için kuracakları örgütler ve onların çalıştıracağı işletmeler aracılığı ile olur. İşte kooperatifler mal ve faktör piyasalarının ortakları lehine çalıştırılması açısından bu alanın vazgeçilmez kuruluşlarıdır. b- Fonksiyonel gelir bölüşüm alanında : Yine ekonomik teoriye göre, üretim faktörleri belirli adlar altında üretimden kendisine düşen payları alırlar. Ulusal üretimden emek, ücret ; sermaye, faiz ; doğa , rant; girişimci, kar adıyla paylarını alırlar. Ancak bunarın oluşumu her ne kadar mal ve faktör piyasalarında oluşan fiyatlara bağlı olsada, dağıtımı makro-ekonomik, dolayısıyla siyasi bir tercih olgusudur. O nedenle toplum içindeki bazı gruplar, devletin ekonomiden elini çekmesini isterken, ayni devletin makro-ekonomik karaları verecek siyasi örgütlenmeden çekilmesini istemezler. Hatta o karar mekanizmalarını etkileyerek, ya da kontrol ederek fonksiyenel gelir bölüşümünden kendi gruplarına ( özellikle kar ve faiz oranlarını yüksek, asgari ücreti düşük tutarak) yüksek pay almanın yollarını ararlar. O nedenle devlet, her toplumsal sınıf için mutlaka denetlenmesinde rol alınması gereken bir aygıttır. O nedenle emeği ile geçinenler, bir yandan mal ve hizmet piyasalarında oluşacak örgütlerde (kooperatif,sendika;vb..) yer alırken, diğer taraftan da devleti yönetecek siyasal oluşumlarda da (sendika, siyasal parti,vb..) görev almalıdırlar. KOOPERATİF GİRİŞİMLERİN ÖZELLİKLERİ (Bkz. http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=6683263280994656112#allposts ) KOOPERATİFÇİLİKTEKİ YENİ GELİŞMELER Ekonomideki bu gelişmelere koşut olarak kooperatifçilik düşüncesinde ve uygulamalarında da önemli gelişmeler gözlenmektedir. Özellikle kooperatif kavramında, uygulamalarında, kooperatiflerin yeniden yapılanmasında , yeni kooperatif mevzuatı konularında ulusal düzeyde olduğu kadar , uluslar arası düzeydeki kuruluşlarda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Burada 1990’lar sonrasında kooperatifçilikte gözlenen başlıca niteliksel değişimler incelenecektir. Bu değişimler incelenirken 2000’li yıllarda 10 trilyon ABD doları aşan dünya ticaretinin 2/3’ünü denetimi altına alan çok uluslu şirketlerin istihdama yaptığı katkıdan daha fazlasını kooperatiflerin yarattığını -(100 milyondan fazla kişi)- unutmamak gerekir. Ayrıca kooperatiflerin toplumsal sorumluluk ve dayanışma değerlerine göre rekabet piyasası içinde çalıştığını da göz ardı etmemek gerekir. Onlar, küçük yerel toplulukların basit ihtiyaçlarına cevap veren, bu toplulukların piyasaya giriş/çıkış noktalarını oluşturan, yerel insanların yaşadığı çevrenin her türlü sorunları ile mücadele etmesini olanak sağlayan ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikli kuruluşlardır. Kooperatifler bu özelliğini sürdürebilmesi için işletmesinin ekonomik olarak başarılı çalıştırmak zorundadır. O nedenle kooperatifler ve benzer amaçlı örgütler tarih içinde her dönemde bu veya şu adla var olagelmişlerdir. Yani kooperatif ve benzeri örgütlerin ana öğesi , sermayeden çok insan olduğu için tarihin her evresinde kendisine bir çıkış yolu bulmuş ve yaşamını sürdürmüştür. O bakımdan kooperatifçilik hareketi, 1980’li yıllar sonrasının karamsarlığa iten ekonomik olayların karşısında insanların önemli bir umut kaynağı olarak dünya gündemindeki yerini - ne yazık ki Türkiye’de gereğince yerini almasa da – almış durumdadır: • 1990’lar sonrasında kooperatifler yeniden yapılanma sürecine girmişlerdir: Kooperatifçilik tarihinin ayrıntılı incelenmesinde kooperatiflerin önemli niteliksel aşamalar geçirdiğini saptamak mümkündür. (Ayhan Çıkın & Ali Rıza Karacan. Genel Kooperatifçilik. E. Ü Ziraat Fakültesi Yayını . İzmir . 1994 . ss .25-26) a) Rochdale öncesi dönem : Mevcut ekonomik düzene uygun ilk kooperatifin 1844’te İngiltere’nin Rochdale kasabasında kurulana kadar , çeşitli kooperatif projeler üretilip uygulamaya sokulmaya çalışılmıştır. Bu proje sahiplerinin en önemlileri Robert Owen (1771-1858), Charles Fourier (1772-1837), Saint- Simon , Proudhon , vb.. düşünürlerdir. Çoğu ütopik sosyalist olan bu düşünürlerin etkisiyle kooperatifçilik toplumlarda bir düşünce tabanı bulmuştur. Bu dönemde 14’ ü Avrupa’da olmak üzere 19 ülkede kooperatif nitelikli kuruluşlar oluşturulmuştur. b) 1844-1900 Arası : bugünkü kooperatifçilik uygulamalarının atası olan ilk kooperatif, 1844’de 28 dokuma işçisi tarafından Manchester kentinin Rochdale varoşunda kuruldu. Bu dönemde özellikle tüketim, tarımsal kredi ve esnaf kredileri alanında çeşitli ülkelerde farklı türde kooperatiflerin tarih sahnesinde yer aldığı dönemdir. 12’si Avrupa’da olmak üzere bu dönemde 23 ülkede kooperatif hareketinin başladığı görülmektedir. Türkiye’de de kooperatifçilik hareketi (1863) bu dönemde başlamış oluyor. Uluslar arası Kooperatifler Birliği (ICA)’da bu dönem içinde kurulmuştur (1895). c) 1901-1917 Arası: Kooperatifler , bilindiği gibi Batı ve Orta Avrupa kökenli kuruluşlardır. O nedenle bu ülkelerin toplumsal karakterlerini yansıtması doğaldır. Bu dönemde kooperatiflerin Asya ve Afrika ülkelerinde de ortaya çıktığını gözlüyoruz. 22’si Asya ve Afrika ülkelerinde olmak üzere 30 ülkede kooperatifçilik hareketlerinin yaygınlaştığı görülüyor. Daha önceki dönemlerle birlikte bu ilk üç dönem kooperatifçiliğinin genel karakterini şöyle özetlemek mümkündür : Kooperatifler, ekonomik açıdan yoksullaştıran vahşi kapitalizme karşı, işçi, küçük köylü ve esnafın bir mücadele aracı olarak benimsemeğe çalıştığı ve giderek Avrupa coğrafyasından çıkarak Asya coğrafyasına doğru yayıldığı dönemdir.. Bu dönemde kooperatiflerin çeşitliliği de artmaya başlamış ve alternatif bir sosyo ekonomik denge öğesi olarak bazı önemli yapısal özellikler kazanmaya başlamışlardır. d) 1917- 1945 Arası : Kooperatiflerin niteliksel olarak önemli açılımlar kazandığı bu dönemde dünya tarihinde önemli olaylar olmuştur. İki dünya savaşı yaşanmış, kapitalizm dışında “Merkezi Planlı Ekonomi” uygulamaları ekonomik uygulamalarda ilk kez yer almıştır. Bu dönemde kooperatifler ,“Merkezi Planlı Ülkelerde” ekonomik modelin amaçlarına göre çalışmasına katkıda bulunmak üzere yeniden organize olmuşlardır. Ayrıca yeni bağımsızlıklarına kavuşan ve çoğu Afrika ve Asya’da olmak üzere 59 ülkede kooperatif uygulamalarına yer verildiği saptanmıştır. Bu dönemde kooperatifler, bir yandan sosyalizmin kurulması için tamamlayıcı görevler üstlenirken, diğer yandan da gelişmekte olan ülke ekonomilerinde tarımın Pazar ve sanayi ile bütünleşme sürecinde rol almaları istenmiştir. e) 1945 -1980 Arası : Bu dönem çeşitli ülkelerdeki kooperatiflerin gelişme ve olgunluk dönemidir. Avrupa ülkelerinde kooperatifler yoğunlaşma sürecine girerek ve ekonominin tüm sektörlerinde yer alarak müthiş bir atılım gerçekleştirmişlerdir. Bağımsızlıklarına yeni kavuşmuş eski sömürge ülkelerinin (40 kadar ülke) ekonomik bağımsızlığını hayata geçirmede ve fakirlikle mücadelesinde önemli umut kaynağı olmuşlardır. Merkezi planlı ekonomilerde de devlet yetkilileri yanında , insanların ekonomik kararlara katılabilmelerini sağlayan önemli demokratik işlevler yerine getirmişlerdir. Özellikle Avrupa Ekonomik Topluluğu ülkelerinde (AET) kooperatiflerin gelişmesi muhteşem olmuştur: kooperatifler , bir yandan yoğunlaşarak ekonomik ölçek büyüklüğünü, yani rekabet edebilme gücünü, artırmışlar, öte yandan ekonomik faaliyetlerde piyasaların ortakları lehine çalışmalarını sağlayıcı bir konuma gelmişlerdir. Birkaç somut örnek : kooperatiflerin iş hacimlerinin ulusal gelire (GSMH’ya) oranı Almanya’da yüzde 41.2, Hollanda’da yüzde 42.5, Fransa’da yüzde 43.5 düzeylerine ulaşmıştır (1990). Benzer şekilde tarımsal kooperatiflerin iş hacimlerinin ulusal tarımsal gelire oranı Almanya’da yüzde 137.7 , Fransa’da yüzde 117.1 , Hollanda’da yüzde 100.0, AET-12’ler ortalaması olarak yüzde 82.2 düzeylerine ulaşmıştır (1988) (ÇIKIN ve NERGİS, 1999). f) 1980 Sonrası : 1980 sonrasında dünya ekonomisinde büyük bir kırılma yaşandı. 1991’de “Merkezi Planlı Ekonomi”nin ana ülkesi SSCB bu konudaki misyonundan vazgeçmesi ile kapitalizmin seçeneksiz kaldığı savı ile tüm sosyal ekonomilerin, daha doğrusu tarihin bittiği savı ileri sürüldü. Ancak bu dönemde, dünyanın tüm ülkelerinde, dünya nüfusunun yarısına ekonomik getiriler sağlayan , yine dünyada 100 milyondan fazla kişiyi istihdam eden kooperatifler yeniden yapılanma sürecine girdiler. Örneğin Gert Joachim Glaesner (2001), Avrupa’da kooperatiflerin yeniden keşfedilmekte olduğunu ileri sürdü. Bilindiği gibi 3. bin yılına girerken, küreselleşme olgusu geçmişten kalan pek çok değerleri almış götürmüş ; dünya sanallaşarak uzayda küçük bir nokta haline gelmiş, internet olgusu yepyeni bir iletişim ağı ile insanlığa yepyeni bir bilgilenme olanağı sunmuştur. Kısacası insanların saçlarının telleri arasından her an milyonlarca ham bilgi uçuşup geçmektedir. Öte yandan , insanların açlık sorunu, işsizlik sorunu, barınma sorunu, sağlık sorunu, sosyal güvenlik sorunu , vb.. giderek büyümekte, tekrar vahşileşmek için tarihsel bir fırsat yakalamış kapitalizme karşı “alternatif ekonomiler” ekonomiler yaratmak insanlığın temel sorunu haline gelmiştir. Seçeneksizlik doğanın mantığına ters bir olgudur. Evrende her şeyin bir seçeneği vardır. Üçüncü binyıla girerken semayenin, teknolojinin , girişimciliğin ülke sınırları ortadan kalkmış, üretim faktörlerinden sadece doğa ile emek bir coğrafi sınırlar içinde kapalı kalmıştır. İşte kooperatifler , yerel kaynaklar olan emeği ve doğayı ekonomiye en iyi şekilde sokan özel nitelikli girişimlerdir. Bir çok insan ve kuruluş kooperatiflerin bu özelliğini geniş kitlelere anlatmak ve onları kooperatif uygulamaya sokmak için üstün bir çaba göstermektedirler. Selam onlara… Dünya kooperatifçilik tarihi incelendiğinde kooperatiflerin üç bunalımlı evreden başarıyla çıktıkları gözlenir. Bunlar : 1. Güvenilebilirlik bunalımı : Kooperatifçiliğin ilk ortaya çıktığı yıllarda, onu güvenen ve inanan insan sayısı oldukça azdır. Kooperatif akımı başlangıç yıllarında çevresine yeterli güven sağlayamıyordu. Pek çok ülkede kooperatifçiliğin gelişmesini hızlandıracak yasaların çıkarılması uzun ve yorucu bir süreci kapsamaktadır. Kooperatifçilik akımı inançlı bir grup insanın çabaları ile toplumda saygın yeri olan bir takım babacan tavırlı insanların koruculuğu ile bu bunalımı aşabilmişlerdir. Örneğin Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluş döneminde 7 kooperatif yasasının TBMM’den geçmesinde Atatürk’ün kooperatifçiliğe bakış açısından kaynaklanmaktadır. Kooperatifçilik açısından daha sonraki meclislerde ayni duyarlılığın gösterilemediğini belirtmek durumundayız. Kooperatifçilik bugün pek çok insanın düşünce sisteminde ileri ve soylu bir kavram haline gelmiştir. 2. Yönetim bunalımı : kooperatifler in güvenirlik bunalımını atlatmasına ve toplumun pek çok kesiminde benimsenmesine karşılık, yönetimin nasıl olması gerektiği konusunda sorunlar ortaya çıkmıştır. Yani kooperatiflerin kimin ve nasıl yöneteceği sorunu zihinleri uzun süre meşgul etmiştir. Örneğin kooperatif yönetimi için gerekli olan teknik bilgi ve iş deneyimi yöneticilere nasıl aktarılabilecektir ? Nitekim pek çok ülkede kooperatifçilik başarısızlıklarla özdeşleşmiş ve yüzlerce kooperatif çöküp ortadan kalkmıştır. Yıkılmayanlarda sakat ve hasta kurumlar durumuna düşmüşlerdir. Buna karşılık gelişmiş ülkelerde pek çok yetenekli yöneticiler kooperatif saflarında görev almaya başlayınca, kooperatifçiliğe karşı davranış ve tutumlarda da olumlu yönde değişiklikler gözlenmeye başlamışlardır. Böylece kooperatiflerinde herhangi bir işletme türü gibi ileri, modern ve başarılı olabileceği gösterilebilmiştir. Bir çok yöneticiler kooperatiflerde tüm yöneticilik yaşamlarını kullanabilecekleri bir uğraş alanı bulabileceklerini görmüşlerdir. 3 İdeolojik bunalım : Bu bunalım, kooperatiflerin gerçek amaçları konusundaki kemirici kuşkudan, değişik bir işletme türü olarak bağımsız bir rolü oynamakta olup olmadıkları sorusuna verilmesi gereken yanıtın açıkça bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Acaba kooperatiflerin en azından başka işletme türleri derecesinde başarılı olmaları yeterli midir ? Başka işletmelerin kullandıkları yöntem ve teknikleri kullanmakta olmaları üyelerin bağlılık ve desteğini sağlayabilmek için sağlam bir gerekçe olabilir mi? Bunun dışında, anlaşılmaz ve yerine göre şaşırtıcı bir biçimde değişen bir toplumda kooperatiflerin de paralel bir değişim göstermeleri ya da değişik bir yöne yönelerek bambaşka bir ekonomik ve toplumsal düzen yaratmaları beklenebilir mi ? ( Alex F. Laidlaw . 2000 yılında Kooperatifler . Çev. H. Uzel. Yol-Koop Yayınları No: 7. Ankara. 1981. ss. 6-9) 1980’lere gelindiğinde kooperatifçilik akımının karşısındaki en büyük tehlikenin niteliğini , 1980 Ocak ayında Hindistan’ın Puna kentinde “kooperatifçiliğin geleceği” konulu seminerin değerlendirme raporunda şu ifadelere rastlanmaktadır : Bugün Hindistan Kooperatifçiliği bir yol ağzındadır…ve giderek artan sayıda birey, özellikle yoksul kesimden gelenler, kooperatiflerden ayrılma eğilimindedirler… Günümüzde kooperatifler genellikle hükümetlerin kanatları altında yer alan ve yerine göre karmaşık kamu yönetimi mekanizmasının uzantıları biçiminde değerlendirilmektedir.” • 1990 Sonrası Kooperatifçilik Hareketinde Gözlenen Yenilikler : a- Sosyal Ekonomi Kavramı : Kooperatif, vakıf, dernek, vb kuruluşlar gibi kar amacı gütmeyen kurumların işletmelerini bir araya getiren kavram “sosyal ekonomi” kavramıdır. 1960’lı yıllarda Fransa’da kullanmaya başlayan bu kavram, bu gün Avrupa Birliği’nin tüm ülkelerinde de resmen kabul edilmiş bir sektördür. Daha çok Kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşların ekonomik birimlerini bir arada tanımlamaya ve ona uygun politikalar üretilmesini sağlayan bir yaklaşımdır. En önemli öğeleri kooperatifler, vakıf işletmeleri , karşılıklı yardımlaşma ve kredi kuruluşları, vb.. dir.1981 sonlarında Fransa’da ilk sosyal ekonomi ile ilgili mevzuat yürürlüğe girmiştir. AB ülkelerinde nüfusun yüzde 30’undan fazlası bir sosyal ekonomi kurumuna üye durumundadır. AB ‘deki işletmelerin yüzde 6-6.5’ğunun, istihdamında yüzde 5.3’ünün bu sektörde gerçekleştiği (1990) bildirilmektedir. b- 1995 : ICA , Kooperatifçilik kavramını yeniden tanımladı ve kooperatifçilik ilkelerini yeniden belirledi : Uluslar arası Kooperatifler Birliği (ICA), değişen dünya koşullarını dikkate alarak , kooperatif kavramını ve kooperatif ilkelerini, kuruluşunu 100. yıldönümü olan 1995’de değiştirdi. Bilindiği gibi kooperatifçilik konusunda ICA 1937, 1996 ve 1995’de tanım ve ilkeler konusunda günün koşullarına uygun hareket etmeğe çalışmıştır. Rochdale ilkelerini esas alan ICA, 1937’de 7, 1966’da 6 ve 1995’de tekrar 7 ilke saptamıştır. Kooperatifçiliği “ortak ekonomik, sosyal ve kültürel gereksinmelerini ve beklentilerini karşılamak üzere kişilerin gönüllü olarak birleşip birlikte sahip oldukları ve demokratik kurallara göre işlettikleri özerk bir işletme” olarak tanımlamıştır. Kooperatiflerin kimliklerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi ; a) kooperatiflerin kendi kendine yetme, kişisel sorumluluk, demokrasi, eşitlik, hakkaniyet ve dayanışma değerlerinin yanı sıra dürüstlük, açılık, sosyal sorumluluk ve başkalarını düşünme gibi etik değerler ve, bb) gönüllü ve herkese açık ortakların , ortaklar tarafından yerine getirilen demokratik denetim, ortakların ekonomik katılımı, özerklik ve bağımsızlık, eğitim, öğrenim ve bilgilendirme, kooperatifler arasında işbirliği, topluma karşı sorumlu olma şeklinde uluslar arası kooperatif örgütünce (ICA) belirlenen kooperatif ilkeleri aşağıdaki şekilde belirlenmiştir: 1. Gönüllü ve herkese açık ortaklık : Kooperatifler, cinsel, sosyal, ırksal, siyasal ve dinsel ayrımcılık olmaksızın , hizmetlerinden yararlanabilecek ve ortaklığın sorumluluklarını kabule razı olan herkese açık gönüllü kuruluşlardır ; 2. Ortaklar tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim : Kooperatifler , siyasa oluşturma ve karar alma süreçlerine katılan ortaklarınca denetlenen demokratik kuruluşlardır. Seçilmiş temsilci olarak hizmet eden erkekler ve kadınlar ortaklara karşı sorumludur. Birim kooperatif kuruluşlarında ise oy hakkı demokratik bir yaklaşımla düzenlenir. 3. Ortakların ekonomik katılımı . Ortaklar, kooperatiflerinin sermayesine adil bir şekilde katkıda bulunur ve bunu demokratik olarak yönetirler. Bu sermayenin en azından bir kısmı genellikle kooperatifin ortak mülkiyetindedir. Çoğunlukla ortaklar, ortaklığın bir koşulu olarak taahhüt edildiği üzere (var ise) sermaye üzerinden kısıtlı miktarda gelir elde ederler. Ortaklar gelir fazlasını , muhtemelen “en azından bir kısmı taksim olunamaz kaynaklar” oluşturma yoluyla kooperatiflerini geliştirme , kooperatifle yapmış oldukları işlemlerle orantılı olarak ortaklarını kar sağlama ve ortaklarınca onaylanan diğer faaliyetlere destek olma gibi amaçların biri ya da tamamı için ayırırlar. 4. Özerklik ve bağımsızlık : Kooperatifler özerk, kendi kendine yeten ve ortaklarınca yönetilen kuruluşlardır. Kooperatifler, hükümetler dahil olmak üzere diğer kuruluşlarla bir anlaşmaya girmeleri ya da dış kaynaklar yoluyla sermayelerini artırmaları durumunda, bunu kooperatiflerin özerkliğini sürdürecek ve ortakların demokratik yönetimini koruyacak şekilde gerçekleştirirler. 5. Eğitim, öğrenim ve bilgilendirme : Kooperatifler , ortakların, seçilmiş temsilcilerine, yöneticilerine ve çalışanlarına kooperatiflerinin gelişimine etkin bir şekilde katkıda bulunabilmeleri için eğitim ve öğretim imkanı sağlar. Kooperatifler genel kamuoyunu - özellikle de gençleri ve kamuoyunu oluşturanları - kooperatifçiliğin şekli ve yararları konusunda bilgilendirirler. 6. Kooperatifler arasında işbirliği : Kooperatifler, yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası oluşumlarla birlikte çalışarak ortaklarına daha etkin bir şekilde hizmet eder ve kooperatifçilik hareketini güçlendirir. 7. Topluma karşı sorumlu olma : Kooperatifler , ortaklarınca onaylanan politikalar aracılığıyla toplumların sürdürülebilir kalkınması için çalışırlar. (1966 ilkeleri : Açıklık ilkesi; Demokratik yönetim ilkesi ; Sermayeye sınırlı faiz verilmesi ilkesi; Bölüşüm ilkesi ; Kooperatif eğitiminin geliştirilme ilkesi ; Kooperatiflerarası işbirliği ilkesi.) c - Birleşmiş Milletlerin Son On Yıllık Çabaları Birleşmiş Milletler (BM) örgütü son onlu yıllarda kooperatifçilik konusunda , ço sayıdaki basın bildirisi yanında , 5 tane Genel Sekreterlik düzeyinde Rapor, 7 tane kooperatif çözümlemeler konusunda yayın, 5 tane kooperatiflerle eşgüdüm konusunda yayın, 11 tanede Dünya Toplumsal Kalkınma Zirvesi için bilgilendirme notu yayınlamıştır (Ek :2) Birleşmiş Milletlerin Genel Sekreterlik düzeyinde hazırlamış olduğu raporlar şunlardır: - Cooperatives and Social Development ; Document reference : A/56/73- E/2001/68 of 14 May 2001 - Status and role of cooperatives in the lights of new economic and social trends ; Document reference : A/54/57 of 23 December 1998 ; 6 August 1996 ; 1 July 1994; May 1992. - Birleşmiş Milletler , kkoperatifçilik konusunda COPAC araclığı ile önemli eğitim ve araştırma hizmetleri sunmaktadır. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde bölgesel kalkınma projelerine destek vermektedir. d - ILO’nun 193 Sayılı Bildirgesi : Birleşmiş Milletlerin bir alt örgütü olan Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) 03 Haziran 2002 tarihli toplantısı sonucunda, ICA’nın 1995’de kabul ettiği kooperatifçilik ilkelerinin tüm dünya ülkelerinde nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği konusunda “Kooperatiflerin Teşvikine İlişkin Tavsiye Kararı’nı yayınladı. Bu bildiri, 1966’da yürürlüğe giren “Gelişmekte Olan Ülkeler” ile ilgili 127 Sayılı İLO Kararının yerine geçecektir. 193 Sayılı Tavsiye Kararında kooperatiflerin yeniden yapılanırken “1995 Yılı ICA kooperatif tanımını ve saptanan yeni ilkelerin nasıl yorumlanması ve uygulanması gerektiği konusunda görüşler belirtmektedir. 193 sayılı İLO Kararı 6 başlık ve 19 maddeden oluşmaktadır. Başlıklar: 1.Uygulama alanı, tanımlar ve hedefle ; 2. Politika Çerçevesi ve hükümetlerin rolü ; 3. Kooperatiflerin desteklenmesine ilişkin kamusal siyasaların uygulamaya konulması ; 4. İşçi ve işveren kuruluşları ile kooperatif örgütlerinin rolü ve aralarındaki ilişkiler ; 5. Uluslar arası işbirliği ; 6 Son hükümden oluşmaktadır. e - Avrupa Birliği’nde Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yaşamda Kooperatiflerin Rolü : AB önce 1983’de Kooperatif Sektörün, ülke ve sektör bazında ayrıntılı bir envanterini çıkararak “Les organizations coopératives, mutualistes et associatives dans la Communauté Européenne” adı altıda 1986’da yayınlamıştır. Bu rapor , 1983’te Avrupa Parlemantosunda ayrıntılı bir tartışmadan geçerek, 13 Nisan 1983 tarihli AP kararıyla , AB’ de uygulanacak kooperatif politikalarında resmi ve referans bir belgeye dönüştürülmüştür. Ayarıca 1983 sonrasında AB’nin tüm ekonomik sektörlerinde yer alan kooperatiflerin ulusal birlikleri AB düzeyinde de örgütlenerek, kendi aralarında bir Kooperatif Bağlantı Komitesi oluşturmuşlardır. Böylece , kapitalist işletmelerin yanında ekonomide rol oynayan “ sosyal ekonomi” sektörünün temsilcileri de ekonomi içinde kendilerini yer açmışlardır. AB’ de kooperatifler konusunda ikinci önemli belge 2002 yılında hazırlanan “Avrupa Birliği’nde Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yaşamda Kooperatiflerin Rolü” adlı rapordur. Bu rapor 5 ana başlık altında AB düzeyinde Kooperatifçilik hakkındaki bulguları özetlemiştir. Bu başlıklar şöylece özetlenebilir : 1. Giriş bölümünde ,Avrupa Birliği’nde ve tüm Avrupa’daki kooperatif girişimleri ile bunların ortaklarının ve diğer pay sahiplerinin ihtiyaçlarını ve isteklerini ne şekilde yerine getirdiklerini içermektedir . Ayrıca “giriş”te raporun ana başlıkları tanıtılmaktadır. 2 .İkinci başlıkta Avrupa’daki kooperatif girişim olgusunun ayrıntılı bir analizi verilmektedir. Burada kooperatif tanımı, kooperatiflerin ekonomideki önemi, kooperatiflerin gelişmesindeki eğilimler ve yapısal değişimler (rekabet,yoğunlaşma ve büyüme; kooperatif girişimin yenilikçi uygulamaları ; kooperatifler neden kurulmuştur? Bir kooperatifin başarısını ölçümü ; sermaye şirketlerden farklılıkları; kooperatif yapının temel avantajları; kooperatif yapının ikilemleri; birlikte yönetim ,vb..) konulara yer verilmiştir. 3 . Üçüncü başlıkta Avrupa Birliği ülkelerinde kooperatif mevzuat ele alınmıştır : Kooperatif mevzuatındaki son gelişmeler ; Avrupa Kooperatif Statüsü ( statünün potansiyel kullanımı, statünün üye ülkeler mevzuatına olası etkisi) incelenmiştir. 4. Dördüncü başlıkta kooperatiflerin toplumsal amaçlara katkısı irdelenmiştir : kooperatif girişimlerin katma değerleri ve katkıları; kooperatif katkılarının özel alanları (istihdam ve sosyal politika,genişleme, bölgesel kalkınma, kamu alanları, çalışanların sahipliği ve işin organizasyonu, kalkınma yardımı ) gibi konulara değinilmiştir. 5. Beşinci başlıkta sektörün doğru anlaşılmasını sağlama konusuna ayrılmıştır : kamu yönetimlerin yapısı, ulusal seviyedeki yetkililerle temaslar, temel yönlendirme, doğru verilerin toplanması ve kullanılması, kooperatif temsilci kuruluşlarıyla temaslar… SONUÇ Kooperatiflerle ilgili çeşitli faaliyetlerde genellikle olumlu gelişmeler gözlenmekle birlikte, kooperatif hareketinin gerek ulusal, gerekse uluslararası ölçekte önemli zorlukları bulunmaktadır. Büyük siyasi ve ekonomik değişimlere sahne olan 20. yüzyılın sonunda kooperatifçiliğin geleceğini ve 21. yüzyılda onlardan neler beklendiğini ana başlıklar şeklinde vermeye çalışalım. Kooperatif sistemleri 21. yüzyılın ilk onlu yıllarında önemli sorunlarla karşılaşabilir; kooperatiflerin pek çoğu önemli yaşam savaşı vermek zorunda kalabilirler. 20. yüzyılın sonlarındaki sıkıntılar pek çok insanı değişik alternatifler arayışına itecek; 21. yüzyılın ilk çeyreğinde görülmedik bir kooperatifleşmeye tanık olunabilir. Konut, sağlık, sosyal güvenlik vb. konularda kamu yönetimleri, giderlerini giderek daha da kısma eğiliminde olacaklardır; bu boşluk ise kooperatiflerle doldurulabilir. 2000'li yıllarda beklentilerin pek de parlak olmadığı söylenebilir: ''Para kaosu'' içinde oluşacak ortamda, kooperatifler, dünya ekonomisindeki denetimini arttıran çokuluslu şirketlerle amansız bir rekabet içine girmek zorunda kalacaklardır; bu durumda kooperatifçiliğin iki dezavantajı bulunmaktadır: 1) Sermayeye verilen faiz sınırlı olduğundan kooperatiflerin ortaklarından sermaye toplaması güçleşecek; 2) demokratik özelliğinden dolayı karar alma süreci uzun olacaktır. Ekonomik duraklama ve çöküş daha da ağır olursa gönüllü ve parasız işçilik, ekonominin önemli kesimlerinde, üretim kooperatifleri aracılığıyla yaygınlaşabilir. Sert rekabet koşullarında başarı genellikle güçlüden yana kayar; özel şirketler sermaye tedarik avantajına sahip olduklarından ölçek ekonomilerine daha çabuk ulaşırlar; 21. yüzyılın başlarında kooperatifler sermaye oluşturma açısından güçlüklerle karşılaşacaklar ve büyük özel firmalarla rekabet ederlerken ''zor günler'' yaşayacaklardır. Kooperatifler bu sorunu aşmak için bir ''kooperatifler bankası'' kuracaklar ve birbirleriyle entegrasyon için ''yapısal değişikliklere'' gitmek zorunda kalacaklardır. Birçok kooperatif düştüğü sıkıntılardan kurtulabilmek için kendi aralarında yardımlaşma şekilleri geliştirmeli ve kooperatifçiliği gelişmiş olan ülkeler, kooperatifçiliği gelişmekte olan ülkelere bu konuda yardımcı olmalıdırlar. Genelde kooperatiflerin enflasyon koşulları ile savaşımda özel bir üstünlüğe sahip olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Kooperatiflerin sorunlarının çözümünde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların katkısına gereksinim vardır. Özellikle ülkemizde kooperatif sorunlarının çözümünde ''hükümet politikalarından'' çok bir ''devlet politikasına'' ihtiyaç olduğu zaman geçirilmeden kavranılmalı ve uygulamalar başlatılmalıdır. Özetle, kooperatifler 21. yüzyıla girerken önemli sıkıntılar yaşayabilecekler; ancak bu yüzyılda insanlar kooperatif yönteminden geniş ölçüde yararlanarak ''üretim ve bölüşüm'' sorununun çözümünde bu araçları büyük çapta kullanabileceklerdir. |
Eklenme Tarihi: 25.01.2006 11:41:47
|
Okunma Sayısı: 1169
|
(Kopya Tarihi: 10.04.2006)