24 Ekim 2012 Çarşamba

Kooperatifçilikte Yeni Gelişmeler



Prof. Dr. AYHAN ÇIKIN
EÜ Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi

GİRİŞ

Kapitalizm ne kadar gelişirse gelişsin, özellikle geleneksel aile işletmeciliğini tasfiye edememiştir. Öte yandan kapitalizme alternatif olarak 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ''devletçi sosyalizm'' uygulamaları da üretimi ve bölüşümü gerçekleştirebilecek işletme tipleri yaratamamıştır. 20. yüzyılın başlarında tıkanan kapitalizmin bunalımlarını aşmada ''devlet müdahalelerini'' öngören uygulamalar da 1960'lı yılların ortalarından itibaren tıkanmaya başlamıştır. 1930'larda Türkiye'nin, İkinci Dünya Savaşı sonrasında da birçok Batı Avrupa ülkesinin başlattığı ''devlet korumacılığı'' ve “sosyal devlet” kavramı , 1990'li yıllarda tartışılır duruma gelmiştir.

21. yüzyıla girerken dünya ekonomisinin gündeminde ''globalleşme'' yer almaktadır. Globalleşme net bir kavram görüntüsü vermemekle beraber ekonomide rekabetin ön plana çıkması gerektiğini ''ana çerçevesine'' yerleştirmiş durumdadır. Ancak toplumlarda gelir bölüşümünün ''sosyal adalet'' ilkeleri içinde olması, demokratik toplumların her zaman temel amaçlarından biri olmuştur. 21. yüzyılın başlarındaki rekabet koşullarına 19. yüzyılın rekabetçi kapitalizminden farklı bakmak, ''üretim ve bölüşüm'' sistemini farklı algılamak gerekir. Özetle, ''üretimin tüketimi'', ''tüketimin de üretimi'' dinamik bir şekilde etkileyebilecek araçları bulmak ve ''üretim ve bölüşümü'' ortak bir zemine oturtmak gerekir.

Kapitalist sistemin gündeminde her zaman ''önce üret sonra bölüş'' ilkesi egemen olmuştur. Oysa bölüşüm, özellikle emek açısından üretim süreci içinde işletmelerde kendiliğinden oluşmaktadır. Kapitalist ilkelere göre, üretimin büyük bir kısmı kârlar yoluyla azınlık bir grubun elinde kaldığından, ''makro-ekonomik denge'' kurulamamakta ve sık sık ekonomik bunalımlar, dolayısıyla siyasal bunalımlar gündeme gelmekte ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde demokrasiler için ana tehdit kaynağını oluşturmaktadırlar. Türkiye gibi ülkeler, gelir dağılımının bozukluğundan dolayı kolayca ekonomik bunalımlara girmekte, bu da siyasal istikrarsızlığa yol açmaktadır. Bundan dolayı ''yeni ekonomik yapılanmaları'' hedef alan politikalar, ''üretim ve bölüşüm modelleri'' ni bir arada ve birbirine etkileşimli bir sistem içinde ele almalıdır. Bu model, üretimi teşvik etmeli, üretimi büyütebilecek sermaye birikimine katkıda bulunmalı ve ''bölüşümü'' sosyal adalet ilkelerine göre gerçekleştirebilmelidir. Yani burada tüketim kararlarını alanlarla üretime çeşitli şekillerde katılanların pazarlık gücünü dengeleyen bir örgütlenme mekanizması devreye sokulmalıdır. İşte böyle bir modelin oluşmasında rol alabilecek kuruluşlardan biri kooperatif 'lerdir.

EKONOMİLERDE KOOPERATİFLERİN YERİ
 Bkz: http://kooperatifcinindefteri.blogspot.com/2013/01/ekonomilerde-kooperatiflerin-yeri.html

EKONOMİDEKİ YENİ GELİŞMELER
Kooperatif hareketinin iki yüzyıla yaklaşan tarihsel süreci içinde günün koşullarına uyum göstermek için sürekli bir değişim ve evrim içinde olduğu bir gerçektir. Bununla beraber, kooperatif hareketi belirli değişimlere uğrarken bu kurum içinde yer alan insanlar, birbirlerine karşı derin bir saygı ve kendilerinin karşılıklı ekonomik ve sosyal yardımlaşma kapasitelerini geliştirme inancından hareket etmişlerdir. Ayrıca bu kurum içinde yer alan insanlar, ekonomik faaliyetlere uygulanan süreçlerin yapılabilir, arzu edilir ve etkili olduğu ve demokratik olarak yönetilen ekonomik örgütlerin topluma ortak bir fayda sunduğu inancını taşımışlardır. Dünyada farklı kooperatif türleri bulunmaktadır. Bunların hepsinin tek bir ana kökten ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir.

Dünya ekonomisi 1980’den sonra büyük bir kırılma göstermiştir. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kapitalizm ve onun uzantısı emperyalist sömürü mekanizması seçeneksiz bir konuma geldiği izlenimi, iletişim teknolojisindeki gelişmelerin desteğinde , sürekli topluma pompalanmaktadır. Doğada seçeneksiz bir olgu bulmak mümkün değildir. Bilim de , doğadaki farklı seçeneklerin en uygununu bulma ve topluma sunma metodolojisidir. Teknoloji ise bilimin yaşama geçirilmesini imkan kılan aygıtları üretme sürecidir. Ekonomi de mevcut teknolojilerden yaralanarak insanın gereksinim duyduğu mal ve hizmetleri üretip onları bir “piyasa çerçevesi” içinde sunmaktır. Bu açıdan bakıldığında son yıllarda öne sürülen en önemli olgu “küreselleşme” olgusudur. O nedenle bilimde, teknolojide ve ekonomik alanlarda yeni gelişen olayları çok iyi algılamak , iyi yorumlamak ve uluslar arası sermayenin dayattığı ve seçeneksiz (!) olarak sunduğu çözümlemelerin karşısına yani seçenekler sunmak gerekir. Bu nedenle şu soruların yanıtlarının iyi verilmesi gerekir :

• Geçmişte olduğu gibi, bugün de ekonomik iktidar belirli ellerde mi toplanmıştır? Küreselleşme bu soruna nasıl yaklaşıyor?
• Ekonomik iktidar ile siyasal iktidarlar giderek kaynaşıp birleşiyor mu? Bunları kaynaştırıp birleştiren ulusal ve uluslar arası kurumlar nelerdir?
• Görünüşte siyasiler tarafından ekonomiden elini çeken devlet, birileri adına ekonomiye daha fazla mı müdahale ediyor? (Türkiye’de Bankalar örneği);
• Çok uluslu şirketlerin kar oranlarındaki gerilemesi gerçekte neyi ifade ediyor ? (tekelleşmenin arttığına mı ? Yoksa rekabetin geliştiğine mi);
• Ekonomi daha geniş bir sermaye birikimlerine yol açmak ve Pazar hazırlamak için mi yönlendiriliyor?
• İzlenen bütün bu politikalar neo-emperyalist bir politikanın benimsenmesi zorunluluğunu mu ortaya koyuyor?
Bu ve buna benzer soruların yanıtlarını tartışırken, Yeni Dünya Düzeni olarak sunulan “Ekonominin Küreselleşmesi” olgusunun insanları , özellikle emeği ile geçinen insanlarının sorunlarını pek çözüm üretemediğini gözlüyoruz. Öte yandan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve yandaşlarının 70 yıllık uyguladığı “Merkezi Planlı Ekonomi” yaklaşımı, ekonomide rekabetin önemini ortaya çıkardığını kabul etmek durumundayız. Rekabetin ekonomide rasyonelliği getireceği, üretim faktörlerinin verimli kullanmanın koşullarını yaratacağı kabul edilir. Rekabetin ekonomide gelirlerin bölüşümünde iki yaklaşımın olduğunu dikkatten kaçırmamak gerekir:

a- Bireysel gelir bölüşüm aşamasında : Kapitalist ekonomi yanlıları herkesin piyasaya sunduğu mal , hizmet veya faktör miktarlarına göre, arz ve talep kanununu işlemesi sonucunda elde edeceği gelir, ekonomik kaynakların hareketliliğinde itici bir güç oluşturur. İnsanlar, piyasada oluşacak fiyatlara göre piyasaya tüketim malı veya üretim faktörü (emek, sermaye,vb..) sunarlar. Bu günkü ekonomi bilgilerimiz ışığında ekonomideki kaynakların harekete geçmesi ve insanların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin gerektiği kadar üretilmesini çözümlediği için bu alandaki rekabet , ekonomiye canlılık getirmektedir. Önemli olan bu sistemin çalışmasın adil kılacak hukuki alt yapının kurulması ve çalıştırılmasıdır. İnsanların bu rekabet alanında , ekonomi kuralları çerçevesinde haklarını aramaları için kuracakları örgütler ve onların çalıştıracağı işletmeler aracılığı ile olur. İşte kooperatifler mal ve faktör piyasalarının ortakları lehine çalıştırılması açısından bu alanın vazgeçilmez kuruluşlarıdır.

b- Fonksiyonel gelir bölüşüm alanında : Yine ekonomik teoriye göre, üretim faktörleri belirli adlar altında üretimden kendisine düşen payları alırlar. Ulusal üretimden emek, ücret ; sermaye, faiz ; doğa , rant; girişimci, kar adıyla paylarını alırlar. Ancak bunarın oluşumu her ne kadar mal ve faktör piyasalarında oluşan fiyatlara bağlı olsada, dağıtımı makro-ekonomik, dolayısıyla siyasi bir tercih olgusudur. O nedenle toplum içindeki bazı gruplar, devletin ekonomiden elini çekmesini isterken, ayni devletin makro-ekonomik karaları verecek siyasi örgütlenmeden çekilmesini istemezler. Hatta o karar mekanizmalarını etkileyerek, ya da kontrol ederek fonksiyenel gelir bölüşümünden kendi gruplarına ( özellikle kar ve faiz oranlarını yüksek, asgari ücreti düşük tutarak) yüksek pay almanın yollarını ararlar. O nedenle devlet, her toplumsal sınıf için mutlaka denetlenmesinde rol alınması gereken bir aygıttır.

O nedenle emeği ile geçinenler, bir yandan mal ve hizmet piyasalarında oluşacak örgütlerde (kooperatif,sendika;vb..) yer alırken, diğer taraftan da devleti yönetecek siyasal oluşumlarda da (sendika, siyasal parti,vb..) görev almalıdırlar.

KOOPERATİF GİRİŞİMLERİN ÖZELLİKLERİ


(Bkz.  http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=6683263280994656112#allposts  )


KOOPERATİFÇİLİKTEKİ YENİ GELİŞMELER
Ekonomideki bu gelişmelere koşut olarak kooperatifçilik düşüncesinde ve uygulamalarında da önemli gelişmeler gözlenmektedir. Özellikle kooperatif kavramında, uygulamalarında, kooperatiflerin yeniden yapılanmasında , yeni kooperatif mevzuatı konularında ulusal düzeyde olduğu kadar , uluslar arası düzeydeki kuruluşlarda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Burada 1990’lar sonrasında kooperatifçilikte gözlenen başlıca niteliksel değişimler incelenecektir. Bu değişimler incelenirken 2000’li yıllarda 10 trilyon ABD doları aşan dünya ticaretinin 2/3’ünü denetimi altına alan çok uluslu şirketlerin istihdama yaptığı katkıdan daha fazlasını kooperatiflerin yarattığını -(100 milyondan fazla kişi)- unutmamak gerekir. Ayrıca kooperatiflerin toplumsal sorumluluk ve dayanışma değerlerine göre rekabet piyasası içinde çalıştığını da göz ardı etmemek gerekir. Onlar, küçük yerel toplulukların basit ihtiyaçlarına cevap veren, bu toplulukların piyasaya giriş/çıkış noktalarını oluşturan, yerel insanların yaşadığı çevrenin her türlü sorunları ile mücadele etmesini olanak sağlayan ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikli kuruluşlardır. Kooperatifler bu özelliğini sürdürebilmesi için işletmesinin ekonomik olarak başarılı çalıştırmak zorundadır. O nedenle kooperatifler ve benzer amaçlı örgütler tarih içinde her dönemde bu veya şu adla var olagelmişlerdir. Yani kooperatif ve benzeri örgütlerin ana öğesi , sermayeden çok insan olduğu için tarihin her evresinde kendisine bir çıkış yolu bulmuş ve yaşamını sürdürmüştür. O bakımdan kooperatifçilik hareketi, 1980’li yıllar sonrasının karamsarlığa iten ekonomik olayların karşısında insanların önemli bir umut kaynağı olarak dünya gündemindeki yerini - ne yazık ki Türkiye’de gereğince yerini almasa da – almış durumdadır:

• 1990’lar sonrasında kooperatifler yeniden yapılanma sürecine girmişlerdir:
Kooperatifçilik tarihinin ayrıntılı incelenmesinde kooperatiflerin önemli niteliksel aşamalar geçirdiğini saptamak mümkündür. (Ayhan Çıkın & Ali Rıza Karacan. Genel Kooperatifçilik. E. Ü Ziraat Fakültesi Yayını . İzmir . 1994 . ss .25-26)

a) Rochdale öncesi dönem : Mevcut ekonomik düzene uygun ilk kooperatifin 1844’te İngiltere’nin Rochdale kasabasında kurulana kadar , çeşitli kooperatif projeler üretilip uygulamaya sokulmaya çalışılmıştır. Bu proje sahiplerinin en önemlileri Robert Owen (1771-1858), Charles Fourier (1772-1837), Saint- Simon , Proudhon , vb.. düşünürlerdir. Çoğu ütopik sosyalist olan bu düşünürlerin etkisiyle kooperatifçilik toplumlarda bir düşünce tabanı bulmuştur. Bu dönemde 14’ ü Avrupa’da olmak üzere 19 ülkede kooperatif nitelikli kuruluşlar oluşturulmuştur.

b) 1844-1900 Arası : bugünkü kooperatifçilik uygulamalarının atası olan ilk kooperatif, 1844’de 28 dokuma işçisi tarafından Manchester kentinin Rochdale varoşunda kuruldu. Bu dönemde özellikle tüketim, tarımsal kredi ve esnaf kredileri alanında çeşitli ülkelerde farklı türde kooperatiflerin tarih sahnesinde yer aldığı dönemdir. 12’si Avrupa’da olmak üzere bu dönemde 23 ülkede kooperatif hareketinin başladığı görülmektedir. Türkiye’de de kooperatifçilik hareketi (1863) bu dönemde başlamış oluyor. Uluslar arası Kooperatifler Birliği (ICA)’da bu dönem içinde kurulmuştur (1895).
c) 1901-1917 Arası: Kooperatifler , bilindiği gibi Batı ve Orta Avrupa kökenli kuruluşlardır. O nedenle bu ülkelerin toplumsal karakterlerini yansıtması doğaldır. Bu dönemde kooperatiflerin Asya ve Afrika ülkelerinde de ortaya çıktığını gözlüyoruz. 22’si Asya ve Afrika ülkelerinde olmak üzere 30 ülkede kooperatifçilik hareketlerinin yaygınlaştığı görülüyor. Daha önceki dönemlerle birlikte bu ilk üç dönem kooperatifçiliğinin genel karakterini şöyle özetlemek mümkündür : Kooperatifler, ekonomik açıdan yoksullaştıran vahşi kapitalizme karşı, işçi, küçük köylü ve esnafın bir mücadele aracı olarak benimsemeğe çalıştığı ve giderek Avrupa coğrafyasından çıkarak Asya coğrafyasına doğru yayıldığı dönemdir.. Bu dönemde kooperatiflerin çeşitliliği de artmaya başlamış ve alternatif bir sosyo ekonomik denge öğesi olarak bazı önemli yapısal özellikler kazanmaya başlamışlardır.

d) 1917- 1945 Arası : Kooperatiflerin niteliksel olarak önemli açılımlar kazandığı bu dönemde dünya tarihinde önemli olaylar olmuştur. İki dünya savaşı yaşanmış, kapitalizm dışında “Merkezi Planlı Ekonomi” uygulamaları ekonomik uygulamalarda ilk kez yer almıştır. Bu dönemde kooperatifler ,“Merkezi Planlı Ülkelerde” ekonomik modelin amaçlarına göre çalışmasına katkıda bulunmak üzere yeniden organize olmuşlardır. Ayrıca yeni bağımsızlıklarına kavuşan ve çoğu Afrika ve Asya’da olmak üzere 59 ülkede kooperatif uygulamalarına yer verildiği saptanmıştır. Bu dönemde kooperatifler, bir yandan sosyalizmin kurulması için tamamlayıcı görevler üstlenirken, diğer yandan da gelişmekte olan ülke ekonomilerinde tarımın Pazar ve sanayi ile bütünleşme sürecinde rol almaları istenmiştir.

e) 1945 -1980 Arası : Bu dönem çeşitli ülkelerdeki kooperatiflerin gelişme ve olgunluk dönemidir. Avrupa ülkelerinde kooperatifler yoğunlaşma sürecine girerek ve ekonominin tüm sektörlerinde yer alarak müthiş bir atılım gerçekleştirmişlerdir. Bağımsızlıklarına yeni kavuşmuş eski sömürge ülkelerinin (40 kadar ülke) ekonomik bağımsızlığını hayata geçirmede ve fakirlikle mücadelesinde önemli umut kaynağı olmuşlardır. Merkezi planlı ekonomilerde de devlet yetkilileri yanında , insanların ekonomik kararlara katılabilmelerini sağlayan önemli demokratik işlevler yerine getirmişlerdir. Özellikle Avrupa Ekonomik Topluluğu ülkelerinde (AET) kooperatiflerin gelişmesi muhteşem olmuştur: kooperatifler , bir yandan yoğunlaşarak ekonomik ölçek büyüklüğünü, yani rekabet edebilme gücünü, artırmışlar, öte yandan ekonomik faaliyetlerde piyasaların ortakları lehine çalışmalarını sağlayıcı bir konuma gelmişlerdir. Birkaç somut örnek : kooperatiflerin iş hacimlerinin ulusal gelire (GSMH’ya) oranı Almanya’da yüzde 41.2, Hollanda’da yüzde 42.5, Fransa’da yüzde 43.5 düzeylerine ulaşmıştır (1990). Benzer şekilde tarımsal kooperatiflerin iş hacimlerinin ulusal tarımsal gelire oranı Almanya’da yüzde 137.7 , Fransa’da yüzde 117.1 , Hollanda’da yüzde 100.0, AET-12’ler ortalaması olarak yüzde 82.2 düzeylerine ulaşmıştır (1988) (ÇIKIN ve NERGİS, 1999).

f) 1980 Sonrası : 1980 sonrasında dünya ekonomisinde büyük bir kırılma yaşandı. 1991’de “Merkezi Planlı Ekonomi”nin ana ülkesi SSCB bu konudaki misyonundan vazgeçmesi ile kapitalizmin seçeneksiz kaldığı savı ile tüm sosyal ekonomilerin, daha doğrusu tarihin bittiği savı ileri sürüldü. Ancak bu dönemde, dünyanın tüm ülkelerinde, dünya nüfusunun yarısına ekonomik getiriler sağlayan , yine dünyada 100 milyondan fazla kişiyi istihdam eden kooperatifler yeniden yapılanma sürecine girdiler. Örneğin Gert Joachim Glaesner (2001), Avrupa’da kooperatiflerin yeniden keşfedilmekte olduğunu ileri sürdü. Bilindiği gibi 3. bin yılına girerken, küreselleşme olgusu geçmişten kalan pek çok değerleri almış götürmüş ; dünya sanallaşarak uzayda küçük bir nokta haline gelmiş, internet olgusu yepyeni bir iletişim ağı ile insanlığa yepyeni bir bilgilenme olanağı sunmuştur. Kısacası insanların saçlarının telleri arasından her an milyonlarca ham bilgi uçuşup geçmektedir. Öte yandan , insanların açlık sorunu, işsizlik sorunu, barınma sorunu, sağlık sorunu, sosyal güvenlik sorunu , vb.. giderek büyümekte, tekrar vahşileşmek için tarihsel bir fırsat yakalamış kapitalizme karşı “alternatif ekonomiler” ekonomiler yaratmak insanlığın temel sorunu haline gelmiştir. Seçeneksizlik doğanın mantığına ters bir olgudur. Evrende her şeyin bir seçeneği vardır. Üçüncü binyıla girerken semayenin, teknolojinin , girişimciliğin ülke sınırları ortadan kalkmış, üretim faktörlerinden sadece doğa ile emek bir coğrafi sınırlar içinde kapalı kalmıştır. İşte kooperatifler , yerel kaynaklar olan emeği ve doğayı ekonomiye en iyi şekilde sokan özel nitelikli girişimlerdir. Bir çok insan ve kuruluş kooperatiflerin bu özelliğini geniş kitlelere anlatmak ve onları kooperatif uygulamaya sokmak için üstün bir çaba göstermektedirler.
Selam onlara…

Dünya kooperatifçilik tarihi incelendiğinde kooperatiflerin üç bunalımlı evreden başarıyla çıktıkları gözlenir. Bunlar :

1. Güvenilebilirlik bunalımı : Kooperatifçiliğin ilk ortaya çıktığı yıllarda, onu güvenen ve inanan insan sayısı oldukça azdır. Kooperatif akımı başlangıç yıllarında çevresine yeterli güven sağlayamıyordu. Pek çok ülkede kooperatifçiliğin gelişmesini hızlandıracak yasaların çıkarılması uzun ve yorucu bir süreci kapsamaktadır. Kooperatifçilik akımı inançlı bir grup insanın çabaları ile toplumda saygın yeri olan bir takım babacan tavırlı insanların koruculuğu ile bu bunalımı aşabilmişlerdir. Örneğin Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluş döneminde 7 kooperatif yasasının TBMM’den geçmesinde Atatürk’ün kooperatifçiliğe bakış açısından kaynaklanmaktadır. Kooperatifçilik açısından daha sonraki meclislerde ayni duyarlılığın gösterilemediğini belirtmek durumundayız. Kooperatifçilik bugün pek çok insanın düşünce sisteminde ileri ve soylu bir kavram haline gelmiştir.

2. Yönetim bunalımı : kooperatifler in güvenirlik bunalımını atlatmasına ve toplumun pek çok kesiminde benimsenmesine karşılık, yönetimin nasıl olması gerektiği konusunda sorunlar ortaya çıkmıştır. Yani kooperatiflerin kimin ve nasıl yöneteceği sorunu zihinleri uzun süre meşgul etmiştir. Örneğin kooperatif yönetimi için gerekli olan teknik bilgi ve iş deneyimi yöneticilere nasıl aktarılabilecektir ? Nitekim pek çok ülkede kooperatifçilik başarısızlıklarla özdeşleşmiş ve yüzlerce kooperatif çöküp ortadan kalkmıştır. Yıkılmayanlarda sakat ve hasta kurumlar durumuna düşmüşlerdir. Buna karşılık gelişmiş ülkelerde pek çok yetenekli yöneticiler kooperatif saflarında görev almaya başlayınca, kooperatifçiliğe karşı davranış ve tutumlarda da olumlu yönde değişiklikler gözlenmeye başlamışlardır. Böylece kooperatiflerinde herhangi bir işletme türü gibi ileri, modern ve başarılı olabileceği gösterilebilmiştir. Bir çok yöneticiler kooperatiflerde tüm yöneticilik yaşamlarını kullanabilecekleri bir uğraş alanı bulabileceklerini görmüşlerdir.

3 İdeolojik bunalım : Bu bunalım, kooperatiflerin gerçek amaçları konusundaki kemirici kuşkudan, değişik bir işletme türü olarak bağımsız bir rolü oynamakta olup olmadıkları sorusuna verilmesi gereken yanıtın açıkça bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Acaba kooperatiflerin en azından başka işletme türleri derecesinde başarılı olmaları yeterli midir ? Başka işletmelerin kullandıkları yöntem ve teknikleri kullanmakta olmaları üyelerin bağlılık ve desteğini sağlayabilmek için sağlam bir gerekçe olabilir mi? Bunun dışında, anlaşılmaz ve yerine göre şaşırtıcı bir biçimde değişen bir toplumda kooperatiflerin de paralel bir değişim göstermeleri ya da değişik bir yöne yönelerek bambaşka bir ekonomik ve toplumsal düzen yaratmaları beklenebilir mi ? ( Alex F. Laidlaw . 2000 yılında Kooperatifler . Çev. H. Uzel. Yol-Koop Yayınları No: 7. Ankara. 1981. ss. 6-9)

1980’lere gelindiğinde kooperatifçilik akımının karşısındaki en büyük tehlikenin niteliğini , 1980 Ocak ayında Hindistan’ın Puna kentinde “kooperatifçiliğin geleceği” konulu seminerin değerlendirme raporunda şu ifadelere rastlanmaktadır : Bugün Hindistan Kooperatifçiliği bir yol ağzındadır…ve giderek artan sayıda birey, özellikle yoksul kesimden gelenler, kooperatiflerden ayrılma eğilimindedirler… Günümüzde kooperatifler genellikle hükümetlerin kanatları altında yer alan ve yerine göre karmaşık kamu yönetimi mekanizmasının uzantıları biçiminde değerlendirilmektedir.”
• 1990 Sonrası Kooperatifçilik Hareketinde Gözlenen Yenilikler :

a- Sosyal Ekonomi Kavramı : Kooperatif, vakıf, dernek, vb kuruluşlar gibi kar amacı gütmeyen kurumların işletmelerini bir araya getiren kavram “sosyal ekonomi” kavramıdır. 1960’lı yıllarda Fransa’da kullanmaya başlayan bu kavram, bu gün Avrupa Birliği’nin tüm ülkelerinde de resmen kabul edilmiş bir sektördür. Daha çok Kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşların ekonomik birimlerini bir arada tanımlamaya ve ona uygun politikalar üretilmesini sağlayan bir yaklaşımdır. En önemli öğeleri kooperatifler, vakıf işletmeleri , karşılıklı yardımlaşma ve kredi kuruluşları, vb.. dir.1981 sonlarında Fransa’da ilk sosyal ekonomi ile ilgili mevzuat yürürlüğe girmiştir. AB ülkelerinde nüfusun yüzde 30’undan fazlası bir sosyal ekonomi kurumuna üye durumundadır. AB ‘deki işletmelerin yüzde 6-6.5’ğunun, istihdamında yüzde 5.3’ünün bu sektörde gerçekleştiği (1990) bildirilmektedir.

b- 1995 : ICA , Kooperatifçilik kavramını yeniden tanımladı ve kooperatifçilik ilkelerini yeniden belirledi : Uluslar arası Kooperatifler Birliği (ICA), değişen dünya koşullarını dikkate alarak , kooperatif kavramını ve kooperatif ilkelerini, kuruluşunu 100. yıldönümü olan 1995’de değiştirdi. Bilindiği gibi kooperatifçilik konusunda ICA 1937, 1996 ve 1995’de tanım ve ilkeler konusunda günün koşullarına uygun hareket etmeğe çalışmıştır. Rochdale ilkelerini esas alan ICA, 1937’de 7, 1966’da 6 ve 1995’de tekrar 7 ilke saptamıştır. Kooperatifçiliği “ortak ekonomik, sosyal ve kültürel gereksinmelerini ve beklentilerini karşılamak üzere kişilerin gönüllü olarak birleşip birlikte sahip oldukları ve demokratik kurallara göre işlettikleri özerk bir işletme” olarak tanımlamıştır. Kooperatiflerin kimliklerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi ; a) kooperatiflerin kendi kendine yetme, kişisel sorumluluk, demokrasi, eşitlik, hakkaniyet ve dayanışma değerlerinin yanı sıra dürüstlük, açılık, sosyal sorumluluk ve başkalarını düşünme gibi etik değerler ve, bb) gönüllü ve herkese açık ortakların , ortaklar tarafından yerine getirilen demokratik denetim, ortakların ekonomik katılımı, özerklik ve bağımsızlık, eğitim, öğrenim ve bilgilendirme, kooperatifler arasında işbirliği, topluma karşı sorumlu olma şeklinde uluslar arası kooperatif örgütünce (ICA) belirlenen kooperatif ilkeleri aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:

1. Gönüllü ve herkese açık ortaklık : Kooperatifler, cinsel, sosyal, ırksal, siyasal ve dinsel ayrımcılık olmaksızın , hizmetlerinden yararlanabilecek ve ortaklığın sorumluluklarını kabule razı olan herkese açık gönüllü kuruluşlardır ;

2. Ortaklar tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim : Kooperatifler , siyasa oluşturma ve karar alma süreçlerine katılan ortaklarınca denetlenen demokratik kuruluşlardır. Seçilmiş temsilci olarak hizmet eden erkekler ve kadınlar ortaklara karşı sorumludur. Birim kooperatif kuruluşlarında ise oy hakkı demokratik bir yaklaşımla düzenlenir.

3. Ortakların ekonomik katılımı . Ortaklar, kooperatiflerinin sermayesine adil bir şekilde katkıda bulunur ve bunu demokratik olarak yönetirler. Bu sermayenin en azından bir kısmı genellikle kooperatifin ortak mülkiyetindedir. Çoğunlukla ortaklar, ortaklığın bir koşulu olarak taahhüt edildiği üzere (var ise) sermaye üzerinden kısıtlı miktarda gelir elde ederler. Ortaklar gelir fazlasını , muhtemelen “en azından bir kısmı taksim olunamaz kaynaklar” oluşturma yoluyla kooperatiflerini geliştirme , kooperatifle yapmış oldukları işlemlerle orantılı olarak ortaklarını kar sağlama ve ortaklarınca onaylanan diğer faaliyetlere destek olma gibi amaçların biri ya da tamamı için ayırırlar.

4. Özerklik ve bağımsızlık : Kooperatifler özerk, kendi kendine yeten ve ortaklarınca yönetilen kuruluşlardır. Kooperatifler, hükümetler dahil olmak üzere diğer kuruluşlarla bir anlaşmaya girmeleri ya da dış kaynaklar yoluyla sermayelerini artırmaları durumunda, bunu kooperatiflerin özerkliğini sürdürecek ve ortakların demokratik yönetimini koruyacak şekilde gerçekleştirirler.

5. Eğitim, öğrenim ve bilgilendirme : Kooperatifler , ortakların, seçilmiş temsilcilerine, yöneticilerine ve çalışanlarına kooperatiflerinin gelişimine etkin bir şekilde katkıda bulunabilmeleri için eğitim ve öğretim imkanı sağlar. Kooperatifler genel kamuoyunu - özellikle de gençleri ve kamuoyunu oluşturanları - kooperatifçiliğin şekli ve yararları konusunda bilgilendirirler.

6. Kooperatifler arasında işbirliği : Kooperatifler, yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası oluşumlarla birlikte çalışarak ortaklarına daha etkin bir şekilde hizmet eder ve kooperatifçilik hareketini güçlendirir.

7. Topluma karşı sorumlu olma : Kooperatifler , ortaklarınca onaylanan politikalar aracılığıyla toplumların sürdürülebilir kalkınması için çalışırlar.

(1966 ilkeleri : Açıklık ilkesi; Demokratik yönetim ilkesi ; Sermayeye sınırlı faiz verilmesi ilkesi; Bölüşüm ilkesi ; Kooperatif eğitiminin geliştirilme ilkesi ; Kooperatiflerarası işbirliği ilkesi.)


c - Birleşmiş Milletlerin Son On Yıllık Çabaları
Birleşmiş Milletler (BM) örgütü son onlu yıllarda kooperatifçilik konusunda , ço sayıdaki basın bildirisi yanında , 5 tane Genel Sekreterlik düzeyinde Rapor, 7 tane kooperatif çözümlemeler konusunda yayın, 5 tane kooperatiflerle eşgüdüm konusunda yayın, 11 tanede Dünya Toplumsal Kalkınma Zirvesi için bilgilendirme notu yayınlamıştır (Ek :2)
Birleşmiş Milletlerin Genel Sekreterlik düzeyinde hazırlamış olduğu raporlar şunlardır:
- Cooperatives and Social Development ; Document reference : A/56/73- E/2001/68 of 14 May 2001
- Status and role of cooperatives in the lights of new economic and social trends ; Document reference : A/54/57 of 23 December 1998 ; 6 August 1996 ; 1 July 1994; May 1992.
- Birleşmiş Milletler , kkoperatifçilik konusunda COPAC araclığı ile önemli eğitim ve araştırma hizmetleri sunmaktadır. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde bölgesel kalkınma projelerine destek vermektedir.

d - ILO’nun 193 Sayılı Bildirgesi : Birleşmiş Milletlerin bir alt örgütü olan Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) 03 Haziran 2002 tarihli toplantısı sonucunda, ICA’nın 1995’de kabul ettiği kooperatifçilik ilkelerinin tüm dünya ülkelerinde nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği konusunda “Kooperatiflerin Teşvikine İlişkin Tavsiye Kararı’nı yayınladı. Bu bildiri, 1966’da yürürlüğe giren “Gelişmekte Olan Ülkeler” ile ilgili 127 Sayılı İLO Kararının yerine geçecektir. 193 Sayılı Tavsiye Kararında kooperatiflerin yeniden yapılanırken “1995 Yılı ICA kooperatif tanımını ve saptanan yeni ilkelerin nasıl yorumlanması ve uygulanması gerektiği konusunda görüşler belirtmektedir. 193 sayılı İLO Kararı 6 başlık ve 19 maddeden oluşmaktadır. Başlıklar: 1.Uygulama alanı, tanımlar ve hedefle ; 2. Politika Çerçevesi ve hükümetlerin rolü ; 3. Kooperatiflerin desteklenmesine ilişkin kamusal siyasaların uygulamaya konulması ; 4. İşçi ve işveren kuruluşları ile kooperatif örgütlerinin rolü ve aralarındaki ilişkiler ; 5. Uluslar arası işbirliği ; 6 Son hükümden oluşmaktadır.

e - Avrupa Birliği’nde Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yaşamda Kooperatiflerin Rolü : AB önce 1983’de Kooperatif Sektörün, ülke ve sektör bazında ayrıntılı bir envanterini çıkararak “Les organizations coopératives, mutualistes et associatives dans la Communauté Européenne” adı altıda 1986’da yayınlamıştır. Bu rapor , 1983’te Avrupa Parlemantosunda ayrıntılı bir tartışmadan geçerek, 13 Nisan 1983 tarihli AP kararıyla , AB’ de uygulanacak kooperatif politikalarında resmi ve referans bir belgeye dönüştürülmüştür. Ayarıca 1983 sonrasında AB’nin tüm ekonomik sektörlerinde yer alan kooperatiflerin ulusal birlikleri AB düzeyinde de örgütlenerek, kendi aralarında bir Kooperatif Bağlantı Komitesi oluşturmuşlardır. Böylece , kapitalist işletmelerin yanında ekonomide rol oynayan “ sosyal ekonomi” sektörünün temsilcileri de ekonomi içinde kendilerini yer açmışlardır. AB’ de kooperatifler konusunda ikinci önemli belge 2002 yılında hazırlanan “Avrupa Birliği’nde Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yaşamda Kooperatiflerin Rolü” adlı rapordur. Bu rapor 5 ana başlık altında AB düzeyinde Kooperatifçilik hakkındaki bulguları özetlemiştir. Bu başlıklar şöylece özetlenebilir :

1. Giriş bölümünde ,Avrupa Birliği’nde ve tüm Avrupa’daki kooperatif girişimleri ile bunların ortaklarının ve diğer pay sahiplerinin ihtiyaçlarını ve isteklerini ne şekilde yerine getirdiklerini içermektedir . Ayrıca “giriş”te raporun ana başlıkları tanıtılmaktadır.

2 .İkinci başlıkta Avrupa’daki kooperatif girişim olgusunun ayrıntılı bir analizi verilmektedir. Burada kooperatif tanımı, kooperatiflerin ekonomideki önemi, kooperatiflerin gelişmesindeki eğilimler ve yapısal değişimler (rekabet,yoğunlaşma ve büyüme; kooperatif girişimin yenilikçi uygulamaları ; kooperatifler neden kurulmuştur? Bir kooperatifin başarısını ölçümü ; sermaye şirketlerden farklılıkları; kooperatif yapının temel avantajları; kooperatif yapının ikilemleri; birlikte yönetim ,vb..) konulara yer verilmiştir.

3 . Üçüncü başlıkta Avrupa Birliği ülkelerinde kooperatif mevzuat ele alınmıştır : Kooperatif mevzuatındaki son gelişmeler ; Avrupa Kooperatif Statüsü ( statünün potansiyel kullanımı, statünün üye ülkeler mevzuatına olası etkisi) incelenmiştir.

4. Dördüncü başlıkta kooperatiflerin toplumsal amaçlara katkısı irdelenmiştir : kooperatif girişimlerin katma değerleri ve katkıları; kooperatif katkılarının özel alanları (istihdam ve sosyal politika,genişleme, bölgesel kalkınma, kamu alanları, çalışanların sahipliği ve işin organizasyonu, kalkınma yardımı ) gibi konulara değinilmiştir.

5. Beşinci başlıkta sektörün doğru anlaşılmasını sağlama konusuna ayrılmıştır : kamu yönetimlerin yapısı, ulusal seviyedeki yetkililerle temaslar, temel yönlendirme, doğru verilerin toplanması ve kullanılması, kooperatif temsilci kuruluşlarıyla temaslar…

SONUÇ
Kooperatiflerle ilgili çeşitli faaliyetlerde genellikle olumlu gelişmeler gözlenmekle birlikte, kooperatif hareketinin gerek ulusal, gerekse uluslararası ölçekte önemli zorlukları bulunmaktadır. Büyük siyasi ve ekonomik değişimlere sahne olan 20. yüzyılın sonunda kooperatifçiliğin geleceğini ve 21. yüzyılda onlardan neler beklendiğini ana başlıklar şeklinde vermeye çalışalım. Kooperatif sistemleri 21. yüzyılın ilk onlu yıllarında önemli sorunlarla karşılaşabilir; kooperatiflerin pek çoğu önemli yaşam savaşı vermek zorunda kalabilirler. 20. yüzyılın sonlarındaki sıkıntılar pek çok insanı değişik alternatifler arayışına itecek; 21. yüzyılın ilk çeyreğinde görülmedik bir kooperatifleşmeye tanık olunabilir. Konut, sağlık, sosyal güvenlik vb. konularda kamu yönetimleri, giderlerini giderek daha da kısma eğiliminde olacaklardır; bu boşluk ise kooperatiflerle doldurulabilir. 2000'li yıllarda beklentilerin pek de parlak olmadığı söylenebilir: ''Para kaosu'' içinde oluşacak ortamda, kooperatifler, dünya ekonomisindeki denetimini arttıran çokuluslu şirketlerle amansız bir rekabet içine girmek zorunda kalacaklardır; bu durumda kooperatifçiliğin iki dezavantajı bulunmaktadır: 1) Sermayeye verilen faiz sınırlı olduğundan kooperatiflerin ortaklarından sermaye toplaması güçleşecek; 2) demokratik özelliğinden dolayı karar alma süreci uzun olacaktır. Ekonomik duraklama ve çöküş daha da ağır olursa gönüllü ve parasız işçilik, ekonominin önemli kesimlerinde, üretim kooperatifleri aracılığıyla yaygınlaşabilir. Sert rekabet koşullarında başarı genellikle güçlüden yana kayar; özel şirketler sermaye tedarik avantajına sahip olduklarından ölçek ekonomilerine daha çabuk ulaşırlar; 21. yüzyılın başlarında kooperatifler sermaye oluşturma açısından güçlüklerle karşılaşacaklar ve büyük özel firmalarla rekabet ederlerken ''zor günler'' yaşayacaklardır. Kooperatifler bu sorunu aşmak için bir ''kooperatifler bankası'' kuracaklar ve birbirleriyle entegrasyon için ''yapısal değişikliklere'' gitmek zorunda kalacaklardır. Birçok kooperatif düştüğü sıkıntılardan kurtulabilmek için kendi aralarında yardımlaşma şekilleri geliştirmeli ve kooperatifçiliği gelişmiş olan ülkeler, kooperatifçiliği gelişmekte olan ülkelere bu konuda yardımcı olmalıdırlar. Genelde kooperatiflerin enflasyon koşulları ile savaşımda özel bir üstünlüğe sahip olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Kooperatiflerin sorunlarının çözümünde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların katkısına gereksinim vardır. Özellikle ülkemizde kooperatif sorunlarının çözümünde ''hükümet politikalarından'' çok bir ''devlet politikasına'' ihtiyaç olduğu zaman geçirilmeden kavranılmalı ve uygulamalar başlatılmalıdır. Özetle, kooperatifler 21. yüzyıla girerken önemli sıkıntılar yaşayabilecekler; ancak bu yüzyılda insanlar kooperatif yönteminden geniş ölçüde yararlanarak ''üretim ve bölüşüm'' sorununun çözümünde bu araçları büyük çapta kullanabileceklerdir.




Eklenme Tarihi: 25.01.2006 11:41:47
Okunma Sayısı: 1169




(Kopya Tarihi: 10.04.2006)




AYIN KONUĞU : Prof.Dr.Ayhan ÇIKIN


S Ö Y L E Ş İ[1]


AYIN KONUĞU : Prof.Dr.Ayhan ÇIKIN


Kooperatif Dünyası Dergisi, Aralık 1992, Sayı : 261



ÇIKIN -  “Türkiye’de kırsal kesimde kooperatiflerin gelişmesinde, yaygınlaşmasında, belirli boyuta ulaşmasında mutlaka Devlet’in katkısına gereksinim var. Devletin katkısından söz ederken, tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde olduğu gibi devletin kooperatifleri yönetmesini kastetmiyorum.”

 

            1946’da Yatağan (Muğla)’da doğdu. Ege Üniversitesi Ziraat fakültesi’ni 1967’de bitirdi. 1968’de asistan, 1974’de doktor, 1980’de doçent ve 1988’de de Tarım Ekonomisi profesörü oldu.
            1978-79’da yedi ay süre ile Fransa’da “Institut National Agronomique Paris-Girgnon”da tarımsal kooperatifçilik konularında incelemelerde bulundu.
            30’dan fazla bilimsel seminer,simpozyum ve toplantılarda bildiri sundu. 60’ın üzerinde bilimsel yayına imza attı.
            1983-91 yıllarında Tarımsal Kooperatifçilik Bilim Dalı başkanlığı ve Bölüm Başkan yardımcılığı görevlerinde bulunan Profesör Ayhan Çıkın, halen E.Ü. ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Tarım Politikası ve Yayım Anabilim dalı başkanlığı görevini sürdürüyor.
           

 

 

·      EKMEL GÜNGÖR

 

Doktora jürisi  görevi nedeniyle geçenlerde bir günlüğüne İzmir’den Ankara’ya gelen ve bize de zaman ayıran Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım ekonomisi Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Ayhan  Çıkın, dergimizin bu ayki konuğu oldu.

 

Halen tarım politikası ve Yayım Anabilim Dalı başkanlığı görevini de sürdüren değerli kooperatifçi bilim adamımız Prof.Dr.Ayhan Çıkın “İzmir ve Çevresinde Mevcut Tarım Kooperatifleri ve Sorunları Üzerine Bir Araştırma” konulu teziyle “Ziraat Doktoru” olmuştu. Sayın Çıkın’la, tarım politikası, tarımsal yayım ve tarımsal amaçlı kooperatiflerimiz üzerine söyleştik.

Bu söyleşinin özellikle tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde örgütlü üreticiler ve kooperatifçiler açısından yararlı olacağını umuyoruz.

 

 

-        Sayın Hocam, söyleşimize şunu sorarak başlamak istiyorum : Sizce tarımda kooperatifçilik kaçınılmaz bir örgütlenme biçimi mi ? Biliyorum ki siz  “Türkiye tarımsız, tarım kooperatifsiz gelişemiyecektir” diyorsunuz, ama tarımda anonim şirket şeklinde örgütlenme ya da borsa sisteminin kurulması görüşünü savunanlar var.

 

ÇIKIN -  Gerçekten tarımda kooperatifçiliğin kaçınılmaz olup olmadığını anlamak için önce onun yapısını iyice incelemek gerekir. Ticari ve sınai sektördeki gibi tarımda dev firmalar olmuyor. Büyüyemeyince de, ekonomi içinde  küçük bir düzeyde kalıyor. O da, uzun vadede rekabetçiliğe ekonomik koşullarda ayak uydurmakta güçlük çekmeye başlıyor. Örneğin pazara girerken, girdi temin ederken veyahut ta toplu dağıtım aşamalarında büyük firmaların tek tek milyonlarca çiftçiye ulaşması son derece zor ve dolayısıyla pahalı bir iş haline geliyor. Yine tarıma dayalı sanayiler olsun, ihtiyaç duydukları hammaddeyi çok dağınık çiftçilerden toplaması da ayni zamanda  büyük bir pahalılık meydana getirmeye başlıyor. İşte bütün bunların sonucunda tarımın bu gibi sektör, yani sanayi sektörü ile ticaret sektörü ile entegre çalışabilmesi için onu, o boyutu tamamlayabilecek bir örgütlenme sistemine ihtiyacı var.

 

Tabii bu yapılırken Türkiye’de kooperatifçiliği uzun süre pek cazip bulmayan kesimler tarafından yeni alternatifler getirilmeye çalışıldı, benim gözlemim o noktada. O da, bildiğiniz gibi bir taraftan dendi ki, anonim şirketler kurulsun, çiftçiler buralara ortak olsun, kooperatifler ülkede yeterince iyi çalışmıyor, anonim şirketler kurulursa daha iyi olur, diyenler var. Bir taraftan – sizin de belirttiğiniz gibi -  dendi ki, borsa  olursa , borsa kurulursa sistem iyi çalışabilir falan diye alternatifler getirildi; tabii borsa kurmak veya anonim şirket kurmak ekonomiye aykırı bir olay değil, çiftçiye de aykırı bir olay değil, ama çiftçinin sorununu doğrudan  çözecek bir araç değil ikisi de. Ama belirli aşamalarda bunlardan da yararlanılabilinir, yararlanmaz demiyorum, yararlanılabilir.

 

-        Biraz daha açar mısınız ?

 

ÇIKIN -  Çiftçi, çoğunlukla tam anlamıyla kapitalize olmuş bir üretim tarzına sahip değil ülkemizde. Evindeki işgücünü,elindeki toprağı,sermayeyi kendi girişim yeteneğiyle birleştirerek bir ürüne dönüştürüyor. Çiftçi bu ürünü  daha ucuza mal edecek ki gelirini yükseltebilsin ya da bunu daha yüksek  fiyattan satacak ki daha fazla gelir elde edebilsin veya her ikisini birden yapacak. Ürünü üretirken ya da ürünü değerlendirirken bir örgütlenme tipine gereksinim var. Halbuki diğer firmalar çoğu kez doğrudan üretim faktörlerinden biri ile, örneğin sermaye ile örneğin girişimcilikteki yeteneği ile bir araya getirerek ellerindeki sermayenin gelirini enyükseklemek ister. O da genelde en yüksek kar, en yüksek faiz  demektir.Halbuki çiftçi, ürünüyle gelirini, yani o üründe topladığı  sermayesine karşı, o üründe topladığı toprağına karşı, o üründe topladığı emeğine karşı ve o üründe topladığı girişimciliğine karşılık  olan gelirini yükseltmenin yolunu aramak durumundadır;  yani bir yandan ürünü için kullandığı girdilerin maliyetini düşürme, diğer yandan da ürününü pazarda en iyi fiyatla satabilecek bir ortaklık tipi aramak durumundadır.  Bu da ancak ve ancak ürünü değerlendiren bir  üretim organizasyonuyla , kooperatifler yoluyla olabilir.  Kooperatifler, elindeki çok az sermayeyi,toprağı ve emeğini ürüne dönüştürürken kullanılan pazar girdilerini ucuza mal ederek ya da ürettiği ürünü daha iyi değerlendirerek ortağının gelirini yükseltebiliyorlar. Bu aslında rekabetçi ekonomi ile ters bir olay değil, piyasayı tamamlayan bir durum. Tarımda kooperatifleşme,  itme kakma ile, sadece bazıları istor diye olmaz; sistem tarım sektörünün kooperatifleşmesini zorluyor.

 

-        Peki Hocam, buna rağmen, yani madem ki tarımda kooperatifçiliği sistemin özü zorluyor, neden kooperatifçiliğimiz istenilen ölçüde gelişemedi, neden batılı adaşları gibi ülke ekonomisine yön verecek düzeye gelemedi ?

 

ÇIKIN – Bizim ülkede tarım, pazar sistemini, yani piyasa ekonomisini  zaten yeni yeni tamamlamaya çalışıyor. Bu süreç içinde, dikkat ederseniz cumhuriyet kurulduktan sonra yeni bazı politikalar ürettik. Aslında o günkü koşullara göre, bana göre, son derecede güzel politikalar. Onlardan birisi  örneğin bir tarım kredi (kooperatif) politikası, bir tarım satış (işleme-pazarlama kooperatif) politikası. Bunlara baktığımızda olayı şöyle görürüz diye düşünüyorum :

 

-        Birincisi, Türkiye savaştan çıkmış, tabii Cumhuriyeti kurana kadar bir sürü savaşın içinden, en azından altı yedi tane savaşın içinden gelmiş, büyük bir kaynak kaybına uğramış, insan kaynağı başta olmak üzere. Savaştan sonra dünya ekonomisi ile  bütünleşme sürecinde karşısında bir çok güçlükler buluyor.  Örneğin, her şeyden önce Osmanlılar döneminden kalmış borçlar var. Bu borçlar dövizle ödenecek veya belirli ürünlerle; bir  taraftan diyelim ki yine duyun-i umumiye’ den olsun, kapitülasyonlardan olsun,  yabancılara  verilen ayrıcalıklardan olsun, demir yolları gibi, tütün rejisi gibi, limanlar gibi bir takım kurumların ulusallaştırılması gerek. Yabancılara  ait bu kuruluşlar için ödeme yapılacak, bu da yine dövizle veya belirli  ürünlerle ödenecek.

-        İkincisi de, kalkınma için sanayileşmek gerek, yani sanayi için bir takım  artıların  yaratılması lazım, teknoloji transfer edebilecek bir takım artıların yaratılması gerek, bunu yakalamamız lazım.

 

Türkiye’de öncelikle  döviz getirebilecek – ki buğday, pamuk, tütün, kuru incir, kuru üzüm, zeytin,fındık gibi – ürünleri hareketlendirebilecek ve o kesimdeki insanları tanıyacak ve biraz da tasarrufları onlara motive edebilecek, yönlendirebilecek bir sistem ki,Ziraat bankası denetiminde köylere kadar giden bir tarım kredi kooperatifçiliği olayı, o yöreyi tanıyan, onların elindeki insan ve toprak olanakları ile örneğin  tütün üretene, pamuk üretene, yani kısacası döviz getirebilecek ürünleri üretenlere teşvik ederek, üretimi artırmak.

 

-        Üçüncüsü,  bu ürünü denetim altında tutabilmek içinde benzer bir sistemin tarım satış kooperatifleri aracılığı ile kurulmuş olduğunu görüyoruz. Tarım satış kooperatifleri, bu şekilde üretime yönlendiren  insanlardan  ürünleri toplayıp depoluyor. Hükümette  depolarda ne kadar pamuk var, ne kadar tütün, ne kadar fındık,  zeytinyağı var biliyor. Bunlar klasik ihraç ürünlerimiz, o zamanları doğrudan dövize  dönüşebilen  ürünlerimizdir. Bir başka önemli üründe  buğdaydır. Geniş kitlelere Devlet’in kontrolünde, Toprak Mahsulleri Ofisi  aracılığı ile girmiştir. Böylece tarım pazarla bütünleşmeye çalışmış.  Dikkat ederseniz burada bir kooperatif adı var,  bir kooperatif olayı var, ama tam anlamıyla  bizim anladığımız kooperatif değil. Olay o zaman sadece teknik ve ekonomik boyutu ile  ele alınmış ve hızla  uygulamaya konulmuş, ama uzun vadede kooperatifçilik bilgileri topluma aktarılmamıştır. Tabii bu arada tarım kesiminde teknik yayım dediğimiz olayı, yani buğdayı nasıl üretirsin, pamuğu nasıl  üretirsin, fındığı nasıl üretirsin, yeni çeşitleri nasıl adapte edersin, vb.. konular için Tarım Bakanlığı bünyesinde bir teknik yayım servisi kurulmauş ve bunlar geliştirilmiş. Örneğin pamukta hakikaten dünya ölçeğinde  başarılar elde etmişiz. Ayni benzer olayı  şeker pancarı olayında da görüyoruz ; şeker pancarından şeker elde etmişiz, ama teknoloji aktarımı yaparken  kooperatif zihniyetini  geliştirmeyi, onların kendi gelirlerini pazar  süreci içinde oluşturup piyasa ile bütünleşmelerini ihmal etmişiz. Devlet, önce yapmış, şimdi  “ ben çekileceğim” diyor. Devlet “çekileceğim” deyince bir boşluk kalıyor ortada.  Bu boşluğu kim dolduracak ?  Bu boşluğu elbet özel sektör doldurabilir, ama eğer özel sektörle çiftçi kesimi  ayni rekabet zemini içinde, rekabet edebilecek bir yapılanma içinde  bulunmazsa belli bir süre sonra ülke üretim potansiyeli  açısından bir takım sıkıntılar yaşar. Elbette kooperatifler, nihai mal üretiminde ve dağıtımında  son halkaya kadar götüremezler, ama başlangıçta  ülke bazında olsun, bazı temel konularda onlarla rekabet edebilecek, pazarlık yapabilecek güçte olması gerekir ki, ekonomi canlılık kazanabilsin. Şimdi bu canlılığı yitirmiş durumda. Çiftçi çok dağınık, örgütlenememiş, sorunlarının çözümünü Devlet’ten bekler durumda.

 

-        Sizce tarımsal kooperatiflerimizin en önemli sorunu ve çözüm önerileriniz nelerdir ?

 

ÇIKIN -  Genel olarak kooperatifçiliğimizin bugün var olan sorunları, tarımsal kooperatiflerimizin de sorunu. Örneğin finansman, eğitim, örgütlenme, demokratikleşme ve denetim eksikliği gibi sorunları var kooperatiflerimizin. Bunlar çok yazılıp söylendi. Finansman sorunu belki önemli, ama en az onun kadar, hatta daha önemlisi kaynak yaratabilecek ve bu kaynağı kullanabilecek insan sorunu daha da önemli. Bana göre Türkiye’de kooperatiflerin kuruluş hızı  kooperatifçilik düşüncesinin gelişmesinden daha hızlı olmuştur.  Bu da kooperatifçiliğimizde bazı olumsuzlukların yaşanmasına, az da olsa kaynak savurganlığına ve daha da önemlisi kitlelerin gözünde kooperatiflerin güven yitirmesine neden olmuştur. Bunun için kooperatifçilik eğitimine özel bir önem vermek durumundayız. Artık, vatandaş kendi sorununa sahip çıkacak duruma gelmeli. Kırsal alanda işgücü potansiyeli var, kaynak potansiyeli var. Devlet, bu kadar  aşırı istihdamın olduğu  tarım kesiminde herkesi tatmin edecek bir ekonomi politikasını zor yürütüyor. O nedenle Devlet’in teşvik ve desteğini belli bir projeye yönelik üretimde bulunmak için örgütlenen çiftçilere yönelmesi gerekir. Böylece,kooperatiflerin finansman kaynağını, örgütlenmesini katkı sağlamış olur.

 

          Türkiye’de kırsal kesimde kooperatiflerin gelişmesinde, yaygınlaşmasında belirli boyuta ulaşmasında mutlaka Devlet’in katkısına gereksinim var. Devletin katkısından söz ederken, tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde olduğu gibi Devlet’in kooperatifleri yönetmesini kastetmiyorum. Kooperatifleri, kendi ilkeleri ile kendi ayakları üzerinde durabilecek şekilde onu eğitim, finansman,mevzuat ,vb.. yönünden teşvik etmelidir Devlet. Örneğin Hollanda’da kooperatiflerin gelişmesinde, yaygınlaşmasında, kısaca çiftçilerin örgütlenmesinde Devlet’in fazla katkısı olmamış, ama buna karşı diğer ülkelerde, hele Fransa’da  son  birkaç on yıllarda izlenen politikalarla kooperatifler teşvik edilmiş ve geliştirilmişlerdir.  1980’li yılların başında ,Fransız hükümeti, nüfusu 500 binden az olan yerlerdeki süt tesislerinin kooperatifler aracılığı ile kurulmasını teşvik eden kararname çıkarmıştır. Bizde de benzer önlemlerin Devlet tarafından alınması düşünülebilir.  Çünkü kooperatifler, çiftçilerin, tarımın en önemli örgütlenme biçimi oluyor. Yoksa kendiliğinden ya da ben istedim diye olmuyor; yaşam onu zorluyor.

 

-        Fransız hükümetinin aldığı karar, bir çeşit tarımsal yayım değil mi Hocam ?

 

ÇIKIN -  Evet; tarımsal yayım. Dünyanın bir çok ülkesinde bir sanayi yayımı, bir ticaret yayımı diye bir kavram yoktur, ama hemen her ülkede bir tarımsal yayım olgusu vardır. Önemi şu : Ülkenin en ücra noktasındaki  doğada yetişen bir otu veya oradaki bir canlıyı ve bir insanın emeğini bir ürün halinde ekonomiye sokabilmektir. O bakımdan bütün ülkenin  en uç köşelerindeki bütün doğal faktörleri ve oradaki beşeri faktörleri birleştirerek , örneğin bir süt şeklinde, bu sütü peynir şeklinde ürün haline getirerek  tüketici merkezlere  bu malı kullanılabilir şekliyle sunma eylemidir. Kısacası, o yöredeki tarımsal kaynakları değerlendirip bir ürün halinde  ülke ekonomisinin  kanlarlı içine sokabilmek. İşte kooperatiflerin bunu yapabildiğini  fark eden bir çok gelişmiş ülkeler,  o kaynakları harekete  getirebilecek  bir örgütlenme tipi, oradaki insanın  kendi boş alanlarına, boş kaldığı vakitleri de değerlendirebilen, onların  ailesindeki emeğini, işgücünü  değerlendirebilen, oradaki doğayı, otu,tarlayı değerlendirebilen ve onları ete, süte, yumurtaya, buğdaya,… dönüştürebilen bir sistemi sürekli teşvik ediyor,araştırıyor. Burada, 1980’li yıllarda izlenen hayvancılık politikalarının yansımalarını kendi köyümde gözledim : kardeşimin birisinin üç ineği vardı, öbürünün de iki ineği. Bir iki yıl sonra tekrar köye gittiğimde,  kardeşlerimin inek sayısı bire inmiş. Köyü şöyle bir dolaştım, 100 haneli köyde 60 aile inek sayısını  azaltmış, bir iki yıl içinde köyde üretim dışı kalan inek sayısı 120’ye ulaşmış . nedenini sorduğumda aldığım yanıt şöyle özetleniyor : “fazladan iki ineğin sütü başımıza dert oldu,pazarlayamadık sütü, ekonomik olmadı. Günlük 20-30 litre sütü, tek başına İzmir’e nasıl taşıyacağız ?”. Haaa!.. demek ki orada ne oldu ? Köyda kaba yem var, ot var, ailenin kullanılmayan işgücü var, ahırında  yeri var, ekstradan sermaye ihtiyacı yok. Ama 120 inek üretim dışına çıkarılarak kasaplara gönderildi. Yani alternatif maliyeti sıfır olan bir süt üretimi ekonomi dışında kaldı, köylünün gelirini artırabilecek bir üretim olgusu devre dışına çıktı. İşte bütün sorun, kırsal alanlarda ek yatırıma ihtiyaç kalmadan, bu ve benzer üretim potansiyelini ekonomiye sokabilmektir. Gelişmiş ülkeler bunu fark ettiği için ülkesinin en uzak yörelerindeki insanı ve çevresindeki doğal ve beşeri faktörleri  nasıl üretime sokabiliriz diye düşünmüşler; Fransız hükümetinin kararının özünde bu olgu yatıyor. Ve hemen bir ekonomik örgütlenme öngörüyorlar. O da  doğal olarak kooperatifçilik…

 

-        Tarımsal yayım nedir, kısaca açıklayabilir misiniz ?

 

 

ÇIKIN – Kısaca açıklamaya çalışayım  sayın Güngör.  Tarımsal Yayım : ekonomik kalkınmayı hızlandıracak olan teknolojik gelişmelerin uygulanabilmesi için gerekli bilgilerle birlikte, yaşamı kolaylaştıracak diğer bilgilerinde bir program dahilinde kırsal kesimdeki halka aktarılması sürecidir.

 

İşletme için gerekli teknolojik gelişmelerden haberdar olmak, bunları kabul etmek, - ki özellikle gelişmekte olan ülkelerde geleneksellik bunu engellemekte – yeni yöntemlerin üretime uygulanabilmesi için gerekli teknik bilgiye sahip olmak tarımsal kalkınma açısından büyük bir öneme sahiptir. Tarımsal yayım bunu yapmakla birlikte, gençlerin eğitimi, ev ekonomisi ve doğal kaynakların korunması gibi önemli diğer konuları da kapsamaktadır.

 

-        Sayın Hocam, sizden son olarak, kooperatif Dünyası dergisi  ile ilgili kısa bir değerlendirmenizi alabilir miyim ?

 

ÇIKIN -  Kooperatif Dünyası dergisi, bana göre son yıllarda Türkiye’deki kooperatifçilik yayınları içinde, kooperatif düşüncenin yaygınlaşmasında son derecede önemli bir görevi yerine getiriyor. Son derecede ilginç yazılara, özellikle bu konuda üreten insanların yazılarını yayımlıyor, yer veriyor. Türkiye’de kooperatifçilikle ilgili bilimsel tek yayın  olma özelliğine sahip  bulunan Kooperatifçilik Dünyası’ nı zevkle okuyorum. Kooperatifçiliğe katkısı gerçekten çok büyük. Ben sizleri bu yüzden saygıyla selamlıyorum, kutluyorum…

 

-        İlginiz, bize ayırdığınız kıymetli zaman ve verdiğiniz değerli bilgiler için size çok teşekkür ediyoruz.

 

ÇIKIN -  Asıl ben size teşekkür ederim, bu olanağı bana verdiğiniz için. Ayrıca İzmir’de görüşebilmeyi ümit ediyorum.

 



[1] Kooperatif Dünyası Dergisi, Aralık 1992, Sayı : 261
 

22 Ekim 2012 Pazartesi

« 2012 Uluslararası Kooperatifler Zirvesi » Ön-Deklarasyonu


8-11 Ekim 2012 tarihleri arasında Kanada’nın Québec eyaletinde toplanan Uluslararası Kooperatifler Zirvesi, Toplantının üçüncü günü 11 Ekim 2012’de aşağıdaki basın bildirisini yayınladı. 21 Ekim 2012’ye kadar Zirve’ye katılanlar, düşüncelerini ve özlemlerini Zirve yönetimine bildirerek Deklarasyon zenginleştirilecektir.
Ekim ayı sonunda Manchester’da toplanacak olan Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA)  tarafından son şeklini alacak olan « Zirve Bildirisi » kamuoyuna resmen açıklanacak ve daha sonra «Mouvement Desjardins »’in başkanı  Madame Monique Leroux  tarafından Birleşmiş Milletler Örgütü’ne sunulacaktır.
Uluslararası kooperatifler yılı çerçevesi içinde yer alan , 2012 Uluslararası kooperatifler zirvesi, 91 ülkeden 2 800’e yakın kooperatif temsilcisinin ve geleceğin kooperatif liderlerinin katılımıyla toplandı. Katılımcılar, kooperatif hareketin çalışma biçimi ve konuları konusunda temel tartışmaları yapmak için bir araya geldiler.  Zirve, kooperatiflerarası bir iletişim ağı oluşturmayı, kooperatiflerarası ilişkileri kolaylaştırmayı, kooperatifler konusunda kamuoyunun bilgisini artırmayı, bunun yanısıara yerel, ulusal ve küresel düzeyde kooperatif kesimin gelişmesi için somut eylemleri teşvik etmeyi amaçlaştırmıştır.
Zirveye katılanlar, insanların ve toplulukların ekonomik ve toplumsal durumlarının daha iyi olmasına, bunun yanında çoğulcu, dengeli ve daha istikrarlı bir ekonomiye kooperatiflerin katkısının önemini doğrularlar. Koopoeratiflerin katkısının orijinalitesi ve uygunluğu aşağıdaki özellikleri taşır :
·       kooperatifler, uzun dönemli bir perspektif içinde kendi ortamından sorumludurlar ;
·       onlar, işletmelerin yönetimine insanları katarlar ;
·       kooperatifler, hizmet sundukları topluluklarda istihdamı korurlar ve istihdam yaratırlar ;
·       kooperatiflerin kendisi için karlılık  araştırması nesnel bir amaç teşkil etmez, ancak onlar için ilk koşul üyelerinin güncel ve gelecekteki ihtiyaçlarını etkin bir şekilde yanıtlamaktır ;
·       kooperatiflerin çalışma modeli, yerel düzeyde olduğu kadar ulusal ve küresel düzeyde de  sağlam ve uygulanalabilirdir ;
·       kooperatifler son finansal ve ekonomik krizde göstermiş olduğu gibi, büyük direnç kapasitesine sahiptirler ;
Sonuç olarak Zirve sırasında tespit edilen tartışmaları ve bulguları, katılanlar aşağıdaki şekilde açıklarlar :
Kooperatifler, küresel ekonomide anlamlı bir yeri olan işletmelerdir ve onlar sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunurlar.
Dünyada bir milyon civarında kooperatif  faaliyet göstermektedir. Onlar bir milyar üyenin ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar. Kooperatifler 100 milyon insana istihdam sağlamaktadırlar. Tüm sektörlerde bulunan 300 büyük  kooperatif,  1 600 milyar dolar toplam iş hacmini yönetmektedirler.  Bu ekonomik büyüklük dünyanın 9 . büyük ekonomisi ile kıyaslanacak durumdadır. Üyeleri ve seçilmiş yöneticileri nezdinde  ekonomi ve demokrasi eğitimi düzeyinde oynadığı rol ve demokratik yönetişimi nedeniyle  küresel kooperatif hareketi, dünyanın çok önemli bir eğitici ve çok büyük bir demokrasi sisteminin bileşenini temsil eder.
Kooperatifler, ekonominin tüm sektörlerinde mevcutturlar ve beşeri hayatın tüm yönlerini etkilerler. Pek çok ülkede onlar, tarım-gıda, finansal hizmetler yanısıra perakende ticaret sektörlerinde merkezi bir yer işgal ederler.  Varoldukları her yerde kooperatifler, toplumları güçlendirirler, zira onlar kendilerinden ekonomiye çok anlamlı katkı taşırlar,  onlar beşeri ve toplumsal kalkınma konusunda birincil paydaşlardır.
 Kooperatifler, çok sayıdaki uluslararası örgütün Binyıl amaçlarının geliştirmesine ve gerçekleştirmelerine katkıda bulunurlar. Bu bakımdan, gıda güvenliği , fakirlikle mücadele, sağlık hizmetlerine erişim, cinsiyet eşitliği ve büyük risklerin halk üzerindeki etkilerinin azaltılmasında  önemli rol oynarlar. Onlar sürdürülebilir bir kalkınma perspektifi içinde çalışırlar.  Değişen dünyanın ve kırılgan bir ekonominin yüreğindeki potansiyelini devam ettirebilmek için kooperatifler şunları yapmak durumundadır :
·       global başarısını geliştirmeyi sürdürmek ve sürdürülebilirliğini sağlamak için rekabetçiliğini korumak ;
·       çalışmalarını etkili yapmak ve süğrdürülebilir büyümeyi odaklanmak ;
·       büyüyen yenilikçi yeteneğini göstermek ;
·       çalışanların formasyonu, yeni bir neslin hazırlanması ve teknolojinin akıllı kullanımıyla güncel ve sürekli olmak.
Kooperatif girişim modeli, başarılı ve çok yönlü farklılaşmıştır. O, insanların ekonomiye aktif olarak katılımına katkıda bulunur ve toplumsal zenginleşmede gerekli büyümeyi yönetmeye yardım eder.
Çok sayıdaki faaliyet sektörlerinde (tarım, sağlık, finansal hizmetler, …)  kooperatif modelin uygulanması ve farklı kullanıcı bağlarını izleyen (tüketici, üretici, işçi, …kooperatifleri) bu girişim modeli esnek ve uyumludurlar.
Başarısını artırmak ve büyümesini sürdürmek için kooperatif işletmeleri şunları yapacaklardır :
·        üyelerinin sermaye koymalarını teşvik ederek kendilerine  daha belirgin bir rekabet avantajı sağlamak ;
·        uygun yanıtı bulunmayan üye ihtiyaçlarının neler olduğunu sistematik olarak raştırmsak ;
  • çalışmasını rehberlik eden ilkelere ve misyona saygı göstererek örgütsel çevikliğini artırmak ;
  • toplumun kalkınmasına ayrılan ve büyümesine ve sürekliliğine vakfedilen kaynaklar arasında dengeyi sağlamak ;
  • sermaye şirketleri karşısında kendi farklığını yaşatmak ve iletişim kurmak ;
  • işbirliği anlaşmaları ve karşılıklı partnerlikler ile diğer kooperatiflerle güçlerini birleştirmek.
Kooperatif girişim modeli, çevrenin değişen koşullarına ve üyelerinin ihtiyaçlarına adapte olmayı ve gelişmeyi bilir. Bununla beraber, kooperatiflerin özel kapitalizasyon tarzını yönetimi onlar için , bir çok zorlukları içerir :
1.Saydamlık, katılımcılık ve daha uzun dönemli bir vizyon üzerine  kurulmuş kooperatif yönetişimi, üyeler, müşteriler ve topluluk ile bir güven ilişkisi kurmayı olanak verir. Üyeleri ile kooperatiflerin yakınlığı, ayni zamanda onların ihtiyaçlarını cevap verme kapasitesinin büyüklüğünü açıklar. Onların esin kaynağı olan paylaşılan vizyon, daha planlı ve daha kapsayıcı bir eylemin paylaşılmasını sağlar.
Teknolojik olarak ileri ve küreselleşmiş bir ekonomide kooperatif işletmeler, markajdan kurtulabilmek için , çevresini etkileyen hızlı değişimlere tepki hızını artırmak durumundadır.
 Kooperatiflerin şunları yapması gerekmektedir :
·        iş yapma hızı ile karar süreçleri arasında iyi bir denge sağlamak ;
·        seçilmiş yöneticiler ile idarecilerin karşılıklı sorumluluklarını net bir şekilde belirlemek ;
·        zayıf noktaları hızla bulmak ve düzeltmek için genel performans sistemlerini iyileştirmek ;
·        stratejik yönlendirmeler açısından üyeleri ile daha etkili danışma süreçleri yaratmak ;
·        demokratik süreçlere üyelere sokmak için sosyal medyayı ve yeni iletişim araçlarını kullanmak ;
·        etkileşimlerin giderek sanallaştığı bir  ortamda üyelerin memnuniyeti konusunda liderin doğal konumunu korumak için bir yol bulmak.

2.     Sermaye kaynaklarını sınırlayan mülkiyet yapısını, gelişmeye ihtiyacı olduğunda sermaye payını artırmada, ve bunu da kendi kimliğine saygı içinde,  gerçekleştirmede kooperatifler, her zaman yaratıcı olmuşlardır.
Sıkı bir finansman düzenlenmesi bağlamında  sermaye  yaratmak için kooperatifler şunları yapmak durumundadırlar :

·        devlet  ve yönlendirici otoriteler yanında paylaşılan bir pıolitik gündem sağlamak, tek bir sesle konuşmak ve özellikletrini daha iyi değerlendirmek için kooperatiflerarası forumlar düzenlemek ;
·        belirli bir kooperatifte yeni proje düzenlenmesini izlemek amacıyla hükümetler ve yönlendirici örgütler ile sürekli ilişkiler kurmak ;
·        denetim örgütleri ile yapıcı bir diyalok sürdürmek ;
·        büyümek için gerekli finansal kaynsaklarsa ulaşmak için yönetilşim, iletişim, teknoloji ve düzenleme açısından paydaşların beklentilerine yanıt vermek ;
·        etkili yatırım ve karar alma süreçlerini desteklemeye uydun olan sermaye ve yönetişim yapısı sağlamak ;
·        mevcut kooperatiflerin geliştirilmesi ve yeni kooperatiflerin kurulması için bir finansman mekanizması kurmak.

Kooperatif işletmelerin tümü, küresel düzeyde tartışılmaz sosyal,  beşeri ve ekonomik bir güç teşkil ederler. Bununla birlikte çabalar, bu işletmeleri değeri daha iyi bilinen bir politik ağırlık kazandırmayı hedeflenmiştir.  
Günümüzde , küresel düzeydeki  önemli kararlar, kooperatif modelin özellikleri dikkate alınmadan alınmaktadır. Çünkü bu model yeterince tanınmamakta ve bilinmemektedir. Kooperatif model, başarı yeteneğini kanıtlamıştır.  O, karakterize ettiği sermayenin  istikrarı ve mülkiyet yapısı sayesinde krizleri iyi bir şekilde engellemiştir.
Çalışma tarzının ihmalinden veya zayıflığından sakınmak için ve küresel düzeyde ekonomik ağırlığının görünüşü kadar bir politik ağırlık sağlanması için kooperatiflerin  şunları yapması gerekir :
  • uluslararası sahnede  daha büyük bir müdahele gücü sağlaması için çabalarını ve araçlarını birleştirmek ;
  • ekonomik gelişmeye gözle görülür katkısını, bugünün sorunlarına verdiği orijinal yanıtlarını, başarılarını  yaymak ve tanıtmak için gerekli kaynaklar tahsis etmek ;
  • ekonomik  kalkınma veya canlandırıcı projeleri düşünmek ve politik karar alıcılarına tanıtmak için temsil işlerini yoğunlaştırmak ;
  • finansal, sosyal ve beşeri düzeylerde onların performansını yansıtan bir sorumluluk biçimi oluşturmak ;
  • küresel düzeyde kooperatifler hakkındaki verilerin ve bilginin temelini oluşturmak ve araştırıcıların yararına sunmak ; bu elemanlar, yüksek öğretim ve iş ortamlarında gerekli olan kooperatif modeli eğiniminin oturmasına hizmet edebilecektir ;
  • genç nesilleri yetişirmek, genç liderlere yer açmak ve kooperatiflerin sinesine onların  katılımını  sağlamak.
Her zamankinden fazla olarak Zirveye katılanlar, toplumlarımızın  karşı karşıya  kaldığı sosyal ve ekonomik sorunları etkili olarak yanıt verebilen kooperatif girişim geçekliğini kabul ederler.  Güncel kriz, ihtiyaçlara  kooperatif yanıtın uygunluğunu güçlendirdi.  Katılanlar, ayni zamanda,   kooperatiflerin genel başarısının önemliliğini özenle vurguladılar, zira bu, anlamlı ve sürdürülebilir bir katkı için yerine getilen bir koşuldur.
Kooperatif modelin gelişmesi, güçlenmesi ve daha çok yayılması, bugün herkesin ve daha iyi bir dünya kurmak isteyenlerin  çabalarını gerektirmektedir.
Fait à Québec, Canada, le 11 octobre 2012.