S Ö Y L E Ş İ[1]
AYIN KONUĞU : Prof.Dr.Ayhan ÇIKIN
Kooperatif
Dünyası Dergisi, Aralık 1992, Sayı : 261
ÇIKIN -
“Türkiye’de kırsal kesimde kooperatiflerin gelişmesinde,
yaygınlaşmasında, belirli boyuta ulaşmasında mutlaka Devlet’in katkısına
gereksinim var. Devletin katkısından söz ederken, tarım kredi ve tarım satış
kooperatiflerinde olduğu gibi devletin kooperatifleri yönetmesini
kastetmiyorum.”
1946’da
Yatağan (Muğla)’da doğdu. Ege Üniversitesi Ziraat fakültesi’ni 1967’de bitirdi.
1968’de asistan, 1974’de doktor, 1980’de doçent ve 1988’de de Tarım Ekonomisi
profesörü oldu.
1978-79’da
yedi ay süre ile Fransa’da “Institut National Agronomique Paris-Girgnon”da
tarımsal kooperatifçilik konularında incelemelerde bulundu.
30’dan
fazla bilimsel seminer,simpozyum ve toplantılarda bildiri sundu. 60’ın üzerinde
bilimsel yayına imza attı.
1983-91
yıllarında Tarımsal Kooperatifçilik Bilim Dalı başkanlığı ve Bölüm Başkan yardımcılığı
görevlerinde bulunan Profesör Ayhan Çıkın, halen E.Ü. ziraat Fakültesi Tarım
Ekonomisi Bölümü Tarım Politikası ve Yayım Anabilim dalı başkanlığı görevini
sürdürüyor.
·
EKMEL GÜNGÖR
Doktora jürisi görevi nedeniyle geçenlerde bir günlüğüne İzmir’den
Ankara’ya gelen ve bize de zaman ayıran Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım
ekonomisi Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Ayhan
Çıkın, dergimizin bu ayki konuğu oldu.
Halen tarım politikası
ve Yayım Anabilim Dalı başkanlığı görevini de sürdüren değerli kooperatifçi
bilim adamımız Prof.Dr.Ayhan Çıkın “İzmir ve Çevresinde Mevcut Tarım
Kooperatifleri ve Sorunları Üzerine Bir Araştırma” konulu teziyle “Ziraat
Doktoru” olmuştu. Sayın Çıkın’la, tarım politikası, tarımsal yayım ve tarımsal
amaçlı kooperatiflerimiz üzerine söyleştik.
Bu söyleşinin özellikle
tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde örgütlü üreticiler ve
kooperatifçiler açısından yararlı olacağını umuyoruz.
-
Sayın Hocam, söyleşimize şunu sorarak
başlamak istiyorum : Sizce tarımda kooperatifçilik kaçınılmaz bir örgütlenme
biçimi mi ? Biliyorum ki siz “Türkiye
tarımsız, tarım kooperatifsiz gelişemiyecektir” diyorsunuz, ama tarımda anonim
şirket şeklinde örgütlenme ya da borsa sisteminin kurulması görüşünü savunanlar
var.
ÇIKIN - Gerçekten
tarımda kooperatifçiliğin kaçınılmaz olup olmadığını anlamak için önce onun
yapısını iyice incelemek gerekir. Ticari ve sınai sektördeki gibi tarımda dev
firmalar olmuyor. Büyüyemeyince de, ekonomi içinde küçük bir düzeyde kalıyor. O da, uzun vadede
rekabetçiliğe ekonomik koşullarda ayak uydurmakta güçlük çekmeye başlıyor.
Örneğin pazara girerken, girdi temin ederken veyahut ta toplu dağıtım
aşamalarında büyük firmaların tek tek milyonlarca çiftçiye ulaşması son derece
zor ve dolayısıyla pahalı bir iş haline geliyor. Yine tarıma dayalı sanayiler
olsun, ihtiyaç duydukları hammaddeyi çok dağınık çiftçilerden toplaması da ayni
zamanda büyük bir pahalılık meydana
getirmeye başlıyor. İşte bütün bunların sonucunda tarımın bu gibi sektör, yani
sanayi sektörü ile ticaret sektörü ile entegre çalışabilmesi için onu, o boyutu
tamamlayabilecek bir örgütlenme sistemine ihtiyacı var.
Tabii
bu yapılırken Türkiye’de kooperatifçiliği uzun süre pek cazip bulmayan kesimler
tarafından yeni alternatifler getirilmeye çalışıldı, benim gözlemim o noktada.
O da, bildiğiniz gibi bir taraftan dendi ki, anonim şirketler kurulsun,
çiftçiler buralara ortak olsun, kooperatifler ülkede yeterince iyi çalışmıyor,
anonim şirketler kurulursa daha iyi olur, diyenler var. Bir taraftan – sizin de
belirttiğiniz gibi - dendi ki,
borsa olursa , borsa kurulursa sistem
iyi çalışabilir falan diye alternatifler getirildi; tabii borsa kurmak veya
anonim şirket kurmak ekonomiye aykırı bir olay değil, çiftçiye de aykırı bir
olay değil, ama çiftçinin sorununu doğrudan
çözecek bir araç değil ikisi de. Ama belirli aşamalarda bunlardan da
yararlanılabilinir, yararlanmaz demiyorum, yararlanılabilir.
-
Biraz daha açar mısınız ?
ÇIKIN - Çiftçi,
çoğunlukla tam anlamıyla kapitalize olmuş bir üretim tarzına sahip değil
ülkemizde. Evindeki işgücünü,elindeki toprağı,sermayeyi kendi girişim
yeteneğiyle birleştirerek bir ürüne dönüştürüyor. Çiftçi bu ürünü daha ucuza mal edecek ki gelirini
yükseltebilsin ya da bunu daha yüksek
fiyattan satacak ki daha fazla gelir elde edebilsin veya her ikisini
birden yapacak. Ürünü üretirken ya da ürünü değerlendirirken bir örgütlenme
tipine gereksinim var. Halbuki diğer firmalar çoğu kez doğrudan üretim
faktörlerinden biri ile, örneğin sermaye ile örneğin girişimcilikteki yeteneği
ile bir araya getirerek ellerindeki sermayenin gelirini enyükseklemek ister. O
da genelde en yüksek kar, en yüksek faiz
demektir.Halbuki çiftçi, ürünüyle gelirini, yani o üründe topladığı sermayesine karşı, o üründe topladığı
toprağına karşı, o üründe topladığı emeğine karşı ve o üründe topladığı
girişimciliğine karşılık olan gelirini
yükseltmenin yolunu aramak durumundadır;
yani bir yandan ürünü için kullandığı girdilerin maliyetini düşürme,
diğer yandan da ürününü pazarda en iyi fiyatla satabilecek bir ortaklık tipi
aramak durumundadır. Bu da ancak ve
ancak ürünü değerlendiren bir üretim
organizasyonuyla , kooperatifler yoluyla olabilir. Kooperatifler, elindeki çok az
sermayeyi,toprağı ve emeğini ürüne dönüştürürken kullanılan pazar girdilerini
ucuza mal ederek ya da ürettiği ürünü daha iyi değerlendirerek ortağının
gelirini yükseltebiliyorlar. Bu aslında rekabetçi ekonomi ile ters bir olay
değil, piyasayı tamamlayan bir durum. Tarımda kooperatifleşme, itme kakma ile, sadece bazıları istor diye
olmaz; sistem tarım sektörünün kooperatifleşmesini zorluyor.
-
Peki Hocam, buna rağmen, yani madem ki
tarımda kooperatifçiliği sistemin özü zorluyor, neden kooperatifçiliğimiz istenilen
ölçüde gelişemedi, neden batılı adaşları gibi ülke ekonomisine yön verecek
düzeye gelemedi ?
ÇIKIN – Bizim ülkede tarım, pazar sistemini,
yani piyasa ekonomisini zaten yeni yeni
tamamlamaya çalışıyor. Bu süreç içinde, dikkat ederseniz cumhuriyet kurulduktan
sonra yeni bazı politikalar ürettik. Aslında o günkü koşullara göre, bana göre,
son derecede güzel politikalar. Onlardan birisi
örneğin bir tarım kredi (kooperatif) politikası, bir tarım satış
(işleme-pazarlama kooperatif) politikası. Bunlara baktığımızda olayı şöyle
görürüz diye düşünüyorum :
-
Birincisi,
Türkiye savaştan çıkmış, tabii Cumhuriyeti kurana kadar bir sürü savaşın
içinden, en azından altı yedi tane savaşın içinden gelmiş, büyük bir kaynak
kaybına uğramış, insan kaynağı başta olmak üzere. Savaştan sonra dünya
ekonomisi ile bütünleşme sürecinde
karşısında bir çok güçlükler buluyor.
Örneğin, her şeyden önce Osmanlılar döneminden kalmış borçlar var. Bu
borçlar dövizle ödenecek veya belirli ürünlerle; bir taraftan diyelim ki yine duyun-i umumiye’ den
olsun, kapitülasyonlardan olsun,
yabancılara verilen
ayrıcalıklardan olsun, demir yolları gibi, tütün rejisi gibi, limanlar gibi bir
takım kurumların ulusallaştırılması gerek. Yabancılara ait bu kuruluşlar için ödeme yapılacak, bu da
yine dövizle veya belirli ürünlerle
ödenecek.
-
İkincisi
de, kalkınma için sanayileşmek gerek, yani sanayi için bir takım artıların
yaratılması lazım, teknoloji transfer edebilecek bir takım artıların
yaratılması gerek, bunu yakalamamız lazım.
Türkiye’de
öncelikle döviz getirebilecek – ki
buğday, pamuk, tütün, kuru incir, kuru üzüm, zeytin,fındık gibi – ürünleri
hareketlendirebilecek ve o kesimdeki insanları tanıyacak ve biraz da
tasarrufları onlara motive edebilecek, yönlendirebilecek bir sistem ki,Ziraat
bankası denetiminde köylere kadar giden bir tarım kredi kooperatifçiliği olayı,
o yöreyi tanıyan, onların elindeki insan ve toprak olanakları ile örneğin tütün üretene, pamuk üretene, yani kısacası
döviz getirebilecek ürünleri üretenlere teşvik ederek, üretimi artırmak.
-
Üçüncüsü, bu ürünü denetim altında tutabilmek içinde
benzer bir sistemin tarım satış kooperatifleri aracılığı ile kurulmuş olduğunu
görüyoruz. Tarım satış kooperatifleri, bu şekilde üretime yönlendiren insanlardan
ürünleri toplayıp depoluyor. Hükümette
depolarda ne kadar pamuk var, ne kadar tütün, ne kadar fındık, zeytinyağı var biliyor. Bunlar klasik ihraç
ürünlerimiz, o zamanları doğrudan dövize
dönüşebilen ürünlerimizdir. Bir
başka önemli üründe buğdaydır. Geniş
kitlelere Devlet’in kontrolünde, Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığı ile girmiştir. Böylece tarım
pazarla bütünleşmeye çalışmış. Dikkat
ederseniz burada bir kooperatif adı var,
bir kooperatif olayı var, ama tam anlamıyla bizim anladığımız kooperatif değil. Olay o
zaman sadece teknik ve ekonomik boyutu ile
ele alınmış ve hızla uygulamaya
konulmuş, ama uzun vadede kooperatifçilik bilgileri topluma aktarılmamıştır.
Tabii bu arada tarım kesiminde teknik yayım dediğimiz olayı, yani buğdayı nasıl
üretirsin, pamuğu nasıl üretirsin,
fındığı nasıl üretirsin, yeni çeşitleri nasıl adapte edersin, vb.. konular için
Tarım Bakanlığı bünyesinde bir teknik yayım servisi kurulmauş ve bunlar
geliştirilmiş. Örneğin pamukta hakikaten dünya ölçeğinde başarılar elde etmişiz. Ayni benzer olayı şeker pancarı olayında da görüyoruz ; şeker
pancarından şeker elde etmişiz, ama teknoloji aktarımı yaparken kooperatif zihniyetini geliştirmeyi, onların kendi gelirlerini
pazar süreci içinde oluşturup piyasa ile
bütünleşmelerini ihmal etmişiz. Devlet, önce yapmış, şimdi “ ben çekileceğim” diyor. Devlet
“çekileceğim” deyince bir boşluk kalıyor ortada. Bu boşluğu kim dolduracak ? Bu boşluğu elbet özel sektör doldurabilir,
ama eğer özel sektörle çiftçi kesimi
ayni rekabet zemini içinde, rekabet edebilecek bir yapılanma içinde bulunmazsa belli bir süre sonra ülke üretim
potansiyeli açısından bir takım
sıkıntılar yaşar. Elbette kooperatifler, nihai mal üretiminde ve dağıtımında son halkaya kadar götüremezler, ama
başlangıçta ülke bazında olsun, bazı
temel konularda onlarla rekabet edebilecek, pazarlık yapabilecek güçte olması
gerekir ki, ekonomi canlılık kazanabilsin. Şimdi bu canlılığı yitirmiş durumda.
Çiftçi çok dağınık, örgütlenememiş, sorunlarının çözümünü Devlet’ten bekler
durumda.
-
Sizce tarımsal kooperatiflerimizin en
önemli sorunu ve çözüm önerileriniz nelerdir ?
ÇIKIN - Genel
olarak kooperatifçiliğimizin bugün var olan sorunları, tarımsal
kooperatiflerimizin de sorunu. Örneğin finansman, eğitim, örgütlenme,
demokratikleşme ve denetim eksikliği gibi sorunları var kooperatiflerimizin.
Bunlar çok yazılıp söylendi. Finansman sorunu belki önemli, ama en az onun
kadar, hatta daha önemlisi kaynak yaratabilecek ve bu kaynağı kullanabilecek
insan sorunu daha da önemli. Bana göre Türkiye’de kooperatiflerin kuruluş
hızı kooperatifçilik düşüncesinin
gelişmesinden daha hızlı olmuştur. Bu da
kooperatifçiliğimizde bazı olumsuzlukların yaşanmasına, az da olsa kaynak
savurganlığına ve daha da önemlisi kitlelerin gözünde kooperatiflerin güven
yitirmesine neden olmuştur. Bunun için kooperatifçilik eğitimine özel bir önem
vermek durumundayız. Artık, vatandaş kendi sorununa sahip çıkacak duruma
gelmeli. Kırsal alanda işgücü potansiyeli var, kaynak potansiyeli var. Devlet,
bu kadar aşırı istihdamın olduğu tarım kesiminde herkesi tatmin edecek bir
ekonomi politikasını zor yürütüyor. O nedenle Devlet’in teşvik ve desteğini
belli bir projeye yönelik üretimde bulunmak için örgütlenen çiftçilere
yönelmesi gerekir. Böylece,kooperatiflerin finansman kaynağını, örgütlenmesini
katkı sağlamış olur.
Türkiye’de kırsal kesimde
kooperatiflerin gelişmesinde, yaygınlaşmasında belirli boyuta ulaşmasında
mutlaka Devlet’in katkısına gereksinim var. Devletin katkısından söz ederken,
tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde olduğu gibi Devlet’in
kooperatifleri yönetmesini kastetmiyorum. Kooperatifleri, kendi ilkeleri ile
kendi ayakları üzerinde durabilecek şekilde onu eğitim, finansman,mevzuat ,vb..
yönünden teşvik etmelidir Devlet. Örneğin Hollanda’da kooperatiflerin gelişmesinde,
yaygınlaşmasında, kısaca çiftçilerin örgütlenmesinde Devlet’in fazla katkısı
olmamış, ama buna karşı diğer ülkelerde, hele Fransa’da son
birkaç on yıllarda izlenen politikalarla kooperatifler teşvik edilmiş ve
geliştirilmişlerdir. 1980’li yılların
başında ,Fransız hükümeti, nüfusu 500 binden az olan yerlerdeki süt
tesislerinin kooperatifler aracılığı ile kurulmasını teşvik eden kararname
çıkarmıştır. Bizde de benzer önlemlerin Devlet tarafından alınması
düşünülebilir. Çünkü kooperatifler,
çiftçilerin, tarımın en önemli örgütlenme biçimi oluyor. Yoksa kendiliğinden ya
da ben istedim diye olmuyor; yaşam onu zorluyor.
-
Fransız hükümetinin aldığı karar, bir
çeşit tarımsal yayım değil mi Hocam ?
ÇIKIN - Evet;
tarımsal yayım. Dünyanın bir çok ülkesinde bir sanayi yayımı, bir ticaret
yayımı diye bir kavram yoktur, ama hemen her ülkede bir tarımsal yayım olgusu
vardır. Önemi şu : Ülkenin en ücra noktasındaki
doğada yetişen bir otu veya oradaki bir canlıyı ve bir insanın emeğini
bir ürün halinde ekonomiye sokabilmektir. O bakımdan bütün ülkenin en uç köşelerindeki bütün doğal faktörleri ve
oradaki beşeri faktörleri birleştirerek , örneğin bir süt şeklinde, bu sütü
peynir şeklinde ürün haline getirerek
tüketici merkezlere bu malı
kullanılabilir şekliyle sunma eylemidir. Kısacası, o yöredeki tarımsal
kaynakları değerlendirip bir ürün halinde
ülke ekonomisinin kanlarlı içine
sokabilmek. İşte kooperatiflerin bunu yapabildiğini fark eden bir çok gelişmiş ülkeler, o kaynakları harekete getirebilecek
bir örgütlenme tipi, oradaki insanın
kendi boş alanlarına, boş kaldığı vakitleri de değerlendirebilen,
onların ailesindeki emeğini,
işgücünü değerlendirebilen, oradaki
doğayı, otu,tarlayı değerlendirebilen ve onları ete, süte, yumurtaya, buğdaya,…
dönüştürebilen bir sistemi sürekli teşvik ediyor,araştırıyor. Burada, 1980’li
yıllarda izlenen hayvancılık politikalarının yansımalarını kendi köyümde
gözledim : kardeşimin birisinin üç ineği vardı, öbürünün de iki ineği. Bir iki
yıl sonra tekrar köye gittiğimde,
kardeşlerimin inek sayısı bire inmiş. Köyü şöyle bir dolaştım, 100
haneli köyde 60 aile inek sayısını
azaltmış, bir iki yıl içinde köyde üretim dışı kalan inek sayısı 120’ye ulaşmış
. nedenini sorduğumda aldığım yanıt şöyle özetleniyor : “fazladan iki ineğin
sütü başımıza dert oldu,pazarlayamadık sütü, ekonomik olmadı. Günlük 20-30
litre sütü, tek başına İzmir’e nasıl taşıyacağız ?”. Haaa!.. demek ki orada ne
oldu ? Köyda kaba yem var, ot var, ailenin kullanılmayan işgücü var, ahırında yeri var, ekstradan sermaye ihtiyacı yok. Ama
120 inek üretim dışına çıkarılarak kasaplara gönderildi. Yani alternatif
maliyeti sıfır olan bir süt üretimi ekonomi dışında kaldı, köylünün gelirini
artırabilecek bir üretim olgusu devre dışına çıktı. İşte bütün sorun, kırsal
alanlarda ek yatırıma ihtiyaç kalmadan, bu ve benzer üretim potansiyelini
ekonomiye sokabilmektir. Gelişmiş ülkeler bunu fark ettiği için ülkesinin en
uzak yörelerindeki insanı ve çevresindeki doğal ve beşeri faktörleri nasıl üretime sokabiliriz diye düşünmüşler;
Fransız hükümetinin kararının özünde bu olgu yatıyor. Ve hemen bir ekonomik
örgütlenme öngörüyorlar. O da doğal
olarak kooperatifçilik…
-
Tarımsal yayım nedir, kısaca
açıklayabilir misiniz ?
ÇIKIN – Kısaca açıklamaya çalışayım sayın Güngör.
Tarımsal Yayım : ekonomik kalkınmayı hızlandıracak olan teknolojik
gelişmelerin uygulanabilmesi için gerekli bilgilerle birlikte, yaşamı
kolaylaştıracak diğer bilgilerinde bir program dahilinde kırsal kesimdeki halka
aktarılması sürecidir.
İşletme
için gerekli teknolojik gelişmelerden haberdar olmak, bunları kabul etmek, - ki
özellikle gelişmekte olan ülkelerde geleneksellik bunu engellemekte – yeni
yöntemlerin üretime uygulanabilmesi için gerekli teknik bilgiye sahip olmak
tarımsal kalkınma açısından büyük bir öneme sahiptir. Tarımsal yayım bunu
yapmakla birlikte, gençlerin eğitimi, ev ekonomisi ve doğal kaynakların
korunması gibi önemli diğer konuları da kapsamaktadır.
-
Sayın Hocam, sizden son olarak,
kooperatif Dünyası dergisi ile ilgili kısa
bir değerlendirmenizi alabilir miyim ?
ÇIKIN - Kooperatif
Dünyası dergisi, bana göre son yıllarda Türkiye’deki kooperatifçilik yayınları
içinde, kooperatif düşüncenin yaygınlaşmasında son derecede önemli bir görevi
yerine getiriyor. Son derecede ilginç yazılara, özellikle bu konuda üreten
insanların yazılarını yayımlıyor, yer veriyor. Türkiye’de kooperatifçilikle
ilgili bilimsel tek yayın olma
özelliğine sahip bulunan Kooperatifçilik Dünyası’ nı zevkle
okuyorum. Kooperatifçiliğe katkısı gerçekten çok büyük. Ben sizleri bu yüzden
saygıyla selamlıyorum, kutluyorum…
-
İlginiz, bize ayırdığınız kıymetli
zaman ve verdiğiniz değerli bilgiler için size çok teşekkür ediyoruz.
ÇIKIN - Asıl
ben size teşekkür ederim, bu olanağı bana verdiğiniz için. Ayrıca İzmir’de
görüşebilmeyi ümit ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder