24 Ekim 2012 Çarşamba

AYIN KONUĞU : Prof.Dr.Ayhan ÇIKIN


S Ö Y L E Ş İ[1]


AYIN KONUĞU : Prof.Dr.Ayhan ÇIKIN


Kooperatif Dünyası Dergisi, Aralık 1992, Sayı : 261



ÇIKIN -  “Türkiye’de kırsal kesimde kooperatiflerin gelişmesinde, yaygınlaşmasında, belirli boyuta ulaşmasında mutlaka Devlet’in katkısına gereksinim var. Devletin katkısından söz ederken, tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde olduğu gibi devletin kooperatifleri yönetmesini kastetmiyorum.”

 

            1946’da Yatağan (Muğla)’da doğdu. Ege Üniversitesi Ziraat fakültesi’ni 1967’de bitirdi. 1968’de asistan, 1974’de doktor, 1980’de doçent ve 1988’de de Tarım Ekonomisi profesörü oldu.
            1978-79’da yedi ay süre ile Fransa’da “Institut National Agronomique Paris-Girgnon”da tarımsal kooperatifçilik konularında incelemelerde bulundu.
            30’dan fazla bilimsel seminer,simpozyum ve toplantılarda bildiri sundu. 60’ın üzerinde bilimsel yayına imza attı.
            1983-91 yıllarında Tarımsal Kooperatifçilik Bilim Dalı başkanlığı ve Bölüm Başkan yardımcılığı görevlerinde bulunan Profesör Ayhan Çıkın, halen E.Ü. ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Tarım Politikası ve Yayım Anabilim dalı başkanlığı görevini sürdürüyor.
           

 

 

·      EKMEL GÜNGÖR

 

Doktora jürisi  görevi nedeniyle geçenlerde bir günlüğüne İzmir’den Ankara’ya gelen ve bize de zaman ayıran Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım ekonomisi Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Ayhan  Çıkın, dergimizin bu ayki konuğu oldu.

 

Halen tarım politikası ve Yayım Anabilim Dalı başkanlığı görevini de sürdüren değerli kooperatifçi bilim adamımız Prof.Dr.Ayhan Çıkın “İzmir ve Çevresinde Mevcut Tarım Kooperatifleri ve Sorunları Üzerine Bir Araştırma” konulu teziyle “Ziraat Doktoru” olmuştu. Sayın Çıkın’la, tarım politikası, tarımsal yayım ve tarımsal amaçlı kooperatiflerimiz üzerine söyleştik.

Bu söyleşinin özellikle tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde örgütlü üreticiler ve kooperatifçiler açısından yararlı olacağını umuyoruz.

 

 

-        Sayın Hocam, söyleşimize şunu sorarak başlamak istiyorum : Sizce tarımda kooperatifçilik kaçınılmaz bir örgütlenme biçimi mi ? Biliyorum ki siz  “Türkiye tarımsız, tarım kooperatifsiz gelişemiyecektir” diyorsunuz, ama tarımda anonim şirket şeklinde örgütlenme ya da borsa sisteminin kurulması görüşünü savunanlar var.

 

ÇIKIN -  Gerçekten tarımda kooperatifçiliğin kaçınılmaz olup olmadığını anlamak için önce onun yapısını iyice incelemek gerekir. Ticari ve sınai sektördeki gibi tarımda dev firmalar olmuyor. Büyüyemeyince de, ekonomi içinde  küçük bir düzeyde kalıyor. O da, uzun vadede rekabetçiliğe ekonomik koşullarda ayak uydurmakta güçlük çekmeye başlıyor. Örneğin pazara girerken, girdi temin ederken veyahut ta toplu dağıtım aşamalarında büyük firmaların tek tek milyonlarca çiftçiye ulaşması son derece zor ve dolayısıyla pahalı bir iş haline geliyor. Yine tarıma dayalı sanayiler olsun, ihtiyaç duydukları hammaddeyi çok dağınık çiftçilerden toplaması da ayni zamanda  büyük bir pahalılık meydana getirmeye başlıyor. İşte bütün bunların sonucunda tarımın bu gibi sektör, yani sanayi sektörü ile ticaret sektörü ile entegre çalışabilmesi için onu, o boyutu tamamlayabilecek bir örgütlenme sistemine ihtiyacı var.

 

Tabii bu yapılırken Türkiye’de kooperatifçiliği uzun süre pek cazip bulmayan kesimler tarafından yeni alternatifler getirilmeye çalışıldı, benim gözlemim o noktada. O da, bildiğiniz gibi bir taraftan dendi ki, anonim şirketler kurulsun, çiftçiler buralara ortak olsun, kooperatifler ülkede yeterince iyi çalışmıyor, anonim şirketler kurulursa daha iyi olur, diyenler var. Bir taraftan – sizin de belirttiğiniz gibi -  dendi ki, borsa  olursa , borsa kurulursa sistem iyi çalışabilir falan diye alternatifler getirildi; tabii borsa kurmak veya anonim şirket kurmak ekonomiye aykırı bir olay değil, çiftçiye de aykırı bir olay değil, ama çiftçinin sorununu doğrudan  çözecek bir araç değil ikisi de. Ama belirli aşamalarda bunlardan da yararlanılabilinir, yararlanmaz demiyorum, yararlanılabilir.

 

-        Biraz daha açar mısınız ?

 

ÇIKIN -  Çiftçi, çoğunlukla tam anlamıyla kapitalize olmuş bir üretim tarzına sahip değil ülkemizde. Evindeki işgücünü,elindeki toprağı,sermayeyi kendi girişim yeteneğiyle birleştirerek bir ürüne dönüştürüyor. Çiftçi bu ürünü  daha ucuza mal edecek ki gelirini yükseltebilsin ya da bunu daha yüksek  fiyattan satacak ki daha fazla gelir elde edebilsin veya her ikisini birden yapacak. Ürünü üretirken ya da ürünü değerlendirirken bir örgütlenme tipine gereksinim var. Halbuki diğer firmalar çoğu kez doğrudan üretim faktörlerinden biri ile, örneğin sermaye ile örneğin girişimcilikteki yeteneği ile bir araya getirerek ellerindeki sermayenin gelirini enyükseklemek ister. O da genelde en yüksek kar, en yüksek faiz  demektir.Halbuki çiftçi, ürünüyle gelirini, yani o üründe topladığı  sermayesine karşı, o üründe topladığı toprağına karşı, o üründe topladığı emeğine karşı ve o üründe topladığı girişimciliğine karşılık  olan gelirini yükseltmenin yolunu aramak durumundadır;  yani bir yandan ürünü için kullandığı girdilerin maliyetini düşürme, diğer yandan da ürününü pazarda en iyi fiyatla satabilecek bir ortaklık tipi aramak durumundadır.  Bu da ancak ve ancak ürünü değerlendiren bir  üretim organizasyonuyla , kooperatifler yoluyla olabilir.  Kooperatifler, elindeki çok az sermayeyi,toprağı ve emeğini ürüne dönüştürürken kullanılan pazar girdilerini ucuza mal ederek ya da ürettiği ürünü daha iyi değerlendirerek ortağının gelirini yükseltebiliyorlar. Bu aslında rekabetçi ekonomi ile ters bir olay değil, piyasayı tamamlayan bir durum. Tarımda kooperatifleşme,  itme kakma ile, sadece bazıları istor diye olmaz; sistem tarım sektörünün kooperatifleşmesini zorluyor.

 

-        Peki Hocam, buna rağmen, yani madem ki tarımda kooperatifçiliği sistemin özü zorluyor, neden kooperatifçiliğimiz istenilen ölçüde gelişemedi, neden batılı adaşları gibi ülke ekonomisine yön verecek düzeye gelemedi ?

 

ÇIKIN – Bizim ülkede tarım, pazar sistemini, yani piyasa ekonomisini  zaten yeni yeni tamamlamaya çalışıyor. Bu süreç içinde, dikkat ederseniz cumhuriyet kurulduktan sonra yeni bazı politikalar ürettik. Aslında o günkü koşullara göre, bana göre, son derecede güzel politikalar. Onlardan birisi  örneğin bir tarım kredi (kooperatif) politikası, bir tarım satış (işleme-pazarlama kooperatif) politikası. Bunlara baktığımızda olayı şöyle görürüz diye düşünüyorum :

 

-        Birincisi, Türkiye savaştan çıkmış, tabii Cumhuriyeti kurana kadar bir sürü savaşın içinden, en azından altı yedi tane savaşın içinden gelmiş, büyük bir kaynak kaybına uğramış, insan kaynağı başta olmak üzere. Savaştan sonra dünya ekonomisi ile  bütünleşme sürecinde karşısında bir çok güçlükler buluyor.  Örneğin, her şeyden önce Osmanlılar döneminden kalmış borçlar var. Bu borçlar dövizle ödenecek veya belirli ürünlerle; bir  taraftan diyelim ki yine duyun-i umumiye’ den olsun, kapitülasyonlardan olsun,  yabancılara  verilen ayrıcalıklardan olsun, demir yolları gibi, tütün rejisi gibi, limanlar gibi bir takım kurumların ulusallaştırılması gerek. Yabancılara  ait bu kuruluşlar için ödeme yapılacak, bu da yine dövizle veya belirli  ürünlerle ödenecek.

-        İkincisi de, kalkınma için sanayileşmek gerek, yani sanayi için bir takım  artıların  yaratılması lazım, teknoloji transfer edebilecek bir takım artıların yaratılması gerek, bunu yakalamamız lazım.

 

Türkiye’de öncelikle  döviz getirebilecek – ki buğday, pamuk, tütün, kuru incir, kuru üzüm, zeytin,fındık gibi – ürünleri hareketlendirebilecek ve o kesimdeki insanları tanıyacak ve biraz da tasarrufları onlara motive edebilecek, yönlendirebilecek bir sistem ki,Ziraat bankası denetiminde köylere kadar giden bir tarım kredi kooperatifçiliği olayı, o yöreyi tanıyan, onların elindeki insan ve toprak olanakları ile örneğin  tütün üretene, pamuk üretene, yani kısacası döviz getirebilecek ürünleri üretenlere teşvik ederek, üretimi artırmak.

 

-        Üçüncüsü,  bu ürünü denetim altında tutabilmek içinde benzer bir sistemin tarım satış kooperatifleri aracılığı ile kurulmuş olduğunu görüyoruz. Tarım satış kooperatifleri, bu şekilde üretime yönlendiren  insanlardan  ürünleri toplayıp depoluyor. Hükümette  depolarda ne kadar pamuk var, ne kadar tütün, ne kadar fındık,  zeytinyağı var biliyor. Bunlar klasik ihraç ürünlerimiz, o zamanları doğrudan dövize  dönüşebilen  ürünlerimizdir. Bir başka önemli üründe  buğdaydır. Geniş kitlelere Devlet’in kontrolünde, Toprak Mahsulleri Ofisi  aracılığı ile girmiştir. Böylece tarım pazarla bütünleşmeye çalışmış.  Dikkat ederseniz burada bir kooperatif adı var,  bir kooperatif olayı var, ama tam anlamıyla  bizim anladığımız kooperatif değil. Olay o zaman sadece teknik ve ekonomik boyutu ile  ele alınmış ve hızla  uygulamaya konulmuş, ama uzun vadede kooperatifçilik bilgileri topluma aktarılmamıştır. Tabii bu arada tarım kesiminde teknik yayım dediğimiz olayı, yani buğdayı nasıl üretirsin, pamuğu nasıl  üretirsin, fındığı nasıl üretirsin, yeni çeşitleri nasıl adapte edersin, vb.. konular için Tarım Bakanlığı bünyesinde bir teknik yayım servisi kurulmauş ve bunlar geliştirilmiş. Örneğin pamukta hakikaten dünya ölçeğinde  başarılar elde etmişiz. Ayni benzer olayı  şeker pancarı olayında da görüyoruz ; şeker pancarından şeker elde etmişiz, ama teknoloji aktarımı yaparken  kooperatif zihniyetini  geliştirmeyi, onların kendi gelirlerini pazar  süreci içinde oluşturup piyasa ile bütünleşmelerini ihmal etmişiz. Devlet, önce yapmış, şimdi  “ ben çekileceğim” diyor. Devlet “çekileceğim” deyince bir boşluk kalıyor ortada.  Bu boşluğu kim dolduracak ?  Bu boşluğu elbet özel sektör doldurabilir, ama eğer özel sektörle çiftçi kesimi  ayni rekabet zemini içinde, rekabet edebilecek bir yapılanma içinde  bulunmazsa belli bir süre sonra ülke üretim potansiyeli  açısından bir takım sıkıntılar yaşar. Elbette kooperatifler, nihai mal üretiminde ve dağıtımında  son halkaya kadar götüremezler, ama başlangıçta  ülke bazında olsun, bazı temel konularda onlarla rekabet edebilecek, pazarlık yapabilecek güçte olması gerekir ki, ekonomi canlılık kazanabilsin. Şimdi bu canlılığı yitirmiş durumda. Çiftçi çok dağınık, örgütlenememiş, sorunlarının çözümünü Devlet’ten bekler durumda.

 

-        Sizce tarımsal kooperatiflerimizin en önemli sorunu ve çözüm önerileriniz nelerdir ?

 

ÇIKIN -  Genel olarak kooperatifçiliğimizin bugün var olan sorunları, tarımsal kooperatiflerimizin de sorunu. Örneğin finansman, eğitim, örgütlenme, demokratikleşme ve denetim eksikliği gibi sorunları var kooperatiflerimizin. Bunlar çok yazılıp söylendi. Finansman sorunu belki önemli, ama en az onun kadar, hatta daha önemlisi kaynak yaratabilecek ve bu kaynağı kullanabilecek insan sorunu daha da önemli. Bana göre Türkiye’de kooperatiflerin kuruluş hızı  kooperatifçilik düşüncesinin gelişmesinden daha hızlı olmuştur.  Bu da kooperatifçiliğimizde bazı olumsuzlukların yaşanmasına, az da olsa kaynak savurganlığına ve daha da önemlisi kitlelerin gözünde kooperatiflerin güven yitirmesine neden olmuştur. Bunun için kooperatifçilik eğitimine özel bir önem vermek durumundayız. Artık, vatandaş kendi sorununa sahip çıkacak duruma gelmeli. Kırsal alanda işgücü potansiyeli var, kaynak potansiyeli var. Devlet, bu kadar  aşırı istihdamın olduğu  tarım kesiminde herkesi tatmin edecek bir ekonomi politikasını zor yürütüyor. O nedenle Devlet’in teşvik ve desteğini belli bir projeye yönelik üretimde bulunmak için örgütlenen çiftçilere yönelmesi gerekir. Böylece,kooperatiflerin finansman kaynağını, örgütlenmesini katkı sağlamış olur.

 

          Türkiye’de kırsal kesimde kooperatiflerin gelişmesinde, yaygınlaşmasında belirli boyuta ulaşmasında mutlaka Devlet’in katkısına gereksinim var. Devletin katkısından söz ederken, tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerinde olduğu gibi Devlet’in kooperatifleri yönetmesini kastetmiyorum. Kooperatifleri, kendi ilkeleri ile kendi ayakları üzerinde durabilecek şekilde onu eğitim, finansman,mevzuat ,vb.. yönünden teşvik etmelidir Devlet. Örneğin Hollanda’da kooperatiflerin gelişmesinde, yaygınlaşmasında, kısaca çiftçilerin örgütlenmesinde Devlet’in fazla katkısı olmamış, ama buna karşı diğer ülkelerde, hele Fransa’da  son  birkaç on yıllarda izlenen politikalarla kooperatifler teşvik edilmiş ve geliştirilmişlerdir.  1980’li yılların başında ,Fransız hükümeti, nüfusu 500 binden az olan yerlerdeki süt tesislerinin kooperatifler aracılığı ile kurulmasını teşvik eden kararname çıkarmıştır. Bizde de benzer önlemlerin Devlet tarafından alınması düşünülebilir.  Çünkü kooperatifler, çiftçilerin, tarımın en önemli örgütlenme biçimi oluyor. Yoksa kendiliğinden ya da ben istedim diye olmuyor; yaşam onu zorluyor.

 

-        Fransız hükümetinin aldığı karar, bir çeşit tarımsal yayım değil mi Hocam ?

 

ÇIKIN -  Evet; tarımsal yayım. Dünyanın bir çok ülkesinde bir sanayi yayımı, bir ticaret yayımı diye bir kavram yoktur, ama hemen her ülkede bir tarımsal yayım olgusu vardır. Önemi şu : Ülkenin en ücra noktasındaki  doğada yetişen bir otu veya oradaki bir canlıyı ve bir insanın emeğini bir ürün halinde ekonomiye sokabilmektir. O bakımdan bütün ülkenin  en uç köşelerindeki bütün doğal faktörleri ve oradaki beşeri faktörleri birleştirerek , örneğin bir süt şeklinde, bu sütü peynir şeklinde ürün haline getirerek  tüketici merkezlere  bu malı kullanılabilir şekliyle sunma eylemidir. Kısacası, o yöredeki tarımsal kaynakları değerlendirip bir ürün halinde  ülke ekonomisinin  kanlarlı içine sokabilmek. İşte kooperatiflerin bunu yapabildiğini  fark eden bir çok gelişmiş ülkeler,  o kaynakları harekete  getirebilecek  bir örgütlenme tipi, oradaki insanın  kendi boş alanlarına, boş kaldığı vakitleri de değerlendirebilen, onların  ailesindeki emeğini, işgücünü  değerlendirebilen, oradaki doğayı, otu,tarlayı değerlendirebilen ve onları ete, süte, yumurtaya, buğdaya,… dönüştürebilen bir sistemi sürekli teşvik ediyor,araştırıyor. Burada, 1980’li yıllarda izlenen hayvancılık politikalarının yansımalarını kendi köyümde gözledim : kardeşimin birisinin üç ineği vardı, öbürünün de iki ineği. Bir iki yıl sonra tekrar köye gittiğimde,  kardeşlerimin inek sayısı bire inmiş. Köyü şöyle bir dolaştım, 100 haneli köyde 60 aile inek sayısını  azaltmış, bir iki yıl içinde köyde üretim dışı kalan inek sayısı 120’ye ulaşmış . nedenini sorduğumda aldığım yanıt şöyle özetleniyor : “fazladan iki ineğin sütü başımıza dert oldu,pazarlayamadık sütü, ekonomik olmadı. Günlük 20-30 litre sütü, tek başına İzmir’e nasıl taşıyacağız ?”. Haaa!.. demek ki orada ne oldu ? Köyda kaba yem var, ot var, ailenin kullanılmayan işgücü var, ahırında  yeri var, ekstradan sermaye ihtiyacı yok. Ama 120 inek üretim dışına çıkarılarak kasaplara gönderildi. Yani alternatif maliyeti sıfır olan bir süt üretimi ekonomi dışında kaldı, köylünün gelirini artırabilecek bir üretim olgusu devre dışına çıktı. İşte bütün sorun, kırsal alanlarda ek yatırıma ihtiyaç kalmadan, bu ve benzer üretim potansiyelini ekonomiye sokabilmektir. Gelişmiş ülkeler bunu fark ettiği için ülkesinin en uzak yörelerindeki insanı ve çevresindeki doğal ve beşeri faktörleri  nasıl üretime sokabiliriz diye düşünmüşler; Fransız hükümetinin kararının özünde bu olgu yatıyor. Ve hemen bir ekonomik örgütlenme öngörüyorlar. O da  doğal olarak kooperatifçilik…

 

-        Tarımsal yayım nedir, kısaca açıklayabilir misiniz ?

 

 

ÇIKIN – Kısaca açıklamaya çalışayım  sayın Güngör.  Tarımsal Yayım : ekonomik kalkınmayı hızlandıracak olan teknolojik gelişmelerin uygulanabilmesi için gerekli bilgilerle birlikte, yaşamı kolaylaştıracak diğer bilgilerinde bir program dahilinde kırsal kesimdeki halka aktarılması sürecidir.

 

İşletme için gerekli teknolojik gelişmelerden haberdar olmak, bunları kabul etmek, - ki özellikle gelişmekte olan ülkelerde geleneksellik bunu engellemekte – yeni yöntemlerin üretime uygulanabilmesi için gerekli teknik bilgiye sahip olmak tarımsal kalkınma açısından büyük bir öneme sahiptir. Tarımsal yayım bunu yapmakla birlikte, gençlerin eğitimi, ev ekonomisi ve doğal kaynakların korunması gibi önemli diğer konuları da kapsamaktadır.

 

-        Sayın Hocam, sizden son olarak, kooperatif Dünyası dergisi  ile ilgili kısa bir değerlendirmenizi alabilir miyim ?

 

ÇIKIN -  Kooperatif Dünyası dergisi, bana göre son yıllarda Türkiye’deki kooperatifçilik yayınları içinde, kooperatif düşüncenin yaygınlaşmasında son derecede önemli bir görevi yerine getiriyor. Son derecede ilginç yazılara, özellikle bu konuda üreten insanların yazılarını yayımlıyor, yer veriyor. Türkiye’de kooperatifçilikle ilgili bilimsel tek yayın  olma özelliğine sahip  bulunan Kooperatifçilik Dünyası’ nı zevkle okuyorum. Kooperatifçiliğe katkısı gerçekten çok büyük. Ben sizleri bu yüzden saygıyla selamlıyorum, kutluyorum…

 

-        İlginiz, bize ayırdığınız kıymetli zaman ve verdiğiniz değerli bilgiler için size çok teşekkür ediyoruz.

 

ÇIKIN -  Asıl ben size teşekkür ederim, bu olanağı bana verdiğiniz için. Ayrıca İzmir’de görüşebilmeyi ümit ediyorum.

 



[1] Kooperatif Dünyası Dergisi, Aralık 1992, Sayı : 261
 

Hiç yorum yok: