3 Kasım 2013 Pazar

OKYANUSLARADIR YOLUM

ÇİFTÇİLERİMİZE :


 

OKYANUSLARADIR YOLUM

 

Ben küçük bir dereydim

İndim dağların eteklerinden

Birleştim diğer dereciklerle

Denizlere ulaşan nehir oldum

Şimdi denizlere,

Okyanuslaradır  yolum.

*

Hızla değişen dünyamızda çok uluslu dev firmalar giderek ekonominin denetimini ele geçirmektedirler. Buna rağmen kapitalizmin değişen bu boyutu, hala aileye dayalı bazı ekonomik kesimleri üretim süreci dışına çıkaramamıştır. Özellikle toplumların zorunlu ihtiyaçlarını gideren malları üreten çiftçi kesimi için bunun zor olduğu ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de tarım işletmelerinin yaklaşık yüzde 98’i aile işletmesidir. Aileye dayalı işletmelerin (başka bir deyişle “küçük üreticilerin”) temel amacı işletmelerin en yüksek kara ulaşması değil, sahip olduğu üretim faktörlerinin (özellikle aile işgücünün) gelirini, ürettiği ürünler aracılığıyla en yükseğe ulaştırmaktır.

Öte yandan, örneğin tarımda, çiftçiler, kendilerine gübre, ilaç, vb. gibi girdi satan çok uluslu tekeller ile kendilerinden buğday, pamuk, yağlı tohumlar vs. alan agro-endüstri tekelleri arasında sıkışıp kalmışlardır. Birleşmiş Milletler’in 1970’lerde yaptırdığı bir araştırmaya göre, 21. yüzyıla girerken dünyada işlenmiş gıda maddeleri pazarının yüzde 72’sinin “on çok uluslu şirket”in denetiminde olacağı bildirilmektedir.

Günümüzde muğlak bir kavram olan “globalleşme” içinde “yeni dünya düzeni” ön plana çıkmakta ve az gelişmiş ülkelerin bu düzene uyum sağlamaları için uluslararası kuruluşlar aracılığıyla çeşitli yaptırımlar uygulamaktadır. Kısacası yerle ve ulusal piyasalar uluslararası piyasalarla bütünleşmek durumundadır.

Kapitalist sistemin gündeminde her zaman “önce üret, sonra bölüş” ilkesi hakim olmuştur. Oysa bölüşüm, özellikle emek açısından, üretim süreci içinde, bizzat işletme bünyesinde oluşmaktadır. Bunun sonucunda sık sık bunalımların faturası örgütlenemeyen işçiye, çiftçiye, esnafa yüklenmektedir. Gelişmiş ülkeler bu gibi bunalımları dış yatırımlar ve uluslararası entegrasyonlar yoluyla Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere ihale etmektedir. Türkiye gibi ülkeler bu sorunlarının çözümüne geniş üretici ve emekçi kitlelerini, örgütleri aracılığıyla kattığı ölçüde başarılı olacaktır. Aksi takdirde ekonomi sürekli kilitlenecek, çözüm için siyasal yapılanma etkin bir rol oynayamaz duruma düşebilecektir.

Sorun, pazarlıkçı bir ekonomi sistemi içinde, farklı ekonomik grupların menfaatlerini savunabilecek bir örgütlenmeyle aşılabilecektir. İşte böyle bir sistemin ekonomik açıdan en önemli tanımlayıcısı kooperatiflerdir. En geniş anlamıyla “bir kooperatif, kendi ortaklarının ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını, ortak olarak sahip oldukları ve demokratik olarak yönettikleri bir girişim aracılığıyla karşılamak için, gönüllü olarak bir araya gelen insanlar topluluğu” şeklinde tanımlanabilir.

Kooperatifler, bazı mal ve hizmetlerin arzında ve talebinde ortaklarının pazarlık gücünü artırmada, bireysel ve yerel düzeydeki tasarrufları bir araya getirerek sermaye birikimini sürekli kılmakta ve onun sosyalleşmesini sağlayarak hem ekonomik ve hem de toplumsal yapının “katılımcı ve rekabete” doğru gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Toplumsal bir okul

Kooperatif hareketinin iki yüz yıla yaklaşan tarihsel gelişimi içinde toplumun değişen koşullarına ayak uydurabilmek için kendisini sürekli yenilediği gözlenmektedir. Bununla beraber, kooperatifçilik kavramı ve uygulamaları belirli değişimlere uğrarken, bu kurum içinde yer alan insanlar açısından birbirlerine karşı saygılı, birbirlerinin haklarını koruyucu vb. gibi davranışların gelişmesi için “toplumsal bir okul” kimliğine sahip olmuşlardır. Ayrıca “üretim ve bölüşüm” sürecini birbirleriyle ilişkilendirerek ekonomik ve toplumsal bunalımları aşmada, özellikle tarımsal piyasaların yapısını ve işlemesini düzenlemede özel üstünlükleri olan kuruluşlar olarak belirginleşmişlerdir. Hatta bazı ülkelerde kooperatiflerin faaliyetleri oldukça dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır.

İnsanlarımızın, emeğini özellikle başka işyerlerinde veya kendi işletmelerinde değerlendiren insanlarımızın giderlerini düşürmede ve gelirlerini yükseltmede kooperatifler önemli araçlardır. Kooperatifler yoluyla insanlar, ekonomik menfaatler yanında moral değerler de kazanacak ve yeni toplumun oluşmasında onların üstünlüğünü kooperatiflerde “kümeleştikçe” daha iyi anlayacaklardır. Unutmamalı ki “nehirler” birden bire ortaya çıkmazlar. Milyonlarca damlacıkların oluşturduğu binlerce dereciklerin bileşkesidir nehirler.

Peki, düşündünüz mü hiç, sizler neden “nehir” olamıyorsunuz?

 

T. Ayhan ÇIKIN

 

 

Hiç yorum yok: