ÇİFTÇİLERİMİZE :
OKYANUSLARADIR YOLUM
Ben küçük bir dereydim
İndim dağların eteklerinden
Birleştim diğer dereciklerle
Denizlere ulaşan nehir oldum
Şimdi denizlere,
Okyanuslaradır
yolum.
*
Hızla değişen
dünyamızda çok uluslu dev firmalar giderek ekonominin denetimini ele
geçirmektedirler. Buna rağmen kapitalizmin değişen bu boyutu, hala aileye
dayalı bazı ekonomik kesimleri üretim süreci dışına çıkaramamıştır. Özellikle
toplumların zorunlu ihtiyaçlarını gideren malları üreten çiftçi kesimi için bunun
zor olduğu ortaya çıkmıştır.
Türkiye’de
tarım işletmelerinin yaklaşık yüzde 98’i aile işletmesidir. Aileye dayalı
işletmelerin (başka bir deyişle “küçük üreticilerin”) temel amacı işletmelerin
en yüksek kara ulaşması değil, sahip olduğu üretim faktörlerinin (özellikle
aile işgücünün) gelirini, ürettiği ürünler aracılığıyla en yükseğe
ulaştırmaktır.
Öte yandan,
örneğin tarımda, çiftçiler, kendilerine gübre, ilaç, vb. gibi girdi satan çok
uluslu tekeller ile kendilerinden buğday, pamuk, yağlı tohumlar vs. alan
agro-endüstri tekelleri arasında sıkışıp kalmışlardır. Birleşmiş Milletler’in
1970’lerde yaptırdığı bir araştırmaya göre, 21. yüzyıla girerken dünyada
işlenmiş gıda maddeleri pazarının yüzde 72’sinin “on çok uluslu şirket”in
denetiminde olacağı bildirilmektedir.
Günümüzde
muğlak bir kavram olan “globalleşme” içinde “yeni dünya düzeni” ön plana
çıkmakta ve az gelişmiş ülkelerin bu düzene uyum sağlamaları için uluslararası
kuruluşlar aracılığıyla çeşitli yaptırımlar uygulamaktadır. Kısacası yerle ve ulusal
piyasalar uluslararası piyasalarla bütünleşmek durumundadır.
Kapitalist
sistemin gündeminde her zaman “önce üret, sonra bölüş” ilkesi hakim olmuştur.
Oysa bölüşüm, özellikle emek açısından, üretim süreci içinde, bizzat işletme
bünyesinde oluşmaktadır. Bunun sonucunda sık sık bunalımların faturası
örgütlenemeyen işçiye, çiftçiye, esnafa yüklenmektedir. Gelişmiş ülkeler bu
gibi bunalımları dış yatırımlar ve uluslararası entegrasyonlar yoluyla Türkiye
gibi gelişmekte olan ülkelere ihale etmektedir. Türkiye gibi ülkeler bu
sorunlarının çözümüne geniş üretici ve emekçi kitlelerini, örgütleri
aracılığıyla kattığı ölçüde başarılı olacaktır. Aksi takdirde ekonomi sürekli
kilitlenecek, çözüm için siyasal yapılanma etkin bir rol oynayamaz duruma
düşebilecektir.
Sorun, pazarlıkçı bir ekonomi
sistemi içinde, farklı ekonomik grupların menfaatlerini savunabilecek bir
örgütlenmeyle aşılabilecektir. İşte böyle bir sistemin ekonomik açıdan en
önemli tanımlayıcısı kooperatiflerdir. En geniş anlamıyla “bir kooperatif, kendi
ortaklarının ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını, ortak olarak sahip oldukları ve
demokratik olarak yönettikleri bir girişim aracılığıyla karşılamak için,
gönüllü olarak bir araya gelen insanlar topluluğu” şeklinde tanımlanabilir.
Kooperatifler,
bazı mal ve hizmetlerin arzında ve talebinde ortaklarının pazarlık gücünü
artırmada, bireysel ve yerel düzeydeki tasarrufları bir araya getirerek sermaye
birikimini sürekli kılmakta ve onun sosyalleşmesini sağlayarak hem ekonomik ve
hem de toplumsal yapının “katılımcı ve rekabete” doğru gelişmesine katkıda
bulunmaktadır.
Toplumsal
bir okul
Kooperatif
hareketinin iki yüz yıla yaklaşan tarihsel gelişimi içinde toplumun değişen
koşullarına ayak uydurabilmek için kendisini sürekli yenilediği gözlenmektedir.
Bununla beraber, kooperatifçilik kavramı ve uygulamaları belirli değişimlere
uğrarken, bu kurum içinde yer alan insanlar açısından birbirlerine karşı
saygılı, birbirlerinin haklarını koruyucu vb. gibi davranışların gelişmesi için
“toplumsal bir okul” kimliğine sahip olmuşlardır. Ayrıca “üretim ve bölüşüm”
sürecini birbirleriyle ilişkilendirerek ekonomik ve toplumsal bunalımları
aşmada, özellikle tarımsal piyasaların yapısını ve işlemesini düzenlemede özel
üstünlükleri olan kuruluşlar olarak belirginleşmişlerdir. Hatta bazı ülkelerde
kooperatiflerin faaliyetleri oldukça dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır.
İnsanlarımızın,
emeğini özellikle başka işyerlerinde veya kendi işletmelerinde değerlendiren
insanlarımızın giderlerini düşürmede ve gelirlerini yükseltmede kooperatifler
önemli araçlardır. Kooperatifler yoluyla insanlar, ekonomik menfaatler yanında
moral değerler de kazanacak ve yeni toplumun oluşmasında onların üstünlüğünü
kooperatiflerde “kümeleştikçe” daha iyi anlayacaklardır. Unutmamalı ki
“nehirler” birden bire ortaya çıkmazlar. Milyonlarca damlacıkların oluşturduğu
binlerce dereciklerin bileşkesidir nehirler.
Peki,
düşündünüz mü hiç, sizler neden “nehir” olamıyorsunuz?
T. Ayhan ÇIKIN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder