18 Mayıs 2015 Pazartesi

TOPLUMSAL DİNAMİĞİN KALDIRACI : KOOPERATİFLER




 (Muğla Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN’ın TMKB Genel Kurul toplantısına gönderdiği faks/telgraf)


Sayın Muammer NİKSARLI

Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı
ANKARA


Sayın Başkan
25 Haziran 2011 günü yapılacak olan TÜRKİYE KOOP’ un 20. Olağan Genel Kurul toplantısı için yaptığınız nazik çağrı için teşekkür ederim.
Kooperatif sektörün sorunları etrafında kooperatif hareketin önemli  aktörleri olan uygulayıcılar ile kuramcıları bir araya getirecek olan Genel Kurul toplantınıza katılamadığım için üzgünüm. Bunun için bir gerekçe  üretmeyeceğim. Bu sıcaklarda ve bu yaşta bir Ankara yolunu göze alamadım.
Kooperatiflerin, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede önemli roller üstlendiğinin, bu görevlerini başarıyla yerine getirdiğinin en önemli kanıtı, BM örgütünün 2012 yılını Uluslararası Kooperatifler Yılı (UKY) olarak ilan etmesidir. Pek çok ülkede kooperatifçilik düşüncesinin yerleşmesi, kooperatifçi kurum ve insanların gelişmesi için kooperatif eğitimi ve araştırmalarına önemli kaynaklar aktarılmaktadır.

Son Dünya krizinden yüz akıyla çıkan kooperatif işletmelerden en çok yararlanan ülkeler ABD, Çin ve Fransa olmuştur.  
Kooperatif sektörün ekonomik gücü uluslararası düzeyde kabul edilmiştir. Uluslararası Çalışma Bürosu, 4 Temmuz 2009 Uluslararası kooperatifler günü nedeniyle, “kooperatiflerin , tüm dünyada 100 milyondan fazla istihdam yaratarak ve bunu koruyarak  sürdürülebilirliğini ve rekabet edebilirliğini kanıtladı”ğını açıklamıştır. Böylece, kooperatif bankaları, diğer finans kuruluşlarına göre finansal krizden oldukça  başarılı çıkmışlardır. Kooperatif girişimlerin ekonomik duruşu (kolektif mülkiyet, gelecek için rezervlerin teşekkülü, özerklik, spekülatif olmayan uzun dönemli strateji)  onun üstün direnç gösterebilme kapasitesinin garantisidir.

Örneğin, Dünya Kooperatifçilik hareketinin en önemlilerinden biri olan  Fransa’da, 2010’da,   “Kooperatif Kimlik”  yeniden saptanarak bir “Kooperatif Şart”ı ortaya konmuştur :  “Kooperatifler, sorumluluk, dayanışma ve saydamlık değerleri üzerinde kurulmuş bir demokratik girişim tarzını teşkil ederler. Kooperatiflerin temel amacı, üyelerine bireysel ve kolektif hizmetleri götürmek olan kişi şirketleridir. Ayni zamanda ortak ve müşteri, üretici veya işçisi olan üyeleri ile kooperatif  arasında karşılıklı ve sürekli yükümlülükler birlikteliği kurulur. ”

Kooperatifler, toplumsal dinamiğin kaldıracıdırlar
Kooperatif model, toplumla ilgili önemli sorunlara yanıt verebilen  yedi kurucu ilke üzerine oturtulmuştur : demokrasi, hizmet, dostluk/yakınlık, saydamlık, sürdürülebilirlik, sorumluluk ve dayanışma.

Küreselleşen bir ekonomide, yerel ekonomideki kaynakları ekonomiye en iyi sokabilen ve yerel toplumları canlı tutabilen en önemli girişimler kooperatiflerdir. Çünkü likit sermaye varlıkları dışında kalan yerel üretim faktörlerini, özellikle coğrafyaya bağlı üretim faktörlerini, başka bölgelere taşımak mümkün değildir.

Kongre’de, Türkiye Kooperatifçiliğinin durumunun, Dünya’daki gelişmelere göre değerlendirileceğini inanıyorum. Özellikle uygulayıcılar ile kuramcıların tartışabileceği pek çok konu var. Bu arada tartışılması gereken tarımla ilgili yeni kurulan Bakanlığın görev ve Teşkilatlanması olabilir . Çünkü görebildiğim kadarı ile Yeni kurulan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görevleri arasında “. . çiftçilerin örgütlenmesi, bilinçlendirilmesi. . ” gibi ifadeler mevcutsa da, bunun nasıl gerçekleştirileceği konusunda önerilen yeni “Bakanlık Teşkilat Şeması”nda görevlendirilmiş bir resmi teşkilat adı görülmemektedir.
Kongrenizin başarılı geçmesini diler, tüm kooperatifçi dostlara selam ve
saygılarımı sunarım.


Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN
Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi

24 Haziran 2011, Milas

YİNE BÖLÜŞÜM ÜZERİNE…


Türkiye çok büyük bir ülke.
Dolayısıyla çeşitli sosyo-ekonomik  çelişkilere de sahip.

Veri olan doğal kaynaklarla, yine kendi kendini üreten emek arasındaki karşılıklı etkileşimi dengeye ulaştırılmasıdır aslolan. 

Bu dengesizliği daha da olumsuzlaştıran bir üçüncü faktörde emek ve doğa faktörünü daha etkin kılan sermayedir.

Bilindiği gibi üretimin en önemli öğesi  olan bu üç faktör –doğa, emek , sermaye- yine emeğin farklılaştırılmış bir kategorisi olan, bazılarının teşebbüs, bazılarının da “management” kabiliyeti  dediği  örgütlenme ile üretim gerçekleşir.

Üretim ve bölüşüm iç içe olan bir süreçtir.

Üretim ve bölüşüm, birbirini bütünleyen bir olgudur.
Klasik  ekonomi kitapları üretimden işçinin  ücret, doğa sahiplerinin rant, sermaye sahiplerinin  faiz, girişimcilerin de kar olarak paylarını aldığını yazarlar.

Kısacası işçinin ücreti, sermayenin faizi, doğanın (toprak)   rantı daha üretimin başında sistem ve müteşebbis tarafından belirlenir. Geriye kar kalıyor.  Yani girişimcinin, daha üretimin başlarında ücreti, faizi ve rantı belirlemede etkin rolü vardır; tabii burada siyasi erkin katkısı da  önemli rol oynar.

Çoğu kez girişimci toprağın ve sermayenin önemli kısmına sahip kişidir. Ancak eksik finansman kaynağını başkalarından – özellikle banka sisteminden – alarak faizin bir kısmını başkalarına devredebilir.

Bu olguyu ulusal boyutta bakarsak;
 {sermayenin üretime aktarılan kısmı (c ) + ücretler (v) = üretim maliyetleri (c+v)’ni verir.

Ürünlerin pazardaki fiyatlarla çarpımı da üretim değeri (p)’ni verir. Üretim değerinden  maliyetler  düşülürse  “fazla” ya da “artık” (s) elde edilir:

                                    p – (c + v ) = s

Yani ürünün piyasa değerinden maliyetler çıkarılırsa kalana “artık” (s) denir. “Artık” ya da literatürdeki adıyla “artı değer”  sermaye faizini, varsa  toprak rantını ve girişimcinin karını içerir.

İşte bu bölüşüm sürecinde  kapitalist ekonomide bir çelişkiler senfonisi yaşanmaktadır. Bilindiği gibi Marxist ekonomide  “artık/ ücretler”  sömürü oranını belirler. Bu oranın özellikle  Türkiye’de çok yüksek olduğunu söylemek bir kehanet değildir.

İşgücü ile  “artık”ın   sahipleri arasında kıyasıya bir iktidar mücadelesinin kökü burada yatmaktadır. Fiyat ve ücret politikasını denetleyebilen kitle “ücretleri” ve “artık” ı kendi lehlerine çevirebilirler.

 Normal klasik batı demokrasisi içinde üretimin büyümesi ile hem ücretler , hem de sermaye birikim kaynakları (i) artırılabilir. Ve Keynesgil ekonomide  her zaman  “artık”ın “yatırımlar”a eşitlenerek makro-ekonomik dengenin kurulacağı varsayımı geçerlidir. Bu varsayımın geçerli olmadığını 2008 finansal krizi bir ders niteliğinde, en çıplak şekliyle ortaya koymuştur.

Çünkü yüzlerce yıldır banka stoklarında toplanan bu “artık”ın parasal boyutu küresel düzeyde alım-satıma konu olan mal ve hizmetlerin toplamına kat be kat aşmıştır[1]. Ekonominin genel işleyişine bu kadar çarpık bir konuma getiren bu sistemin yeniden gözden geçirilmesi gerekir…
Özellikle son onlu yıllarda “Kooperatif işletmeciliği” alternatif bir işletme sistemi olarak ön plana çıkarılmaktadır[2].


Dr. Ayhan ÇIKIN


[1] Bu konuda veri bulmak zor olmakla birlikte, basında çıkan haberlere göre 5-10 kat arasında olduğu tahminleri yapılmaktadır. Daha ayrıntılı bilgi için bkz:  http://www.economist.com/content/global_debt_clock


http://blog.radikal.com.tr/ekonomi-is-dunyasi/yine-bolusum-uzerine-98633#

TARIMSAL KOOPERATİFÇİLİK MANİFESTOSU


Türkiye tarımsal potansiyel açısından dünyanın sayılı ülkelerindendir. Bu potansiyelin harekete geçirilmesinde kooperatifler önemli araçlardır.
*
İşsizliğin arttığı, tarımsal ve  küçük esnaf kesimin sürekli kan kaybettiği ülkemizde sorunların çözümüne önemli katkı koyabilecek kooperatif örgütlere her zamandakinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
 Özellikle 2008 krizinden sonra dünya ölçeğinde kooperatifçilik, toplumsal ve ekonomik sorunların çözümünde ön plana çıkmıştır. Kooperatifçilik 21. Yüzyılın favori işletmeleridir. Dünya ölçeğinde 2,6 milyon kooperatif, 1(bir) milyarı aşan ortak sayısıyla,  250 milyon çalışanıyla, 3 000 milyar US doları aşan (300 büyük kooperatifin) iş hacmiyle, G20 ülkelerinde toplam istihdamın % 12’sini temsiliyle[1] ekonomik sorunların çözümüne katkısı dünya kamuoyunun gözlerini kamaştırmaktadır. O nedenle Birleşmiş milletler 2012 yılını “Uluslararası Kooperatifler Yılı ilan etmiş, BM’nin tek sivil örgütü olan “Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA)” üst üste iki kez “Uluslararası Kooperatifler Zirvesi” toplayarak konuyu çok boyutlu şekilde tartışmıştır.

Kooperatifçilik, önce insan demektir
Kooperatif ortakları, ekonomilerini iyileştirmeleri yanında sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını da karşılamayı düşünürler . Kooperatifçiler  beşeri faaliyetlerinde özgürlük, eşitlik ve adalet değerlerini somutlaştıran çalışma kurallarını topluma önerirler.

Kooperatifler :
-         insanların bizzat kendilerinin ekonomik sorunlarını çözüm araştırmasını ve uygulamasını teşvik eder;
-         karşılıklı yardımlaşma ve sorumluluk duygusunu geliştirir;
-         ortaklaşa çalışmanın yarattığı öğrenme yetisi sayesinde insanların gelişmesine katkıda bulunur;
-         ekonomide üretilen zenginliğe/varlığa ulaşmayı kolaylaştırır;
-         demokratik dayanışma yoluyla insanlararası diyalogu ayrıcalıklı kılar;
-         kalıcı ve devredilemez nitelikli işletmelerin ortaya çıkmasıyla ortaklaşa mirası zenginleştirir.

Kooperatif orijinal bir örgütlenmedir

Kooperatif, kendi üyelerinin ihtiyaçlarının tatmininde varoluş nedenini bulan bir topluluk (dernek) ile bir işletmenin orijinal bir bileşimidir. İşletme ortaklarına, ekonomik gelişme ve kalkınma fırsatları yaratırken, dernek özelliği ile de  üyelerine sosyal ve beşeri gelişmenin yollarını açar. İzmirli çiftçi kooperatifçiler, kendi geleceğine güvenen ve bölge, ülke ve dünya ölçeğinde kendini var eden bir toplum olmayı arzulamaktadırlar.

Tarım kooperatifsiz gelişemez
Kırsal dünyanın geleceğinde etkili olabilecek politikalar karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu politikaların oluşturulmasını “kooperatiflersiz düşünmek” mümkün değildir. Bu nedenle  tarıma uygun bir Tarımsal Kooperatifçilik Politikası uygulanmalıdır. Bu politikalar : Girişim olarak tarımsal kooperatiflerin genişleme olanaklarını artırmalı; kooperatiflere uygun bir ortam yaratmalı; kooperatifleri ve onu geliştiren çevre koşullarını güvence altına almalı; kooperatifleri her yönüyle destekleyecek bir şekilde formüle edilmelidir. Bunun için tarımda kooperatifçilik bir “Devlet Politikası” olarak ele alınmalıdır :
1.     Kooperatifçilik eğitimi ve yayımı  geliştirilmelidir;
2.     Acilen bir tarım ve kooperatifler bankası kurulmalıdır;
3.     Toplumsal ve ekonomik yapıya uygun kooperatifçilik mevzuatı hazırlanmalıdır ;
4.     Tarım için tercihli bir kooperatifçilik politikası oluşturulmalıdır;
5.     Profesyonel kooperatif yöneticisi yetiştirme ve istihdamı üzerinde önemle durulmalıdır;
6.     Kooperatifçilik AR-GE’si  geliştirilmelidir;
7.     Kooperatiflerarası işbirliğini geliştirme teşvik edilmelidir;
8.     Ekonomide, tarımda  entegre politikaların aracı,  kooperatiflerdir.
9.      

 Küreselleşen bir ekonomide, oluşan yeni yapılanmalara tarımı entegre edebilecek en uygun kurumsallaşmanın kooperatifler olduğu gözden kaçırılmamalıdır; Sadece tüketicilerin kalite isteklerini değil, ayni zamanda  “tarımsal üretimin değerlendirilmesi” konusunda çiftçilerin ve kooperatiflerin çıkarını gözeten ve potansiyellerini harekete geçirebilen “etkili bir gıda maddeleri üretim politikasıKOOPERATİFLER ARACILIĞI İLE devreye sokulmalıdır.

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN
E. Ü. Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü
Tarımsal Kooperatifçilik Bilim Dalı Başkanlığı’ndan emekli
İZMİR





http://blog.radikal.com.tr/ekonomi-is-dunyasi/tarimsal-kooperatifcilik-manifestosu-99298

İNSANLARARASI DAYANIŞMANIN YENİ ÖRNEĞİ : “GELENEKSEL TOHUM DERNEĞİ”



Anadolu, başta buğday olmak üzere, pek çok kültür bitkilerinin anavatanıdır. Gelişen teknoloji çoğu kez ticari amaçlı olarak geliştirildiği için doğanın özünü sürekli tahrip etmektedir. İnsan besini olan pek çok bitkinin /hayvanın genleriyle oynanmaktadır.  Ayrıca genleriyle oynanan canlı materyalden elde edilecek gıda maddelerinin  taşıdığı riskler insan sağlığını nasıl etkilediği konusundaki bilimsel çalışmalar yeterli değildir. Aşırı tüketim dünyayı yok etmektedir.

Tüm insanlar, iş adamları ortalaması kadar tüketse 11,43 dünyaya; Birleşik Devletler ortalaması kadar tüketirse 6,81 dünyaya ; bir Afrikalı kadar tüketse 0,45 dünyaya gerek olduğu  hesaplanmaktadır.

İki Fransız filozofu, Stéphane Hessel, Edgar Morin “Umut Yolu” adlı çalışmalarında şu “kuşkuları/sorunları” dile getiriyorlar : nükleer silahların hızla çoğalması; etnik-dinsel çatışmaların artması; biyosferin bozulması; denetim-dışı kalan dünya ekonomisinin çelişkilerinin artması; paranın zorbalığı ; teknik ve ekonomik hesaplara bağlı, hiçbir şeyi umursamayan bir barbarlığın hortlaması ; Finans kapital ejderhasının barbalığı.

Çevresel bozulma ve kaynakların tükenmesi ; kararsız finansal sektör ve gelir eşitsizliğinin artması ; küresel yönetişimde büyüyen bir boşluk.; çok genç bir kuşağın haklarının özel görünümü.

Bu durumlarda  insanlararası dayanışmanın çeşitli biçimlerinden (dernek, vakıf, kooperatif,vb) yararlanmak oldukça önem arz etmektedir. Hem kendilerini ifade etmeleri, hem de demokratik  katılımcılıkla toplumsal sorumluluğu çok sayıdaki insanlara taşımaları küçümsenemez.

Bu açıdan  bireylerin gönüllü , katılımcı, toplumla bütünleştirici, ekonomideki olumsuzlukları irdeleyici örgütlenme biçimlerini her zaman olumlu bakmak gerek. Çünkü bu sivil kuruluşlar, insanlararası dayanışmayı, demokratik katılımcılığı, toplumsal sorumluluğu çoğaltan kuruluşlardır.
 Bu nedenle “İSTANBUL GELENEKSEL TOHUM DERNEĞİ” ne yeni  yaşamında ve alanında başarılar diliyor, kurucularına, katılımcılarına saygıyla selamlıyorum.

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN
İzmir, 28 mart 2015