Ekonomi, insan ihtiyaçlarını karşılayan mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve tüketimi aşamalarında, kıt olan kaynakların nasıl dağıtılması gerektiğini inceleyen bir bilim dalıdır. Ekonominin temel sorunlarını şu iki ana başlık altında özetlemek mümkündür :
- Ne ?.. Ne Kadar ?..Nasıl?.. ve Kimin için üretilmeli ?;
- Kaynakların tam ve etkin kullanımı.
Ekonomi biliminin işleyiş alanı piyasalardır. Piyasalar, tüm mal ve hizmetlerin alım-satımını yapan kişi ve/veya kuruluşların karşılaştığı ortamlardır. Piyasada, ekonominin iki önemli aktörü gözlemlenir : Üreticiler ve Tüketiciler.
Üreticiler : İnsan ihtiyaçlarını karşılayacak mal ve hizmetleri, faktör piyasalarından satın aldıkları faktörlerle üreterek piyasaya sunan kişi veya kuruluşlardır. Bu kuruluşlar, genellikle firma, işletme, girişim, vb.. olarak adlandırılır. Bu yazıda, aksine bir açıklama olmadıkça, bu üç kavram birbiri ile eş anlamda kullanılacaktır.
Tüketiciler : Ekonomiye sunulmuş ve insan ihtiyaçlarını karşılayacak nihai mal ve hizmetleri, “ürün piyasaların”dan satın alarak tüketen veya kullanan ekonomik birimlerdir. Ekonomi biliminde daha çok “hanehalkı” olarak adlandırılır.
Hanelkları,
piyasadan satın aldıkları mal ve hizmetlere yaptıkları harcamaları,
sahip oldukları üretim faktörlerini (emek, toprak, sermaye, girişimcilik), işletmelere
satarak ve/veya kiralayarak karşılarlar. Yani, işletmelerin harcamaları, hanehalklarının geliri,
tüketicilerin harcamaları da firmaların (işletmelerin) geliridir.
İŞLETME KAVRAMI VE İŞLETME TİPLERİ
Piyasa koşullarında insan ihtiyaçlarını giderecek mal ve hizmetleri üreten
ekonomik birimlere işletme(firma, girişim) denildiğini
daha önce belirtmiştik. Ekonomide gözlenen başlıca işletme tiplerini dört grup altında
toplamak mümkündür . Bunlar :
- Özel- kapitalist işletmeler,
-
Geleneksel-aile işletmeleri,
- Kamu işletmeleri,
- Sosyal
ekonomi (kooperatifler, dernekler, vakıflar,vb..) işletmeleri.
·
Özel
kapitalist işletmeler, ekonomide görülen başat işletme
tipidir. Temel amacı, işletmenin karını azamileştirecek şekilde işletme
kaynaklarının kullanımını planlamaktır. Bunu gerçekleştirirken “ne
üretmeli, ne kadar üretmeli, nasıl üretmeli ve kimin için üretmeli” sorularının da cevabını
vermiş olur. Bugünkü ekonomi ve işletmecilik bilimi araştırmaları ve eğitimi bu
işletmelerin sorunlarını çözümleyecek şekilde dizayn edilmiştir. Bu
işletmelerin tekelci bir yapıya doğru kaymaları, toplumun ekonomi kaynaklarını
“tam ve etkili kullanımını” engellemektedir;
kaynakların tam ve etkili kullanımını olanak tanıyan “tam rekabet ortamını”
bozmaktadırlar. Bu işletmeler yatırımlarını salt sermayeye
en yüksek getiriyi sağlayacak şekilde planlarlar. Özellikle son çeyrek yüzyıldır “likit sermayenin” metalaşması,
“finans kapitalin”
pazarlanması ile, dünya ekonomisinde çok farklı uygulamalara tanık
olunmaktadır.
·
Geleneksel-aile
işletmeleri, insanların ihtiyaç duydukları mal ve hizmetleri
üretmeye başladıklarından beri var olan en eski işletme tipleridir. Özel
kapitalist işletmelerin gelişmesine karşılık bu işletmelerin sayısal
varlığı, ekonomiye katkısı- özellikle talep katkısı- ağırlığını korumaktadır.
Bu işletmelerin temel amacı,
başta işletmeci ailesinin emeği olmak üzere, aileye ait toprak, ayni ve nakdi
sermayenin gelirini enyükseklemektir. Bu işletmelerin
yatırımları daha çok aile emeğini değerlendirmeğe yönelik yatırımlardır.
Bunlar, piyasa karşısında etkili olamadıklarında yeni bir işletme tipiyle (örneğin kooperatif girişimlerle) hizmet ve sanayi sektörüyle
bütünleşmeye çalışırlar. Bu işletmelerin sayısı, istihdam ettiği emek miktarı
toplumlarda en fazla olan işletmelerdir. Çiftçiler, küçük esnaf, küçük boyutlu
işletmeler (KOBİ’ler) bu işletme grubunun tipik örnekleridir. Örneğin
Türkiye’de istihdamın onda dokuzundan fazlasını bu tip girişimler
sağlamaktadırlar. Bu tip işletmelerin toplam işletmeler içindeki pay AB
ülkelerinde % 90’lar, ABD’de % 80’ler civarında olduğu literatürde
belirtilmektedir. .
·
Kamu
işletmeleri, kamu yararına olan mal ve hizmetleri üreten
(eğitim, sağlık, yeşil alanlar,vb..) işletme tipleri olup daha çok devletin
kurduğu girişimlerdir. Amacı kar değil, kamu hizmetidir. Ancak son çeyrek
yüzyıldır “ekonomide devletin
küçülmesi” politikası ile ekonominin pek çok alanında
etkinliği zayıflamaktadır.
·
Sosyal
ekonomi işletmeleri, daha çok geleneksel işletmelerin
piyasaya giriş ve çıkışlarını sağlayan işletmelerdir. Bu işletmeler,
geleneksel işletmelerin girdilerini pazardan maliyetine temin ederek onlara
maliyet avantajı kazandırabilirler. Ayrıca, geleneksel işletmelerin ürünlerini
işleyip pazarlayarak onları pazar ve fiyat avantajı sağlarlar. Bunun yanında,
özellikle kendi emeğini değerlendiren kooperatif girişim tipleri giderek artmaktadır.
Örneğin “istihdam yaratma
kooperatifleri”, 1990’lı yılların ortalarından beri birçok
gelişmiş ülkelerde ilginç projeler uygulamaktadırlar. Bu nedenle artan işsizlik
karşısında “ istihdam yaratma
kooperatifleri”, pahalılık ve fakirlikle mücadelede “tüketim”, “konut” vb..kooperatifler
giderek yaygınlaşmaktadır. Sosyal ekonomi işletmelerinin en yaygın
örnekleri kooperatif, dernek ve vakıf işletmeleridir. Özellikle
ekonominin yeniden yapılandırılması politikalarının “ekonomide devletin küçültülmesi”
uygulamaları onların önemini daha da artırmış bulunmaktadır..
Özetle: geleneksel ekonomi şirketleri
üretimi salt “kar amacı” ile planladıklarından, ekonomide sürekli bir “harcanamayan
gelir artığı” kalmasına sebep
olmaktadırlar. Bu olgu uzun dönem içinde banka stoklarında toplanmaktadır.
Böylece makro ekonomik dengenin temel koşulu gerçekleşememekte ve ekonomi
sürekli bunalımlara sürüklenerek işsizlikte artmaktadır. Kooperatif işletmeler
ise üretimi “kara göre değil” “ihtiyaca göre”planladıklarından, işletmelerde “harcanamayan
bir gelir artığı” bırakmayacak ve
makro-ekonomik dengenin temel koşulunu oluşturacağı ve işsizliği de
azaltacağı varsayımı, kuramsal olarak ağırlık kazanmaktadır.
Kooperatifçi selamlarımla…
Dr. Ayhan ÇIKIN

