HASAT TÜRK, SAYI : 44
16-22 TEMMUZ 2016
9- Kooperatifçiliği,
yanlış anlaşılmaları üzerinden değerlendirebilir misiniz?
20. yüzyıl büyük fikir
çatışmaların yaşandığı bir yüzyıldır.
Özellikle kapitalist ekonominin alternatifi olarak “Merkezi
Planlı Ekonomi”nin SSCB aracılığı ile devreye sokulması, arkasından gelen
2. Dünya Savaşı ile bu yaklaşımın Avrupa’nın doğusunu etkisi altına alması ile
iki kutuplu bir dünya oluştu. “Merkezi
Planlı Ekonomiler” ekonomi politikalarında kooperatiflere önemli roller
verince, özellikle ekonomi ve kooperatifçilik bilgisi yetersiz olan Türk
halkına , kooperatifçilik komünizmin bir aracı gibi sunuldu. Oysa Fransa, Hollanda, Danimarka, İtalya ve
hatta Almanya kooperatiflerle ekonomilerinin eksik yönlerini tamamlarken,
Türkiye bu konuda büyük bir handikap yaşadı.
Oysa Türkiye, 1930’lu
yıllarda, kurduğu tarım kredi ve tarım
satış kooperatifleri ile kooperatifçilik tarihine orijinal bir kooperatifçilik
modeli sunabilmiş bir ülkedir. Ancak bu
kooperatiflerin orijinal yapısını geliştirip ortaklarının yönetebileceği bir
kooperatif modeli oluşturulamadı. Sorun
sanki modelmiş gibi 1980’lerde “Kara
Delik” yaratıyorlar diye bu kooperatifler de büyük ölçüde yozlaştırıldı.
Özellikle siyasal erk
kooperatifleri kendileri
yönlendirebilecek şekilde baktılar. TKK ve TSK’leri uzun yıllar özerkleştirme
yerine özelleştirme çerçevesi içinde bakıldı.
Durupdururken kooperatiflerin alternatifi olarak “şirketleşme”
kavramları , “Birlik” kavramları
devreye sokuldu. Halkın özgirişimiyle
kurulmuş kooperatiflere sıcak bakılmadı. Örneğin 1970’lerde KöyKoop’un satın
aldığı bir banka, zamanın maliye bakanının ilgili bankanın mevcut sermayesini
artırarak Köy Koop hisselerini azınlık
durumuna düşürmesi, siyasi bir kasıttır. Nitekim o banka “Kooperatifler Bankası” olacağına dönemin başbakanının yeğenine
devredildi. Örneğin Manisa Salihli’de domates salçası üreten bir
kooperatifin ürünleri, Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir mağazaya satıldı. Ayni günlerde hükümet değişikliği nedeniyle
yerine gelen yeni Ticaret Bakanı kooperatifin ürünlerinin karşılığın 2 sene
sonra ödedi. Bu arada kooperatif iflas etti. 1970’li yıllarda Urfa’da gerekli
tüm prosedürlerini yerine getirmiş bir kooperatif için gerekli ambalaj
ekipmanları için çıkan kredi, bir gecede başka bir kooperatife aktarılarak o
kooperatif devre dışı bırakıldı. Yine Mardin’de şarap üretmek için İtalya’dan
ithal edilen ekipmanlar 2 sene gümrükte bekletilerek kooperatifin faaliyeti
bizzat ilgili bakanlık tarafından engellendi.
Örnekler çoğaltılabilir.
10- Ülkemizin
kooperatifçilik karnesini değerlendirebilir misiniz?
Dünya kooperatifçilik hareketinin başlaması ile Türk
kooperatifçilik hareketinin başlangıç tarihleri arasında sadece 19 yıl vardır.
Ne yazık ki Türk toplumu kooperatifçiliği yeterince tanımıyor. O nedenle
kooperatifçiliği topluma iyi anlatmak gerekiyor. Bunun için örgün ve yaygın
eğitim içinde kooperatifçilik eğitim programlarına ağırlık vermek gerekir.
Bunun yanında ekonomide kooperatiflerin yerini, önemini vurgulayan, kooperatif
işletmelerin sorunlarını araştıran kurumlar oluşturmak gerekir (örneğin
1970’lerde kurulan ve 12 Eylül sürecinde ortadan kaldırılan “Kooperatifçilik Araştırma ve Eğitim
Merkezi” yeniden gündeme alınmalı).
Görünüşte Türk kooperatifçiliği etkisiz gibi görünse
de özünde Dünya Kooperatifçilik
uygulamalarına katkı yapmış bir kooperatifçiliğe sahibiz. Örneğin 1935’de hayata geçirilen TKK ve TSK yönetim kurulları
yapısı, 4 + 1 ( 4 kişi konu ile ilgili sivil toplum temsilcisi, 1 kişide Devlet tarafından atanan
temsilci) kişiden oluşur. Örneğin İtalya’da 1950’lerde uygulamaya sokulan
Toprak Reformu kooperatifleri ile son
yıllarda Venezuela’da ki uygulamalarda da benzer yönetim yapısı
gözlemlenmektedir. Ancak İtalya toprak
reformu kooperatiflerinde devlet temsilcilerinin görevi 30 yıl içinde
kooperatif ortaklarını kooperatifçiliği ve işletme yönetimini öğreterek, idari
yapıdan çekilmeyi hedeflemişlerdir. Nitekim İtalyan devlet temsilcileri 15 yıl
içinde bu kooperatiflerden çekilerek, yerlerini gerçek kooperatifçilere
bırakmışlardır. Nitekim bugün İtalya
kooperatifçilik indeksine göre dünyada 3. Ülke durumundadır.
11- Meslek
yaşamınızdan bir anınızı anlatabilir misiniz?
1970’lerde doktora eğitim
programları bugünkü gibi “okul”
özelliğinde değildi. Daha çok “Doktora Babası”nın yönlendirmesi ile eğitim
süreci tamamlanıyordu. 1970’li yılların başlarında bölüm başkanlığınca
asistanların her yarıyılda bir seminer vermesi duyuruldu. Ben doktora
hazırlıklarına başlamış, ilk seminer konumu da “Türkiye
çiftçisi için daha etkin bir örgütlenme modeli” adıyla
önermiştim. 1970’lerde Türkiye’de
önemli siyasal çalkalanmalar yaşanıyordu. 12 Mart muhtırasıyla mevcut iktidar
değişmiş, “örgüt” sözcüğü ürkülen
bir sözcük haline gelmişti. Hatta bir ara TRT yayınlarında “kooperatif” sözcüğünü kullanmak bile yasaklanmıştı. Seminer
bildirisini sunmuş, ancak salonda soğuk bir hava esiyordu. Bölüm başkanımız ve
doktora hocam rahmetli Ali Aras, oldukça tedirgindi. Hatta konuyu eleştirmekten
çok doğrudan “bu gibi konuların ve bu konuları tartışmaya açanların bu bölümde yeri
olmadığını” ifade ederek konferans salonundan ayrıldı. Ben seminerimin
bir bölümünü o zamanları iyi bir muhalefet lideri olan rahmetli Bülent
Ecevit’in sorumluluğunda çıkan “Özgür
İnsan Dergisi”nde yayınladım. Doktora sürecimde rahmetli hocam tarafından
oldukça zorlandım.[Bu konudaki
ayrıntılar, bir gazetecinin yaptığı nehir röportajda (Bir Başka Yürekle Yaşamak) yer almıştır]. Doktoramdan
sonra askerliğe (kısa dönem) gittim.
Döndüğümde odamda MPM’den Adana’da Aralık 1975’de yapılacak
“Türkiye Tarımında Gelişmeler ve
Kaynakları” adlı kongre için bir davet mektubu ile uçak bileti buldum.
Şaşırmıştım. Çünkü bu kongreye başvuru
yapmamıştım. Rahmetli hocama gittim, sordum. O ince tebessümüyle gülümseyerek,”
bölüm başkanı sıfatıyla başvuruyu kendisinin yaptığını, bu konunun öyle bir
toplantıda tartışılması gerektiğini” söyledi . Daha sonra o bildiriyi
kitaplaştırmak için Ziraat Fakültesi’nde önemli uğraş verdim. Sanırım Fakülte
tarihinde öğretim üyesi sıfatını kazanmadan yayınlanan ilk kitap olacak. Ama
bugün o kitabın içeriğine baktığımda, bilim adına ne kadar ıvır zıvırla
uğraştığımızı görüyorum. (Bkz.Resim 11).
Ayni Ali Aras hocayla, tarım ekonomisi bölümü eğitim programlarına, daha önce
bahsettiğim, kooperatifçilik derslerini koyduk. Ayrıca bir “Tarımsal
Kooperatifçilik Eğitim ve Araştırma Enstitüsü” kurma hazırlıkları yaptık, ama
gerçekleştiremedik. Bu arada CBÜ Alaşehir Tarımsal Kooperatifçilik programını,
onun desteği ile kurdu. Rahmetle anıyorum sevgili Ali Aras hocamı.
,
12- Eklemek
istediğiniz neler vardır?
Ne mi
eklemeliyim ? Biraz çok iddialı olacak ama , her kesimde tartışılması için
şunları söylemek istiyorum :
Geleneksel ekonomi şirketleri üretimi salt “kar” amacı ile planladıklarından,
ekonomide sürekli bir “harcanamayan gelir artığı”
kalmasına sebep olmaktadır. Bu olgu uzun dönem içinde banka stoklarında
toplanmaktadır. Böylece makro ekonomik dengenin temel koşulu gerçekleşememekte
ve ekonomi sürekli bunalımlara sürüklenerek işsizlikte artmaktadır.
Kooperatif işletmeler ise üretimi “kara göre” değil, “ihtiyaca göre” planladıklarından işletmelerde “harcanamayan bir gelir artığı”
bırakmayacağı ve makro-ekonomik dengenin temel koşulunu oluşturacağı ve işsizliğinde
azalacağı varsayımı kuramsal olarak ağırlık kazanmaktadır.
Dr.
Ayhan ÇIKIN
Urla,
12.07. 2016














