5 Ağustos 2016 Cuma

"KOOPERATİFÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR : PROF. DR. AYHAN ÇIKIN”- III


 ADANMIŞ HAYATLAR YAZI DİZİMİZDE BU HAFTA KONUĞUMUZ KOOPERATİFÇİLİĞİN DUAYEN İSMİ PROF. DR. AYHAN ÇIKIN. AYHAN ÇIKIN HOCA İLE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİMİZDE BİR YAŞAM ÖYKÜSÜNDEN ÇOK DAHA FAZLASINI BULACAKSINIZ. 

HASAT TÜRK, SAYI : 44
16-22 TEMMUZ 2016

9- Kooperatifçiliği, yanlış anlaşılmaları üzerinden değerlendirebilir misiniz?

20. yüzyıl büyük fikir çatışmaların yaşandığı bir yüzyıldır.  Özellikle kapitalist ekonominin alternatifi olarak  “Merkezi Planlı Ekonomi”nin SSCB aracılığı ile devreye sokulması, arkasından gelen 2. Dünya Savaşı ile bu yaklaşımın Avrupa’nın doğusunu etkisi altına alması ile iki kutuplu bir dünya oluştu. “Merkezi Planlı Ekonomiler” ekonomi politikalarında kooperatiflere önemli roller verince, özellikle ekonomi ve kooperatifçilik bilgisi yetersiz olan Türk halkına , kooperatifçilik komünizmin bir aracı gibi sunuldu.  Oysa Fransa, Hollanda, Danimarka, İtalya ve hatta Almanya kooperatiflerle ekonomilerinin eksik yönlerini tamamlarken, Türkiye bu konuda büyük bir handikap yaşadı.
Oysa Türkiye, 1930’lu yıllarda, kurduğu  tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri ile kooperatifçilik tarihine orijinal bir kooperatifçilik modeli sunabilmiş bir ülkedir.  Ancak bu kooperatiflerin orijinal yapısını geliştirip ortaklarının yönetebileceği bir kooperatif modeli  oluşturulamadı. Sorun sanki modelmiş gibi 1980’lerde “Kara Delik” yaratıyorlar diye bu kooperatifler de büyük ölçüde yozlaştırıldı.
Özellikle siyasal erk kooperatifleri  kendileri yönlendirebilecek şekilde baktılar. TKK ve TSK’leri uzun yıllar özerkleştirme yerine özelleştirme çerçevesi içinde bakıldı.  Durupdururken kooperatiflerin alternatifi olarak “şirketleşme” kavramları , “Birlik” kavramları devreye sokuldu.  Halkın özgirişimiyle kurulmuş kooperatiflere sıcak bakılmadı. Örneğin 1970’lerde KöyKoop’un satın aldığı bir banka, zamanın maliye bakanının ilgili bankanın mevcut sermayesini artırarak Köy Koop hisselerini  azınlık durumuna düşürmesi, siyasi bir kasıttır. Nitekim o banka “Kooperatifler Bankası” olacağına dönemin başbakanının yeğenine devredildi.  Örneğin  Manisa Salihli’de domates salçası üreten bir kooperatifin ürünleri, Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir mağazaya satıldı.  Ayni günlerde hükümet değişikliği nedeniyle yerine gelen yeni Ticaret Bakanı kooperatifin ürünlerinin karşılığın 2 sene sonra ödedi. Bu arada kooperatif iflas etti. 1970’li yıllarda Urfa’da gerekli tüm prosedürlerini yerine getirmiş bir kooperatif için gerekli ambalaj ekipmanları için çıkan kredi, bir gecede başka bir kooperatife aktarılarak o kooperatif devre dışı bırakıldı. Yine Mardin’de şarap üretmek için İtalya’dan ithal edilen ekipmanlar 2 sene gümrükte bekletilerek kooperatifin faaliyeti bizzat ilgili bakanlık tarafından engellendi.
Örnekler çoğaltılabilir. 





 10- Ülkemizin kooperatifçilik karnesini değerlendirebilir misiniz?



Dünya kooperatifçilik hareketinin başlaması ile Türk kooperatifçilik hareketinin başlangıç tarihleri arasında sadece 19 yıl vardır. Ne yazık ki Türk toplumu kooperatifçiliği yeterince tanımıyor. O nedenle kooperatifçiliği topluma iyi anlatmak gerekiyor. Bunun için örgün ve yaygın eğitim içinde kooperatifçilik eğitim programlarına ağırlık vermek gerekir. Bunun yanında ekonomide kooperatiflerin yerini, önemini vurgulayan, kooperatif işletmelerin sorunlarını araştıran kurumlar oluşturmak gerekir (örneğin 1970’lerde kurulan ve 12 Eylül sürecinde ortadan kaldırılan “Kooperatifçilik Araştırma ve Eğitim Merkezi” yeniden gündeme alınmalı).
Görünüşte Türk kooperatifçiliği etkisiz gibi görünse de özünde  Dünya Kooperatifçilik uygulamalarına katkı yapmış bir kooperatifçiliğe sahibiz. Örneğin 1935’de  hayata geçirilen TKK ve TSK yönetim kurulları yapısı, 4 + 1 ( 4 kişi konu ile ilgili sivil toplum  temsilcisi, 1 kişide Devlet tarafından atanan temsilci) kişiden oluşur. Örneğin İtalya’da 1950’lerde uygulamaya sokulan Toprak Reformu kooperatifleri ile son  yıllarda Venezuela’da ki uygulamalarda da benzer yönetim yapısı gözlemlenmektedir. Ancak İtalya  toprak reformu kooperatiflerinde devlet temsilcilerinin görevi 30 yıl içinde kooperatif ortaklarını kooperatifçiliği ve işletme yönetimini öğreterek, idari yapıdan çekilmeyi hedeflemişlerdir. Nitekim İtalyan devlet temsilcileri 15 yıl içinde bu kooperatiflerden çekilerek, yerlerini gerçek kooperatifçilere bırakmışlardır. Nitekim bugün  İtalya kooperatifçilik indeksine göre dünyada 3. Ülke durumundadır.





11- Meslek yaşamınızdan bir anınızı anlatabilir misiniz?

1970’lerde doktora eğitim programları bugünkü gibi  “okul” özelliğinde değildi. Daha çok “Doktora Babası”nın yönlendirmesi ile eğitim süreci tamamlanıyordu. 1970’li yılların başlarında bölüm başkanlığınca asistanların her yarıyılda bir seminer vermesi duyuruldu. Ben doktora hazırlıklarına başlamış, ilk seminer konumu da Türkiye çiftçisi için daha etkin bir örgütlenme modeli” adıyla önermiştim. 1970’lerde  Türkiye’de önemli siyasal çalkalanmalar yaşanıyordu. 12 Mart muhtırasıyla mevcut iktidar değişmiş, “örgüt” sözcüğü ürkülen bir sözcük haline gelmişti. Hatta bir ara TRT yayınlarında “kooperatif” sözcüğünü kullanmak bile yasaklanmıştı. Seminer bildirisini sunmuş, ancak salonda soğuk bir hava esiyordu. Bölüm başkanımız ve doktora hocam rahmetli Ali Aras, oldukça tedirgindi. Hatta konuyu eleştirmekten çok doğrudan “bu gibi konuların ve bu konuları tartışmaya açanların bu bölümde yeri olmadığını” ifade ederek konferans salonundan ayrıldı. Ben seminerimin bir bölümünü o zamanları iyi bir muhalefet lideri olan rahmetli Bülent Ecevit’in sorumluluğunda çıkan “Özgür İnsan Dergisi”nde yayınladım. Doktora sürecimde rahmetli hocam tarafından oldukça zorlandım.[Bu konudaki ayrıntılar, bir gazetecinin yaptığı nehir röportajda (Bir Başka Yürekle Yaşamak) yer almıştır]. Doktoramdan sonra  askerliğe (kısa dönem) gittim. Döndüğümde odamda MPM’den Adana’da Aralık 1975’de  yapılacak  “Türkiye Tarımında Gelişmeler ve Kaynakları” adlı kongre için bir davet mektubu ile uçak bileti buldum. Şaşırmıştım. Çünkü bu kongreye  başvuru yapmamıştım. Rahmetli hocama gittim, sordum. O ince tebessümüyle gülümseyerek,” bölüm başkanı sıfatıyla başvuruyu kendisinin yaptığını, bu konunun öyle bir toplantıda tartışılması gerektiğini” söyledi . Daha sonra o bildiriyi kitaplaştırmak için Ziraat Fakültesi’nde önemli uğraş verdim. Sanırım Fakülte tarihinde öğretim üyesi sıfatını kazanmadan yayınlanan ilk kitap olacak. Ama bugün o kitabın içeriğine baktığımda, bilim adına ne kadar ıvır zıvırla uğraştığımızı görüyorum.  (Bkz.Resim 11). Ayni Ali Aras hocayla, tarım ekonomisi bölümü eğitim programlarına, daha önce bahsettiğim, kooperatifçilik derslerini koyduk. Ayrıca bir “Tarımsal Kooperatifçilik Eğitim ve Araştırma Enstitüsü” kurma hazırlıkları yaptık, ama gerçekleştiremedik. Bu arada CBÜ Alaşehir Tarımsal Kooperatifçilik programını, onun desteği ile kurdu. Rahmetle anıyorum sevgili Ali Aras hocamı. 

 ,
12-  Eklemek istediğiniz neler vardır?


Ne  mi eklemeliyim ? Biraz çok iddialı olacak ama , her kesimde tartışılması için şunları söylemek istiyorum :
Geleneksel ekonomi şirketleri üretimi salt “kar” amacı ile planladıklarından, ekonomide sürekli bir “harcanamayan gelir artığı” kalmasına sebep olmaktadır. Bu olgu uzun dönem içinde banka stoklarında toplanmaktadır. Böylece makro ekonomik dengenin temel koşulu gerçekleşememekte ve ekonomi sürekli bunalımlara sürüklenerek işsizlikte artmaktadır.
Kooperatif işletmeler ise üretimi “kara göre” değil, “ihtiyaca göre” planladıklarından işletmelerde “harcanamayan bir gelir artığı” bırakmayacağı ve makro-ekonomik dengenin temel koşulunu oluşturacağı ve işsizliğinde azalacağı varsayımı kuramsal olarak ağırlık kazanmaktadır.

Dr. Ayhan ÇIKIN
Urla, 12.07. 2016




Hiç yorum yok: