2 Şubat 2017 Perşembe

Yatağan’ın Gururu, Tarım Uzmanı, Profesör, Bilim Adamı Ve Ortak Kalpler Türküsü Şairi Ayhan Çıkın*


Ayhan Çıkın Hocamız için ne desek azdır. Hani derler ya,  başarılı bir kişi için ‘’ bir koltuğunda iki-üç karpuz birden taşıyor maşallah ’’ diye. İşte Hocamız, böyle birçokmisyonla yüklü bir şahsiyet. Koltuğunda dört karpuzu birden taşıyor. Bir bilim adamı, Ekonomist,  Şair ve Siyasi yorumculuğunun yanı sıra organ nakli konusunda tecrübelerini ve bilgilerini de topluma taşıyan,  aktaran bir aydın kişidir.  Kalp rahatsızlığı olmasaydı eminim,  daha birçok karpuzu taşırdı.  Bencik Dağlarının eteğindeki İlçemize bağlı Cazkırlar köyünden çıkıp ve kendini yetiştiren hocamızın adını, ününü hep duyuyordum. Tanışmamıştık. Oysa her ikimizde Eskihisar köyünden evli olup köy bacanağı sayılırız. Tanışmak için telefonla aradım. Randevu aldım. Heyecanımı sevincim bastırıyordu.  Ayhan Çıkın Hocamızla,  söyleşi yapmak için İzmir—Bornova’daki evine Sevgili Eşim İnci Hanımla beraber gittik. Sanki kırk yıllık bir dostmuş gibi sarmaş dolaş olduk. Kendisi gibi eşi Cemile Hanım da çok sıcak, candan,  iyi bir insan. Gelin hocamızı biraz daha yakından tanıyalım:

 Ayhan Çıkın Hocamız için ne desek azdır. Hani derler ya,  başarılı bir kişi için  “Bir koltuğunda iki-üç karpuz birden taşıyor maşallah!’’ diye. İşte Hocamız, böyle birçokmisyonla yüklü bir şahsiyet. Koltuğunda dört karpuzu birden taşıyor. Bir bilim adamı, Ekonomist,  Şair ve Siyasi yorumculuğunun yanı sıra organ nakli konusunda tecrübelerini ve bilgilerini de topluma taşıyan,  aktaran bir aydın kişidir.  Kalp rahatsızlığı olmasaydı eminim,  daha birçok karpuzu taşırdı.  Bencik Dağlarının eteğindeki İlçemize bağlı Cazkırlar köyünden çıkıp ve kendini yetiştiren hocamızın adını, ününü hep duyuyordum. Tanışmamıştık. Oysa her ikimizde Eskihisar köyünden evli olup köy bacanağı sayılırız. Tanışmak için telefonla aradım. Randevu aldım. Heyecanımı sevincim bastırıyordu.  Ayhan Çıkın Hocamızla,  söyleşi yapmak için İzmir—Bornova’daki evine Sevgili Eşim İnci Hanımla beraber gittik. Sanki kırk yıllık bir dostmuş gibi sarmaş dolaş olduk. Kendisi gibi eşi Cemile Hanım da çok sıcak, candan,  iyi bir insan. Gelin hocamızı biraz daha yakından tanıyalım:
Turgay Mutlu: Hocam önce bizi kırmayıp evinize konuk ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kalp rahatsızlığınız için geçmiş olsun der,  uzun ömürler dileriz. Ayrıca bugün “Dünya Şiir Günü” Bugününüzü de kutlarım. Bu anlamlı günde sizinle söyleşi yapmak şair olduğunuz içinde daha çok önem kazanıyor. Umarım şiirsel,  güzel bir söyleşi yaparız.
Ayhan Çıkın: Evimize hoş geldiniz. Sizi tanıdığıma memnun oldum. İyi dilekleriniz için de sağ olun. Aynı yörenin insanı olarak sizi ağırlamaktan onur duyarız. Eşlerimizin komşu çıkması da ayrıca bizi duygulandırdı, sevindirdi. Size de geçmiş olsun.

T. M: Teşekkür ederim.  Hangi tarihte ve nerede doğdunuz?

A. Ç: 1.  1.  1946 Tarihinde Cazkırlar Köyünde doğdum. Anam der ki: “Korkunç soğukların olduğu bir yıldı. Zeytin ağaçlarının kuruduğu bir yıldı.’’Araştırdım,  aslında 1942—1943 yıllarına denk geliyor.  Belli ki sonradan yazdırmışlar.  Hayvan sayımına gelenler,  insanı da sayıyorlarmış.
T. M: Anne ve baba tarafını sorayım. Ailenizin Lakabı var mıdır? Nedir?
A. Ç: Baba tarafım Göncüoğulları sülalesi,  Anne tarafım Elifoğulları sülalesindendir. Hem Anne hem de baba tarafım Türkmen---Yörük boyudur.
T. M: Okul öncesi mahalle arkadaşlarınız ve oynadığınız oyunlardan aklınızda kalan var mıdır?
A. Ç: Bizim köy çok dağınıktır. 3—5 ev bir yerde,  5---6 ev bir yerdedir. Reisköy mahallesinde (mezra) çocukluk arkadaşlarım Yaşar Mazak,  Şerafettin Satılmış ve Ali Paskal’la kayrak taşı,  seksek,  çelik çomak ve sinnenmeç (saklambaç) oynardık. Çam kozalaklarından deve, eşek katarı yapar,  yük çekerdik. Kapan kurar,  kuş avlardık.  Tilikşen (Kuşkonmaz) ve mantar toplardık.
T. M: İlkokulu hangi okulda okudunuz?
A. Ç: Cazkırlar köyünde okudum. Bizim dönemde öğretmen bulmak zordu. 5 yılı tam 7 öğretmenle bitirdim. Eğitmen Cafer Güvençli ve Rüştü Kazıl öğretmenlerimdi.
T. M: İlkokul anılarınızdan paylaşmak istediğiniz var mı?
A. Ç: Ailemizin geliri tütün ve hayvancılıktı. Tütün işçiliği çok zordur. Yılda bir defa para getiren işten yıldım. Bunu baş etmenin tek çaresi okumaktı. Okuma hevesim o yıllarda başladı. Ankara---Kaman’dan gelen Hamdi Öztürk adlı öğretmenim,  okumam için teşvik etti. İlk kitap okumayı onun önerisiyle başladım. Etkisini ve emeğini unutamam.
T. M: Ortaokulu nerede okudunuz? Hatırladığınız Öğretmenleriniz ve arkadaşlarınız var mı?
A. Ç: Yatağan Ortaokulunda okudum. Fehmi Özsoy,  Durani Keleş,  Erkan Yaratıcı,  Ali Tekin,  Mehmet Aldağ,  Sabri Toksöz, SadıkYurtsev,  Mehmet Tuzcu ve Serpil Mert sınıf arkadaşlarımdı. Ali Sonkul,  Necmettin Özdamar, Ağah Meşeli ve Mehmet Gördüm öğretmenimizdi. Necmettin Bey,  benim ufkumu açan bir hocaydı. Ayrıca Mehmet Kara Yurttaşlık Bilgisi derslerine girerdi. Doktor Tahir Çorbacı,  Tabiat Bilgisi derslerine girerdi. Ortaokul son sınıfta bitirme sınavları yapılırdı. Bir dedikodu yüzünden babam beni okuldan almak istedi. Matematik ve Fizik derslerim hep iyiydi. 9 veya 10 alırdım. Babamın baskısı yüzünden o günkü fizik sınavından 8 almıştım. Moral bozukluğu olmasaydı kesin 10 alırdım. Bu anımı hiç unutamam.
T. M: Liseyi nerede okudunuz? Paylaşmak istediğiniz anılarınız nedir?
A. Ç: Lise biri Muğla’da okudum. 2—3 ü Aydın’da okudum. Muğla’dan Aydın’a gelince uyumsuzluk dönemi geçirdim. Matematik kitaplarının birçoğunu çalışarak,  problemlerini çözerek kendimi bu dalda geliştirdim. Bir gün hoca sınıfta karatahta önünde bir problemi çözemedi. Kalktım ve problemi bütün sınıfın önünde çözdüm. Haliyle hoca bozuldu.  Ondan sonra hoca kafayı taktığı için benim,  bütün ders notlarımı hep 1 veya 2 veriyordu. Oysa ben,  9 –10 bekliyordum. Kurul kararıyla sınıfı zor geçtim. Liseyi 3.  lükle bitirdim.
T. M: Üniversiteyi nerede okudunuz? Paylaşmak istediğiniz anılarınız var mı?
A. Ç: Hayalimde hep Teknik Üniversite vardı. Elektrik Mühendisi olmak isterdim. İmkânsızlıklar ve hızlı burs verdiği için Ege Üniversitesi-Ziraat Fakültesini tercih olarak seçtim. 1967 yılında bitirdim. Staj yaptığım dönemdeki bir anımı paylaşayım: Bir Öğretim Üyesinin tutum ve davranışını protesto etmek için Türkiye’de ilk defa bizim fakülte boykot eylemi başlatmıştır. Bu ara biz beş arkadaş Ege Üniversitesi Fikir Kulübünü kurduk. Buradaki amacımız,  farklı düşünceleri bir arada tartıştırarak demokrasiyi,  olguyu hayata nasıl geçirebileceğimizi düşündük. Nitekim  birçok toplantılarda farklı düşüncedeki gazetecileri çağırarak açık oturumlar düzenledik. Bu arada Atamızın ‘’Bursa Nutku’nu’’ Türkiye’de olan birçok olayı dikkat çekme adına yayınladık. O zaman ki kurul başkanımız,  Tıp Öğrencisi Ahmet Çelikkol’u “Bursa Nutkunu’’ yayınlamaktan dolayı hakkında dava açtılar. Sonra dernek üyelerini gözaltına aldılar. Ben Menemen’de stajımı yapıyordum. Arkadaşlarıma katılmak için geldiğim de yaşlı bir polis ‘’ Oğlum dışarıda kal, ben seni görmedim, git dışarıda daha çok işe yararsın’’ dedi. Ve Bursa Nutku,  o dönem çok tartışıldı. Sanırım Çetin Altan İsveç’ten alınma olup olmadığını da teyit ettirmişti. İsveç’ten alınma olmadığı ortaya çıktı. Gazeteci eski CHP Milletvekili Rıza Ruşen Yücer’in anılarında bunu görebilirsiniz.  Bursa Nutku, Atatürk’ün kendi öz düşünceleridir.
T. M: Askerliğini nerede ve ne zaman yaptınız?
A. Ç: Askerliğimi Bornova 57.  Tugay’da Topçu Birliğinde kısa dönem olarak 4 ay olarak yaptım.
T. M: Hızlı bir hayat hikâyeniz var. Evlilik ne zaman,  nerede oldu? Eşinizle nasıl tanıştınız?
A. Ç: Üniversite yıllarında tatil için gittiğim bir günde eşimle tanıştım. Eskihisar köyündeki okul arkadaşım Mehmet Aldağ’ın evinde kız kardeşi Cemile’yi görünce beğendim. Daha sonra anlaştık ve 11.02.1968 tarihinde evlendik. Eskihisar köyünde kendimiz düğün yaptık. Düğünümüzü ince çalgıcı olarak Milas’tan Çalgıcı Bekir ve ekibi gelerek yaptılar. Çok güzel bir düğün oldu. Evliliğimizden iki kızım ve bir oğlum oldu. Oğlum Tuğhan’ı 4 yaşındayken kaybettik. Toprağı bol olsun. Onu hiç unutamıyoruz. Onu anma adına bazı şiirlerimde ismimin başında T harfini kullanırım. Kızım Aytuğ,  Müzik Öğretmenidir. Tuğba kızım,  Ege Üniversitesinde çalışıyor. İki torunumuz var. Mutlu bir yuvamız var. Ailemi çok seviyorum.
T. M: Üniversite sonrası meslek yaşamınızı nerede başladınız?
A. Ç: Uşak Tarım İl Müdürlüğünde çalıştım. Daha sonra Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümüne atandım. 1974 yılında doktoramı,  1980 yılında Üniversite doçentliğimi ve 1998 yılında da Profesör olarak Akademik kariyerimi aldım.
T. M: Politikayla uğraştınız mı? Anılarınız var mı?
A. Ç: Fiilen değil,  düşünce olarak ilgilendim. Rahmetli Ecevit’ten Milletvekilliği teklifi bile aldım. O sıra sağlık sorunlarım olduğu için kabul etmedim. Fakat tarım ve ekonomi politikaları üzerinde düşünsel olarak yoğunlaştım ve bu konuda çok yazılar yazdım. Ve halen daha yazıyorum.
T. M: Kısaca günlük yaşamınızdan bahseder misiniz?
A. Ç: Gençlik dönemim daha çok konferanslar,  sunumlar ve çeşitli etkinliklerle geçti. Özellikle 1990 yıllardan bu yana sağlık sorunu nedeniyle günümü evde geçiriyorum. Şimdi evimde organ nakli ve organ bağışını canlı tutmak için sosyal medyada ‘’Başka Yürek’’ adlı gurup kurdum. Burada organ nakliyle ilgili her türlü haber,  yorum,  bilgi yazılarını paylaşıyorum. Yerel kaynakların korunması ve Belediyeler adlı ayrı bir gurup kurdum. Kooperatifçinin Defteri adlı bir site daha kurdum. Burada bu konudaki yazıları paylaşıyorum. Anadolu basını buradan örnekler alıyor. Kısacası günlük yaşantım böyle geçiyor.
T. M: Tarım Ekonomisi Bölümü nedir?
A. Ç: Ülkenin her tarafına yayılmış en ücra köşesindeki insan emeğini,  toprağı,  bitkiyi,  hayvanı,  iklimi birleştirerek bir ürüne dönüştürerek,  bu ürünü ihtiyaç olan yerlere ya da Metropol şehirlere ulaştırabilecek bir şekilde tarım,  sanayi,  ticareti bütünleştiren bir sosyo-ekonomik yaklaşım şeklidir.
T. M: Yerel kaynakların kullanımını anlatır mısınız?
A. Ç: Dünya banka sistemi içerisinde yüzyıllardan beri birikmiş bir parasal fon var. Bunun adını Finansal Kapital diyorlar. Şu anda Dünya ve Türkiye ekonomisi,  finans kapitalin yönlendirilmesiyle şekillendiriliyor. Ve dünyadaki bütün malların değişiminde para ortak bir araç haline getirildi. Yani para tüm malların yerine özel bir mal haline geldi. Köylülerin,  çiftçilerin ve esnafın ürettiği mal bu sistem içersinde para etmiyor. O nedenle bu yerel yörelerde bulunan küçük esnafın,  çiftçinin gelirleri sürekli düşüyor. Buna karşın harcamaları sürekli artıyor. Bunu yeniden yerel kaynakları iklimiyle,  sanayisiyle kalkındırmak gerekiyor. Yani kısacası yerel zenginliği geliştirerek ekonomiye sunmak gerekiyor. Bunlar olmazsa tüm topraklar Uluslararası şirketlerin eline geçecektir.
T. M:Yöremizde nasıl bir tarım yapılabilir? Ne önerirsiniz?
A. Ç: Getirisi yüksek olan ürünlerle tarım ekonomisi geliştirilebilir. Mümkünse içi yenilen veya yeraltında yetişen yumrulu bitkiler düşünülebilir.
T. M: İlçe Tarım Müdürlüğünden veya Ziraat Odasından bir davet aldınız mı?
A. Ç: Hayır almadım. Yıllar önce ADD adına Arkadaşım Fehmi Özsoy’dan teklif geldi. Severek gittim. Ancak salonda 8---10 kişi vardı. Tatmin edici bir konferans olmadı. Ziraat Odası Başkanı Şenyüz Buğday okul arkadaşımdır. Davet gelirse ve sağlığım elverirse seve seve giderim. Tarım ekonomisiyle ilgili sunumu yaparım.
T. M: Organik tarım hakkında ne düşünüyorsunuz? İlçemizde yapılabilir mi?
A. Ç: Santralin etki alanı dışında yapılabilir. Kimyasal analizler sonucu bu mümkündür.
T. M: Nevzat Çağlar Tüfekçi Arkadaşımızla yaptığınız kitap çalışması hakkında bilgi verebilir misiniz?
A. Ç: 2 Yıla yakın bir çalışmamız oldu. Nevzat Bey ‘’ Hocam sizin bir şairlik yanınız,  bir Akademik kariyeriniz ve bir de organ nakli konusunda bilginiz var,  bir başka yürekle yaşıyorsunuz,  gelin tüm bunları bir kitap haline getirelim’’ dedi. Bende severek kabul ettim. Sağ olsun. Henüz basılmadı. Umarım en kısa sürede basımı yapılır.
T. M: Şiir yazma tutkusu sizde ne zaman başladı?Şiirleriniz nerede yayınlandı?
A. Ç: Şiir tutkum çocukluğumda, gençlik dönemimde başladı desem yeridir. Eskiden kasaba pazarlarında Âşık kitapları satılırdı. Satın alır,  hepsini bir çırpıda okurdum. İlk şiirim Ege Ekspres Gazetesinde yayınlanınca çok sevindim, havaya girdim. Sonra Yeni Asır,  Demokrat İzmir ve daha sonra çeşitli dergilerde yayınlandı.
T. M: Hocam kaç tane şiir kitabınız var?
A. Ç: İki tane basılmış eserim var. Biri elinde tuttuğun “Ortak Kalpler Türküsü’’ diğeri ilk şiir kitabım “Zaman Çiçeği’’ adlı eserlerimdir. İki tane de basıma hazır bekleyen Başka Yürek ve Zeytinci Hurşit adlı eserlerim var. Umarım bunlarda en kısa zamanda basılır.
T. M: En çok hangi şiirinizi seversiniz?
A. Ç: İnsan evlat ayırımı yapamaz. Hepsini severim. Bir gün bir etkinlikte “Tükeniş’’ adlı şiirimi okudum. Kasketli biri geldi; “Hayattan bezmişim,  bıkmışım sende de aynı bıkkınlık var. Bırak bu tür şiiri Nazım Hikmet’ten oku.” dedi.  Nazım Hikmet’i o gün sanki yeniden keşfettim. Şiir dünyasında beni en çok etkileyen şairdir. 2000 yılında sağlık nedeniyle hastanede yattığım dönem “Zaman Çiçeği’’ adlı şiir kitabımı,  Şadan Gökovalı gözden geçirdi,  kızım bastırdı.
T. M: Hangi tür kitapları okursunuz?
A. Ç: Zaman zaman değişmiştir. Gençlik dönemi roman okurdum. Akademik dönemi daha çok ekonomi politikaları üzerinde kitapları okudum. Özellikle toplumsal sorunları analiz eden kitapları felsefe dâhil okumuştum. Sabahattin Ali,  Yaşar Kemal,  Orhan Kemal ve Fakir Baykurt’un eserlerini severek okudum.
T. M: Hobileriniz nelerdir?
A. Ç: En önemli hobim doğa’dır. Dağlara olan özlemim bitmez tükenmez. Nif Dağı eteğindeki 8 dönümlük bahçemi, çiftliğimi özlüyorum. Bahçeler ve çiftçilik benim sevgimdir.
T. M: Aldığınız ödüller var mı? Hangi dalda kaç ödül aldınız?
A. Ç: Birçok dalda ödül,  plaket aldım. En önemli olanları söyleyeyim; 1995 yılı Türkiye Tütüncüler Derneği ödülü,  1998 yılı Fransa Hükümetinin Tarım—Gıda Kalite Plaketi, 2002 yılı Türkiye Milli Kooperatifleri Birliği ödülü ve geçen yıl Muğla Gazeteciler Cemiyetinin özel ödülünü aldım.
T. M: Şadan Gökovalı ve yöremizin en iyi yazarlarından Hamdi Topçuoğlu’nu bize anlatabilir misiniz?Arkadaşlığınız ne zaman başladı?
A. Ç: Şadan Bey’le arkadaşlığımız Ege Ekspres’te sanat sayfası yönetmeni olduğu dönemde başladı. Şiirlerimin yayınlanması için gidip gelirken tanıştık. O sırada ayrıca TRT de program yapıyordu. Eski kadim,  can dostum olan bir arkadaşımdır.  Hamdi Bey’le bir kitap evinde tanıştık. Aynı yörenin insanı olduğumuz için çabuk kaynaştık. Kendisini çok severim. Her iki dostuma buradan sevgi ve saygılarımı iletirim.
T. M: Ülkemizin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Endişe edilecek bir durum var mı?
A. Ç: Endişelerim var ama hiç umutsuz değilim. Ülke korkunç bir finans kapitalin kıskacı altında. Gelecekte bunu yeneceğimizi inanıyorum. Modern, çağdaş yaşamı tehdit eden güçler var ama bu bir evrim meselesi. 2---3 kuşak böyle devam sürse de gelecekte aydınlığa çıkacağımızı umuyorum. Umutsuz olmayalım. Cumhuriyet ilkelerini benimseyen gençlik bunun hakkından gelir. Geleceğini de canı gönülden inanıyorum.
T. M: Aydın kişi kimdir?
A. Ç: Kendi kişisel egolarını aşmış,  özellikle ülkenin,  toplumun ve doğal olarak insanın bilgi ve düşüncesini çoğaltmaya ve onların toplumsal yaşamsal sürece katılmasını araştıran ve çözümsel mekanizmayı üretebilecek bir kişi diye tarif edebilirim.
T. M: İlçemizi kültür ve sanat açısından nasıl görüyorsunuz?
A. Ç: Yetersiz buluyorum. Bir festivale katıldım. Biz şairleri en sona bıraktılar. Şiirimi okudum ama Amfi Tiyatroda izleyici kalmamıştı. Haliyle üzüldük tabi. Organizasyon zayıftı. Halkımız görsele önem veriyor. Belediyeler önce kendi kültürünü sahip çıkmalı. Kültürel ortam oluşsun.
T. M: Hocam çok üzüldüm. Umarım gelecekte tüm bu aksaklıkları aşarız. Size sormamı istediğiniz bir soru var mı? Başka ne sormamı isterdiniz?
A. Ç: Sizin köyden niye bir başka okuyan olmadı diye sorabilirdiniz? Cevabım şu olurdu: 40---50 senelik süreç içinde Cazkırlar Köyü parça parça oldu. Yeşilköy, (Işıkdamı) Havdan ve Yayla Köyü Cazkırlardan ayrılmadır. Taşımalı eğitimi girdi araya. Köydeki çocuklar Liseyi aşamıyor. Eğitimin kalitesi düştü. Harcamalar arttı. Üzücü bir durum var ortada. Yine de umutsuz olmamak gerekiyor. Halkımız zekâsıyla bu sorunu da aşacaktır. Ben köyüme ve köylüme güveniyorum. Onları çok seviyorum.
T. M: Ayhan Hocam bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Cemile Hanım bizi ağırladığınız için sağ olun. Ayrıca iki eserinizi imzalayıp hediye ettiğiniz içinde teşekkür ederim. Sizinle tanışıp söyleşi yapmak büyük bir şerefti. Her şey gönlünüzce olsun. Yatağanlı olarak sizinle gurur duyuyoruz. İlçemizde sizi ağırlamak istiyoruz. Umarım en kısa sürede tekrar görüşürüz. Son olarak ne söylemek istersiniz?
A. Ç: Ben teşekkür ederim. Yerel kültürümüzün canlanması için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Sağlık sorunum olsa da elimden geldiğince katkı vermeye devam edeceğim. O topraklarda doğdum,  o toprakların çocuğuyum. Memleketimi ve insanlarını çok seviyorum. Nerde olursan ol insan toprağını,  yurdunu özlüyor. Tüm hemşerilerimi saygı ve selamlarımı sunuyorum.

KALBİM REHİNDİR SEVDANA

Gün ışıkları terk ederken uzak kıyıları
Göğsümde yıllanan o yürek acıları
Bir cemre düşüşü sularına nehirlerin
Bencik dağlarında,  Cazkırlar’da
Teke kokulu keçi ağıllarında
Oğlak seslerine karışıyor eski sevdalarım
Unutulmasın. 



(*)Turgay Mutlu, “Yatağan’ın Gururu, Tarım Uzmanı,  Profesör, Bilim Adamı Ve Ortak Kalpler Türküsü Şairi Ayhan Çıkın” Yatağanda İz Bırakanlar : Tarihsel Söyleşiler, Anıl Ofset Basımevi, Yatağan/Muğla, 2016, s.50-57

“Çiftçiyi küresel pazarla birleştirmek, kooperatif ile mümkün”


Prof. Dr. Çıkın:“Çiftçiyi küresel pazarla birleştirmek, kooperatif ile mümkün” :

“Çiftçiyi küresel pazarla birleştirmek, kooperatif ile mümkün”
·        Kooperatifçilik ve köy kalkınması üzerine sayısız araştırma yaparak bunları çeşitli dergilerde yayınlayan Prof. Dr. Ayhan Çıkın, tarımsal kooperatifçiliğin gelişimini, tarım ekonomisine katkılarını ve ülkemizde kooperatifçiliğin zayıflama süreçlerini Ticaret Gazetesi’ne değerlendirdi.

Duygu Göksu
Kooperatifçilik ve köy kalkınması üzerine sayısız araştırma yaparak bunları çeşitli dergilerde yayınlayan Prof. Dr. Ayhan Çıkın, tarımsal kooperatifçiliğin gelişimini, tarım ekonomisine katkılarını ve ülkemizde kooperatifçiliğin zayıflama süreçlerini Ticaret Gazetesi’ne değerlendirdi.
6 Mayıs 2015’de “Tarımsal Kooperatifçilik Manifestosu”nu yayınlayan Prof. Dr. Çıkın’ın, Mesleki alanda 19’u kitap, geri kalanı makale olmak üzere 150’den fazla yayını bulunmasının yanısıra bir o kadar da ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılara bildirili olarak katıldı. Daha önce yazdığı, çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan yazılarının bir arada bulunduğu ‘Bir Başkadır Kooperatifçilik’ adlı kitabının kapağında ‘Türkiye tarımsız, tarım kooperatifsiz kalkınamaz’ düşüncesi yazıyor. ‘Neden kooperatifçilik’ diye başlayan kitap, ‘Ekonomide kooperatifçilik’ ve ‘Bir başkadır kooperatifçilik’ diye bölümlerden oluşuyor. Prof. Dr. Çıkın kitabında kooperatifçiliğin felsefesini, değerlerini, teorisini ve uygulama örneklerini ele alıyor. Güçlerini birleştirerek ekonomik bir aktör olmak isteyen üretici ve tüketiciler için yol gösterici bir kitap niteliğini taşıyor.
Kendinizden ve mesleki çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Muğla’nın Yatağan ilçesi Cazkırlar Köyü’nde 1 Ocak 1946’da doğdum. İlk ve ortaokulu Yatağan’da, liseyi Aydın’da tamamladım. Lisans, lisansüstü eğitimlerimi Ege Üniversitesi’nde gerçekleştirdim. 1974 yılında bilim doktoru, 1980’de doçent, 1988 yılında profesör oldum ve 1978–1979 yıllarında Fransa’da mesleğim ile ilgili çalışmalar yaptım. 1984–1985 yılları arasında Cumhuriyet Üniversitesi, 19 Mayıs Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi (TUAM), Tarım Ekonomisi Bölümü ve CBÜ Alaşehir MYO Kooperatifçilik Bölümlerinin kurulmasında aktif görev aldım. Bölüm başkan yardımcılığı, anabilim dalı ve bilim dalı başkanlıklarında bulundum, 1999 yılında sağlık sorunu nedeniyle üniversiteden ayrıldım. 2007 yılında ise Muğla Üniversitesi’nde görev alarak, Milas Sıtkı Koçman Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü, Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı, Muğla Üniversitesi senato ve yönetim kurulu ile ÜAK Güzel Sanatlar Eğitim Komisyonu üyelikleri görevlerinde bulundum ve 2013 yılında Muğla Üniversitesi’nden emekli oldum.
Kooperatifçiliğe yönelişinizi kısaca anlatır mısınız?
“Ben bir köy çocuğuyum. Kırsalda zor olan iki iş var bunlar; tütüncülük ve keçi çobanlığı.İkisinden nasıl kurtulabilirim diye yollar arıyordum. Ailenin beş çocuğundan biri olduğum için, okul masraflarını karşılamak kolay değildi. Ziraat Fakülteleri burs veriyordu, ben de ziraat fakültesini tercih ettim. Okulda sadece sınavları geçecek kadar çalışıyordum, kendimi dünyanın ve ülkenin ekonomik sorunlarını  öğrenmeğe ve çok okumaya vermiştim. 1960’lı yıllarda bir özgürlük dönemi ve gençler arasında güzel tartışmalar vardı, bu tartışmalar bana çok şeyler kazandırdı. Edebiyat ile mesleğim arasında gel gitler yaşadım ve sonrasında ziraat fakültesinin hakkını vermem lazımdı.. ‘Türkiye tarımının sömürülmesini nasıl engellerim’ diye kafa yordum.
“Birlikler kooperatiflerin önüne geçmek için bir saptırmadır”
Kooperatif ile birlik arasında nasıl bir fark vardır?
Ekonomide egemen olan; şirkettir. Şirketler de gruplara ayrılır. Kooperatifler şahıs şirketleridir. Birlik ise insan birleşmesidir. Ticari yasalar açısından birliğin önemi ve hukuki bir değeri yoktur. Uluslararası işletmelerle anlaşmaya girdiğiniz zaman ticari anlaşmaları, ticareti birlik ile  yapamazsınız. O nedenle ülkemizde birlikler kooperatiflerin önüne geçmek için bir saptırmadır. Bilinçli bir saptırmadır. Ekonomi küreselleşiyor. Çiftçiyi o küresel pazarla birleştirebilmek için bir şirket tipinde girmeniz lazım. Küreselleşen dünya ticaretinde  birlikleri hukuken kimse ticari muhattap kabul etmez.
Kooperatiflerin ülkemizdeki rolü nedir?
Dünya kooperatifçilik hareketinin başlaması ile Türk kooperatifçilik hareketinin başlangıç tarihleri arasında 19 yıl var, fakat Türk toplumu kooperatifçiliği yeterince tanımıyor. O nedenle kooperatifçiliği topluma iyi anlatmak gerekiyor. Bunun için örgün ve yaygın eğitim içinde kooperatifçilik eğitim programlarına ağırlık vemek gerekir. Bunun yanında ekonomide kooperatiflerin yerini, önemini vurgulayan, kooperatif işletmeerinin sorunlarını araştıran kurumlar oluşturmak gerekir. Görünüşte Türk kooperatifçiliği etkisiz gibi görünse de özünde dünya Kooperatifçilik uyguamalarına katkı yapmış bir kooperatifçiliğe sahibiz. Geleneksel ekonomi şirketleri üretimi salt kar amacı le planandıklarından ekonomide sürekli bir harcanmayan gelir artığı kalmasına sebep olmaktadır. Bu olgu uzun dönem içinde banka stoklarındda toplanmaktadır. Böylece makroekonomik dengenin temel koşulu gerçekleşmemekte  ve ekonomi sürekli bunalımlara sürüklenerek işsizlikte artmaktadır. Kooperatif işletmeler ise üretimi kara göre değil ihtiyaca göre planladıklarından işletmelerde harcanamayan bir gelir artığı bırakmayacağı ve makro ekonomik dengenin temel koşulunu oluşturacağı ve işsizliğin de azalacağı varsayımı kuramsal olarak ağırlık kazanmaktadır. Eğer küçük üreticiler kendi piyasa aracını bulup o sistemin içine, küreselleşen ekonomik pazarın içine  giremezlerse çekilmek zorundalar, şikayet etmelerine gerek yok. Kendilerine bırakılan pazar payı ile yetinmek istemiyorlarsa  kendi aracını bulacaklar. Hem ekonomiyi eleştiriyorlar, hem de altenatifini bulmuyorlar.
Türkiye’de kooperatifçilik nasıl başladı?
Kooperatifler ile çiftçilere ulaşabilmek kolaylaşır. Cumhuriyetin ilk yıllarında tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri tarım, sanayi ve ticaret kesiminin bütünleşmesine büyük etki etmiştir. Çiftçi dağınık köylerde bulunuyordu, Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) ile ülkenin dört bir yanında bulunan çiftçiye, Tarımsal Yayım Servisi  ile teknik bilgiler ulaşırken, bunların yanı sıra tarımsal girdileri ve onu finanse edecek krediler ulaştırıldı. Böylece tarımda büyük gelişmeler yaşanmaya başladı. Üretilen ürünler Tarım Satış Kooperatifi ile ükenin bir çok yerinden toplandı, işlendi ve pazarlandı.  Tarımsal ithalat azalırken, ihracatımız arttı. Son yıllarda ise ülkemizde izlenen ekonomi politikaları, tarımsal alanda kooperatifçiliği zayıflattı. Gelişmiş ülkelerde kooperaafçilik hareketi de gelişmiştir. Avrupa ülkelerinde kooperatif, ekonominin önemli bir sektörü olarak kabul edilmiş ve tarım politikalarının uygulanmasında önemli rol oynamışlardır. Özünde, tarımsal açıdan kooperatiflerimiz var. Özellikle 1930’lu yıllarda kurulan tarım satış ve tarım kredi kooperatifleri türkiye’deki tarımın hareketlenmesi açısından 1930’lu yıllardan 1960’lı yıllara kadar çok etkili olmuşlardır. O kadar etkili olmuşlardır ki, Türkiye bir tekstil sanayinde, şeker sanayinde, tütün sanayinde çok büyük başarılar elde etmiştir. İzlenen ekonomik politikaların kooperatifçiliğin etkisini azaltmasına karşın ülkemizde halen önemli rol oynamaktadırlar. Çiftçilerin ihtiyaç duyduğu teknik bilgiyi sunan, yem, gübre, tohumluk gibi ürünlerin maliyetini düşüren tarımsal girdi temin eden kooperatifler, tarımsal ürünlerin toparlanması, işlenmesi ve pazarlanması konusunda organize olan kooperatifler ve tarımın finansal sorunlarına çözüm üreten kooperatifler vardır. 
“Kooperatifler gıda güvenliğinin temel aktörleridir”
Türkiye, zamanının tarım alanında kendini en çok geliştiren ülkesi iken nasıl geriledi?
Türkiye’de tarımın en önemli sorunları teknik ve ekonomik sorunların ihmal edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Ülkenin ve ekonominin beklentilerine uygun bir tarım reformu gerçekleştirilmedi. Çiftçilerin tasarruflarını toplayarak, onlar adına bu tasarrufları yönetecek banka olgusu oldukça önemli. Çiftçiler adına merkez bankasından para talep edecek bir kooperatif bankası ülkemizde kurulamamıştır. 1937 yılında Tarım ve Kooperatifler Bankası olan Ziraat Bankası’nın bu statüsü 1980’li yıllarda kaldırıldı. Kooperatif için finansal altyapı hazırlanamamıştır. Küreselleşen ekonomide GATT anlaşmasını hayata geçiren Dünya Ticaret Örgütü’nün temel mantığı, ‘Bir mal nerede ucuzsa oradan alınır, nerede pahalıysa oraya satılır’ şeklindeydi. Böylece ekonomiler ülke ve küresel bazda liberalleşti. Ülke ekonomisini yönetenler, ülke gerçeklerine uygun politikalar üretemediler. IMF’nin yeniden yapılanma poltikalarını benimsemeleri ile Türk tarımı çıkmaza girdi. Bu kopuştan sonra türk tarımı çökmeye başladı.1970’li yıllardan sonra çiftçinin ürettiği ürün ile onu pazara getiren ara bağlar koptu. Gıda sektörünü ekonomiden kopardığınız zaman kolay kolay diriltemezsiniz. Gıdaya bütün canlıların ihtiyacı vardır, ithal ederim demekle olmaz. Gıda sektöründe sekteye uğrayan bir ulus yavaş yavaş diğer varlıklarını da kaybetmeye başlar. Gıda sektörünü, toplumun beslenme stratejisi bir politika için devlet için en önemli unsurlardan biri olması gerekir. Tarımda, gıda maddeleri insanların beslenme güvenliğini kooperatifler vasıtası ile sanayiye kadar tüketiciye kadar aktarır. Kooperatifler, gelişmiş ülkelerde  gıda güvenliğinin temel aktörleridir.
Üreticinin ürettiği mal değerlendiriliyor mu?
Köyülülerin ürünlerini pazarın son noktasına taşıyacak kurumlar kalmadı, özel sektör de buna yeterince tepki veremedi. Bir taraftan tarım çökerken bir taraftan korkunç bir ithalat başladı. Üretimi pazara taşıyacak bağ yok. Zaten ülkenin en eğitimsiz kesimi kırsal kesimdir, kırsal kesim kandırılıyor. Üreticinin ürünü değerlendirilemiyor. İzlenen ekonomi politikası burda çok önemli. İthalat serbest, alışveriş merkezlerinin gücü 1980’li yıllarda yapılan anlaşmalardan geliyor. Bugün AVM’lerde bütün fiyatlar küreselleşen ekonomide oluşuyor, siz oraya arzınızla giremediğiniz sürece kendi lehinize, ülke lehine fiyat oluşturamazsınız.
Türkiye’de kooperatif konusunda bir güvensizlik mi söz konusu?
Özellikle 1970’li yıllarda yasal boşluklardan dolayı her sektörde insanlar kooperatifler tarafından,  kooperatif kuranlar yolu ile kandırılmışlardır. Bunun mücadelesini çok veriyorum. Türkiye’de ülke bazında kooperatifçiliği yönlendirmesi gereken  bakanlık Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,  tarım kesiminde de  Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’dır. Ben,  bu bakanlıklardantan daha fazla çalıştığımı sanıyorum, çünkü bir politika üretilmiyor, ya da üretilen politikalar uygulamaya yeterince yansıtılamıyor.
Batıda kooperatifçilik nasıl gelişti?
Literatürde, üç gelişmiş batı ülkesinin anayasalarında (İtalya, İspanya ve  Portekiz), Devletin kooperatifçiliği  geliştirmesi için etkili tedbirlerle cesaretlendireceği kaydedilmektedir. Buraya 1961 anayasasında benzer öneriler yapan Türkiye’yi de katmak gerekir. Sosyalist ülkeler ile gelişmekte olan pek çok ülkede, Devlet ve kooperatif ilişkisinin çok ileri noktalara taşındığı da bilinen bir gerçektir.Batı ülkeleri ile Türkiye’nin gelişim dinamiği biraz farklı, batı ülkelerinde daha çok ekonomik ve sosyal gelişme kendi koşullarına göre gelişmiştir. Üreterek zengin olmuşlar, üretim içinde üretimin bütün süreçlerini yaşamışlardır. Üretim ve kültür arasında büyük bir bağ vardır. Üretmeyen insan kültürlü değildir. Üreten insanlar ürettikleri için üretim bilgilerine sahiptirler. Üretim bilgilerinin etrafındaki kültüre de sahiptir. Üretim ve kültür eş anlıdır. Bizim gibi ülkelerde üretimden ziyade toplama ekonomisi vardır. Asıl ekonominin mantığı, ancak üretimi artırararak vergiyi artırmak olmalı. Üretimi arttırmadan vergiyi arttırmaya kalkarsan ekonomi tökezlemeye başlar, kapkaç ekonomisi yürümeye başlar.
“12 Eylül’de, köylerdeki lider tipini harcadık”
Ülke olarak neden üretmiyoruz?
Cumhuriyet kurulduğunda bu ülkede okuryazarlık oranı yüzde 7’ydi. Hemen hemen yerli bir sanayi, tüccar yoktu. Osmanlı döneminde türkler sadece çoban, ya da asker olmuşlardır. Türkiye’nin 1950’lerden sonra Türk  tarımının hareketlenmesinin en önemli sebebi ikinci dünya savaşına girmemiş olmasıdır. Avrupayı beslemek Türkiye’ye kalmıştır, bu nedenle o yıllarda Türk tarımı canlanmıştır, çünkü Avrupa üretmez hale gelmiştir. Köylüler girişken değil, mazlumdur. En fazla gideceği yer mahalli pazarlardır. Köylü tek başına üç çuvalla il pazarına gidemez.Ürünleri toplayacak büyük bir kitle olmalı ki, ürünler kitlesel pazara ulaşsın. 12 Eylül’de köylerdeki lider tipini harcadık.
Ülkemizde kooperatifçilik bilinci hangi seviyede?
Ülkemizde bir kadın olmak bir de koopertifçi olmak zor, çünkü kooperatifçilik bilinci hiç kimsede yok. 2014 yılnda Birleşmiş Milletler araştırmasına göre dünyada en fazla kooperatifi olan 10 ülkeden birisi biziz, fakat kooperatifçilik bilinci yok. Herkes kooperatif kuruyor ama bu kooperatfin nasıl olduğunu kimse bilmiyor.Türkiye bir zamanlar trafik kazasında birinciydi, çünkü araba kullanmayı bilmiyordu. Bizler eşekten inip arabaya binik. Bir şeyi kazasız kullanabilmek için onu bilip tanımak gerekir, kooperatifçilik nedir halen tanımıyoruz. Ziraat fakültesindekini bile kaldırdırlar, düşünebiliyor musunuz bugün butun iktisat fakültelerine bakın finans bölümü vardır. Finans bölümü, para pazarıdır. Bu ülkenin parası yok, ‘Biz kimin parasını pazarlıyoruz?’ diye sormak gerekir.Siz kendi ürettiğiniz malı pazarlayacak sistemi, eğitim sisteminden çıkardınız,buna karşılık zengin ülkelerinin elinde birikmiş olan finans fonlarını Türkiye’de pazarlayabilecek bölümler kurmuşsunuz ekonomi fakültelerinde.  Bu mantıklı değil.
“Ekonominin direksiyonu iktidardır”
Gençlerin kırsaldan uzaklaşma nedeni sizce nedir? Gençleri tarım sektöründe tutmanın bir yolu yok mu?
Bir arabayı direksiyona oturan kişi   yönlendirir. Bırakırsanız araba yuvarlanır gider. Ekonominin direksiyonu da iktidardır.İktidar uygulayacağı ekonomik sosyopolitik politikalarla bunu yönlendrir. Yönlendirilmesinde temel amaç toplumun refahı olmalı. Kapitalizm başarılıdır, ama batının kapitalizmi başarılıdır. Çünkü batı üreterek gelmiştir buraya. Türkiye tarihini incelersek, baktığımızda hep vergi vererek devlet ekonomisine calışıyorsunuz. Anadolu böylece hep fakir kalmış. 1960’lı yıllarda Türkiye Güney Kore’den çok daha öndeyken bugün Türkiye  olarak Güney Koreyi yakalamamız  pek kolay değil. Demek ki direksiyonda iyi yönetilemiyoruz. Bir defa kırsal kesimin iticiliği var zaten.Şimdi teknoloji gelişti, ama kırsal kesimde para kazanmak zordur. Toprağı işleyeceksiniz, topraktan elde etiklerinizi satacaksınız ve onunla geçineceksiniz. Bizim dünyaya verebileceğimiz sadece tarım ürünlerimiz değil,  ama dünyaya verebileceğimiz cok fazla şeyler  var. Ekonominin can damarı talep. Talebi insanın harcayabileceği gelir belirler, işçide para olmalı ve harcamalı ki ekonomi işlesin. Bu nedenle işçinin gelirlerini bir ölçüden sonra kısamazsınız. Onun için asgari ücret tartışmaları ile işçi kesimi biraz daha etkilidir. Oysa tarım kesimi, ne yazık ki sömürüye en açık bir kesim durumunda. Çiftçinin aldığı tüm girdiler sürekli  pahalanırken, ürettiği ürünün fiyatları çoğunlukla yerinde sayıyor.  Çiftçi üretiyor ama, onu değerlendirebilecek bir  piyasa ortamına etkili bir şekilde katılamıyor. Başkalarının verdiği fiyat ile yetinmek zorunda kalıyor. Böyle böyle tarım sömürülüyor ve gençler kırsaldan uzaklaşıyor. Bu  çarpık kapitalizm mantığı ile nasıl rekabet edilir diye düşünürsek, emeğinin karşılığını almak için çalışan kooperatifler devreye girmeli . Yayınlanan bir rapora göre şu anda 40 yaşından aşağıda genç yok köylerde. 40 yaşın altında insan olmadığı için yaratıcı insan da kalmayınca, oradaki yaşlılar ne yapabilir, bu yüzden tarımsal üretim sürekli düşüyor.
“Bireysel değil, toplumsal refah önemli”
Ülkemizde yerel kaynaklar nasıl değerlendirilmeli?
Şu anda endüstriyel tarım yapılıyor, eliyle üreten insanın ürünü ise satılamıyor. Ekonomik olarak insanları işsiz ,gelirsiz bırakırsanız toplum bu defa hastalıklar yaşayacaktır. Bir yönetici kadro bunları düşünmelidir. Politikanın temel amacı belli kişileri zengin etmek değil, toplumu refaha ulaştırmaktır. O bakımdan kooperatifler bu konuda denge aracıdır. Kooperatifler, yerel kaynakları belediyeler ile bütünleştirebilir. İzmir bunun örneğini yaşamaktadır, örneğin Tire Süt Kooperatifi, İzmir Belediyesi’nin okul sütü pojesini geliştirmesi ile birlikte canlanma yaşadı. Devlet bu gibi kurumları aşırı vergilerden muaf tutmalı, bazı ürülerin de bu şekilde yayılmasına destek olmalıdır. Yerel kaynaklar ile belediyeler bir araya gelip o yörenin kaynaklarını kooperatifler yolu ile harekete geçirebilir. Yerel kaynakları kullanmalıdırlar.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Elde ettiğimiz ürünleri ulusal ve uluslararası düzeye taşımaya çalışmalıyız. Gençler kulaktan dolma bilgilerle hareket etmesin, ekonomiyi öğrensin ve toplum refahına önem versinler.
İş yaşamınızın dışında edebiyatla ilgilendiğinizi ve şiir kitaplarınızın olduğunu öğrendik. Görüşmemizin başında söylediğiniz Türk tarımının sömürülmesi, Anadolu’nun sorunlarının yansıdığı bir şiirinizi duymak isteriz.

Yoksulluk
Sessiz bir kılıç gibi
Giriyor varoşların kalbine
Açlık kol geziyor
Ücra köşelerinde Anadolu’nun
 *
Herkes seçti iktidarını
Merkez Bankalarından finansmatike
Aktı sermayenin sıcak can suyu
Girdi bir avuç insanın banka hesaplarına
Herkes sana bıraktı ey Anadolu halkı
Dünden yarına
Soygunun yoksulluğunu


1 Ocak 2017 Pazar

KÜRESEL EKONOMİ, GELECEKTE BİZE NELER GETİRİYOR ?


Sosyo-ekonomik ve jeopolitik  sorunları ve  eğilimleri  düşünmek
Uluslararası 3. Kooperatifler Zirvesi 11 Ekim 2016’da Kanada’da başlıyor. Zirve,  katılanları “küresel düzeyde sosyoekonomik ve jeopolitik konularda bilgilendirmeyi ve kooperatiflerin gelecek hakkında tahminlerde bulunmasına fırsat yaratacak bilgileri paylaşmayı hedefliyor.  Zirvenin basın açıklamasında aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır [1]:
Zirve küresel sosyo-ekonomik ve jeopolitik sorunları ve eğilimleri yansıtmak için bir fırsattır. Gündemine  aldığı  bazı yuvarlak masa ve konferanslar şöylece özetlenebilir   :
Küresel ekonomi gelecekte bize neler getiriyor ? 
Fildişi Sahili Hükümeti, Sanat ve KOBİ’leri Teşvik, Ulusal İşletmecilik Bakanı Azoumana  Moutaye’nin;  Birleşmiş Milletler gıda ve tarım örgütü, Kuzey Amerika irtibat bürosu kıdemli ataşesi (ABD) Barbara  Ekwall’in; Columbia Üniversitesi profesörü, yazar ve Nobel ödüllü, ekonomist (ABD)  Joseph  Stiglitz’in;  Kanada Hükümeti, Aile, Çocuklar ve Sosyal Kalkınma Bakanı Jean-Yves Duclos’ın;  ve  FSG, kurucusu ve genel müdürü (ABD)  Mark Kramer’in  katılımı ile.
Eşitsizlikler- küresel ekonomik ve jeopolitik durum
Columbia Üniversitesi profesörü, yazar ve Nobel ödüllü, ekonomist Joseph  Stiglitz’in konferansı (ABD);
Paylaşılan değer- ayni zamanda toplumsal gelişmeye ve ekonomik başarıya katkıda bulunmak
FSG, kurucusu ve genel müdürü Mark Kramer’in konferansı (ABD) .
Yeni bir ekonomik modele doğru
Ekonomist,  fütirist, siyasi danışmanlık, ekonomik eğilimler vakfı başkanı Jeremy Rifkin’nin (ABD)  katılımı ile Agropur[2]un konferanslı  öğle yemeği.
Reel ekonomi üzerindeki hareket etme yeteneği
“Confcooperative” ulusal Kadın komisyonu(İtalya) Anna Manca’nın ; “JA-Zencu”- Tarımsal kooperatifler merkez birliği (Japonya) başkanı  Choe Okuno’nun;  “CréditAgricole” ulusal  federasyonu (Fransa) birinci başkan yardımcısı Jack Bouin’nin ; Yardımlaşma Birlikleri ve Kooperatifler İş Konseyi (Avustralya)   genel müdiresi  Melina Morrison’in ; InVivo (Fransa) başkanı Philippe Mangin’in; CoBank (ABD) genel müdürü Robert  Engel’in katılımlarıyla.
Ekonomide kadınların büyüyen liderliği
Fas Krallığı-  Sanat ve Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi Bakanlığı, Bakan Fatima Marouan’ın; ANGKASA- Kooperatif hareket ulusal federasyonu  (Malezya)  , yönetim kurulu üyesi Fatimah Mohamed Arshad’in; Ulusal Kooperatif İş Birliği/CLUSA International (ABD) genel müdiresi-başkanı  Judy Ziewacz’nin; Kanada Devleti, Fransızca konuşan topluluklar  (Francophonie) ve Uluslararası Kalkınma Bakanı Sayın Marie-ClaudeBibeau’nun katılımlarıyla.
Küresel ekonomik ve politik sistemin yeniden yapılandırılmasından yana
Berkeley- Kaliforniya Üniversitesi kamu politikası profesörü ve  eski Devlet Çalışma sekreteri (ABD) Robert  Reich’in katılımı ile Agropur’unkonferanslı öğle yemeği.
Kooperatiflerimizin küresel ekonomiye ayak uydurabileceği günleri yakalayabilmek dileği ile…
Kooperatifçi  selamlarımla…
Dr. Ayhan ÇIKIN




[2]Agropour : Her gün büyüyen Agropur kooperatifi,  kendi emeğinin meyvesini iyileştirmek için, sahipliğini paylaştığı bu işletmeyi güvenen  3 367 süt üreticisinin  ihtiyacını cevaplamaktadır. Yılda  5,7 milyon litreden fazla sütü, Kuzey Amerika’daki 39 fabrikasında işlemektedir. İş hacmi 5,9 milyar doları aşmıştır. (Bkz : http://www.agropur.com/fr/profil/)

UMUT KOOPERATİFÇİLİKTE…




 Toplumsal değişim, bireysel değişimlerin çok gerisinde ve yavaş oluyor...
Akademik hayatımın tüm süreçlerini kooperatif konusunda çalıştım...
1970’LERDEN SONRA  GELİŞMEKTE OLAN ÜLKE EKONOMİLERİ YENİDEN YAPILANDIRILIRKEN;
1991’DE ALTERNATİF SOSYALİST EKONMİ TEMSİCİSİ SSCB SESSİZCE DEVREDEN ÇIKINCA ;
YILLARCA “NEREDE HATA YAPTIM ?” DİYE SORGULADIM KENDİMİ.
AKADEMİK HAYATTAN KOPTUM.
“BAŞKA BİR YÜREK” İLE YAŞAMAYA BAŞLADIM. 2007’DE HİÇ BEKLEMEDİĞİM HALDE BAŞKA BİR ÜNİVERSİTEDE GÖREV ALDIM
 KOOPERATİFÇİLİKLE İLGİLİ HİÇ BİR RESMİ SIFATIM KALMADI.
AMA!... 2008 EKONOMİK KRİZ KOOPERATİFÇİLİĞİ YENİDEN, AMA DAHA FARKLI BİR ŞEKİLDE DÜNYA GÜNDEMİNE TAŞIDI :

-       1980 : Alex Laidlaw Raporu: 1980-2000 yıllarını kapsayan kooperatif perspektiflerini ortaya koyan bir rapor
-       1983 : AP MİHR Raporunu kabul etti : “Kooperatifçilik AB’nin temel değeridir”
-       1990’lar : Yeni Nesil Kooperatiflerin ortaya çıkışı
-       1995 : KOOPERATİF KİMLİĞİNİN YENİDEN TANIMLANMASI;
-       2002 : ILO’NUN  193 SAYILI KOOPERTİFÇİLİK TAVSİYE KARARINI ALMASI;
-       2004: AB KOOPERATİFLER ANASÖZLEŞMESİNİN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ;
-       2006 : GLOBAL300 KOOPERATİFLERİNİN ARAŞTIRILMAYA BAŞLANMASI;

-       2008 : KÜRESEL EKONOMİK KRİZ ?? ? (Niye oldu bu kriz acaba?)

-       2009 : BMÖ GENEL KURULU 2012 YILININ UKY OLARAK KUTLANMASINI KARALAŞTIRDI

-       2012 : ULUSLAR ARASI KOOPERATİFÇİLİK YILI KUTLAMALARI;
-       2012 : ULUSLAR ARASI 1. KOOPERATİFÇİLİK ZİRVESİ VE BİLDİRİSİNİN BM GENEL KURULUNDA TARTIŞILMASI:  Ana konu:  KOOPERATİFLERİN İNANILMAZ GÜCÜ;
-       2012 :  ONYILLIK KÜRESEL KOOPERATİFÇİLİK GELİŞME PLANININ KABULÜ;
-       2012 : KOOPERATİFÇİLİK İSTATİSTİKLERİ İÇİN “KÜRESEL KOOPERATİFÇİLİK MONİTÖRÜ”NÜN DEVREYE SOKULMASI;
-       2014 : ULUSLAR ARASI 2. KOOPERATİFLER ZİRVESİ; Ana  Konu : KOOPERATİFLERİN YENİLİKÇİ GÜCÜ;
-       2016 : ULUSLAR ARASI 3. KOOPERATİFLER ZİRVESİ; Ana konu : KOOPERATİFLERİN İŞGÖRME KAPASİTESİ.
ACABA ULUSLAR ARASI DÜZEYDEKİ BU DÜZEYLİ İNSANLAR NEDEN KOOPERATİFÇİLİK İÇİN  BU KADAR ÇOK ÇABA GÖSTERİYORLAR DERSİNİZ?...
İŞTE 2008’DEN SONRA YENİDEN KOOPEATİFÇİLİK ÜZERİNDE ÇALIŞMAYA BAŞLADIM…
KOŞULLARIM GEREĞİNCE SAHA ARAŞTIRMALARI YAPAMIYORUM…
KÜRESEL DÜZEYDEKİ ÇALIŞMALARI İZLİYORUM.

UMUDUNUZ VAR MI ?

“Bir Başka Yürekle”
Kooperatifçi selamlarımla
Dr. Ayhan ÇIKIN
Bornova, 10 Ekim 2016

YENİ KURULMUŞ BİR KOOPERATİF İÇİN İŞ PLANI

İş planı, kooperatifi kurarken  yapılmak istenen faaliyetlerin  ayrıntılı bir açıklamasını veren bir belgedir. O, üretilecek veya satılacak olan mal veya hizmetleri , iş organizasyonunu  ve yönetim biçimini, pazar araştırmalarının sonuçlarını, pazarlama planını, insan kaynakları planını, gerekli materyal ve ekipmanı, finansman ihtiyacını  ve finansman planını ayrıntılı olarak açıklar.
İş planı bir çalışma aracıdır. İki amacı vardır :
-          Dış sermaye, bankalardan  veya finans kuruluşlarından borç bulmayı, ya da  devletten sübvansiyon  almayı kolaylaştırmak.  Plan,  işletmeye neden yatırım yapmanın  gereğini ve kooperatifin  kuruluşu ve işletmeye açılışında ekip becerisini  tanıtmak durumundadır;
-          Yeni kooperatifin kuruluşunu ve işletmeye açılış süreçlerinin denetimini kolaylaştırmak.
İş planı , kooperatifin işletmeye açılışında izlenecek  yolu tasarımlar ve  onun  faaliyetlerinin ve sonuçlarının  gözlemlenmesine hizmet edecektir.  İş planı açık ve anlaşılır olmalıdır.
Bir iş planı aşağıdaki bölümleri içerir :
1.       İş planı özeti (azami 2 sayfa)
2.       Kooperatifin kısa tanıtımı (1 sayfa) :
-          Kooperatifin adı ve iş merkezi adresi;
-          Kooperatifin türü, amaçları ve ortak sayısı.
3.       Kooperatifin  hedef pazarının analizi :
-          Piyasaya sunulacak mal ve hizmetlerin , piyasadaki benzer mal ve hizmetlerle kıyaslanabilecek  özelliklerinin kısa tanıtımı;
-          Pazarın özellikleri, rakip işletmelerin  hizmet boyutu, kapsamı, pazar eğilimleri ve pazar segmentleri ,
-          Kooperatifin ticari stratejisinin özellikleri ( doğrudan veya bir aracı vasıtasıyla satış, nakliye giderleri, vb..;
-          Müşteri özellikleri (ortak veya ortak değil, yaş, cinsiyet, oturduğu yer,  meslek grubu, aile geliri, satınalma alışkanlıkları, vb..);
-          Sunulan mal veya hizmetlerin fiyatları.
4.       Sunulan mal ve hizmetlerin tanıtımı :
-          Rakip firmaların sundukları mal ve hizmetlere göre, kooperatif mal ve hizmetinin orijinalitesi, ayırt edici özellikler ( gerekiyorsa fotoğraf veya resimler konmalıdır)
-          Mal ve hizmetleri n pazarlanmasından önce gerekli AR-GE çalışmalarının tanıtımı ( maliyetlerin belirlenmesi ve maliyetlerle bağlantılı zamanın takvimlendirilmesi);
-          Yeni mal ve hizmetlerin gelişiminin tanıtımı;
-          Mal ve hizmetleri pazara sunmadan önce ilgili mercilerden  gerekli izinlerin alınması, (mümkünse) konu ile ilgili yasa ve  yönetmeliklerin listelenmesi.
5.       Pazarlama planı
-          İlk üç yılın satış rakamlarını ve araştırılmış pazar paylarını değerlendirmek ( satış hedeflerini   esas alan Pazar araştırmasını yeniden gözden geçirmek;  ‘ek olarak plana eklenebilir’);
-          Mal ve hizmetlerin faydasını önceden gören ortakların veya muhtemel alıcıların bir listesini hazırlamak;
-          Hedef pazarın segmentlerini belirlemek ( büyüklük,  pazarın konum yeri, diğer özellikler);
-          Pazara  giriş  strateji planını  ve maliyetleri belirlemek (mal ve hizmetlerin tanıtım şekli, promosyon kampanyası, meyde reklamları, üyelere yapılan indirimler, vb..?.

6.       İşletme
-          İş yeri seçiminin avantajları;
-          Önceden mevcut olan, satın alınan veya kiralanan bina ve materyalin özellikleri ve maliyetleri (ayrıntılı açıklamalar yapılmalı ve gerekirse iş planına eklenmeli)
-          Mal ve hizmetlerin üretim yöntemleri ve süreçleri  açıklanmalı;
-          Gerekli işgücünün özelliklerinin belirlenmesi (esleki özelliği, sayısı, işçilik masrafları, vb..)

7.       Hiyerarşik yapı  ve yönetim
-          Kooperatif yapının ve yönetim tarzının özellikleri ( idarecilerin adları, uzmanlık alanları, yetki ve sorumlulukların paylaşımı);
-          Kooperatif ve işletme yönetiminin  akış şeması (organigram)  (yönetim felsefesi, müdürlerin adları ve özellikleri, görevlerinin tanımlanması, hiyerarşik ilişkileri sorumlulukları);
-          Kooperatif hesaplarını yürütecek  profesyonel dış kaynaklı kişilerin/kuruluşların kimliklerinin tanımlanması ( başlangıç sırasında yardımcı olacak uzman bir kuruluş, muhasebe bürosu, pazarlama danışmanı, formatör, vb..)
8.       Faaliyetlerin takvimlendirilmesi
9.       Kapsamlı tahmini finans tabloları ;
-          İlk üç yıllık uygulamalar için bilanço;
-          İlk üç yılın her biri için sonuç bilançosu;
-          İlk uygulama yılı için öngörülen nakit bütçe, izleyen iki yıl için işletme sermayesi tahmini;
-          Başabaş noktası (Kooperatif üretiminin , sabit ve değişken masraflar toplamını  yakaladığı faaliyet düzeyi);
10.   İşletme planı
-          Başlangıç için toplam yatırım;
-          Kısa ve orta dönem yatırım planı;
-          Finansman kaynağı (hisse senetleri, dış yatırımcılar, orta vadeli krediler, vb..);
-          Kaynaktan temin edilen finansman, elde edilme koşulları ( faizler, fazladan aktarılan paylar, vb..), geri ödemenin takvimlendirilmesi, verilen teminat.

Kooperatifçi selamlarımla.
Dr. Ayhan ÇIKIN
http://blog.milliyet.com.tr/yeni-kurulmus-bir-kooperatif-icin-is-plani/Blog/?BlogNo=547843