“Uluslararası
Tarım Üreticiler Federasyonu’nun kuruluş günü olan 14 Mayıs (1946) “Dünya
Çiftçi Günü” olarak kutlanmaktadır. Çiftçi, başta toprak olmak üzere hava, su,
güneş , biyolojik varlıkları kullanarak elde ettiği üretimle geçimini sağlayan
bir kişidir. Türk çiftçisi yıllardır sıkıntılı günler yaşamaktadır. Çünkü,
piyasa mekanizması içinde sattığı ürünlerin ve satın aldığı girdilerin
fiyatlarını kendi lehine oluşturabilecek bir organizasyona sahip değildir. Bu
konuda en kapsamlı girişim 1930’larda yapılmıştır. Ne yazık ki çiftçilerimizin
çoğu bunun farkında değildir… Farkında olanlarda konuyu çarpıtmışlardır.
Çiftçiler gününde 2008 yılında yaptığım bir konuşmanın bir gazetede yer aldığı
gibi aşağıda sunuyorum : (Milas Önder Gazetesi, 12.11.2008)”.
*
“TARIM BİTERSE
EKONOMİ BİTER”
Atatürk’ün
aramızdan ayrılışının 69. yılı münasebetiyle Muğla Üniversitesi Milas
Sıtkı Koçman Meslek Yüksekokulu tarafından düzenlenen “Atatürk
Dönemi Türkiye Ekonomisi” konulu konferansın sunumunu yapan Yüksekokul
Müdürü Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN “istihdamın büyümediği ülkelerde ekonominin
büyümesinin kaygılandırıcı olduğunu” söyledi…
Çok sayıda izleyicinin katıldığı konferansta, Atatürk dönemi
ekonomi politikaları ve kooperatifçilik
konularını ele alan Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN şunları söyledi :
“1838 yılında İngiltere ile imzalanan
Baltalimanı Ticaret Anlaşması sonrasında Avrupa malları Osmanlı
pazarlarını doldurdu; ülkedeki geleneksel üretim, batılı ülkelerin ürünlerinin
rekabetine dayanamadı, silindi. Osmanlı ekonomisinde Türk’ün adı yoktu.
Kurtuluş Savaşı öncesi ülkedeki bankacılık, ticaret ve endüstri işletmelerinin
beşte dördü azınlıkların elinde bulunuyordu; Bab-ı Ali, mali gücünü kaybetmiş,
ülke gelirlerinin denetimi Duyun-u Umumiye’ye bırakılmıştı. Cumhuriyet öncesindeki
sürekli savaşlarda ülkenin en genç, en kaliteli ve en verimli insanları
kaybedildi. Üstelik savaşlarda beşeri varlıkların yanında pek çok fiziksel
varlıklar da tahrip edilerek kullanılamaz duruma geldi. Lozan anlaşması gereği,
1928 yılına kadar Türkiye gümrüklerini düzenleme yetkisinden de yoksundu.
Çoğunluğu yaşlı ve çocuklardan oluşan nüfusun yüzde 93’ü okur-yazar değil,
yüzde 80’i de kırsal kesimde yaşamaktaydı. Üstelik 1929’da başlayan dünyanın en
büyük ekonomik krizi tüm dünya ekonomisini cılız bir yaprak gibi
savurmaktaydı. Bütün bu olumsuz koşullara karşın 1923-1938 yılları arasında
Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleştirilen ekonomik kalkınma için
söylenebilecek söz, “mucize”dir. Atatürk, ekonomik modelini oluştururken
ekonomi ile ilgili olarak yerli ve yabancı 144 eseri okuyup incelemiştir. Ancak
kurduğu ekonomik kalkınma modeli kendine ve Türkiye’ye özgü bir modeldi.
1923-1938 döneminde gerçekleştirilen ekonomik
faaliyetleri 8 ana başlık altında toplamak mümkündür :
1. Ekonomi ile ilgili kongreler, kalkınma planları,
yasal düzenlemeler;
2. Yabancıların elinde bulunan stratejik hizmetlerin ve
madenlerin devletleştirilmesi;
3. Demiryolları ağının genişletilmesi;
4.Tütün, şeker, alkol ve petrol tekelinin devlete geçmesi;
5. Ulusal bankaların kurulması ve güçlendirilmesi;
6.Sanayileşmeye önem verilmesi ve sanayi kentleri
oluşturulması;
7. Üretimin, tasarrufun ve yerli malı kullanımının
teşvik edilmesi;
8. Tarımda halka öncülük etme, tarımsal üretimi
geliştirici önlemler…”
Atatürk döneminde, özellikle 1930’lu yıllarda, tarım-sanayi
ve hizmet sektörlerinin birbirileriyle karşılıklı bir etkileşim dokusu içinde
ele alındığını dile getiren Muğla Üniversitesi Milas Sıtkı Koçman Meslek
Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ayhan Çıkın; “ Dokunun ülkenin her tarafına
aktarılması için “iş içinde eğitim” ilkesini hayata geçirmek için Köy
Enstitüleri kurulmuştur. Tarımın önce bir “artık” yaratabilecek bir
duruma gelmesi, daha sonra bu “artık”ın denetimli olarak sanayide kullanılması,
sanayinin tarımsal üretimi çerçevelemesi düşünülmüştür. Kırsal alanlara
devletin tarımla ilgili özendirme ve desteklerinin iletilmesine ve
sonuçlarının izlenmesine gereksinim duyuluyordu. Üretimin pazara sunum ve istem
olarak yansıması için kooperatifçilik, sistemin ‘olmazsa olmaz’ı olarak
tamamlayıcı bir unsur olarak ele alınmıştı. 1923-1938 döneminde kooperatiflerle
ilgili 7 yasa çıkarılması, Atatürk’ün konuşmalarında kooperatifçiliğe
özel bir yer vermesi, konu ile ilgili 1930’lu yıllarda ‘Kooperatif’, ‘Kadro’, ‘Kooperatifçilik’,
‘Karınca’,vb.. dergilerin çıkarılması; başta üniversiteler olmak üzere bir çok
okullarda ‘Kooperatifçilik’ dersleri okutulması, TDK, TTK yanında ‘Türk
Kooperatifçilik Kurumu’nun kurulması ,vb.. olaylar, 1930’lu yıllarda
kooperatifçiliğin ne ölçüde ciddiye alındığının bir ölçütüdür. Atatürk,
kooperatifçilik konusunda konuşmalar yaparak, düşünceler üreterek,
kooperatiflere ortak olarak, bizzat kooperatif kurarak, kooperatifçilik
konusunda araştırmalar yaptırarak, onların finansmanı ve yönetimi,
oluşturulması konusunda yasalar çıkarılmasını sağlayarak çok hizmetler
vermiştir kooperatifçiliğe. Kooperatiflerin, ekonomik ve sosyal sorunların
çözümüne katkısını çok iyi kavrayan Atatürk, bir devlet başkanı için son
derecede ayrıntı olarak kabul edilebilecek kooperatifçilik konusuna büyük
zaman ayırmış olması , onun nadir bir devlet adamı olduğunun kanıtıdır” dedi.
Sunumunu yaparken daha çok tarım ve kooperatifleşme konuları
üzerinde duran Prof. Dr. Çıkın’ın, "Bir ülkenin tarımını
bitirdiğiniz anda ekonomisi de biter. Dışarıdan alımlar bir yere kadar
yapılabilir. Tarım iyi örgütlenemediğinden gelişemiyor. Türkiye bir
şeyi çok atlıyor. Atatürk’ün önem verdiği kooperatifleşmeye şu anda önem
verilmiyor. Atatürk daha cumhuriyeti kurmadan kooperatifçilikle ilgili
bir kitap yayınlamıştı" sözleri dikkat çekti. Muğla Üniversitesi Milas
Sıtkı Koçman MYO Müdürü Prof. Dr. Ayhan Çıkın, sunumunu tamamladıktan sonra
kendisine yöneltilen soruları yanıtladı...
Milas Önder Gazetesi, 12. 11.2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder