31 Aralık 2016 Cumartesi

DÜNYA KOOPERATİFÇİLİK GÜNÜ



21 Aralık, Dünya Kooperatifçilik günü olarak kutlanır. 21 Aralık ayni zamanda gecenin en uzun, gündüzün de en kısa olduğu gündür. Yani 24 saatin 9 saat 27 dakikası (%39’u) gündüz, 14 saat 33 dakikası da (% 61’i) gecedir. Canlıların yaşamı, günlük nafakalarını temin etmek için büyük bir mücadele ile geçer. İnsan yaşamının da milyar tarihlerle ölçüldüğü dönemde, insanların kendi aralarında sürekli savaşlar olmuş, hala da olmaktadır. Güçlüler güçsüzleri ezmiş, insan emeği ile yaratılan üretim araçları, ekonomideki söylemi ile sermaye, bir grup insanların/ulusların ellerinde toplanmıştır. Neredeyse dünya gelirinin % 70’inden fazlası, dünya nüfusunun beşte birinden azına sahip 8 gelişmiş ülkede toplanmış durumdadır. Ayrıca üretilen gelirin emek sahipleri ile sermaye sahipleri arasındaki dağılımı da çok dengesizdir. Üretilen gelirlerin 1/5–1/2’si arasındaki bir kısmı emek sahiplerine giderken (ülkelere göre çok farklılık gösteriyor), geri kalanı da nüfusun çok azınlığının elinde kalmaktadır[1]. Nitekim bankalarda birikmiş likitleşmiş sermaye miktarının  dünya reel üretiminin çok üstünde olduğu haberlerini basında izlemek mümkündür[2].

*
Tarihin her döneminde karşılaşılan bu bölüşüm sorunu insanları çeşitli çözümler üretmeğe yöneltmiştir. Salt kar ekseni üzerinde üretimini planlayan geleneksel kapitalist işletmelerin sonuçları ekonomiye krizden krize sürüklerken, üretimi “insan ihtiyaçlarına göre planlayan kooperatif girişimler”  21. yüzyılın en gözde girişim biçimi olacağı, pek çok bilim adamınca ileriye sürülmektedir.
İşte bu işletme tipini tarihe armağan eden Rochdale haksever öncüleri, 21 Aralık 1844’de 28 işçinin 4 ay uğraşarak adam başına toplayabildiği 1’er İngiliz lirası ile, toplam 28 sterlin sermaye ile kurulmuş, çağdaş kooperatiflerin başarılı ilk örneğidir.
Dünya kooperatifçilik günlerinde hep şunu düşünmüşümdür: Acaba Rochdale haksever öncüleri, 21 aralık gününü, yani gecenin en uzun, güneşin dünyaya en az aydınlattığı günü bilinçli olarak mı seçtiler?

*
Küresel düzeyde her yıl iki kooperatifler günü kutlanmaktadır: biri Rochdale Haksever Öncüleri Kooperatifinin kurulduğu 21 Aralık 1844’ü baz alan «Dünya Kooperatifçilik Günü» kutlaması; diğeri de Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin kurulduğu 5 Temmuz 1895’i baz alan ve 1995’den beri «Uluslararası Kooperatifler Günü» olarak Temmuz ayının ilk cumartesi günü kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından da resmen kabul edilen gündür. Ayrıca Birleşmiş Milletler, 2012 yılını, kooperatifçiliğin geniş kitlelerce daha iyi tanınması için «Uluslararası Kooperatifler Yılı» olarak ilan etmiştir. Bununla beraber, hemen hemen tüm kooperatifler/kooperatifçiler, hiç bir resmi zorunluluk olmadığı halde 21 Aralık’ı kooperatifler günü olarak anarlar.

173 yıl önce insanlığa ekonomik çıkmazlardan kurtarabilecek bir işletme tipini, kooperatifi,  armağan eden Rochdale öncülerini saygıyla anarak tüm kooperatifçilerin “Dünya Kooperatifçilik Günü”nü kutlarım.

Kooperatifçi selamlarımla.
Dr. Ayhan ÇIKIN





[2] Bu konuda kesin bir belgeye ulaşılamamıştır. Ancak yurtiçi ve yurt dışı yayınlarda 2-10 kat arasında olduğu yönünde çeşitli tahminler ileri sürülmektedir. 

ROCHDALE HAKSEVER ÖNCÜLERİ


Rochdale Haksever Öncüleri kooperatifi,  İngiltere’de, Manchestere’in bir varoşu olan Rochdale’de, 21 Aralık 1844’de kuruldu. George Jacob Holyoake, “Rochdale Haksever Öncüleri Tarihi[1](1893) adlı yapıtıyla, kooperatifçilik yazınına önemli bir eser katmıştır. Pek çok yazar, bu eseri ve Rochdale öncülerini incelemiş ve bugünün kooperatifçilik ilkelerini,  Rochdale ilkelerini baz alarak, yeniden yorumlamışlardır.

1844’de ilk Rochdale mağazasının açılmasında, daha önceki İngiliz işçi hareketinin kooperatif deneyimlerinden yararlanılmış ve onları sınırlayan etmenler incelenmiştir. Gıda maddeleri dışında başka mal alamayacak durumda olan bu  becerikli işçilerin yaşamını , endüstri  devriminin mekanizmaları, fakirlik, bir araya gelememek, vb.. git gide zorluyordu.  Grevlerin yanında temel olarak işçinin özgürleşmesi için de mücadele verilirken, politik yükümlülükte üstlenilmek durumda kalınmıştır.
 Kooperatifin kurulması için yapılan toplantı, başarısız bir grev sonrasında gerçekleştirilmiştir. Tüketim kooperatifinin kurulması ve mağazanın açılmasında geçmişteki hatalardan ve eleştirilerden yararlanılmıştır. Rochdale üyeleri,  kendilerinden önce kurulan benzer amaçlı şirketlerin alım –satım biçimlerini incelemişler, ortakların tercihlerini belirlemişler, geçmiş uygulamalarda, elde edilen fazlaların yatırılan sermaye oranına göre dağıtıldıklarını gözlemlemişlerdir. Ayrıca selefleri ile bir dayanışmanın da uygulamaya konulması konusunu da düşünmüşlerdir.
 Rochdale öncülerinin saptamış olduğu kurallar, tüketim kooperatiflerin büyük çoğunluğunun ve diğer kooperatiflerin yönetiminde geçerliliğini hala sürdürmektedirler. Bunlar şöylece özetlenebilir:

Kooperatifin çalışmasıyla ilgili olan kurallar:
-       piyasa fiyatları ile alım- satım yapma;
-       fazlanın satın almalarla orantılı olarak dağıtılması (risturn).

Kooperatifin yapısıyla ilgili olan kurallar:
-       “bir insan, bir oy” deyimi ile özetlenmiş demokratik yönetim ilkesi;
-        üyelerin kooperatifçilik görevini yerine getirme niteliği;
-       ortak sayısının sınırsızlığı;
-        üyelerin dürüstlük temeli üzerinden seçimi;
-       siyasi ve dini tarafsızlık;
-       kazancın bir kısmının sosyal işler ve geleceğe yatırım için ayrılması.

Bu kurallar, Rochdale öncesi kooperatif kurallarına göre oldukça zorlayıcıdırlar ve eşitsiz ortamdaki bir ekonomik var oluşunun temelini oluştururlar.

Gerçekten Rochdale kooperatifi çok hızlı gelişti. İlk kurulduğunda mağazasında tereyağı, şeker, un, yulaf unu ve birkaç mum ile çok zayıf bir mal stokuna sahipti. Sonraki üç ay içinde çay ve tütünü mağazaya soktular. Onlar miktardan çok mal kalitesine önem veriyorlardı.

Altı yıl sonra üretim kooperatifine doğru yöneldiler. Bir değirmen aldılar, ancak sermayesi çok kısıtlı idi; kaliteli ve çok miktarda buğday satın almaları önemli bir sorundu. 1854’de iki iplik fabrikası kurdular, 1860’da ikinci bir değirmen aldılar.

Bununla beraber komşu kentlerde yeni kooperatifler kurulmaya başladı. Rochdale kooperatifi 10 yaşına geldiğinde İngiltere de kooperatif sayısı 1000’e yaklaşmıştı. Tüketim kooperatiflerinin çoğalması, toptan satın alma konusunda yeni bir bölümün oluşması gereğini doğurdu. Zaten 1853’den beri diğer kooperatifler için bu görevi Rochdale öncüleri yapmaktaydı.
1864’de bu bölüm, ilk wholesale society (toptancı mağaza) adıyla, toptan satış için Kuzey İngiltere Kooperatif Şirketi’ne dönüştü {Bugünkü [Cooperative Wholesale Society (CWS)]’nin kökeni}.
Rochdale öncüleri zamanla, salt tüketim kooperatifi organizasyonuna yönelecektir. İzleyen yıllarda toptancı mağazaların çoğalması, XIX. yüzyılın ikinci yarısında kooperatif gelişmenin önemli olayını teşkil eder.
Rochdale öncüleri 1991’e kadar bağımsız varlığını sürdürebilmiştir. 1991’de Norwest Cooperative Society’ye geçti; 2007’de Manchester merkezli  “The Cooperative Group” adlı melez bir şirket tarafından alınarak Rochdale öncüleri adıyla tekrar işletmeye açıldı.
Rochdale öncüleri, kooperatifçilik tarihinin en önemli mihenk taşıdır. Rochdale öncülerinin belgeleri,  Rochdale Boroughwide Kültürel Kurulu tarafından toplanmakta, korunmakta ve arşivlenmektedir. Rochdale öncülerinin ilk mağazasının açıldığı bina 1867’de satılmış, ancak daha sonra satın alınarak 1931’de müze haline getirilmiştir. Rochdale öncüleri 1976’da başka bir kooperatifle birleşince, müzenin orijinal adı kaldırılmıştır. Ancak 1989’da tekrar orijinal adını geri aldı.[2]

*
Mevcut ekonomik yapının karmaşık yapısı içinde kooperatiflere mutlaka yer vardır. Kooperatifçilerin yolu uzun, zor, ama imkansız değildir.
2012 yılında, kooperatifçilik tarihinin çok önemli kavşaklarından biri yaşandı.  BMÖ  2012 yılını “Kooperatif işletmeler daha güzel dünya kurar” ana temasıyla “Uluslar arası Kooperatifler Yılı” olarak kutlanmasını sağladı. Yine ayni yıl kooperatifçilik tarihinde bir  ilk yaşandı:”1.Uluslararası Kooperatifler Zirvesi” gerçekleştirildi. Zirvenin sonuç bildirgesinde düzenleyici kurulun en etkin üyesi ve dünyadaki kooperatif bankalarının en güçlülerinden bir olan “Mouvement Desjardins”in başkanı Monique Leroux, kooperatif devrimini ilan etti ve kooperatif modelin teşvik eylemlerine yükümlenmeğe herkesin katılmasına çağırdı: “Biz, kooperatifçiliği daha ileriye götürmek için lider gibi hareket etmeliyiz”.[3]



Kooperatifçi selamlarımla
Dr. Ayhan ÇIKIN

30 Aralık 2016 Cuma

EĞİTİM KOOPERATİFÇİLİĞİ AÇISINDAN KOOPERATİFÇİLİK İLKELERİ



...  Kooperatifçilik basit bir şey değildir
İnsanlar güncel hayatta bir çok eylemde işbirliği yapabilirler. İyi niyetli bir araya geliyormuş gibi davranabilirler. Ama bunların hiç biri “kooperatif yapmak” değildir.
Kooperatifçilikten bahsedildiğinde tam olarak ne anlaşılmalı  ?
Hümanist ideolojiden kaynaklanan kooperatifçilik, XX. yüzyılın başından beri, Okul’a nüfuz etmiştir. “Okulda Kooperatifçilik” düşüncesi pedagojik veya psikolojik olarak çok yaygınlaştı.
“Kooperatif bir toplum”, aktif ve demokratik bir eğitimle kurulabilir.
Okul kooperatifi, bir “eğitim süreci”nin nihai  hedefini psiko-sosyal olarak tasarımlar: kooperatif olarak yaşamak veya çalışmak/kooperatifçiliği oluşturmak.
Bu tasarımlamayı tanımlamak için, 1996’da ACI tarafından kabul edilmiş kooperatif ilkelerini, eğitim çerçevesine uyarlamak gerekir.

KOOPERATİFÇİLİK İLKELERİ / EĞİTİME UYARLANARAK…
1. Gönüllü üyelik
Kooperatif çalışma, “bir projeyi, ihtiyaçları veya çıkarları” paylaşan insanların yaptığı ortak bir eylemdir. Her katılımcı kendini, bu topluluğa ait olduğunu hisseder.
Kooperatifçilik zorla empoze edilirse, izlediği amaçlardan saparsa, varlık nedenini de kaybeder.
Öğrenciler için kooperatifçilik, bir grup tarafından hazırlanan, kendi becerilerine uygun bir “eylem/proje”de yer almaktır.
Öğretmenlerin ekip çalışması için, her bireyin kendi “zaman ve enerji”sini kullanması bakımından bir avantaj sağlaması gerekir.
2. Üyeler tarafından gerçekleştirilen demokratik yönetim
Kooperatifçilik şeklinde çalışan ekip “demokratik” olarak çalışır.  “Spontane” olarak örgütlenmiş grup demokratik olmaktan uzaktır.
Kooperatifçiliğin referans normları: karar alma süreçlerinde insana saygı, ifade özgürlüğü, bireylerin eşitliği ve gönüllülüğü üzerinde biçimlenmiş olmak.. “Bir kişi, bir oy” kooperatifçiliğin temel demokratik ilkesi etrafında toplanmış olmak…
3. Tüm üyelerin adil katılımı
Kooperatif çalışmanın gerçekleşmesinde tüm üyelerin katkı koyması esastır.  Kooperatifçiliğin reel olarak var olabilmesi için üyelerarası ilişkilerin (Dayanışma ilişkileri’nin)  olumlu olması gerekir :
-  Dayanışmacı katılımcılığın temel bileşeni “çifte sorumluluk”tur : Bireysel ve kolektif sorumluluk ;
- Bir ekip çalışmasının değerlendirilmesi, “bireysel başarı” ve “grup verimliliği”ne göre yapılır;
- …Ve grup çalışmasının ürünü, ilgilenmeyi/bilgilenmeyi etkiler.
Bu “üç düzeyli” değerlendirme, kooperatif grubun karşılıklı bağımlılığını yaratır.
4. Özerklik ve bağımsızlık
Kooperatifin çalışması üyeleri tarafından düzenlenir. Kooperatif üyelerinin/yöneticilerinin kararlarını dış yetkililer karışamazlar.
Kooperatif,  eğitim sürecini tasarımlarken “araştırıcı ve aktör topluluklarını” teşkil eder. Bu teşkil edilen gruplar, üyelerin özerkliğini ve sorumluluğunu geliştirmeye eşlik ederler.
5. Eğitim, formasyon ve enformasyon
Kooperatif yapma, yardımlaşma, “başkaları ile, başkaları tarafından ve başkaları için”,“çalışmayı ve yaşamayı öğrenme” amacı olarak, bir uygulama içinde yaşanır ve analiz edilir.
Kooperatif ekiplerin oluşumu, eğitimi, ekip çalışmasının düzenlenmesi veya değerlendirme araçlarının oluşturulması (… )konularında gerekli bilgi ve destekler sağlanmalıdır.
6. Diğer gruplarla işbirliği
Gruplararası  işbirliği, ve “ortak -formasyon” (co-formation) kooperatif etiğin merkezidir.
Bir kooperatif grubun başarılarını tanımak için, aktarılabilir, hatta genelleştirilebilir öğeleri ortaya çıkarmak gerekir
Kuşkusuz eğlenceli bir tarzda organize edilmiş “rekabet”, zaman zaman “dışsal bir motivasyon olabilir.
7. Topluma karşı yükümlülük
Kooperatifler , ortaklarınca onaylanan politikalar aracılığıyla toplumların sürdürülebilir kalkınması için çalışırlar.

Kooperatifçi selamlarımla
T. Ayhan ÇIKIN

Bursa, ÇEK’de yapılan konuşmadan: 20 Aralık 2014

5 Ağustos 2016 Cuma

"KOOPERATİFÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR : PROF. DR. AYHAN ÇIKIN”- III


 ADANMIŞ HAYATLAR YAZI DİZİMİZDE BU HAFTA KONUĞUMUZ KOOPERATİFÇİLİĞİN DUAYEN İSMİ PROF. DR. AYHAN ÇIKIN. AYHAN ÇIKIN HOCA İLE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİMİZDE BİR YAŞAM ÖYKÜSÜNDEN ÇOK DAHA FAZLASINI BULACAKSINIZ. 

HASAT TÜRK, SAYI : 44
16-22 TEMMUZ 2016

9- Kooperatifçiliği, yanlış anlaşılmaları üzerinden değerlendirebilir misiniz?

20. yüzyıl büyük fikir çatışmaların yaşandığı bir yüzyıldır.  Özellikle kapitalist ekonominin alternatifi olarak  “Merkezi Planlı Ekonomi”nin SSCB aracılığı ile devreye sokulması, arkasından gelen 2. Dünya Savaşı ile bu yaklaşımın Avrupa’nın doğusunu etkisi altına alması ile iki kutuplu bir dünya oluştu. “Merkezi Planlı Ekonomiler” ekonomi politikalarında kooperatiflere önemli roller verince, özellikle ekonomi ve kooperatifçilik bilgisi yetersiz olan Türk halkına , kooperatifçilik komünizmin bir aracı gibi sunuldu.  Oysa Fransa, Hollanda, Danimarka, İtalya ve hatta Almanya kooperatiflerle ekonomilerinin eksik yönlerini tamamlarken, Türkiye bu konuda büyük bir handikap yaşadı.
Oysa Türkiye, 1930’lu yıllarda, kurduğu  tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri ile kooperatifçilik tarihine orijinal bir kooperatifçilik modeli sunabilmiş bir ülkedir.  Ancak bu kooperatiflerin orijinal yapısını geliştirip ortaklarının yönetebileceği bir kooperatif modeli  oluşturulamadı. Sorun sanki modelmiş gibi 1980’lerde “Kara Delik” yaratıyorlar diye bu kooperatifler de büyük ölçüde yozlaştırıldı.
Özellikle siyasal erk kooperatifleri  kendileri yönlendirebilecek şekilde baktılar. TKK ve TSK’leri uzun yıllar özerkleştirme yerine özelleştirme çerçevesi içinde bakıldı.  Durupdururken kooperatiflerin alternatifi olarak “şirketleşme” kavramları , “Birlik” kavramları devreye sokuldu.  Halkın özgirişimiyle kurulmuş kooperatiflere sıcak bakılmadı. Örneğin 1970’lerde KöyKoop’un satın aldığı bir banka, zamanın maliye bakanının ilgili bankanın mevcut sermayesini artırarak Köy Koop hisselerini  azınlık durumuna düşürmesi, siyasi bir kasıttır. Nitekim o banka “Kooperatifler Bankası” olacağına dönemin başbakanının yeğenine devredildi.  Örneğin  Manisa Salihli’de domates salçası üreten bir kooperatifin ürünleri, Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir mağazaya satıldı.  Ayni günlerde hükümet değişikliği nedeniyle yerine gelen yeni Ticaret Bakanı kooperatifin ürünlerinin karşılığın 2 sene sonra ödedi. Bu arada kooperatif iflas etti. 1970’li yıllarda Urfa’da gerekli tüm prosedürlerini yerine getirmiş bir kooperatif için gerekli ambalaj ekipmanları için çıkan kredi, bir gecede başka bir kooperatife aktarılarak o kooperatif devre dışı bırakıldı. Yine Mardin’de şarap üretmek için İtalya’dan ithal edilen ekipmanlar 2 sene gümrükte bekletilerek kooperatifin faaliyeti bizzat ilgili bakanlık tarafından engellendi.
Örnekler çoğaltılabilir. 





 10- Ülkemizin kooperatifçilik karnesini değerlendirebilir misiniz?



Dünya kooperatifçilik hareketinin başlaması ile Türk kooperatifçilik hareketinin başlangıç tarihleri arasında sadece 19 yıl vardır. Ne yazık ki Türk toplumu kooperatifçiliği yeterince tanımıyor. O nedenle kooperatifçiliği topluma iyi anlatmak gerekiyor. Bunun için örgün ve yaygın eğitim içinde kooperatifçilik eğitim programlarına ağırlık vermek gerekir. Bunun yanında ekonomide kooperatiflerin yerini, önemini vurgulayan, kooperatif işletmelerin sorunlarını araştıran kurumlar oluşturmak gerekir (örneğin 1970’lerde kurulan ve 12 Eylül sürecinde ortadan kaldırılan “Kooperatifçilik Araştırma ve Eğitim Merkezi” yeniden gündeme alınmalı).
Görünüşte Türk kooperatifçiliği etkisiz gibi görünse de özünde  Dünya Kooperatifçilik uygulamalarına katkı yapmış bir kooperatifçiliğe sahibiz. Örneğin 1935’de  hayata geçirilen TKK ve TSK yönetim kurulları yapısı, 4 + 1 ( 4 kişi konu ile ilgili sivil toplum  temsilcisi, 1 kişide Devlet tarafından atanan temsilci) kişiden oluşur. Örneğin İtalya’da 1950’lerde uygulamaya sokulan Toprak Reformu kooperatifleri ile son  yıllarda Venezuela’da ki uygulamalarda da benzer yönetim yapısı gözlemlenmektedir. Ancak İtalya  toprak reformu kooperatiflerinde devlet temsilcilerinin görevi 30 yıl içinde kooperatif ortaklarını kooperatifçiliği ve işletme yönetimini öğreterek, idari yapıdan çekilmeyi hedeflemişlerdir. Nitekim İtalyan devlet temsilcileri 15 yıl içinde bu kooperatiflerden çekilerek, yerlerini gerçek kooperatifçilere bırakmışlardır. Nitekim bugün  İtalya kooperatifçilik indeksine göre dünyada 3. Ülke durumundadır.





11- Meslek yaşamınızdan bir anınızı anlatabilir misiniz?

1970’lerde doktora eğitim programları bugünkü gibi  “okul” özelliğinde değildi. Daha çok “Doktora Babası”nın yönlendirmesi ile eğitim süreci tamamlanıyordu. 1970’li yılların başlarında bölüm başkanlığınca asistanların her yarıyılda bir seminer vermesi duyuruldu. Ben doktora hazırlıklarına başlamış, ilk seminer konumu da Türkiye çiftçisi için daha etkin bir örgütlenme modeli” adıyla önermiştim. 1970’lerde  Türkiye’de önemli siyasal çalkalanmalar yaşanıyordu. 12 Mart muhtırasıyla mevcut iktidar değişmiş, “örgüt” sözcüğü ürkülen bir sözcük haline gelmişti. Hatta bir ara TRT yayınlarında “kooperatif” sözcüğünü kullanmak bile yasaklanmıştı. Seminer bildirisini sunmuş, ancak salonda soğuk bir hava esiyordu. Bölüm başkanımız ve doktora hocam rahmetli Ali Aras, oldukça tedirgindi. Hatta konuyu eleştirmekten çok doğrudan “bu gibi konuların ve bu konuları tartışmaya açanların bu bölümde yeri olmadığını” ifade ederek konferans salonundan ayrıldı. Ben seminerimin bir bölümünü o zamanları iyi bir muhalefet lideri olan rahmetli Bülent Ecevit’in sorumluluğunda çıkan “Özgür İnsan Dergisi”nde yayınladım. Doktora sürecimde rahmetli hocam tarafından oldukça zorlandım.[Bu konudaki ayrıntılar, bir gazetecinin yaptığı nehir röportajda (Bir Başka Yürekle Yaşamak) yer almıştır]. Doktoramdan sonra  askerliğe (kısa dönem) gittim. Döndüğümde odamda MPM’den Adana’da Aralık 1975’de  yapılacak  “Türkiye Tarımında Gelişmeler ve Kaynakları” adlı kongre için bir davet mektubu ile uçak bileti buldum. Şaşırmıştım. Çünkü bu kongreye  başvuru yapmamıştım. Rahmetli hocama gittim, sordum. O ince tebessümüyle gülümseyerek,” bölüm başkanı sıfatıyla başvuruyu kendisinin yaptığını, bu konunun öyle bir toplantıda tartışılması gerektiğini” söyledi . Daha sonra o bildiriyi kitaplaştırmak için Ziraat Fakültesi’nde önemli uğraş verdim. Sanırım Fakülte tarihinde öğretim üyesi sıfatını kazanmadan yayınlanan ilk kitap olacak. Ama bugün o kitabın içeriğine baktığımda, bilim adına ne kadar ıvır zıvırla uğraştığımızı görüyorum.  (Bkz.Resim 11). Ayni Ali Aras hocayla, tarım ekonomisi bölümü eğitim programlarına, daha önce bahsettiğim, kooperatifçilik derslerini koyduk. Ayrıca bir “Tarımsal Kooperatifçilik Eğitim ve Araştırma Enstitüsü” kurma hazırlıkları yaptık, ama gerçekleştiremedik. Bu arada CBÜ Alaşehir Tarımsal Kooperatifçilik programını, onun desteği ile kurdu. Rahmetle anıyorum sevgili Ali Aras hocamı. 

 ,
12-  Eklemek istediğiniz neler vardır?


Ne  mi eklemeliyim ? Biraz çok iddialı olacak ama , her kesimde tartışılması için şunları söylemek istiyorum :
Geleneksel ekonomi şirketleri üretimi salt “kar” amacı ile planladıklarından, ekonomide sürekli bir “harcanamayan gelir artığı” kalmasına sebep olmaktadır. Bu olgu uzun dönem içinde banka stoklarında toplanmaktadır. Böylece makro ekonomik dengenin temel koşulu gerçekleşememekte ve ekonomi sürekli bunalımlara sürüklenerek işsizlikte artmaktadır.
Kooperatif işletmeler ise üretimi “kara göre” değil, “ihtiyaca göre” planladıklarından işletmelerde “harcanamayan bir gelir artığı” bırakmayacağı ve makro-ekonomik dengenin temel koşulunu oluşturacağı ve işsizliğinde azalacağı varsayımı kuramsal olarak ağırlık kazanmaktadır.

Dr. Ayhan ÇIKIN
Urla, 12.07. 2016




"KOOPERATİFÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR : PROF. DR. AYHAN ÇIKIN”- II


ADANMIŞ HAYATLAR YAZI DİZİMİZDE BU HAFTA KONUĞUMUZ KOOPERATİFÇİLİĞİN DUAYEN İSMİ PROF. DR. AYHAN ÇIKIN. AYHAN ÇIKIN HOCA İLE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİMİZDE BİR YAŞAM ÖYKÜSÜNDEN ÇOK DAHA FAZLASINI BULACAKSINIZ. 

HASAT TÜRK, SAYI : 44
16-22 TEMMUZ 2016


6-  Mesleğiniz yönüyle ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kooperatif, XIX. Yüzyılın endüstriyel kapitalizminin meydana getirdiği hasarlardan beşeri grupları korumak için oluşturulmuş sosyo-ekonomik bir araçtır.
.
Küresel boyutta kooperatif hareketin toplum ve ekonomi açısından geçirdiği evreleri üç döneme ayırmak mümkündür :
            1. İlk dönemde (1844–1895) işçi hareketinin içinde işçi (emek) ve tüketim kooperatiflerinin, kırsal kesimde tarımsal ve tarım kredi kooperatiflerinin doğuşlarına tanık olunur.
            2. İkinci dönemde (1895–1973) farklı sektörlerde, depolama, işleme ve pazarlama alanında belirgin bir gelişme yaşanır.
            3. Üçüncü dönem ise 1973 sonrasında yaşanan petrol krizi sonucunda tüm toplumların mevcut durumunu ve yakın geleceğini koşullandıran ve hüküm süren finans kapitalizmi dönemidir. Son onlu yıllarda kooperatifler, bu yeni duruma uyum sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bununla ilgili olarak Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla 2012 yılı "Uluslararası Kooperatifler Yılı" ilan edildi. Bu yıl içinde BM'lere üye tüm ülkelerde "Kooperatif işletmeler daha güzel bir dünya kurar" ana temasıyla kutlandı. Ayni yıl kooperatifçilik tarihi açısından bir ilk gerçekleştirildi: "1.Uluslararası Kooperatifler Zirvesi (UKZ)". Zirvenin ana teması "Kooperatiflerin inanılmaz gücü" olarak belirlendi. Zirvenin sonuç bildirgesi BM Genel Kuruluna sunuldu. 2014'de "Kooperatiflerin Yenileşme Gücü"  ana temasıyla "2. Uluslararası Kooperatifler Zirvesi" gerçekleştirildi. Üçüncü Zirve 2016 Ekim ayında "Kooperatiflerin İş Yapma Gücü” ana temasıyla Kanada'da gerçekleştirilecektir.

Son onlu yıllarda, günümüz ekonomik ve politik kararların alınmasında ve uygulanmasında pek çok ülke hükümetleri yetersiz kalmaktadırlar. Hatta neredeyse bu kararların uluslararası düzeyde oluşturulma süreci yaşanmaktadır. Dünyanın krizlerle bunaldığı bir dönemde başıboş finans kapitalizmine karşı yeni bir model oluşturulma arayışı, pek çok bilim insanını ve ciddi politikacılarını meşgul etmektedir.

 Ne yazık ki böyle bir dönemde, ülkemizde bu konunun ciddiyetinin ne akademik kesimlerde, ne de siyasi kadrolarda fark edildiğini söylemek güçtür. Öncelikle bu konunun ciddi bir bilgi ve siyaset üretme ile ilişkili olduğunu vurgulamak gerekir.

Kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri tarım, hiç bir dönemde son onlu yıllardaki kadar kan kaybetmemiştir. Özellikle 1980'lerden sonra uygulamaya konulan ekonomik politikalarla Türkiye tarımı ve ekonomisi finansal kapitalizminin kollarına şartsız-şurtsuz teslim edilmiştir. Özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde gelişmekte olan ülkelere dayatılan liberalleşme ve yeniden yapılanma mitleri, 2008 mali krizi ile paramparça olmuştur. Türkiye'nin yeterince geliştiremediği sanayisi de, mali kurumları da hızla yabancı sermayenin denetimine geçmiştir. Büyük çoğunluğun çıkarına pazarların düzenlenmesi ve rekabeti iyileştirmenin tek aracı olarak bakılan rekabet politikaları, yetersizliklerini ve ahlak bozucu etkilerini her yıl artırarak sürdürmektedir.

Bu durumda ne yapmalı?

Konu ülkenin akademik ve politik çevrelerinde tüm boyutlarıyla tartışılmalıdır.
Burada ciddiyetle üzerinde durulması gereken husus,  ülke tarımının kooperatiflerle kucaklaşmasını sağlayabilecek önlemleri devreye sokmak olmalıdır. Ülkemizin geleceği için sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirebilecek yükümlülükler, tarımda kooperatifleşmenin gerekliliği küresel bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye, ekonomisinin gördüğü ekolojik değişikliği merkezinde taşıyan sektörlerde (tarım-gıda, enerji ve çevreye bağlı hizmetler) önemli kapasitelere sahiptir.




7- Sektörde yapılan başlıca hatalar nelerdir?

Türkiye’de kooperatifçilik politik ve bürokratik kadrolarca bilinçli olarak saptırılmıştır. Ekonomi ve tarım politikaları içinde kooperatif uygulamalar çok sınırlı kalmış, hatta bilinçli olarak engellenmiştir. Konuyu şu başlıklar altında özetlemek mümkündür :
-          Kooperatifçilik eğitimi ve yayımı çok yetersizdir;
-          Finans kapitalin küresel çapta örgütlendiği bir çağda, tarım ve kooperatifler bankasızdır; “savaşta silahları ellerinden alınmış asker gibidirler”;
-          Kooperatif mevzuatının yetersizliği yanında, kayıtdışı ekonomi nedeniyle kooperatiflerin çalışma koşulları fiilen sabote edilmektedirler;
-          Tarım için tercihli bir kooperatifçilik politikası devreye sokulamamıştır: örneğin “desteklerin kooperatifler aracılığı ile yapılacağını” uygulanabilir hale getirmek bile kooperatiflerin gelişmesine çok önemli katkı sağlayabilecektir;
-          Kooperatifleri yönetebilecek profesyonel  kadroları yetiştirebilecek kurumlar oluşturulamamıştır;
-          Kooperatifçilikte AR-GE’ler yok gibidir;
-          Ayni veya farklı sektörlerde çalışan kooperatiflerarası işbirliği için gerekli ve uygun zemin yaratılamamıştır;  
-          Tarım ve diğer sektörleri birlikte geliştirebilecek politikaların uygulamaya aktarılmasında rol alabilecek siyasi ve bürokratik kadro yetersizdir,


Küreselleşen bir ekonomide, oluşan yeni yapılanmalara tarımı entegre edebilecek en uygun kurumsallaşmanın kooperatifler olduğu gözden kaçırılmamalıdır; Sadece tüketicilerin kalite isteklerini değil, ayni zamanda "tarımsal üretimin değerlendirilmesi" konusunda çiftçilerin ve kooperatiflerin çıkarını gözeten ve potansiyellerini harekete geçirebilen "etkili bir gıda maddeleri üretim politikası" KOOPERATİFLER ARACILIĞI “ ile devreye sokulmalıdır.


8- Yeni başlayan bir kooperatifçi nelere dikkat etmelidir?



Yeni başlayan bir kooperatifçi ? Bu soruyu, “kooperatifin kuruluş ve işletmeye geçene kadarki süreç içinde kooperatif ortağının nelere dikkat etmesi” gerektiği konusuna göre yanıtlayacağım.
Öncelikle şunu unutmamak gerekir : kooperatif emek üzerinden gerçekleştirilen bir sosyo-ekonomik birimdir. Ekonomik birimi de işletmedir. Kooperatif bir grup eylemi olduğuna göre “bir kooperatifçi”den ziyade  kooperatif grubun neler dikkat edeceği üzerinde durmak gerekir.
Kooperatif grubun ilk yapacağı iş,  grubun beklentileri gerçeğinden hareket ederek yapılabilirliği yüksek bir ekonomik projeyi gerçekleştirmek için kooperatif kurmaktır. İlk olarak kurulacak kooperatifin amaçları, yapısı ve organizasyon biçimi tartışılmalı ve düzenlenmelidir.  Kuruluş sürecinde izlenecek en iyi yol, reel olarak kooperatif işletmeyi çalışabilir bir duruma getirecek nihai grup kararına varmadan önce, aşama aşama sistematik olarak kooperatifin alt yapısını hazırlamaktır.

Bu aşamalar, nihai karara varmadan önce belirlenen çeşitli aşamaları teşkil eder. Her aşama, cevaplanması gereken pek çok sorular ortaya koyar. Genel olarak bu aşamalar, kooperatif işletmenin başarısında veya başarısızlığında çok kritik evreleri temsil ederler. Bu aşamaları ayrı ayrı ele alarak, her aşamada kimlerin, neleri ve nasıl yapmaları gerektiği üzerinde ayrıntıları ile durmak gerekir. İyi bir hazırlık sağlam bir temel yaratır, ama ayni zamanda uzun ve karmaşıktır.
Gelecekte katılabilecek üyeleri kooperatife çekebilmek için kooperatifin kavradığı etkinlikleri planlamak ve geliştirmek gerekir. Bir kooperatifin kurulması,  projenin orijinindeki kişileri ve öteki paydaşları dahil eden interaktif bir öğrenme sürecidir:
 Kooperatifi kurmak görevini yükümlenen grubun sekiz aşamada yapacağı işler şunlardır:

a. Ortak bir sorun ve uygun bir çözüm bulmak; umut  verici bir fırsat tespit ettikten sonra ortak bir ekonomik inisiyatif düşüncesi geliştirmek;
b. Potansiyel üyelerin yararına oluşturulacak işletmeyle ilgili fikir birliği oluşturmak;
c. Potansiyel liderleri çıkarabilecek öncü bir grup oluşturmak,  bir  çalışma  planı   hazırlamak ve görevleri dağıtmak;
d. Ortaklarla yapılacak bir ankete dayalı olarak fizibilite etüdü yapmak;
e. Potansiyel üyelerin güveni kazanmak ve kurumsal yapıyı geliştirmek;
f. Ayrıntılı  bir işletme planı ile üyelerin bağlılığını sağlamak;
g. Belli başlı diğer paydaşların taahhüdünü sağlamak;
h. Kooperatif  girişimin işletmeye açılabilmesi için gerekli varlıkları ve personeli sağlamak.


"KOOPERATİFÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR : PROF. DR. AYHAN ÇIKIN”- I


ADANMIŞ HAYATLAR YAZI DİZİMİZDE BU HAFTA KONUĞUMUZ KOOPERATİFÇİLİĞİN DUAYEN İSMİ PROF. DR. AYHAN ÇIKIN. AYHAN ÇIKIN HOCA İLE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİMİZDE BİR YAŞAM ÖYKÜSÜNDEN ÇOK DAHA FAZLASINI BULACAKSINIZ. 

HASAT TÜRK, SAYI : 44
16-22 TEMMUZ 2016



-        1- Hocam, hayat öykünüzden bahsedebilir misiniz?


1 Ocak 1946, Cazkırlar Köyü, Yatağan / Muğla’da doğdum. İlkokulu köyümde, liseyi Muğla ve Aydında, lisans eğitimimi E.Ü. Ziraat  Fakültesinde (1967) tamamladım. Lisans tezim dahil tüm akademik yükselme tezlerimin konusu “Tarımsal Kooperatifçilik” üzerinedir.  1974 bilim doktoru, 1980 üniversite doçenti ve 1988’de profesör oldum. E.Ü.Z.F. Tarım Ekonomisi Bölümü kurucularından,  CBÜ. Alaşehir MYO  Kooperatifçilik Programının kurucusuyum. 1976’dan 1999’a kadar Tarım Ekonomisi Bölümü Kooperatifçilik Bilim Dalı başkanlığını yürüttüm.  1999’da sağlık nedeniyle üniversiteden ayrıldım. 2007’de Muğla Üniversitesinde görev aldım. 2013’de oradan  emekli oldum. Mesleki alanda 18’i kitap, geri kalanı makale olmak üzere 150’den fazla yayınım, bir o kadar da ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılara  bildirili olarak katılmışlığım var.( Daha fazla bilgi için bkz : http://www.biyografya.com/biyografi/3114 )


   2- Neden bu mesleği seçtiniz?

Aslında  ziraat fakültesini çabuk ve yüksek burs verdiği için seçtim. Batı Toroslar’ın küçük bir dağ köyüne yerleşmiş yörüklerden 5 çocuklu  küçük bir çiftçi ailesinin dar imkanlarıyla okudum. 5 yıllık ziraat fakültesi  eğitimini sürdürürken ülkenin sosyo-ekonomik sorunlarıyla kendimi haşır neşir buldum. Özellikle tarım mühendislerinin ülkenin ekonomi politikaları hakkında yetersiz kaldığını gözlemledim. Ayrıca Türkiye’de tarımın nasıl insafsızca sömürüldüğünü fark ettim. Özellikle “yerel kaynakları  bütünleşik bir yapı içinde (tarım+sanayi+ ticaret+hizmetler) uygulamayı hedefleyen 1930’lu yılların ekonomi politikaları”ndan sapılarak kurgulanmakta olan finans kapitalin kucağına nasıl itildiğini yaşayarak tanıklık ettim. Fakülteden mezuniyet alanım teknik bir alan olmasına karşın akademik yaşantımın ekonomi ile ilgili olması gerektiğini düşündüm. Henüz yeni kurulmuş tarım ekonomisi ile ilgili birime başvurdum. Akademik çalışma olarak “Tarımsal Kooperatifçilik” alanını seçtim.


3- Meslek hayatınızdaki dönem noktaları nelerdir?

Lisans eğitimimi teknik (Tarla Bitkileri) alanda yapmama karşın lisans bitirme tezimi “Tarım Ekonomisi” hocasından (Prof. Dr. Ali Aras) aldım. Konusu ise “Manisa Merkez İlçesindeki tarım kredi kooperatifleri” idi. İl kez sahadan  tarım kredi kooperatifleri (TKK) ile ilgili çeşitli bilgileri toplayıp analiz etmiştim.  Doktora tezi olarak İzmir ilinden 82 kooperatif ve onların ortakları ile olan ilişkilerini  araştırdım. Tez çalışmaları sürerken , bölümde “Çiftçilerin Etkin Örgütlenmesi” konulu bir seminer sundum. Hocam tarafından şiddetle eleştirilerek istifaya davet edildim. Fakat bir yıl sonra  ayni konunun MPM’nin düzenlediği  bir etkinliğe[1] bizzat bölüm başkanı tarafından sunmak üzere görevlendirildim. Doktoramla ilgili çalışmalarımı sürdürürken Bergama’nın bir köyünden, TZOB’nin 1973, İzmir’deki   genel kurulundan , kooperatifçilikten  bahsettiğim için kovuldum. Fakültedeki odamı birlikte paylaştığım ABD’li  Prof. S. Russell beni teselli etti : “Üzülme Mr. ÇIKIN, 100 yıl kadar önce biz de benzer sorunları yaşadık. Sizin çiftçiler henüz piyasanın tokadını yememişler.  Önemli olan piyasanın tokadını yedikleri zaman onlara gerekli bilgi ve kurumlaşmayı  sağlayabilecek  kadroları yetiştirmektir.”

1974’de doktoramı tamamladım. Tarım Ekonomisi Bölümü kuruluş hazırlıkları başladı. Bölüm lisans ve lisansüstü eğitim dersleri içine uygun ağırlıkta kooperatifçilik derslerini yerleştirdik. Lisans eğitimi programı içine ‘Genel Kooperatifçilik, Tarımsal Kooperatifçilik, Tarımsal Kooperatif İşletmeciliği’; Lisansüstü eğitim  programı içine ‘Özel Tarımsal Kooperatifçilik, Tarımda Kurumsal Yapı ve Örgütlenme, Tarımsal Kooperatifçilik Yayımı’ derslerini koyduk.

  1980’de doçentliğimi verdim. Doçentlik tezimin ana temasını  “Kooperatifleşmenin Tarım İşletmelerine Ekonomik  Etkisi” olarak  belirledim.  1982’de “2. Türkiye İktisat Kongresi” ve “2. Türkiye Tarım Kongresi” etkinliklerinde düşüncelerimi Kongre’de paylaştım.  İlginçtir, bildirilerim İktisat Kongresi’nin hem  “Tarım” ve hem de “Sanayi” raporlarında yayınlanmasına karşılık Kongre’ye davet edilmedim.

1988’de profesör oldum. Profesörlük tezimin ana teması “Mandıra işleten bir kooperatifi” ve ortaklarıyla ilişkileri incelemek oldu. 1989’da,  bugün Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ)  bünyesinde bulunan  Alaşehir MYO Kooperatifçilik programının  kuruluş hazırlıklarını yaptım.
1990’da Türkiye Milli kooperatifler Birliği tarafından gerçekleştirilen “ I. Türkiye Kooperatifçilik Kurultayı” çalışmalarına katıldım.  Bu arada 3’ü doktora, 8’i uzmanlık, diğerleri lisans bitirme tezi olmak üzere 40 civarında kooperatifçilikle  ilgili tez yönettim. 2002’de  TMKB’nin  “Kooperatifçilik iletişim ödülü”, 2016’da Hasattürk Gazetesinin “Kooperatifçilik üstün hizmet ödülü” tarafıma verildi.
Sağlık sorunu nedeniyle 1995-2005 arasında çalışmalarımı ara vermek zorunda kaldım.





[1]   A. ÇIKIN, “Türkiye tarımı için daha etkin bir örgütlenme modeli”, MPM :Türkiye Tarımında Gelişmeler ve Kaynakları, 23-25 Aralık 1975, Adana


 ,
 4- "İyi bir kooperatifçi"nin tanımı nedir?


İyi bir kooperatifçi lider, önder bir kişiliğe sahip olmalıdır. Öyle bir önder, öyle bir lider ki, yerellikten kopmadan bölgeselliği, bölgesellikten kopmadan ulusallığı, ulusallıktan kopmadan küreselliği kucaklayabilmelidir. İyi bir kooperatifçinin özellikleri şu başlıklar altında toplanabilir :
-          Kooperatifçi bir kişi  yerel ortamda düşüncelerini rahatça söyleyebilmelidir;
-          Kooperatifçi devrimci olmalıdır, devrimciliğini her zaman savunabilmelidir;
-          Kooperatifçi tutumuyla, sazıyla, sözüyle, misafirperverliği ile kültürel faaliyetleriyle  devrimciliğin öğretmenliğini yapmalıdır;
-          Kooperatif önderi, kendisine yönelebilecek tepkileri önceden tahmin edebilmeli  ve bunları  ustalıkla göğüsleyebilmelidir;
-          Kooperatif lideri, köyünü, yöresini  sosyal, kültürel yönden geliştirebilmeli, demokrasi açısından bölgesinde  siyasallaşmaya katkıda bulunabilmelidir;
-          Kooperatife ve kendisine yönelen tepkileri hoşgörüyle karşılayabilmeli ve yatıştırabilmelidir;
-          Köyünü, yöresini  aşan sosyal , kültürel ve ekonomik sorunları çözüm ararken kamu ve özel kesimlerden yararlanabilmeyi becerebilmelidir;
-          Yerel kooperatif lideri, liderlik ve kooperatifçi özelliklerini yerel sınırların ötesine taşıyabilmelidir…

-          Vb..

,
  5- Mesleğinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Özetle, “insanlığın geleceği kooperatiflerle kaim olacaktır” diyorum.  Çünkü : yüzyıllardır süren  en yüksek kara göre planlanmış   işletmecilik sonucunda oluşması beklenen makro ekonomik denge  gerçekleşememiştir. Ekonomide piyasa fiyatları üzerinden gerçekleşen  fonksiyonel bölüşüm sonucunda nüfusun neredeyse 4/5’ininden fazlası olan emeğin payı sürekli küçülmüştür.  Ayrıca klasik ekonominin temel kuralı olan “tüketilmeyen mal üretilmez”  ilkesinin çağdaş ekonomideki karşılığı “harcanamayan geliri yaratan üretim alanları da ekonomik faaliyetten çekilmek zorundadırlar”.  İşte ekonomide harcanamayan sermaye gelirleri (rant+ faiz  + kar) banka stoklarında birikti. Özellikle 1970’lerden sonra “finans kapital” olarak yeni bir mal gibi pazarlanmaya çalışılan bu “para meta”lar,  banka stoklarını o kadar doldurdu ki, miktarını tahmin etmek çok zor. Tahminlere göre  mevcut yıllık küresel üretimi 5-10 kez katladığını ileri sürenler var. Bunun anlamı, kredi mekanizmaları kolaylaştırılarak piyasaya bol miktarda  “metalaşmış para” girecek ve fiyatlar sürekli artarken, emekçilerin bir taraftan gelirleri azalacak, diğer yandan da borçları sürekli artacaktır. Ayrıca ekonominin işleyebilmesi için her insanın en azından kendi gereksinimini karşılayabilecek geliri  sağlayabilecek mal ve hizmet üretmesi gereklidir. İşte bu noktada “kar arayan işletmeler”den çok , “insanların ihtiyaçlarına göre faaliyetlerini organize edecek işletmelere” ihtiyaç duyacaktır ekonomi…. Bu işletmelerin adı da 1844’lerden beri şu veya bu şekilde varlığını sürdüregelen  “kooperatif işletmeler”den başkası değildir.  Nitekim 2008 krizinden bu yana kooperatif kavramı, sosyoloji ve ekonomi literatüründe  en çok  tartışılan kavramlardan biri olmuştur.