TARIMI SÖMÜREN, ÇİFTÇİYİ TOKSULLAŞTIRAN POLİTİKALAR -2
Dr. Ayhan ÇIKIN
AB’ye girmek sorunları çözecek mi ?
Türkiye, AB’ye girme niyetini 1963’te ortaya koydu. 1980’de tam anlamıyla piyasa ekonomisine geçişi benimsedi. Bütçe ve dış ticaret açıklarını, iç ve dış borçlanma ile kapatmaya yöneldi. Ülke, son çeyrek yüz yıl içinde ulusal geliri boyutunda borçlandırıldı. Vergileme sistemi, adeta rant vergi sistemine dönüştürüldü. Tarım, iç ve dış ticaret hadleri aracılığı ile adeta sömürüye açıldı. Çiftçiler, kendi iç dinamiklerini harekete geçirebilecek bir eğitim sisteminden uzak kaldı. Tarım dışı kesimlerde müdahale sistemini kaldıran siyasi erkler, tarımın daha fazla sömürülmesi için, tarımsal girdi fiyatlarını yükselten, tarım ürünleri fiyatlarını düşük tutan politikalara ağırlık verdi. Çiftçi, kendini siyasi ve ekonomik konumlarda ifade edebilecek örgütlenmeden yoksun bırakıldı. Çiftçi ve işçi örgütlenmeleri üzerinde siyasi erkin uyguladıkları kafa karıştırıcı yasal düzenlemeler ve uygulamalar, emekleriyle geçinenlerin bu sömürü sistemini kavramalarını zorlaştırdı.
Kısacası, kırsal kesim, kendi dinamiğini yaratmada yetersiz kaldı. Tarım kesimi, finansal alt yapısız bırakıldı. 1970’lerde Köy Koop hareketiyle yaratılan dinamizm, 1980’lerde kırıldı.
1980’li yıllara doğru yoğunlaşan Stand-by anlaşmaları ile tarıma yapılan destekler, teker teker ortadan kaldırıldı. 2000’li yıllarda çıkarılan tütün ve şeker yasalarıyla, tarımın bu gözde sektörlerinin piyasa alanları yabancılara adeta peşkeş çekildi. Tarımsal KİT’ler özelleştirilerek, tarımın sanayi ve pazar ile ilişkileri kurumsuzlaştırıldı. Bunların yerine yeni kurumsal yapılar oluşturulmadı.
Uluslararası anlaşmalar ve tarım ?
Son çeyrek yüzyıldır, Türkiye’nin siyasi sorumluları, çiftçilere Dünya ölçeğinde rekabet etmelerini söylüyorlar. 1994’de GATT Uruguay Tarım Ticaret anlaşmasını, 1995’de AB Gümrük Birliği ,Dünya Bakası ile Stand-by anlaşmaları imzalanırken tarımın mevcut yapısının Dünya rekabetine açılmaya elverişli olup olmadığı hiç düşünülmedi mi ? Düşünülmediyse, tarımın bu gün düştüğü sıkıntıdan sorumlu olanlar çiftçiler mi, yoksa, Türkiye’yi uluslararası rekabete açan anlaşmalara imza koyan siyasi sorumlular mı ?
AB ile bütünleşmek elbette büyük bir proje. Bu projenin getireceği olduğu gibi götüreceği de var. 1950’lerden sonra tarıma uygulanan politikalar, çiftçiyi piyasa ekonomisine adapte olmaktan çok, 1930’ların projesi çerçevesi içinde oluşturulan kurumsal dokulardan yararlanarak, seçimden seçime biraz yükseltilen girdi ve çıktı destekleri olmuştur.
AB uyguladığı tarım politikaları ile önce kendine yeterli bir tarım yarattı. 1980’lerden sonra da bu politikalarla, tarımda ihracatçı bir konuma geldi. 1960’larda tarım ürünleri bakımından net ithalatçı olan AB, bugün net ihracatçı yapıya ulaştıysa, burada piyasa mekanizması içinde kooperatifleşmenin rolü inkar edilemez.
Türkiye’nin AB müzakerelerinde en sıkıntı çekeceği dosya Tarım Dosyasıdır.
Gelecek kuşaklar rahat edebilecekler mi?
Gelecek çiftçi kuşaklarının refahı, AB ile müzakerede Türk tarafının başarısına ve uygulamalara bağlı olacaktır. Özellikle hayvancılık, tütün, pamuk, şeker ve hububat üreticilerinin oldukça sıkıntılar yaşayacağını söylemek pek te kehanet olmayacaktır. Öncelikle tarımsal alt yapıyı, tarım işletmelerini belirli bir ölçeğe getirerek rekabet gücünü geliştirmek durumundayız. Tarım- sanayi-hizmetler dizisinde yer almasını sağlayacak örgütlenme (özellikle kooperatifçilik) konusunda örgün ve yaygın eğitim verecek önlemleri almalıyız.
Bugünkü rekabet düzeni içinde finansal yapıyla desteklenmeyen sektörlerin yaşama şansı zordur. Onun için Türkiye, tarımı ve onun kooperatiflerini kucaklayacak bir banka sistemiyle
desteklenmesi zorunludur.
Dr. Ayhan ÇIKIN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder