28 Şubat 2015 Cumartesi

ULUSLARARASI KOOPERATİFLER GÜNÜ


                                                                                                          Dr. Ayhan ÇIKIN


Küresel düzeyde kooperatiflerle ilgili iki anama günü kutlanmaktadır : Dünya Kooperatifler Günü (21 Aralık) ve Uluslararası Kooperatifler Günü  ( Temmuz ayının ilk cumartesisi).

Kooperatiflerin rolü

Kooperatifler, bir yöre (ülke) insanının kendi yaşamlarını iyileştirmeye götüren araç olarak işletme ve birlik esprisi içinde toplumun ve ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik ilerlemesine katkıda bulunan kuruluşlar olarak da tanımlanabilir.
Kooperatif hareket, ulusal ve uluslararası ilişkilerde giderek başrol oynayan bir kurum olarak ortaya çıkmaktadır.
Kooperatif hareket ayni zamanda, insanların kendine ait araçları  ile kendi öz sorumlulukları altında, bir dernek ve işletme biçiminde örgütlenme tarzını  benimseyerek kendi amaçlarını gerçekleştirirken, yerel düzeyde yüksek bir demokratikleşmeyi ve özerkleşmeyi öngören,  ve ayrıca uluslararası düzeyde bütünleşmiş bir harekettir. Bunun yanında kooperatif hareket sadece ekonomik değil, ayni zamanda fakirlikle mücadele, prodüktif istihdam yaratma ve toplumsal bütünleşme gibi sosyal ve çevresel konuları da kapsar.
ILO 2002’den beri , insana yakışan çalışma  tarzı için kooperatif girişimlerin yapılanmasını önermektedir.

Uluslararası Kooperatifler Günü (UKG)

1980’li yılların ikinci yarısında Uluslararası  Kooperatifler  Birliği (ICA[1])  ve  Kooperatifleri Tanıtma ve Geliştirme Komitesi (COPAC[2]) üyeleri kooperatif hareketlerin uyumlaştırılması konusunda çalışmalar başlattı.  Bunu takiben Birleşmiş Milletler (BM)  Genel Kurulu,  16 Aralık  1992’de 47/90 nolu kararla  bir « Uluslararası Kooperatifler Günü» oluşturulmasına karar verdi.

Bu kararın açılımı şöyle özetlenebilir : « BM Genel Kurulu, Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin 100. Kuruluş  yılı olan 1995 yılının temmuz ayının ilk cumartesi günü  Uluslararası Kooperatifler Günü(UKG)’nün kutlanmasını, bu süreç içinde  UKG kutlama biçimlerinin  araştırılmasını  kararlaştırdı.

Böylece UKG’nün kutlama tarihi, ICA tarafından 1923’den beri  « Kuruluş Günü » olarak kutladığı,  temmuz ayının ilk cumartesisi olarak belirlendi.  
23 Aralık 1994’de BM Genel Kurulu, kooperatiflerle ilgili, salt hükümetleri ve uluslararası ajansları ilgilendiren , 49/155 sayılı yeni bir karar aldı : « ulusal kalkınma stratejileri hazırlanırken ekonomik, sosyal ve çevresel sorunların çözümüne kooperatiflerinde katkısının hesaba katılmasını » önerdi ;  ve « diğer işletmelere ve ticari faaliyetlere boyun eymeyen zorlukları elimine etmek amacıyla kooperatif faaliyetleri engelleyen hukuki ve idari sınırlamaları n yeniden gözden geçirilmesini » istedi.
BM bu kararında, « […] 1995’den itibaren , hükümetleri, uluslararası uzmanlaşmış  örgütleri ve kurumları ve uluslararası kooperatif organizasyonları, 47/90 sayılı kararında  kabul ettiği uluslararası kooperatifler gününü (UKG),  her yılın temmuz ayının ilk cumartesi gününde kutlamalarına  davet » etmektedir.

Uluslararası Kooperatifler Gününün Amacı

·         Kooperatif eylem üzerinde kamuoyunun duyarlılığını artırmak ;
·         Uluslararası kooperatif hareketin ve Birleşmiş Milletlerin amaçlarının tamamlayıcılığını vurgulamak ;
·         Birleşmiş Milletler tarafından  belirlenmiş büyük sorunların çözümüne kooperatif  hareketin katkısını  belirtmek ;
·         Uluslararası kooperatif hareket ile yerel, ulusal ve uluslararası düzeydeki  yönetimler, hükümetler gibi, diğer aktörler arasındaki  ortaklaşmayı genişletmek ve sağlamlaştırmak.
Uluslararası Kooperatifler Gününün Ana Temaları

1995’den itibaren  küresel toplum, kooperatifler,vb..  ICA Günü’nü Birleşmiş Milletler  UKG olarak  kutlamaktadırlar. Dünyada  UKG kutlamaları   yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde tutarlı olmalıdır.
Bu nedenle ilgili kuruluşlar, kooperatifflerin çözümüne katkıda bulunabileceği ana bir temayı  her yıl UKG’nün konusu olarak seçerler.  Konuyla ilgili olarak, BMÖ Genel Sekreteri , Uluslararası Kooperatifler Birliği(ICA)  ve  Kooperatifleri Tanıtma  ve Geliştirme Komitesi (COPAC) yetkilileri, Günün anlamı ve konusu üzerine demeçler verirler.   Örneğin  UKG’nün son beş yılının ana temaları şöyledir :
·         Konu 2010 :” Kooperatif girişim kadınları özerkleştirir”
·         Konu 2011 : “Gençler, kooperatiflerin geleceği”
·         Konu 2012 : “Kooperatif girişimler daha güzel bir dünya kurmaya yardım ederler”
·         Konu 2013 : “Kooperatif, Kriz zamanında güçlü kalan bir girişim”
·         Konu 2014 : “Kooperatif işletmeler : herkes için sürdürülebilir bir kalkınmayı sağlamak»
Birlleşmiş Milletler Genel Sekteteri  M. Ban Ki-moon,2014 yılı UKG için şu vurgulamayı yapmaktadır :  « Kooperatifler, tarım, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma için  özel olarak önemlidirler. Fakirlik içinde yaşayan onlarca milyon insan dahil olmak üzere, finans hizmetleri sektöründen,  857 milyondan fazla insan yararlanmaktadırl. » (5 juillet 2014)
Sonuç
Toplumun kaygısı, kooperatif hareketin kurucu değerlerinden biridir. Bu nedenle, toplulukların /toplumların yaşam koşullarının sürdürülebilirliğini koruma ihtiyacı, tüm kooperatiflerin hedef aldığı ve onların yapacağı işlerin ayrılamaz bir parçasıdır.   
Dr. Ayhan ÇIKIN
5 Temmuz 2014, Urla



[1] ICA :l'Alliance coopérative internationale
[2] COPAC : Comité pour la promotion et le progrès des coopératives

27 Şubat 2015 Cuma

ORTAK MI ? ÜYE Mİ ? Ya da KOOPERATİF YAPI ÜZERİNE


BAZI TEMEL KAVRAMLAR
Üye ( Adhérent, membre)
Bir dernek veya karşılıklı yardımlaşma kurumlarının (örneğin mutuelles) mensuplarıdırlar.  Çoğunlukla gerçek kişiler ise de , bazı durumlarda tüzel kişilere de üyelik statüsü tanınabilir. Bir üye örgütüne aidat ödemeden de bağlı olabilir. Üyelik gönüllüdür (bkz. Açık kapı ilkesi) . Bir derneğin/birliğin üyeleri, geçmiş yönetimi onaylasın veya onaylamasın, geleceğe yön verecek  genel kurula çağrılır ve orada “bir kişi, bir oy”  ilkesine göre  oyunu kullanır[1].
Ortak  (associé)
Bir şirketin sermaye payı taşıyıcıları, kooperatifler de dahil, ortak (associé) olarak adlandırılırlar. Kendi kooperatifinin en az bir sosyal payını  bulunduran kooperatifçiler, ortaktırlar. Fakat bu sosyal pay, tüketici veya çalışan olsun, kooperatiften yararlanıcı olarak kendi katılımı nedeniyle ve adıyla kayıtlıdır. Kooperatifçin  niteliğini bu ortaklık payı belirler. Bankacılık/sigortacılık kooperatiflerinde  öz kaynaklar paylaşılmıştır ve daha doğrusu orada sermayeden bahsedilmez. Yıllık aidat ödenmesi, üyelik (membre) sıfatının kazanılmasına yeterlidir[2].

 Kooperatifçi (Coopérateur)
Bir kooperatif , her şeyden önce kişiler (insan) kümeleşmesidir. Her kooperatifçi kooperatifine, dernek ve faaliyet (bkz. Çift nitelik kuralı) olarak ikili bir ilişkiyle bağlanmıştır. O yönetime demokratik bir ortamda katılır ve bir sorumluluk yüklenir. Örneğin bir emek(iş) kooperatifinde çalışanlar,  kendi girişiminin sosyal sermayesine ortak olduğunda ancak kooperatifçidirler.  Tüketim kooperatiflerinde müşteriler, bir sosyal  pay aldıkları ve ortaklık niteliği kazandıklarında ancak  kooperatifçi’dirler. Burada hissedarlık ilişkisi (kooperatifçi) ile faaliyet ilişkisi (işçi, kullanıcı, müşteri, vb…)  arasındaki bağlantıyı kuran girişim anasözleşmesi’dir.  Uygulamadaki bağ,  kooperatif hizmetleri salt ortakları ile sınırlı tutan “tekelci anlayış”( exclu­sivisme)  ile işletmenin çıkarları için rekabetçi bir ortama taşıyan  ortak-dışı  işlemlerin uzlaştırılmasıdır. Örneğin Fransa’da tarımsal kooperatifler, iş hacimlerinin % 20’sine kadar ortak-dışı işlemler yapabilirken, perakendeci tüccar kooperatifleri sadece kendi üyeleri/ortakları ile çalışabilirler.  Örneğin yine Fransa kooperatiflerinde  ortak dışı faaliyetlerden elde edilen fazlalar   ortaklara dağıtılmaz, doğrudan kooperatifin  rezervine aktarılır[3].

Çift nitelik (double qualité)
Çift  nitelik ,özellikle  sosyal ekonominin ve bilhassa kooperatiflerin ve imece kuruluşlarının ( mutuelles) temel kavramlarından biridir. Özellikle küresel düzeyde önemli bir potansiyele sahip finans/sigorta kooperatiflerinde garanti fonlarını besleyen “ortak giderlere katılma”( cotisations) paylarının sahipleri ve müşterileri, çoğunlukla ayni kişilerdir; yani hem müşteri , hem de “sigortacı/bankacı” durumundadırlar. Benzer durum işçi üretim kooperatiflerinde de görülür : ücretli bir işçi ayni zamanda kooperatifin ortağıdır da. Tüketim kooperatiflerinde de ortaklar ayni zamanda kooperatif girişimin mal ve hizmetlerini kullanan kişilerdir. Derneklerde böyle bir çift nitelik yoktur; derneklerden (örneğin yardım sevenler dernekleri, STK) yararlananlar üyeler değil, üçüncü kişilerdir[4].

BİR KOOPERATİFFİN  YAPISI
Diğer girişim biçimlerine göre kooperatif kuruluşun orijinalliğini, onun organizasyon şekli belirginleştirir. Kooperatif yapı hem “dernekçi yapı” (sosyolojik birim)  ve hem de “işletme yapısı”nın (ekonomik birim) bir bileşimi olarak sunulur.
Dernekçi yapı, üyenin veya üyelerin seçilmiş temsilcilerine (genel kurul, yönetim kurulu, komiteler, vb…) birey veya grup olarak haklarını gerçekleştirebildiği, üyenin katılabileceği tüm makamları belirler.  Daha basit bir deyimle, dernekçi yapıda , genel kurul ve yönetim kurulu birleşir, bütünleşir.  Kooperatifin çeşidine ve büyüklüğüne göre bu yapı  karmaşık bir görünüm alabilir.
İşletme yapısı, kooperatifin çalışanları ve yöneticileri tarafından paylaşılan tüm makamları belirler. Örneğin, genel müdürlük, idari birimler, sekreterlik, üretim atölyeleri, vb… Bu yapı, yönetici kadroların ve çalışanların ekonomik faaliyetlerinin gerçekleştirdiği bir araçtır[5].
SONUÇ
 “Kooperatifler, Avrupa modeli özelliği olan insani boyutlu ekonomik aktörlerdir[6].”  Ekonomik faaliyetlerinin  özü, üyelerinin kendi  sosyo-ekonomik kimliğini, saldırgan kapitalist işletmelerin verdiği zararlardan korumak ve kendi sosyo-ekonomik kimliğini geliştirmektir. Kooperatif iletmelerden elde edilen “fazla” tüm “ortaküye”lere aittir ve tekrar kooperatif işletmeye yatırım olarak döner;  oysa kapitalist bir işletmede karlar çok az sayıdaki yatırımcıya gider. Yani kooperatifler “dernekçi yapı” özelliği ile” üye”, “işletme yapısı” özelliği ile “ortak” kavramlarını birlikte  sahip “çift nitelik” özelliği olan sosyo-ekonomik kuruluşlardır.
Bu satırların yazarı, kooperatifçilikle ilgili  yayınlarda  ortak ve üye kavramlarını birlikte kullanmıştır. Bu açıklamalardan sonra “ortaküye” sözcğünün kullanılmasını, tartışmaya açmak için,  önermektedir.
Dr. Ayhan ÇIKIN
İzmir, 09.01.2015


ÇİFTÇİNİN SORUNLARI VE….


Çiftçinin/Tarımın  büyük sorunları var.
En önemli sorunları teknik ve ekonomik alt yapı sorunlarının hep ihmal edilmiş olmasından kaynaklanan sorunlardır :
-         Uzun yıllar  Türkiye tarımını uluslararası rekabete taşıyabilecek bir “toprak ve tarım reformu” gerçekleştirilemedi;
-         Piyasaya uyabilecek, aile emeğini tam istihdam edebilecek optimum bir işletme büyüklüğü yaratılamadı. İşletmeler küçük ve çok parçalı.
-         Tarımsal yapının bir sonucu olarak tarımsal ürün maliyetleri dünya ölçeğine göre çok yüksek.
-         Tarımsal girdi fiyatları dünya fiyatlarına koşut gelişirken, tarımsal ürün fiyatları yeterli düzeyde oluşamıyor.
-         Tarım ve  kooperatif kesimleri  için Türkiye’de ekonomik ve hukuki  alt yapıda yetersizlikler var.
-          Her şeyden önce günümüz dünya ekonomisinde “likit sermaye”  çok önemli rol oynamaktadır.
-          Likit sermayenin iki önemli ana kaynağı vardır : tasarruflar ve  Bankacılık sistemi içinde (Merkez Bankası paraları + Bankaların yarattığı paralar)  piyasaya arz edilen nakit paralar. Her iki durumda da “Banka”  önemli rol oynar.
-          Çiftçilerin/kooperatifçilerin  tasarruflarını toplayıp onlar adına bu tasarrufları yönetecek ve yönlendirecek “Banka” olgusu çok önemlidir. Ayrıca çiftçiler /kooperatifler adına Merkez Bankası’ndan sıcak para talep edebilecek bir “Çiftçi ve Kooperatifler Bankası”  ne yazık ki Türkiye’de hala kurulamamıştır. 1937’de “Tarım ve Kooperatifler Bankası” durumuna getirilen T. C. Ziraat Bankası’nın bu statüsü 1980’li yıllarda kaldırılmıştır. Özetle, bugünkü koşullarda tarım ve kooperatif sektörü  için finansal alt yapı hazırlanmamıştır.
-         Küreselleşen bir ekonomide GATT anlaşmasını hayata geçiren Dünya Ticaret Örgütü’nün temel mantığı “bir mal nerede ucuzsa oradan alınır, nerede pahalıysa oraya satılır”  şeklinde özetlenebilir.
-         Tarımsal destekler büyük ölçüde kaldırıldı. Bir taraftan gümrüklerden mal girişlerinin kolaylaşması, diğer yandan tarımın yapısından kaynaklanan tarımsal ürün maliyetlerinin yükselmesi, tarımsal ürünlerin ihracatını kısarken ithalatında da bir patlama yarattı.
-         “Türkiye’deki kooperatiflerin rolü nedir” gibi bir soruya,  biraz geçmişe dönerek şöyle yanıt verilebilir: Cumhuriyetin Kuruluş dönemlerinde “Tarım-sanayi-ticaret” kesiminin  bütünleşmesinde özellikle  tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri önemli  görevler alarak tarımsal üretimin artmasında ve çeşitlenmesinde  büyük rol oynamıştır. Örneğin, kırsal kesime teknik bilgiler “Tarımsal Yayım Servisi” ile ulaşırken, tarımsal girdilerin ve onu finanse edecek kredilerin, o günkü koşullarda bir tarım ve kooperatifler bankası özelliği taşıyan “T.C. Ziraat Bankası”nın eşgüdümünde “Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) aracılığı ile  ülkenin dört bucağındaki binlerce köye ve çiftçiye ulaştırıldı. Böylece  tarımsal üretimde  nitelik ve nicelik arttı. Bu şekilde üretilen başlıca tarım ürünleri, Tarım Satış Kooperatifleri(TSK) aracılığı ile ülkenin çeşitli bölgelerinden toplanıp işlenerek pazarlandı.  1950’lerde pancar üreticileri kooperatifleri ile Türkiye Şeker Şirketi’nin ortaklaşa çalışmasıyla şeker üretimi geliştirilmiş, tarımsal ithalat büyük ölçüde azalmış, buna karşılık tarım ürünleri ihracatı gelişmiştir. 1960’larda bugünkü “Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri”nin atası olan “Köy Kalkınma Kooperatifleri” devreye girdi.  Türk çiftçisi, bu kooperatiflerle “kooperatifçilik teorisi” ile daha yakından tanıştı.
-         Son çeyrek yüzyıldır izlenen ekonomi politikaları, tarım kesiminde kooperatifçiliği oldukça zayıflatmasına karşın tarım kesimindeki kooperatifler, hala önemli bir potansiyeli harekete geçirecek düzeydedir. Yeter ki, uygulanan ekonomi politikaları içinde gerekli rol kendilerine sunulabilmiş olsun.

Dr. Ayhan ÇIKIN

NASIL BİR TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ ?





AÇIKLAMA :

(“Nasıl Bir Tarım Mühendisliği Eğitimi?” konulu çalışmayı, 1998 yılı sonlarında  saygın biliminsanı Prof.Dr. Salim Mutaf’la birlikte yapmayı planlamıştık. Araya benim sağlık sorunum nedeniyle üniversiteden ayrılmamla bu çalışma tamamlanamadı. Bugün (10 Şubat 2015) eski dosyalarımı karıştırırken çalışma hakkındaki notlarımla karşılaştım. İddiası olmayan  bu taslak çalışmayı , yeni bir ekleme yapmadan, belki mesleğe katkısı olur düşüncesiyle, meslektaşlarımla paylaşmayı  uygun gördüm .” Dr. A. ÇIKIN)


GİRİŞ

Tarım eğitimi, ciddiye alınması gereken bir konudur. Dünya da hiçbir ülke yoktur ki, tarımla ilgili özel önlemler almasın. Bugün hala stratejik ürünler sıralamasının başında ne atom bombası, ne de nükleer silahlar yer almaktadır.  Dünyanın bütün ülkelerinde stratejik ürün ekmeğin hammaddesi buğdaydır. Daha sonra süt,et,şeker,vb… gelir. Yani özünde tarım, insanların yaşamını sürdürmesinde “stratejik sektör”dür. O nedenle tarımsal eğitimde son derecede ciddi bir eğitim sürecidir. Çünkü tarım, ülkenin toprağını, iklimini, insanını ve bu insanların deneyim ve sermaye birikimlerini harekete geçirerek , belirli ürünlere dönüştüren bir sektördür.


O nedenle tarım eğitimini, genellikle tüm halkın, çiftçi grubunun  ve tarımsal faaliyetleri organze etmeyi amaçlamış teknisyen gruplarının eğitimi olarak algılamak gerekir. Halkın eğitimi, temel eğitim sistemi içinde düşünülmekte ve kısmen uygulanmaktadır. Çiftçi grubunun eğitimi ise yaygın öğretim içinde ele alınmaktadır. Biz burada tarımsal eğitimi lisans ve lisansüstü  eğitimi çerçevesinde değerlendireceğiz.

TARIM EĞİTİMİ

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de tarım eğitimi denilince  tarımsal yüksek okulları ile  tarım fakültelerinde yapılan eğitim anlaşılır. Tarım, uygulamalı bir bilim dalıdır. Daha çok fizik, kimya, biyoloji, vb.. temel bilimlerin tarıma uygulanış bir biçimi olduğu için, bazı ülkelerde tarım eğitimi fakültelerde değil yüksek okullarda yapılır (Fransa örneği gibi). Ancak Türkiye’de yüksek okul kavramı ile fakülte kavramı bir karmaşıklık göstermektedir. Yüksek okullar, daha ziyade, üretilmiş bilgi ve teknikleri uygulamaya aktaracak eğitimi yaparken, fakülte (üniversite) eğitimi yeni bilgilerin üretildiği, bilgilerin düşünceye ve projeye dönüştürülmesini amaçlayan eğitimi hedefler.

Bugün Türkiye’de lise düzeyinde (giderek azalmakta ise de), yüksek okul düzeyinde, fakülte düzeyinde tarımsal eğitim yapılmaktadır. 1980 sonrasında tarımsal eğitimi amaçlayan çok sayıda fakülte ve yüksek okul (ön lisans seviyesinde) açılması tarımsal eğitimi yaygınlaştırmasına karşın, kaliteyi düşürdüğü varsayımı genel kabul görmektedir. Yüksek okullarda açılan programlar (arıcılılık, bağcılık, seracılık, mantarcılık, fidancılık, hayvancılık, vb..)  önlisans eğitimleri tarımda ara insan gücünü yetiştirmeye amaçlasa bile, hızla sayıları artan ve istihdam olanakları bulamayan lisans eğitimli tarım mühendisleri de dikkate alınırsa, tarımsal yüksek eğitiminde ülke açısından çelişkili bir uygulamanın varlığını göstermektedir. O nedenle Türkiye’de uygulanan yüksek tarım eğitiminin ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi gerekir.

Lisans ve yüksek lisans eğitimine gelince, bu eğitimin amacı, tarımı bilen, tarımsal kaynakları işletme, bölge, ülke ve hatta uluslar arası düzeyinde, pazar koşulları içinde,  harekete geçirebilen bir meslek profili ortaya koymaktır. Ülkemizde 1856’da başlayan örgün  tarım eğitimi, 1933’de, 1946’da, 1960’larda, ve nihayet 1998’de (22.04.1998 tarihli YÖK kararı)
çeşitli biçimlendirmelere uğramıştır. Arayışlar hala sürmektedir.

NASIL BİR TARIM MÜHENDİSLİĞİ FORMASYONU ?

1980 öncesine kadar uygulanan eğitimle ülke tarımının teknik yönden dünya ölçütlerine göre , hiçte geri kalmadığını ifade etmek mümkündür. Türk tarım mühendisleri, ülkenin tarımsal kaynaklarını teknik yönden iyi değerlendirdiğini tüm dünyaya göstermiştir. Ancak ayni başarıyı tarım ekonomisi ve politikalarının oluşturulmasında ve uygulanmasında gösterebildiğini söylemek zordur.  Doğal olarak bunun , tarım mühendisliğinin mesleki (teknik)  boyutunu aşan,  ekonomik ve politik  süreçte tarım mühendislerinin rolüne uygun eğitim programlarıyla donatılamamasında aramak gerekir.

Çünkü, ülke kalkınması için uygulanan pek çok bölgesel ve ulusal projelerde teknisyen olarak görev alan ziraat mühendisleri, konunun ekonomi ve toplumsal sonuçlarını yönlendirici politik çözümler sürecinde yer alamamışlardır. Acaba bunun tarım mühendisliğinin eğitim programlarıyla ya da tarımsal eğitimle ilgisi var mıdır?

Bu sorunun yanıtını vermeden önce, yüksek tarım öğretim programlarını (lisans ve yüksek lisans düzeyinde) incelemek gerekir.

Önce nasıl bir tarım mühendisi formasyonu istenildiğini sorgulamak gerekir:

  1. işletme düzeyinde, tarımsal üretim faktörlerini [doğa(toprak), emek, sermaye (ayni+mali)] ekonomik optimum düzeyde üretimi planlayabilecek ve gerçekleştirebilecek bir tarım mühendisi tipi yaratmak;
  2. (1+)  Buna ek olarak , bölge ve ülke düzeyindeki tarımsal kaynakları (doğal, beşeri, üretilmiş her türlü sermayeyi), çevresel faktörleri de dikkate alarak, toplumsal kalkınma için projeler üretebilen,bu projeleri uygulamaya sokabilen ve yönetebilen bir tarım mühendisi yaratmak;
  3. (2+) Bunlara ek olarak, ulusal ve uluslar arası tarımı (ve tarımı etkileyen öğeleri) tanıyan , uygulanan tarım politikalarını değerlendirebilen, tarımı çevreleyen etkenleri ( tarımsal ticaret, tarımsal sanayi ve tarıma hizmet verebilen kurumlar,vb..)  algılayabilen, sektörler arası bağlantılar kurabilen, mikro ekonomi, makro ekonomi  konularını bilen, ülke içinde uygulanan ekonomi politikaları içinde tarım politikalarının amaçlarını sorgulayabilen, gerektiğinde tarım açısından gerekli örgütlenmeyi sağlayabilen bir tarım mühendisi yaratmak.


Bu amaçları gerçekleştirebilecek bir eğitim programını ülkemiz, 1962-1980 döneminde yakalamış, ancak 1980 sonrasında  dar bir merkezileştirme anlayışı ile bu eğitim programlarını yeniden, olumsuz yönde şekillendirilmiştir. Nitekim 1980-1998 arasında, ziraat fakülteleri lisans eğitimi hem 4 yıla indirilmiş, hem de aşırı derecede bölümleştirilmiştir. Örneğin Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi 10 bölümlü ve her bölüme yılda  80 civarında öğrenci alınıyordu. Böylece sadece E.Ü. Ziraat Fakültesi, öğrenci sayısı bakımından Anadolu’daki pek çok üniversiteden fazla öğrenciye sahipti. Ayni zamanda ziraat fakülteleri sayısı 1980 sonrasında 4-5 kat artarak , 22’ye (Sanırım bu sayı 35’e yaklaştı ?) ulaşmış, ulusal düzeyde  öğrenci sayıları  çok artmıştır. Bunun sonucu olarak, mezun edilen ziraat mühendisleri iş bulamamışlar, pek çoğu  Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde sınıf öğretmenliğine kadar yönelmiştir. Hatta bir çok öğrencim, uzmanlık eğitimini tamamladığı halde, meslekte iş bulamadığından, MEB’nın sınıf öğretmenliğini tercih etmişlerdir ? Şöyle bir soru takılıyor aklıma ? Türkiye’de bir sınıf öğretmeni yetiştirme ve bir tarım mühendisi yetiştirmenin maliyeti nedir ? Ülkenin yöneticileri kamu sektöründe çalışabilecek işgücü planlaması yapmaktan bu kadar aciz midir?

Tarım mühendisliği için gerekli olan bilgileri dört öbekte toplamak mümkündür :

  1. bitkisel üretim,
  2. hayvansal üretim
  3. tarım ekonomisi
  4. gıda teknolojisi.

Gelişmiş pek çok ülkelerin tarımsal yüksek öğretim lisans programları incelendiğinde  yukarıdaki bölümlerden ilk  üçünün hemen hemen her tarımsal yüksek öğretim kurumunda yer aldığı görülmektedir.

Ayrıca ülkeler, kendi özel konumlarına göre , tarımsal yüksek öğretime, yeni bölümler eklemekte veya fakülteler açmaktadırlar. Örneğin Hollanda, Almanya, vb.. bazı ülkelerde Bahçecilik Fakültesi, Gıda Fakültesi,… açılmıştır. 1980 döneminden sonra bizim üniversitelerimizde de gıda fakülteleri açılmıştır.


TÜRKİYE’DE DURUM

Türkiye’de tarımsal eğitimle ilgili geniş boyutlu bir tartışmanın akademisyenlerce tartışıldığını pek anımsayamıyorum. Örneğin Tıp eğitimi 1970’lerden bu yana geniş bir akademisyenler grubunca tartışılarak şekillendirilirken, en az onun kadar önemli olan tarımsal eğitimin tartışılmaya açılmadan  YÖK bünyesi içinde oluşturulmuş bir komisyon kararı ile şekillendirilerek 1999-2000 öğretim yılında uygulamaya sokulması , son derecede ciddiyetsiz bir yaklaşım olmuştur. Tüm dünyada “Tarım Ekonomisi” ni tarımdan ayrılması düşünülmezken, Türkiye’de tarım ekonomisi bölümünü tarım fakültelerinden dışlamak, ya çok bilinçli bir yaklaşım (!), ya da tarımı bilmeyen bazı akademisyenlerin bağışlanamayacak aymazlığıdır.


Gelişmiş tüm ülkelerin tarım fakültelerinde tarım ekonomisi bölümüne yer verilirken, Türkiye tarım fakültelerinden bu bölümün içeriğinin boşaltılmasını anlamak mümkün değildir. Türk tarım eğitiminin bir ayağı koparılmıştır.

Türkiye’de tarım politikalarının üretilmesinde ve uygulamaya aktarılmasında tarım mühendisleri etkin değildir. Tarım ekonomisi bölümleri1980’lerde mezun vermeğe başlamışlardır. Bu meslektaşlarımızın pek çoğu tarımı yöneten birimlerde etkili makamlara ulaşamamışlardır. Teknisyen nitelikli meslektaşlarımız, ülke bazında tarım politikaları üretmekte ve uygulamaya sokmakta, tarım-dışı kadroların etkisinde kalmışlar ve bu boşlukları daha çok siyasi ve ekonomi kökenli meslektaşlarımız doldurmuşlardır. Onlar da tarımı ve kırsal dokuyu yeterince bilemediklerinden, önerilen tarım politikaları daha çok dış mahreçli politikaların etkisiyle, ülke koşullarını uyum sağlayamayan yap-boz politikalarına dönüştürmüşlerdir. Dolayısıyla Türk tarımının sorunları giderek büyümüş, adeta kangrene dönüşmüştür.
*

Bugün Türkiye’de tarım mühendislerinin en önemli görevlerinden biri, üretimde başarı elde etmenin yanında, ülkenin en ücra köşesine kadar dağılmış, beşeri ve tarımsal kaynakları harekete geçirip bir ürüne dönüştürerek metropollerdeki insanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir üretim, işleme, pazarlama ve dağıtım sistemini kurmaktır. Bunun anlamı ülkenin en ücra köşelerinde dağınık halde bulunan tarımsal kaynakları  harekete geçirip onları ulusal ve uluslar arası boyutta nihai kullanıcının önüne, istenildiği yerde, istenildiği anda, istenilen miktarda, istenilen kalitede uygun fiyatla ulaşmasını sağlayabilmektir. Böyle bir tarım mühendisi ancak “tarım ekonomisi ve örgütlenme eğitimi” ile desteklenmiş bir tarım mühendisliği eğitimiyle mümkündür.

NASIL BİR TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ ?-10

TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİNİN İÇERİĞİ (TASLAK)-1

  1. TARIMSAL SORUNLAR


1.       Teknik sorunlar
·         İstihdamdaki payı yüksek,
·         Ulusal gelirdeki payı düşük,
·         toprak ve toprak dağılımı sorunu,
·         işletme yapısı ve büyüklüğü sorunu,
·         ürün çeşitliği ve ihtisaslaşma sorunu,
·         ürünün teknik değerlendirme sorunu,
·         tarım tekniklerini uygulama sorunu


2.       Sosyal-Ekonomik  sorunlar
·         Çiftçilerin eğitim düzeyi düşük,
·         Yeni teknikleri algılama sorunu,
·         Çevreyi tanıma ve algılama sorunu,
·         Aile-işletme iç içeliği sorunu,
·         Pazar sisteminin bozukluğu,
·         Örgütlenme sorunu


3.       Tarımsal eğitimin sorunları
                  Halkın tarım bilgisi yetersiz,
·         Örgün eğitimde tarımla ilgili dersler yetersiz,
·         Çiftçiyi meslek grubu olarak kimliğini ortaya koyucu bilgiler yetersiz,
·         Örgün eğitimde  alternatif örgütlenme bilgilendirmesi (kooperatifle, sendikalar,vb..) yetersiz.

      Teknik tarım liseleri…
        Lisans öncesi tarımsal eğitim (MYO Tarımsal içerikli programlar)…
        
       Tarım lisans programları
        Tarım yüksek lisans programları
NASIL BİR TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ ?-11

TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİNİN İÇERİĞİ (TASLAK)-2

  1. MEVCUT TARIM EĞİTİMİNE YÖNELİK ELEŞTRİLER

-  ELEŞTİRİLER

·         Eğitim sürecindeki uygulamalar büyük ölçüde kaldırıldı/azaltıldı,
·         Eğitim sürecinin uzunluğu,
·         Edilgen bir eğitim sisteminin varlığı (öğretileni öğrenen bir öğrenci tipi, araştırma, bilgi toplama ve analiz etme sürecini yaşamayan bir öğrenim süreci yaşanıyor. Oysa temel amaç öğrenmeyi öğrenebilen, düşünme sürecini yaşayabilen bir kişi yetiştirmek temel amaç olmalı;)
·         Özellikle bir tarım mühendisi olarak, kendini toplumsal ve mesleki statü içinde güvenli hissedebilen (iş güvencesi yok, 1980 sonrası çok sayıda ziraat fakültesi açılması ve çok sayıda öğrenci alınması, yenilerde sayının azaltılması, vb…)
·         Çok sayıda, yeterli öğretim üyesi olmayan fakültelerin ikinci eğitim yapmaları, vb.. tarım mühendislerinin kalitesini düşürdü.
·         Eğitimde Toplam Kalite felsefesi ve sınırları anlayışı yerleştirilmeli.
·          

- TARIMSAL YÜSEK ÖĞRETİM

1.       Tarımsal öğretimde temel hedefler :
a)      öğretimin kalitesini yükseltmek ( ulusal ve uluslararasında yarışabilmek için),
b)      öğretim, birbiriyle entegre, öğrencilere cazip gelen bir lisans ve YL programı yaratmak,
c)      ana dallara özgü bir meslek profili yaratmak.


2.       Eğitim kurumları arasında mobiliteyi hızlandırmak.
·         (ülke içi ve dışında alınan derslerin, fakültelerde tanınmasını sağlamak (kredibilite),
·         iki yıllık temel eğitimden sonra fakülteler arasında geçiş sağlamak,
·         YL için Lisansı  bitirmek koşuldur. Fakültelere bazı ayrıcalıklar tanınmalı. Ancak ders içeriklerinde 2/3 oranında uyum sağlanmalı,
·         Giriş’te bir “taban” puan uygulanmalı. Bugünkü tercih sistemiyle son tercihle ZF’lere geliniyor. Bu sistemle ciddi bir eğitim olan Tarım Mühendisliği eğitiminin geleceği tartışılır hale geliyor.

 NASIL BİR TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ ?-12

TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİNİN İÇERİĞİ (TASLAK)-3


C. 21. YÜZYILDA TARIM MÜHENDİSİNİN PROFİLİ NASIL OLMALI ?


·         Diyalektik düşünmeyi becerebilen (doğanın ve toplumun gelişim diyalektiğini yakalayabilen),
·         Tarımın tarihsel gelişiminin  ve çevresel bilinçle hareket edebilen bir meslek.

Bir tarım mühendisi ;
1.       ülke coğrafyasını ve doğal kaynakları (özellikle toprak, iklim, bitki, hayvansal,..) iyi bilen,
2.       tarımsal problemleri tanımlama ve çözümleme yeteneği olan,
3.       tarım tekniklerini ve becerilerini  bilen ve geliştirebilen,
4.       çiftçi ile iyi ilişki kurabilen,
5.       iyi yazabilen, konuşma ve ikna yeteneği olan,
6.       yeni fikirlere açık ve ileri görüşlü olabilen,
7.       öğrenme arzuları yüksek ve sürekli olan,
8.       yöneticilik ve liderlik özellikleri olan,
9.       ekonomi bilimini tarımla birleştirebilen,
10.   bilgisayar ve yabancı dil bilen,
11.   evrensel kültür anlayışı olan,
12.   meslek etiği olan,
13.   bilgiye nasıl ulaşılacağını bilen,
14.   bilgi üretebilen ve analiz edebilen
15.  


  1. TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİNİN İÇERİĞİ (Taslak)

Tarım mühendisliği eğitimi aktif öğretim şeklinde icra edilmelidir.
En az teorik dersler kadar  uygulamalar da yer verilmelidir.

·         Temel bilim dersleri
·         Meslek dersleri,
·         Destek dersleri

·         Tarımsal üretimi gerçekleştirici,
·         Doğal ve beşeri kaynakları harekete geçirici,
·         Tarımsal üretimi ve tarımsal piyasayı engelleyen teknik, ekonomik ve sosyal sorunları çözücü bir tarım mühendisi yetiştirmek.



NASIL BİR TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ ?-13

TARIM MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİNİN İÇERİĞİ (TASLAK)-4



            Başlıca tarımsal sorunlar?

  1. Tarımsal üretimle ilgili  ;
-          üretim faktörlerini,
-          teknikleri,
-          beşeri ve çevresel ortamı tanımak;
-          tarımsal üretimi gerçekleştirici bilgilerle donatmak.

  1. Türkiye’nin tarımsal yapısını, ekolojisini, genel ekonominin işleyişine uygun bilgileri kullanabilen, üretebilen, tarım mühendisleri yetiştirmek;
  2. Dünyadaki gelişmeleri izleyebilen, uluslararası tarımsal yapılanmayı, örgütlenmeyi yakalayabilen tarım mühendisi tipi yetiştirmek.


3.       Tarımsal öğretimde temel hedefler :
a)      öğretimin kalitesini yükseltmek ( ulusal ve uluslararasında yarışabilmek için),
b)      öğretim, birbiriyle entegre, öğrencilere cazip gelen bir lisans ve YL programı yaratmak,
c)      ana dallara özgü bir meslek profili yaratmak.


4.       Eğitim kurumları arasında mobiliteyi hızlandırmak.
·         (ülke içi ve dışında alınan derslerin, fakültelerde tanınmasını sağlamak (kredibilite),
·         iki yıllık temel eğitimden sonra fakülteler arasında geçiş sağlamak,
·         YL için Lisansı  bitirmek koşuldur. Fakültelere bazı ayrıcalıklar tanınmalı. Ancak ders içeriklerinde 2/3 oranında uyum sağlanmalı,
·         Giriş’te bir “taban” puan uygulanmalı. Bugünkü tercih sistemiyle son tercihle ZF’lere geliniyor. Bu sistemle ciddi bir eğitim olan Tarım Mühendisliği eğitiminin geleceği tartışılır hale geliyor.


- TARIMSAL YÜSEK ÖĞRETİM

5.       tarımsal girdileri bir işletme organizasyonu içinde kullanarak, işletmenin karını/gelirini optimum düzeyde sağlayabilecek bir üretim düzeyini gerçekleştirebilecek bilgilerle donatılmış bir tarım mühendisi yetiştirmek.

Gelişmiş bir çok ülkede tarımsal yüksek öğretim lisans düzeyinde  gözlenen başlıca uzmanlık alanları :
a)      bitkisel üretim eğitimi,
b)      hayvansal üretim eğitimi,
c)      tarım ekonomisi eğitimi
d)      + ( her ülkenin kendi gereksinimine göre yeni bölümler veya başka fakülteler açılabilir).


6.       (1)+ Bölgesel/ülkesel tarımsal kaynakları tanıyan, bunları örgütleyerek harekete geçirebilen, proje üretebilen, projeleri uygulayabilen bir tarım mühendisi profili yaratmak. Türkiye;
a)      1962’ye kadar (tarım teknisyenleri + tarım mühendisleri (4 yıllık)
b)      1962-1980 arası 5 yıllık lisans öğretimi
c)      1980-2000’lere kadar tekrar 4 yıllık bölüm bazlı lisans eğitimi
d)      1999-2000 öğretim yılında yeniden yapılanmaya giden tarımsal  lisans eğitimi (22.04.1998 tarihli YÖK kararı ile)  şu bölümlere/fakültelere ayrıştırıldı:
-        Gıda mühendisliği,
-        Peysaj mimarlığı,
-        Bitkisel üretim,
-        Hayvansal üretim,
-        Tarım teknolojisi


7.       (1)+ (2) + ulusal/uluslararası  düzeyde tarımı tanıyan, tarımsal politika üretebilen, üretilen tarımsal politikaları uygulayabilen, Tarım Ekonomisi bölümü ile desteklenmiş,  tarım mühendisi profili yaratmak.
8.       (1)+ (2)+ (3)  Uzmanlık alanında daha ileri teknikler ve bilgiler üretebilen uzman tarım mühendisi (YL) yetiştirmek .


Dr. Ayhan ÇIKIN