Dr. Ayhan ÇIKIN
(XII. Ulusal Tarım Ekonomisi Kongresi 25-27 Mayıs 2016
tarihlerinde SDÜ-Isparta’da gerçekleştiriliyor. Meslektaşlarıma başarılar diler,
bir anımı ilgilerle paylaşmak isterim. A.Çıkın)
*
EÜZF. Tarım Ekonomisi Bölümü, öğretime fiilen 1976’da açıldı. Ama kuruluş hazırlıkları çok daha
önceki yıllara uzanır. Ben de Bölümün ders programlarının hazırlanmasında aktif
görev üstlendim.
1970’li yılların başlarında Tarım Fakültelerinin bulunduğu
üniversitelerde “Tarım Ekonomisi Bölümü”nün olup olmaması çok tartışılan
konulardan biriydi. Bu konu sık sık
Ziraat Fakülteleri ve Üniversite yöneticilerinin tartışma gündemini
oluşturmuştu. Hatta zaman zaman Tarım ekonomisi
bölümünü iktisat fakültelerine ait olması gerektiğini savunan
yöneticilere bile rastlandı.
Oysa tarımın kendine özgü bir özelliği vardır. Herkes sanır
ki tarımsal üretim sıradan bir üretimdir. Ekonominin normal işleyişi içinde
kendiliğinden oluşur.
Oysa durum hiçte öyle değildir. Klasik ekonomi kuramı.
“sermayenin istihdamı” konusu üzerine oturtulmuştur. Her ne kadar bu kural tarımda da uygulanabilse de, tarım daha
ziyade “insan emeğinin istihdamı”
üzerinde daha başarılı olmuştur. O nedenle bütün dünyada tarım aile ile
iç-içeliğini sürdüren ve koruyan bir sosyo-ekonomik yapı özelliğini taşımıştır.
Özellikle 2008 krizinden sonra bu gerçeklik daha da anlaşılmış, BMÖ 2014 yılını “Aile Tarım Yılı” olarak kutlanmasını gündemine taşımıştır.
Tarım işletmeleri, genellikle, bir sanayi işletmesi gibi
kapitalize olamamışlardır. Olamadığı içinde tarımın kendine özgü bir ekonomik
yapısı oluşmuştur. Bu anlayış doğrultusunda ders programlarını hazırladık.
Tarım eğitimi nasıl olmalı ? Bu eğitimin
içinde tarım ekonomisi olmalı mı? Olacaksa nasıl olmalı ? konuları Bölümümüzde
çok tartışıldı.
Tabii bu süreç içinde akademisyenler tarım ile tarım
ekonomisini, teknik olarak tarım ile ekonomik olarak tarımın içiçeliğini
düşünmek durumunda kaldılar. Öyleyse “Tarım
Ekonomisi Eğitimi” bu içiçeliği kapsayacak şekilde organize olmalıydı.
Tarım ekonomisi bölümünde, hem tarımın teknik boyutunu, hem
de ülkenin sosyo-ekonomi politikaları içinde rol alabilecek şekilde düşünce
üretebilecek, ekonomiyi algılayabilecek
bir eğitim vermek gerekiyordu. O nedenle tarım ekonomisi bölümünde hem
teknik, hem de sosyo-ekonomik boyutu olan bir eğitim verilmeliydi. Bütün bu güçlüklerine rağmen, sanırım güzel
şeyler yaptık gibi geliyor bana. Ege Tarım Ekonomisi Bölümü açılalı 40 yıl
olmuş. Bu program iyi bir şekilde yerine oturdu…
Bu olay ile ilgili bir anımı paylaşmak istiyorum.
— Sanırım 90’lı yılların başları veya ilk yarısı mı ne…
Bizim Refet (Saygılı) Hoca rektör olmuş. Ben sağlık sorunlarıyla uğraşırken
Bölüm öğretim elemanları, rektörü ziyarete gitmişler. Ben
sonradan bu ziyarete dâhil oldum. Baktım bu konu konuşuluyor. Tarım ekonomisi
devam etsin mi, etmesin mi diye. Rektör, Ziraat Fakültesinde tarım ekonomisinin
işi ne, İktisat Fakültesinde bir bölüm haline getirelim, orada devam etsin
diyor. Ben toplantıya sonradan dahil olduğum için birdenbire konuyu
kavrayamamıştım.
“TARIM EKONOMİSİ NE
BİLİYOR MUSUNUZ ?”
Yalnız bir tek cümle söyledim. “Sayın Hocam,” dedim,
“söyledikleriniz doğru. Bu Amerikalı çok aptal, İngiliz çok aptal, Fransız çok
aptal, Alman çok aptal; bunlar tarım ekonomisini kuruyor da, Türkiye’de Tarım Ekonomisine ne gerek var
deniliyor. Yav hocam, tarım ekonomisi ne biliyor musunuz? Hakkâri’de bir dağın
tepesindeki insanla, oradaki doğayı, çalıyı, otu, bitkiyi, işgücünü
birleştirip; bir keçi eti, bir inek sütü, koyun sütü olarak, peynir olarak
pazarlayıp, kendilerine kazanç sağlayabilmesidir insanların. Kısacası Tarım Ekonomisi, o dağdaki insanı
çevresindeki bütün kaynaklarla birlikte bir süte, bir ete, bir ürüne, bir
meyveye dönüştürüp, şehirlinin önüne getirebilmesidir. New Yorklu’nun önüne
getirebilmektir, Londralının önüne, Ankaralının önüne getirebilmektir. Olaya bu
şekilde bakılmadığı sürece, yarın hiçbir şey üretilemez. Kapitalist ekonomi her
şeyi kâra göre ayarlar. Tarım kâr getirmez. Tarım yapan insanların çoğunda
sadece işgücü geliri vardır. O bakımdan tarımın ekonomisi farklıdır. Orada
sermayenin kârlılığından çok, emeğin getirisini araştırırsınız. Emeğini
karşılayabiliyorsa adam üretimini yapar. Bunları bilmek zorundayız.” O nedenle, gelişmiş ülkelerin yüksek tarım
eğitimi içinde tarım ekonomisi bölümleri yer almaktadır.
Tarım ekonomisinin
işleyiş mekanizması ile “klasik ekonomi”nin işleyiş mekanizması arasında
toplumun geleceğini etkileyebilecek ince nüansları fark etmek gerek. Bütün
iktisat teorisi sermayenin kârlılığı üzerine kuruludur. Şöyle düşünelim. Bir
ürünü elde ederken, bir litre süt, bir kilo et elde ederken; bütün ürünlerde,
emeği kullanırsın, toprağı kullanırsın, sermayeyi kullanırsın; bir de bunları
organize eden girişimciyi kullanırsın.
Bütün bunları kullanırken, buradaki faktörler ne? Emek,
sermaye, toprak ve girişimci... Bunların üretimden aldığı paylar vardır
ki, o da maliyeti teşkil eder. İşçiye ücret ödersiniz, borç aldığınız sermaye
için faiz ödersiniz, toprağın sahibine kira ödersiniz, satarken kâr elde
edersiniz; bütün bunlar birleştiğinde, ürünün
maliyeti oluşur; tarım-sal ürünün maliyeti.
Bir kapitalist işletme ile kapitalist olmayan bir işletmenin gelir
dürtüsü farklıdır. Bir tarım işletmesi ile bir sanayi veya ticari işletme
arasındaki fark, özellikle, birisinde sermaye yoğundur, sermaye yönetir;
diğerinde emek yönetir. Tarım işletmelerini daha çok emek yönetir. Sermayenin
rolü yoktur demiyorum ama ikinci plandadır. Tarım işletmesi daha çok emeğinin
gelirine göre üretimini programlar, sanayi işletmesi ise sermaye ile
müteşebbisin yani kârla, rantın ya da faizin gelirine göre kendini yönetir. O
nedenle tarım işletmeleri diğer işletmelere göre daha farklı bir konumdadır.
Bundan dolayı tarım ekonomisi eğitimi, daha çok emeğini artı likit olmayan,
likide fazla dönüşemeyen (tarla gibi, babadan-anadan kalmış ayni sermayeyi
kullanıp bunları gelire dönüştüren) bir işletme şeklidir. O nedenle bu işletmecilik türünün
ekonomisiyle, iktisat ve işletme
fakültelerinde okuduğumuz ekonominin arasındaki fark vardır: Birisi gelirini yükseltmeye,
işgücünü, varsa atıl (kullanılmayan) sermayesinin gelirini yükseltmeye çalışır
ki bu tarım işletmesidir; öbürü de sermayenin gelirini yükseltmeye
çalışır ki bu da kapitalist işletmedir. Tarım işletmelerinin çoğu kapitalist
değildir. Olamamıştır da hiçbir zaman…
(*) Nevzat Çağlar Tüfekçi, Bir Başka Yürekle Yaşamak, Nehir
Söyleşi’den aktarılmıştır.







