Bilimi tanımlamak oldukça karmaşık bir
konudur. «Dictionnaire Robert», 19.yüzyıldan beri söylenen , en geniş
kapsamlısından en dar kapsamlısına, bir düzineden fazla tanım vermektedir.
Bunlardan en fazla itibar gören tanım şudur: «belirlenmiş bir yöntem ve bir nesneyle karakterize
edilen ve doğrulanabilir nesnel ilişkilere dayanan, evrensel bir değere sahip
bilgilerin tümü''.
Başka bir sözlüğe göre ‘bilim,
deneysel yöntemlerce gerçekleştirilmiş ve yasalara/kuramlara uyan fenomenlerden
elde edilen göreli bilgidir’.
Ancak bilimin doğal ve maddi
nedenlerden dolayı olayları incelemede sınırlı kaldığı da bir gerçektir .
Bilimin üç bileşeninden bahsedilir:
- gözlem,
- deneme ve
- yasalar.
Yasalar: Gözlemlenmiş fenomenler bazında ölçülen
miktarlar arasındaki değişmez ilişkileri ortaya koyduğu zaman, onlar arasındaki
bu büyüklükleri bağlayan bir yasanın varlığından söz edilebilir. Örneğin Newton'un evrensel
çekim yasası aşağıdaki
gibi ifade edilir :
“Her bir noktasal kütle diğer noktasal
kütleyi, ikisini birleştiren bir çizgi doğrultusundaki bir kuvvet ile çeker .Bu
kuvvet bu iki kütlenin çarpımıyla doğru orantılı, aralarındaki mesafenin karesi
ile ters orantılıdır: F= G(m1.m2/r2)”.
Bilimin yanıtını aradığı ana soru:
Nasıl?
Dinlerin üzerinde durduğu temel soru:
Niçin?’dir.
Bir bilim adamı inanabilir mi?
Özellikle bilimle din arasında bazı
karşıtlıkların olduğu her zaman gündemde yer almıştır. Bir bilim adamı inanabilir
mi?
Bu sorunun cevabını “evet”
olarak veren pek çok bilim insanı vardır. Böyle bir davranış , a
priori, din
çürütülemez alanda kaldığı sürece , rahatsız edici bir durum değildir; çünkü
dinsel inanışlar bilim alanı dışında kalan olaylardır. Bilim ile din arasında
çelişkili duyguların yaşanmasına özel bir ilgi ve dikkatle
yaklaşılmalıdır. Bilim tarihi içinde pek çok büyük bilim insanın din kurumları
ile içli/dışlı olduğu gözlemlenmiştir. Bu konuda Galileo’nin durumu tipik bir
örnektir. Papanın yakın dostu olan Galileo’nin bazı dinsel dogmalara karşı
çıkan, onları geçersiz kılan bilimsel çalışmaları, tarihi süreçte Din-Bilim
ilişkisinin önemli bir dönüm noktasını teşkil eder. Bu konuda Darwin’in, vb…pek
çok bilim adamlarının hayatları da tipik örnekler oluşturur.
Bugün bir çok ülkede (başta ABD’de)
Kilise , Darwinizm’e alternatif olarak ,
Kutsal Kitap’larda anlatılan, -örneğin evrenin 7 günde yaratıldığı öyküsünden
hareketle-Yaratıcılık teorisini araştırmaya ve
öğretmeye çalışan bir bilim (!) meydana getirmeğe soyunmuştur
Günümüzde Din, daha çok moral ve etik
değerleri koruyarak, Bilim sınırının gerisinde kalır. Bununla birlikte bu
sınırlar, bilim lehine, git gide hızla genişlemektedir.
Bilim, gözlemin olduğu her yerde, bu
gözlemlerden itibaren bir yasanın/kuramın geliştirilmesi ve denemesinin
yapıldığı her yerde bulunur.
Resmi bir bilim var mıdır ?
Bunun tarih içindeki en olumsuz ve
tipik örnekleri : Naziler ve Yahudiler ve Burjuva bilimi- Sovyetik bilim
(Lisenko olayı) örnekleridir.
Bilimi güvenilir kılan, uyguladığı
yöntemdir. O nedenle bilim her zaman “yanlışlanabilir” olduğunu kabul eder.
Dr. Ayhan ÇIKIN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder