1996 yılının ilk gününde yürürlüğe giren Gümrük
Birliği anlaşması toplumun çeşitli kesimleri
tarafından değişik açılardan değerlendirildi.
Anlaşmanın faydalı olacağını savunan kişiler özellikle
tüketici hakları açısından önemli gelişmelerin
sağlanacağını ve ekonomik olarak önemli bir
potansiyelin devreye sokulacağını ileri sürüyorlar.
Anlaşmaya karşı çıkan kişiler ise bunun Türkiye'yi
çeşitli açılardan köşeye sıkıştıracağını, gerekli
avantajların kopartılamadığını ve daha da ileri
giderek Gümrük Birliği'nin Türkiye'yi Avrupa'nın bir
pazarı haline getireceğini ve bir çok korumadan yoksun
kalacak olan Türk sanayinin ağır bir darbe yiyeceği
fikrini savunuyorlar.
Tüm
bu tartışmalar halen sürerken önemli bir alan
unutulmakta :"Tarım". Gümrük Birliği anlaşması dışında
tutulan tarım sektörünün bu anlaşmadan doğacak
değişimlerden nasıl etkilenecek ? Bu ve benzeri bir
çok soruyu konunun uzmanına, Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üyesi Prof.
Dr. Ayhan ÇIKIN'a sorduk.
ZENGIN
: Gümrük Birliği'nden Türkiye tarımı uzun ve
kısa dönemde nasıl etkilenecek ?
Prof.Dr.
ÇIKIN : Kısa dönemde olumsuz, uzun dönemde
olumlu etkilenebileceğine düşünüyorum. Avrupa
Birliği'nin tarımsal yapısı büyük, finansmanı fazla,
örgütlenmesi daha iyi. Ortak Tarım Politikası (OTP)
ile kendi kendini üçüncü ülkelere karşı koruyacak
sisteme sahip. Türk ürünlerinin Avrupa Birliği (AB)
pazarlarına doğrudan girmesi kolay değil. Ancak AB
ülkelerinde yetişmeyen ürünler açısından ya da
kendine yetmediği tarım ürünlerinde şansımız olabilir.
Meyve ve sebzeler, pamuk, tütün, zeytinyağı, fındık,
kuru üzüm, incir ,vb.. klasik ihraç ürünlerimizde
etkili olabiliriz, diye düşünüyorum. Buna karşılık
hayvancılık ve hububatta güç durumlara düşebiliriz.
Şekerde ise sağlıklı politikalarla kendimizi
koruyabileceğimizi sanıyorum. Özellikle insanların
beslenmesi açısından stratejik ürünler olan; hububat,
süt ve ette Gümrük Birliği'nden büyük ölçüde olumsuz
etkileneceğiz. Fakat iyi politikalar üretebilir ve
uygulayabilirsek kendimize fırsatta yaratabiliriz.
ZENGIN
: Gümrük Birliği kapsamına girecek mallar,
tarım ürünleri dışındaki mallar olarak
sınırlandırılmış ve tarım ürünleri ticaretine özel
hükümler getirilmiştir. Tarımı kapsam dışına iten
sebepler nelerdir ?
Prof.
Dr. ÇIKIN : Genellikle gelişmiş ülkelerin
temel stratejilerinden birisi ( hatta savunma
stratejilerinden bile önemli) temel beslenme
stratejisidir. Öncelikle gelişmiş ülkelerin tümü
tarımsal açıdan kendilerine yeterli olmayı kabul
etmişlerdir. Bunu uygulayabilmek için özellikle
tarımsal dış ticaretlerinde ihracatı teşvik edici,
ithalatı kısıtlayıcı politikalar uygulamaktadırlar. O
nedenle ülkede üretilen tarım ürünlerinin her çeşidine
hitap edebilecek şekilde nerelerde üretildiğini,
nerelerde pazarlandığını takip eden sağlıklı
istatistikler tutmaktadırlar. Ayrıca AB'ye giriş ya da
çıkış yapan bütün tarım ürünlerini nitelikleri ve
mahreçlerine göre izleyen kurumsal yapılar
oluşturmuşlardır. Hatta tarımsal girdi / çıktı piyasa
ve sanayilerini çiftçilerin egemen oldukları
kuruluşlara yani kooperatiflere vermişlerdir. Böylece
AB'den üçüncü ülkelere gidecek tarım ürünleri ya da
üçüncü ülkelerden gelecek tarım ürünlerinin neler
olacağı, bunların giriş çıkış koşulları ayrıntılı bir
şekilde belirlenmektedir. Bu belirlenme de özellikle
kooperatiflerin önemli bir rolü bulunmaktadır. Örneğin
bir tarım ürünü üçüncü ülkeden AB ülkelerine ithal
edilecekse ve ürünün fiyatı AB çiftçilerinin ürettiği
ayni ürünün fiyatından düşükse aradaki fark
ithalatçıdan alınarak çiftçi destekleme fonlarına
aktarılır. Ya da AB'den üçüncü ülkelere bir tarım
ürünü ihraç ediliyorsa ve dünya fiyatı AB'deki
fiyattan düşükse aradaki fark ihracatçıya ödenir.
Böylece AB çiftçileri üçüncü ülkelerin çiftçilerine
karşı korunmuş olur. Bu nedenden dolayıdır ki Türkiye
Gümrük Birliği'ne (GB) alınırken tarım kesiminin
kapsam dışında bırakıldığını düşünüyorum.
Ayrıca AB ülkelerinde Ortak Tarım Politikası (OTP)
uygulanmaktadır. Yine AB ülkelerinde çiftçi sayısı
toplam aktif nüfusun yüzde 8'i civarındadır;
çiftçileri iyi örgütlenmiştir; işletme büyüklüğü
,Türkiye'ye göre, oldukça büyüktür. Oysa Türkiye'de
tarımda çalışan nüfus toplam aktif nüfusun yüzde
45'inden fazladır. Türkiye tarımının OTP'na uyum
sağlamasında güçlüklerle karşılaşılacaktır. Bundan
dolayı da Türk tarımı GB kapsamı dışında bırakılmış
olabilir.
ZENGIN
: Türkiye tarım sektörünün Avrupa Birliği
tarım sektörüyle rekabet olanaklarını ve engelleri
nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Prof.Dr.
ÇIKIN : Birinci olarak,Türkiye tarımında
işletmeler çok küçüktür. Gerek arazi, gerekse işgücü
birimi başına verimlilik düşüktür. Bu durum ise birim
ürün başına maliyetleri olumsuz etkilemekte ve birim
ürün maliyeti AB ülkelerine göre daha yüksek
olduğunu söylemek gerekir. Ikinci olarak Türk tarım
kesiminde aşırı bir nüfus istihdam ediliyor. Yani
Türkiye'de bir çiftçinin ürettiği ile 2 kişi
beslenebilirken, AB ülkelerinde bir çiftçinin ürettiği
tarım ürünü ile, ortalama olarak 10-15 kişi
beslenebilmektedir. Yani tarım kesimi, Türkiye'de
ürettiğinin büyük bir kısmını yine kendisi tüketirken,
AB'de tarım ürünlerinin büyük bir kısmı tarım-dışı
sektörlerce değerlendirilmektedir. Üçüncü olarak AB
'detarımsal girdi ve çıktı pazarları çok iyi organize
olmuş durumdadır. Bu nedenle AB ülkelerinin en ücra
köşelerindeki ürünlerde nihai tüketiciye ulaşabilecek
düzeyde piyasa mekanizması içine sokulabilmektedir.
Oysa Türkiye'de böyle bir mekanizma kurulamadığı için
ve tarım işletmeleri ülkenin geniş alanlarına dağılmış
olmasından dolayı ürünler etkili bir şekilde piyasa
mekanizması içine sokulamamaktadır. Türkiye'de pek çok
tarım ürününün özellikle AB'deki ürün standartlarına
uygun bir hale getirilememiş olmasından dolayı da
önemli sıkıntılar yaşanmaktadır.
ZENGIN
: "Türkiye'nin gerek tarım sektörünün
yapısındaki farklılıklar, gerekse oldukça pahalı bir
ortak tarım politikası olması nedeniyle OTP'ye uyum
sağlaması kolay olmayacaktır. AB'ye üye olmadan tarım
politikasına uyumu; AB dışındaki bir ülkenin AB
organlarında alınacak kararlarda söz hakkı olmayacak
ve OTP' nin finansman kaynaklarından
yararlanamayacaktır." Türkiye tam üye olmadan nasıl
OTP'ye uyum sağlayacak ?
Prof.Dr.
ÇIKIN : Bugünkü Türkiye tarımının yapısıyla
Avrupa Birliği'ne kabulünün oldukça güç olacağı
kanısındayım. Dünyanın her ülkesinde tarım
desteklenmektedir. Özellikle gelişmiş ülkeler tarımsal
destek fonlarını çiftçi kuruluşlarıyla birlikte
örgütleyerek desteklemelerini piyasa mantığı üzerine
oturtmuşlar ve genelde desteklemede kullanılan fonlar
piyasa mekanizması içinde bir takım kurallara göre
oluşmaktadır. Oysa Türkiye'de destekleme
politikalarında kullanılan fonlar daha çok bütçe
kaynaklı ve siyasi erkin "tayınlama" sistemiyle
oluşturulmakta ve işletilmektedir. Bu nedenle AB
destekleme uygulamaları ile bütünleşmesinde oldukça
önemli sıkıntılar ortaya çıkacaktır. Buna göre AB
yetkilileri , tarımda bazı önemli yapısal
iyileştirmeler olmadan Türkiye'yi Birlik üyeliğine
tam üye olarak kabul edeceklerini pek sanmıyorum.
ZENGIN
: Türkiye'de tarım kooperatiflerinin
konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Avrupa
Birliği'nde kooperatifçilik ne ölçüde önemli ?
Prof.Dr.
ÇIKIN : Eğer Türkiye Avrupa Birliği'ne
hedefliyorsa tarım sektörünün onlarla rekabet
edebilmesi için tarım piyasalarının kooperatifler
kanalıyla iyileştirilmesine büyük özen göstermelidir.
Çünkü kooperatifler bir yandan tarımsal girdi
piyasalarını çiftçi lehine değiştirirken tarımsal
ürünlerin maliyetlerini düşürücü etki yapacaktır. Öte
yandan tarımsal ürünlerin işlenmesi ve pazarlanması
aşamasındaki yapı bozukluklarının düzeltilirken
kooperatifler tarımsal üretimle nihai tüketiciler
arasındaki pazar kanallarını kısaltacak, pazarlama ve
işleme maliyetlerini düşürecek ve böylece Türk
çiftçisinin AB çiftçileriyle rekabet gücünü
artıracaktır. Girdi piyasalarını kontrol ederek ucuz
ve kaliteli girdilerle maliyeti düşürecek, öte yandan
ortaklarının ürettiği ürünleri işleyip pazarlayarak
tarımsal çıktı piyasalarında oluşan yeni katma
değerleri tarım kesimine aktararak, çiftçinin ekonomik
gücünü ve rekabet gücünü artıracaktır.
Avrupa Birliği ülkelerinde tüm tarımsal amaçlı
kooperatifler 33 bin civarındadır. Bu kooperatiflere
14 milyon civarında çiftçi ortaktır. Bu kooperatifler
800 bin civarında daimi işçi istihdam etmektedirler.
Tarımsal işletmelerin kullandıkları girdilerin yüzde
50'sinden fazlasını tedarik etmektedirler. Ayni
şekilde tarımsal üretiminde yüzde 60'ından fazlasını
toplamakta,işlemekte ve pazarlamaktadırlar. Örneğin
süt sektöründe kooperatifler AB'de üretilen sütün
¾'ünden fazlasını toplamakta,işlemekte ve
pazarlamaktadır. AB'de bulunan çiftçi örgütlerinin
yüzde 75'ni kooperatifler oluşturmaktadırlar. Tarımsal
kooperatiflerin iş hacimlerini o ülkenin brüt tarımsal
gelirine oranı Danimarka için yüzde 147, Almanya için
yüzde 138, Fransa için yüzde 117'dir. 12'ler Avrupa
Birliği için bu oran yüzde 82 olarak
hesaplanmıştır(1989 yılı için). Yine tüm kooperatif
cirolarının ülke GSYIH (Gayrisafi Yurt Içi
Hasıla)'sına oranı Fransa için yüzde 43.5, Hollanda
için yüzde 42.5, Almanya için yüzde 42.2 olarak
bildirilmektedir (1990 yılı için).
Rekabet edebilir miyiz ? Temel felsefe olarak
kooperatiflerarası rekabet değil birbirlerini
tamamlama esprisi hakimdir. Tamamlama uluslararası
kooperatifçilik teorisinde yer almaktadır. Bu açıdan
bakıldığında Türkiye'deki tarımsal kooperatiflerle AB
tarımsal kooperatiflerinin birbirleriyle rekabetinden
çok tamamlayıcı özellikleri üzerinde (eğitim,
hizmetler, altyapı , marka,vb..) durmak daha iyi olur
düşüncesindeyim. Örneğin Fransa'da kırsal kesimdeki
tarımsal kooperatifler ile kentsel kesimdeki tüketici
kooperatiflerinin pazar kanallarındaki altyapıları
(taşımacılık, soğuk zincir, depolama, market,
marka,işleme tesisleri,vb..) ortaklaşa kurma ve
kullanma çabalarındaki işbirliği uzun yıllardır ortak
bir proje olarak uygulamaya sokulmanın koşulları
yaratılmaktadır. Benzer projeler AB kooperatifleri ile
Türkiye kooperatifleri arasında devreye sokulabilir.
Yeter ki sağlıklı bir kooperatif yapılanma
sağlanabilsin.
ZENGIN
: Türkiye tarımındaki mevcut olumsuzlukları
giderebilmek için nasıl bir tarım politikası
izlenmelidir ?
Prof.Dr.
ÇIKIN : Aslında sihirli bir formül yok.
Türkiye'de sorunları ayrı ayrı düşünüp politikalar
üretmek devri sanırım kapandı. Çünkü eski tarım
politikaları çoğunlukla madde politikaları denen
tütün, pamuk, hububat, vb.. politikası gibi belirli
ürünler üzerine oturtulmuştu. Günümüz koşullarında
Türkiye ekonomisi kendi içinde globalleşti. Tek bir
sektörü hedef alan ya da o sektörün alt dallarını ön
plana çıkaran politikalar büyük ölçüde eskidi. O
nedenle Türkiye'de önce tüm ekonomiyi kapsayan
politikaların genel bir çatısının kurulması gerekmekte
daha sonrada genel politikaları gerçekleştirmede rol
oynayabilecek sektör ve alt-sektör politikalarına
yönelmelidir. Böylece ekonomi bir bütünsellik içinde
ele alınacak sektör ve alt sektör politikalarına
,birbirleriyle bağlantılı bir şekilde, yönelinmelidir.
Bu açıdan tarım sektörü için şu hususları belirtmekte
yarar var :
1.
Türkiye'de tarım kesiminin istihdamdaki payı yüzde
45'lerin üzerinde seyrederken bu sektörün ulusal
gelirden aldığı pay yüzde 15'lerin altına düşmüştür.
Böyle bir ekonomik ortamda çiftçilerin gelir düzeyi
kendilerine yetmediğinden ekonomik davranışları,
tarım-dışı sektörlerde yeterli talep yaratamamakta ve
bu sektörleri de sıkıntıya sokmaktadır. Ayrıca siyasal
davranışları da seçimlere farklı biçimde yansımakta
ve ülkenin siyasal istikrarını da olumsuz
etkilemektedir.
2. Türkiye'de , özellikle tarım kesiminde oluşan
olumsuzluklar nedeniyle kentlere büyük göçler
olmuştur. Bu göçler bir yandan sağlıksız bir kentleşme
yaratırken bir yandan da büyük şehirlerin varoşlarında
işsiz insan yığınlarını meydana getirmiştir. Bu
işsizliğin ortadan kaldırılması için ülkenin süratle
sanayileşmesine ihtiyaç vardır.
3. Türkiye'de sanayileşmenin finansmanı için
1980'lerden bu yana izlenen en önemli politika,
hammadde fiyatları ile emek karşılığı ücretleri düşük
tutma politikası olmuştur. Bu politika, büyük ölçüde
hammadde üreticisi olan çiftçilerin "tarımsal
gelirleri"nin düşük kalmasına neden olmuş ve onların
pazardan satın alma güçlerini zayıflatmıştır.Bu
politikalar daha çok fiyat pariteleri üzerinden
uygulanmıştır. Böylece tarım sektöründen sanayi
sektörüne kaynak transferi sağlanarak sanayileşmenin
finansmanı amaçlanmıştır. Ancak uzun yıllar geçmesine
karşın, Türkiye'de ne sanayi yatırımlarının arttığı,
ne de işsizliğin azaldığı gözlenmiştir. Buna bir de
gerekli önlemleri almadan imzalanan tarımsal ticaretle
ilgili uluslararası anlaşmaların (Gümrük Birliği,
GATT,vb..) Türk çiftçisine dayatılması, Türk tarımını
her geçen gün bunalımdan bunalıma sürüklemektedir.
Öyleyse bu konuyu farklı açıdan bakmak gerekir.
4. Bu durumda bir yandan tarım kesiminin gelirini
yükseltecek ve dolayısıyla ekonominin diğer
sektörlerine karşı alım gücünü artıracak tarım
kesimindeki insanların yeni politika yaklaşımlarına
ihtiyaç bulunmaktadır. Tarım kesiminde geliri ve
istihdamı artırıcı bir yapılanmaya ihtiyaç vardır.
Örneğin tarımsal ürünler, çiftçilerin kendi örgütleri
aracılığı ile kendi yörelerinden toplanır, belirli
işlemlerden geçirilerek pazarlama sürecine sokulur;
bu süreç içinde oluşan yeni katma değerlerin tarım
kesiminde kalması sağlanabilir. Bu kuruluşlar,
herkesin bildiği ve bugün girmek için büyük uğraş
verdiğimiz AB ülkeleri tarımının temel kuruluşları
olan "kooperatifler"den başkası değildir. Örneğin
Fransa gibi gelişmiş bir ülkede 1970-1980 döneminde
kamu ve özel sektörlerde istihdam azalırken,
kooperatifler lehine izlenen politikalarla 50 binden
fazla kırsal insan yeni iş alanlarında
işlendirilmiştir. Türkiye'de de bu konu ciddi bir
şekilde ele alınıp uygulanırsa kısa sürede
ekonomide ve istihdamda önemli canlanma sağlanabilir.