26 Ocak 2013 Cumartesi

ROCHDALE ÖNCÜLERİ MÜZESİ /Zaman Makinası


Kooperatif hareketin önemli tarihi belgeleri  “Rochdale Öncüleri Müzesi”nde toplanmıştır. Ayrıca kooperatif hareketin önemli tarihleri, belgeleri – İngiltere özelinde- bir web sitesinde toplanmıştır. Zaman makinesi niteliğindeki bu web müzesini şu adresten izleyebilirsiniz :   “http://www.rochdalepioneersmuseum.coop/time-machine”.   Kısaca kooperatifçiliğin tarihsel yolculuğu aşağıdaki gibi özetlenmiştir :

1769

Fenwick Dokumacılar Derneği (The Fenwick Weavers Society) , gıda maddelerini ve kitapları toptan satın alma işleri dahil, dokuma ürünlerinde yüksek standartları geliştirmek için kuruldu. Kayıtları hala var olan bu şirket , ilk perakende kooperatif şirketidir.

1771

Kooperatifçiliğin babası olarak bilinen Robert Owen  doğdu, Owen bir sosyal reformcu ve hayırsever idi, fabrika işçileri için yaşam koşullarını iyileştirmek istedi ve kooperatif topluluklar aracılığıyla ideal bir yaşam tarzını benimsedi.

1828

William King, Robert Owen’ın düşüncelerini yansıtan  ve İngiltere’de kooperatifçiliğin gelişmesinin etkisini yaygınlaştıran “The Co-operator”ü yayımlamağa başladı,

1831

İlk erken kooperatif kongreleri Manchester’da başladı. Bunlar, aynı zamanda Owenci kongreler olarak bilinir.

1844

Çalışma ve yaşama koşullarını iyileştirmek ve  adil fiyatlarla dürüst yiyecek satmak isteyen 28 kişi “Rochdale Haksever Öncüleri Şirketi”ni kurdu.  Bu modern kooperatif hareketinin başlangıç tarihi olarak kabul edilir.

1852

Kooperatifler, Sanayi ve İhtiyat Dernekleri Yasası içinde  yer aldılar.

1860

Kooperatifçilik hakkında makaleler yayınlayan “Pitman's Co-operator”dergisi yayına başladı.

1863

Manchester  Kooperatif Toptan Satış Şirketi (The Co-operative Wholesale Society in Manchester) kuruldu. Onun amacı, giderek sayısı artan perakende kooperatiflerine sürekli mal tedariki   sağlamaktı. Bu mallara , gıda malları yanında, giyim ve mobilyalar da dahil edilmiştir.   

1867

Kooperatif Sigorta Kumpanyası (Co-operative Insurance Company), kooperatif şirketlere yangın sigortası sağlamak için Rochdale’de kuruldu. 1899’da “Co-operative Insurance Society” adı değiştirildi ve “Industrial and Provident Society” adını aldı.

1868

 “Scottish Co-operative Wholesale Society”nin kuruluşu. .

1869

Kooperatif şirketleri desteklemek ve teşvik etmek için Kooperatif Birliği (Co operative Union)’nin oluşumuna yol açan ilk yıllık Kooperatif Kongresi gerçekleştirildi.

1871

“Co-operative News” gazetesinin ilk nüshası yayınlandı.

1872

“The Co-operative Bank”,Co operative Wholesa le Society” Kredi ve Mevduat Bölümü kuruldu, dört yıl sonra “CWS Bank” adını aldı.

1883

Kadınlar Koopertifi Birliği kuruldu. Birlik, kadınların sağlığı, anneliği ve oy kullanma gibi kampanyalarda yer aldı.  Bu konular kendi dergisi “Women's Outlook”da tartışıldı.

1895

Dünya çapında kooperatifleri temsil eden  Uluslararası Kooperatifler Birliği (The International Co-operative Alliance)  kuruldu. Londra’da düzenlenen ilk toplantıya dünyanın dört bir yanından delegeler katıldı.

1917

Birinci Dünya Savaşı sırasında  sorunları takip etmede Parlamentoda politik temsil ve ses vermek için Kooperatif Partisi kuruldu.

1919

Kooperatif üyelerine ve çalışanlarına eğitim vermek için Kooperatif Koleji kuruldu.

1925

Kooperatif  hareketi destekleyen genç gruplar ulusal örgütü “Foundation of the Woodcraft Folk”kuruldu.

1942

İlk self-servis kooperatif mağazası “The London Co-operative Society”kuruldu

1944

Rochdale Haksever Öncülerü Derneği’nin Yüzüncü Yılı, çeşitli etkinliklerle bir şölen şeklinde toplum tarafından kutlandı.

1955

Perakende ve toptan kooperatif üretim ve pazarlamanın güçlü ve zayıf yönlerini araştırmak amacıyla bir Bağımsız Komisyon  (Independent Commission) kuruldu.  Komisyonun önerileri rapor haline getirildi.

1968

Tüm kooperatif şirketlerin kullanımı için Toptancı Kooperatif Şirketi (Co-operative Wholesale Society) tarafından yeni bir logo belirlendi.

2000

Kooperatif hareketin yapısına ve stratejisine bakmak için Kooperatif Komisyonu (The Co-operative Commission) kuruldu.

2001

“The Co-operative Wholesale” adını “Co-operative Group” olarak değiştirdi.

2003

“The Co-operative Group” Fairtrade marka kahvenin isim hakkını kendisi için onaylattı ve kahve çiftçilerine  her yıl “£ 1” fazla ödeme yaptı.

Aktaran : Ayhan ÇIKIN, Ocak 2013

25 Ocak 2013 Cuma

NASIL BIR TARIM POLITIKASI ?/Virgülüne Dokunmadan/


Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN ile 1995'de yapılmış bir söyleşi : (*)
Ayfer ZENGIN- Gazeteci



1996 yılının ilk gününde yürürlüğe giren Gümrük
Birliği anlaşması toplumun çeşitli kesimleri
tarafından değişik açılardan değerlendirildi.
Anlaşmanın faydalı olacağını savunan kişiler özellikle
tüketici hakları açısından önemli gelişmelerin
sağlanacağını ve ekonomik olarak önemli bir
potansiyelin devreye sokulacağını ileri sürüyorlar.
Anlaşmaya karşı çıkan kişiler ise bunun Türkiye'yi
çeşitli açılardan köşeye sıkıştıracağını, gerekli
avantajların kopartılamadığını ve daha da ileri
giderek Gümrük Birliği'nin Türkiye'yi Avrupa'nın bir
pazarı haline getireceğini ve bir çok korumadan yoksun
kalacak olan Türk sanayinin ağır bir darbe yiyeceği
fikrini savunuyorlar.
Tüm bu tartışmalar halen sürerken önemli bir alan
unutulmakta :"Tarım". Gümrük Birliği anlaşması dışında
tutulan tarım sektörünün bu anlaşmadan doğacak
değişimlerden nasıl etkilenecek ? Bu ve benzeri bir
çok soruyu konunun uzmanına, Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üyesi Prof.
Dr. Ayhan ÇIKIN'a sorduk.
ZENGIN : Gümrük Birliği'nden Türkiye tarımı uzun ve
kısa dönemde nasıl etkilenecek ?
Prof.Dr. ÇIKIN : Kısa dönemde olumsuz, uzun dönemde
olumlu etkilenebileceğine düşünüyorum. Avrupa
Birliği'nin tarımsal yapısı büyük, finansmanı fazla,
örgütlenmesi daha iyi. Ortak Tarım Politikası (OTP)
ile kendi kendini üçüncü ülkelere karşı koruyacak
sisteme sahip. Türk ürünlerinin Avrupa Birliği (AB)
pazarlarına doğrudan girmesi kolay değil. Ancak AB
ülkelerinde yetişmeyen ürünler açısından ya da
kendine yetmediği tarım ürünlerinde şansımız olabilir.
Meyve ve sebzeler, pamuk, tütün, zeytinyağı, fındık,
kuru üzüm, incir ,vb.. klasik ihraç ürünlerimizde
etkili olabiliriz, diye düşünüyorum. Buna karşılık
hayvancılık ve hububatta güç durumlara düşebiliriz.
Şekerde ise sağlıklı politikalarla kendimizi
koruyabileceğimizi sanıyorum. Özellikle insanların
beslenmesi açısından stratejik ürünler olan; hububat,
süt ve ette Gümrük Birliği'nden büyük ölçüde olumsuz
etkileneceğiz. Fakat iyi politikalar üretebilir ve
uygulayabilirsek kendimize fırsatta yaratabiliriz.
ZENGIN : Gümrük Birliği kapsamına girecek mallar,
tarım ürünleri dışındaki mallar olarak
sınırlandırılmış ve tarım ürünleri ticaretine özel
hükümler getirilmiştir. Tarımı kapsam dışına iten
sebepler nelerdir ?
Prof. Dr. ÇIKIN : Genellikle gelişmiş ülkelerin
temel stratejilerinden birisi ( hatta savunma
stratejilerinden bile önemli) temel beslenme
stratejisidir. Öncelikle gelişmiş ülkelerin tümü
tarımsal açıdan kendilerine yeterli olmayı kabul
etmişlerdir. Bunu uygulayabilmek için özellikle
tarımsal dış ticaretlerinde ihracatı teşvik edici,
ithalatı kısıtlayıcı politikalar uygulamaktadırlar. O
nedenle ülkede üretilen tarım ürünlerinin her çeşidine
hitap edebilecek şekilde nerelerde üretildiğini,
nerelerde pazarlandığını takip eden sağlıklı
istatistikler tutmaktadırlar. Ayrıca AB'ye giriş ya da
çıkış yapan bütün tarım ürünlerini nitelikleri ve
mahreçlerine göre izleyen kurumsal yapılar
oluşturmuşlardır. Hatta tarımsal girdi / çıktı piyasa
ve sanayilerini çiftçilerin egemen oldukları
kuruluşlara yani kooperatiflere vermişlerdir. Böylece
AB'den üçüncü ülkelere gidecek tarım ürünleri ya da
üçüncü ülkelerden gelecek tarım ürünlerinin neler
olacağı, bunların giriş çıkış koşulları ayrıntılı bir
şekilde belirlenmektedir. Bu belirlenme de özellikle
kooperatiflerin önemli bir rolü bulunmaktadır. Örneğin
bir tarım ürünü üçüncü ülkeden AB ülkelerine ithal
edilecekse ve ürünün fiyatı AB çiftçilerinin ürettiği
ayni ürünün fiyatından düşükse aradaki fark
ithalatçıdan alınarak çiftçi destekleme fonlarına
aktarılır. Ya da AB'den üçüncü ülkelere bir tarım
ürünü ihraç ediliyorsa ve dünya fiyatı AB'deki
fiyattan düşükse aradaki fark ihracatçıya ödenir.
Böylece AB çiftçileri üçüncü ülkelerin çiftçilerine
karşı korunmuş olur. Bu nedenden dolayıdır ki Türkiye
Gümrük Birliği'ne (GB) alınırken tarım kesiminin
kapsam dışında bırakıldığını düşünüyorum.
Ayrıca AB ülkelerinde Ortak Tarım Politikası (OTP)
uygulanmaktadır. Yine AB ülkelerinde çiftçi sayısı
toplam aktif nüfusun yüzde 8'i civarındadır;
çiftçileri iyi örgütlenmiştir; işletme büyüklüğü
,Türkiye'ye göre, oldukça büyüktür. Oysa Türkiye'de
tarımda çalışan nüfus toplam aktif nüfusun yüzde
45'inden fazladır. Türkiye tarımının OTP'na uyum
sağlamasında güçlüklerle karşılaşılacaktır. Bundan
dolayı da Türk tarımı GB kapsamı dışında bırakılmış
olabilir.
ZENGIN : Türkiye tarım sektörünün Avrupa Birliği
tarım sektörüyle rekabet olanaklarını ve engelleri
nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Prof.Dr. ÇIKIN : Birinci olarak,Türkiye tarımında
işletmeler çok küçüktür. Gerek arazi, gerekse işgücü
birimi başına verimlilik düşüktür. Bu durum ise birim
ürün başına maliyetleri olumsuz etkilemekte ve birim
ürün maliyeti AB ülkelerine göre daha yüksek
olduğunu söylemek gerekir. Ikinci olarak Türk tarım
kesiminde aşırı bir nüfus istihdam ediliyor. Yani
Türkiye'de bir çiftçinin ürettiği ile 2 kişi
beslenebilirken, AB ülkelerinde bir çiftçinin ürettiği
tarım ürünü ile, ortalama olarak 10-15 kişi
beslenebilmektedir. Yani tarım kesimi, Türkiye'de
ürettiğinin büyük bir kısmını yine kendisi tüketirken,
AB'de tarım ürünlerinin büyük bir kısmı tarım-dışı
sektörlerce değerlendirilmektedir. Üçüncü olarak AB
'detarımsal girdi ve çıktı pazarları çok iyi organize
olmuş durumdadır. Bu nedenle AB ülkelerinin en ücra
köşelerindeki ürünlerde nihai tüketiciye ulaşabilecek
düzeyde piyasa mekanizması içine sokulabilmektedir.
Oysa Türkiye'de böyle bir mekanizma kurulamadığı için
ve tarım işletmeleri ülkenin geniş alanlarına dağılmış
olmasından dolayı ürünler etkili bir şekilde piyasa
mekanizması içine sokulamamaktadır. Türkiye'de pek çok
tarım ürününün özellikle AB'deki ürün standartlarına
uygun bir hale getirilememiş olmasından dolayı da
önemli sıkıntılar yaşanmaktadır.
ZENGIN : "Türkiye'nin gerek tarım sektörünün
yapısındaki farklılıklar, gerekse oldukça pahalı bir
ortak tarım politikası olması nedeniyle OTP'ye uyum
sağlaması kolay olmayacaktır. AB'ye üye olmadan tarım
politikasına uyumu; AB dışındaki bir ülkenin AB
organlarında alınacak kararlarda söz hakkı olmayacak
ve OTP' nin finansman kaynaklarından
yararlanamayacaktır." Türkiye tam üye olmadan nasıl
OTP'ye uyum sağlayacak ?
Prof.Dr. ÇIKIN : Bugünkü Türkiye tarımının yapısıyla
Avrupa Birliği'ne kabulünün oldukça güç olacağı
kanısındayım. Dünyanın her ülkesinde tarım
desteklenmektedir. Özellikle gelişmiş ülkeler tarımsal
destek fonlarını çiftçi kuruluşlarıyla birlikte
örgütleyerek desteklemelerini piyasa mantığı üzerine
oturtmuşlar ve genelde desteklemede kullanılan fonlar
piyasa mekanizması içinde bir takım kurallara göre
oluşmaktadır. Oysa Türkiye'de destekleme
politikalarında kullanılan fonlar daha çok bütçe
kaynaklı ve siyasi erkin "tayınlama" sistemiyle
oluşturulmakta ve işletilmektedir. Bu nedenle AB
destekleme uygulamaları ile bütünleşmesinde oldukça
önemli sıkıntılar ortaya çıkacaktır. Buna göre AB
yetkilileri , tarımda bazı önemli yapısal
iyileştirmeler olmadan Türkiye'yi Birlik üyeliğine
tam üye olarak kabul edeceklerini pek sanmıyorum.
ZENGIN : Türkiye'de tarım kooperatiflerinin
konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Avrupa
Birliği'nde kooperatifçilik ne ölçüde önemli ?
Prof.Dr. ÇIKIN : Eğer Türkiye Avrupa Birliği'ne
hedefliyorsa tarım sektörünün onlarla rekabet
edebilmesi için tarım piyasalarının kooperatifler
kanalıyla iyileştirilmesine büyük özen göstermelidir.
Çünkü kooperatifler bir yandan tarımsal girdi
piyasalarını çiftçi lehine değiştirirken tarımsal
ürünlerin maliyetlerini düşürücü etki yapacaktır. Öte
yandan tarımsal ürünlerin işlenmesi ve pazarlanması
aşamasındaki yapı bozukluklarının düzeltilirken
kooperatifler tarımsal üretimle nihai tüketiciler
arasındaki pazar kanallarını kısaltacak, pazarlama ve
işleme maliyetlerini düşürecek ve böylece Türk
çiftçisinin AB çiftçileriyle rekabet gücünü
artıracaktır. Girdi piyasalarını kontrol ederek ucuz
ve kaliteli girdilerle maliyeti düşürecek, öte yandan
ortaklarının ürettiği ürünleri işleyip pazarlayarak
tarımsal çıktı piyasalarında oluşan yeni katma
değerleri tarım kesimine aktararak, çiftçinin ekonomik
gücünü ve rekabet gücünü artıracaktır.
Avrupa Birliği ülkelerinde tüm tarımsal amaçlı
kooperatifler 33 bin civarındadır. Bu kooperatiflere
14 milyon civarında çiftçi ortaktır. Bu kooperatifler
800 bin civarında daimi işçi istihdam etmektedirler.
Tarımsal işletmelerin kullandıkları girdilerin yüzde
50'sinden fazlasını tedarik etmektedirler. Ayni
şekilde tarımsal üretiminde yüzde 60'ından fazlasını
toplamakta,işlemekte ve pazarlamaktadırlar. Örneğin
süt sektöründe kooperatifler AB'de üretilen sütün
¾'ünden fazlasını toplamakta,işlemekte ve
pazarlamaktadır. AB'de bulunan çiftçi örgütlerinin
yüzde 75'ni kooperatifler oluşturmaktadırlar. Tarımsal
kooperatiflerin iş hacimlerini o ülkenin brüt tarımsal
gelirine oranı Danimarka için yüzde 147, Almanya için
yüzde 138, Fransa için yüzde 117'dir. 12'ler Avrupa
Birliği için bu oran yüzde 82 olarak
hesaplanmıştır(1989 yılı için). Yine tüm kooperatif
cirolarının ülke GSYIH (Gayrisafi Yurt Içi
Hasıla)'sına oranı Fransa için yüzde 43.5, Hollanda
için yüzde 42.5, Almanya için yüzde 42.2 olarak
bildirilmektedir (1990 yılı için).
Rekabet edebilir miyiz ? Temel felsefe olarak
kooperatiflerarası rekabet değil birbirlerini
tamamlama esprisi hakimdir. Tamamlama uluslararası
kooperatifçilik teorisinde yer almaktadır. Bu açıdan
bakıldığında Türkiye'deki tarımsal kooperatiflerle AB
tarımsal kooperatiflerinin birbirleriyle rekabetinden
çok tamamlayıcı özellikleri üzerinde (eğitim,
hizmetler, altyapı , marka,vb..) durmak daha iyi olur
düşüncesindeyim. Örneğin Fransa'da kırsal kesimdeki
tarımsal kooperatifler ile kentsel kesimdeki tüketici
kooperatiflerinin pazar kanallarındaki altyapıları
(taşımacılık, soğuk zincir, depolama, market,
marka,işleme tesisleri,vb..) ortaklaşa kurma ve
kullanma çabalarındaki işbirliği uzun yıllardır ortak
bir proje olarak uygulamaya sokulmanın koşulları
yaratılmaktadır. Benzer projeler AB kooperatifleri ile
Türkiye kooperatifleri arasında devreye sokulabilir.
Yeter ki sağlıklı bir kooperatif yapılanma
sağlanabilsin.
ZENGIN : Türkiye tarımındaki mevcut olumsuzlukları
giderebilmek için nasıl bir tarım politikası
izlenmelidir ?
Prof.Dr. ÇIKIN : Aslında sihirli bir formül yok.
Türkiye'de sorunları ayrı ayrı düşünüp politikalar
üretmek devri sanırım kapandı. Çünkü eski tarım
politikaları çoğunlukla madde politikaları denen
tütün, pamuk, hububat, vb.. politikası gibi belirli
ürünler üzerine oturtulmuştu. Günümüz koşullarında
Türkiye ekonomisi kendi içinde globalleşti. Tek bir
sektörü hedef alan ya da o sektörün alt dallarını ön
plana çıkaran politikalar büyük ölçüde eskidi. O
nedenle Türkiye'de önce tüm ekonomiyi kapsayan
politikaların genel bir çatısının kurulması gerekmekte
daha sonrada genel politikaları gerçekleştirmede rol
oynayabilecek sektör ve alt-sektör politikalarına
yönelmelidir. Böylece ekonomi bir bütünsellik içinde
ele alınacak sektör ve alt sektör politikalarına
,birbirleriyle bağlantılı bir şekilde, yönelinmelidir.
Bu açıdan tarım sektörü için şu hususları belirtmekte
yarar var :
1. Türkiye'de tarım kesiminin istihdamdaki payı yüzde
45'lerin üzerinde seyrederken bu sektörün ulusal
gelirden aldığı pay yüzde 15'lerin altına düşmüştür.
Böyle bir ekonomik ortamda çiftçilerin gelir düzeyi
kendilerine yetmediğinden ekonomik davranışları,
tarım-dışı sektörlerde yeterli talep yaratamamakta ve
bu sektörleri de sıkıntıya sokmaktadır. Ayrıca siyasal
davranışları da seçimlere farklı biçimde yansımakta
ve ülkenin siyasal istikrarını da olumsuz
etkilemektedir.
2. Türkiye'de , özellikle tarım kesiminde oluşan
olumsuzluklar nedeniyle kentlere büyük göçler
olmuştur. Bu göçler bir yandan sağlıksız bir kentleşme
yaratırken bir yandan da büyük şehirlerin varoşlarında
işsiz insan yığınlarını meydana getirmiştir. Bu
işsizliğin ortadan kaldırılması için ülkenin süratle
sanayileşmesine ihtiyaç vardır.
3. Türkiye'de sanayileşmenin finansmanı için
1980'lerden bu yana izlenen en önemli politika,
hammadde fiyatları ile emek karşılığı ücretleri düşük
tutma politikası olmuştur. Bu politika, büyük ölçüde
hammadde üreticisi olan çiftçilerin "tarımsal
gelirleri"nin düşük kalmasına neden olmuş ve onların
pazardan satın alma güçlerini zayıflatmıştır.Bu
politikalar daha çok fiyat pariteleri üzerinden
uygulanmıştır. Böylece tarım sektöründen sanayi
sektörüne kaynak transferi sağlanarak sanayileşmenin
finansmanı amaçlanmıştır. Ancak uzun yıllar geçmesine
karşın, Türkiye'de ne sanayi yatırımlarının arttığı,
ne de işsizliğin azaldığı gözlenmiştir. Buna bir de
gerekli önlemleri almadan imzalanan tarımsal ticaretle
ilgili uluslararası anlaşmaların (Gümrük Birliği,
GATT,vb..) Türk çiftçisine dayatılması, Türk tarımını
her geçen gün bunalımdan bunalıma sürüklemektedir.
Öyleyse bu konuyu farklı açıdan bakmak gerekir.
4. Bu durumda bir yandan tarım kesiminin gelirini
yükseltecek ve dolayısıyla ekonominin diğer
sektörlerine karşı alım gücünü artıracak tarım
kesimindeki insanların yeni politika yaklaşımlarına
ihtiyaç bulunmaktadır. Tarım kesiminde geliri ve
istihdamı artırıcı bir yapılanmaya ihtiyaç vardır.
Örneğin tarımsal ürünler, çiftçilerin kendi örgütleri
aracılığı ile kendi yörelerinden toplanır, belirli
işlemlerden geçirilerek pazarlama sürecine sokulur;
bu süreç içinde oluşan yeni katma değerlerin tarım
kesiminde kalması sağlanabilir. Bu kuruluşlar,
herkesin bildiği ve bugün girmek için büyük uğraş
verdiğimiz AB ülkeleri tarımının temel kuruluşları
olan "kooperatifler"den başkası değildir. Örneğin
Fransa gibi gelişmiş bir ülkede 1970-1980 döneminde
kamu ve özel sektörlerde istihdam azalırken,
kooperatifler lehine izlenen politikalarla 50 binden
fazla kırsal insan yeni iş alanlarında
işlendirilmiştir. Türkiye'de de bu konu ciddi bir
şekilde ele alınıp uygulanırsa kısa sürede
ekonomide ve istihdamda önemli canlanma sağlanabilir.


(*) Bu röportaj "Izmir Ticaret Odası Dergisi - Nisan 1995, Sayı: 10" ; "Ege Üniversitesi Kalem
Dergisi - Nisan- Mayıs 1996
, Sayı: 2" dergilerinde yayınlanmıştır

24 Ocak 2013 Perşembe

DÜNYA GIDA GÜVENLİĞİNE KOOPERATİFLERİN KATKISI


DÜNYA GIDA GÜVENLİĞİNE KOOPERATİFLERİN KATKISI[1]

                                                               ACI: 75e Journée Coopérative internationale , Samedi 5 juillet 1997
                                                                                 
Birleşmiş Milletler  Tarım ve Gıda  Örgütü (FAO)’ne  göre  gıda güvenliğini – her ferdin temel ihtiyacı olan besin maddesini- sağlamak, dünya nüfusunun karşılaştığı  çok önemli gelişmelerden biridir. Bu sorun, geliri düşük ve gıda maddesi  yetersiz  olan ülkelerde çok  daha  önemlidir. Dünyadaki yoksulların çok büyük bir kısmı kırsal bölgelerde yaşarlar ve onların hemen hepsi, gelir ve istihdam bakımından, doğrudan tarıma bağımlıdırlar. Uygunsuz koşullarda yaşayanların çoğunluğu kadınlardır,  FAO,  dünyanın yoksul bırakılmış bu “sesiz çoğunluğu”na dikkati çekmektedir. Kırsal bölgelerdeki kadınlar , gelişmekte olan dünya ülkelerindeki gıdaların  % 80 kadarını üretmektedirler.Bununla birlikte incelemeler, onların, tarımsal arazilerin pek azına sahip olduklarını göstermektedir. Onlar arasından sadece % 10’u  kredi kurumlarına ve % 5’i de yayım servislerine  baş vurabilmektedirler. Ve durum son yıllarda daha da kötüleşmektedir.
     Yakın yıllara kadar nüfusun büyük çoğunluğunun gıda ihtiyaçlarını karşılama çiftçilere ve - kooperatifler dahil- onların örgütlerine aittir. Tarımsal kooperatiflerin gücü, bugün eskiye nazaran daha hatırı sayılır düzeylerdedir. Tarımsal kooperatifler, toplam tarımsal üretimin  1/3’üne yakınını, tahminen 522 milyar ABD Dolarını karşılamaktadır. Kooperatifler, ulusal gıda üretiminin ve ihracatının önemli bir kısmını sağlayarak çok sayıdaki ekonomilerin  kilit noktalarında rol oynamaktadırlar. Giderek kooperatiflerin, gıda ürünlerinin güvenliği hakkında tüketicilerin tedirginliklerini ve  çevre kaygılarını hesaba katarak, üretkenliklerini artırması  gerekecektir.
     Bununla birlikte tarımsal kooperatifler, salt gıda güvenliğini katkıda   bulunmazlar. Çok-sektörlü karakteristiği nedeniyle Kooperatif Hareket, gıda üretimi ve  besin maddeleri  bunalımlarını iyileştirmenin  tüm alanlarını da katkıda bulunur. Örneğin  balıkçılık kooperatifleri önemli protein kaynaklarını  karşılar; tüketim kooperatifleri  kırsal ve kentsel alanlarda ( bu kesimlerde yaşayan nüfusun önemli bir kesimi için uygun kalitede ve fiyatta gıda temini)  gıdaların sağlıklı kullanılmasının  ortamını yaratırlar; finans kooperatifleri (bankalar, kredi yardımlaşma sandıkları,  tasarruf ve kredi  kooperatifleri, sigorta kooperatifleri), gıda üretimini  ve dağıtımını  garanti etmek için , tarım ve tüketici kesimlerine değerli hizmetler vererek temel nitelikte roller oynarlar.
     Demokratik yönetimli ortak katılımlı işletmeleri olan kooperatifler, kendi kendine yardım  eden üyelerin ortak iradeleri ile  yardımlaşma sürecini paydasına  yerleştiren özerk kuruluşlardır. Kooperatifler, toplumların gelişmelerine katkıda bulunurlar ve üyelerinin gelirini ve istihdamını artırırlar.
     Gıda tasarruf  oranı, sürdürülebilir  kalkınmayla da ilgilidir. Son onlu yıllarda, Kooperatif hareketi, sürdürülebilir kalkınmaya ve  çevre korumaya bağlantılı olarak kendini gösterdi.  Yakın zamanlarda, 1992 Çevre Konferansı ve onun sonucu olan “Gündem 21” Programı gibi Birleşmiş Milletler’in  insiyatifi ve desteği ile  dünya ölçeğinde önlemler alındı.
     Sürdürülebilir kalkınma ve  çevre hakkında  Rio Konferansından beri  son beş yılda, ACI[2] 1992’de,  sürdürülebilir kalkınma ve çevre üzerine  yeni bir çözüm kabul etti ve bunu  Kooperatif hareketin yükümlülüğü üzerine evrensel bir bildiri izledi.  ACI, 1995’deki yüzüncü yıl toplantılarında ,  sürdürülebilir kalkınma için  “Kooperatif Gündem 21”  adlı bir Hareket  programı  kabul etti. “ Kooperatif Gündem 21” , bir sürdürülebilir kalkınmayı  becerebilmeyi geliştirme  eylemleri olarak tanımlanır ve  halk örgütleri olarak  kooperatiflerin altını çizer, özel olarak sürdürülebilir kalkınma ve  çevre korumaya doğru yönlendirilmiş faaliyetleri ortaya koymaktadır. “Kooperatif Gündem 21” belgesinde, farklı ekonomik aktörlere  özel yükümlülükler  verilmektedir. Hayvansal ve bitkisel genetik kaynakların, ayrıca toprak ve su kaynaklarının korunmasını  kolaylaştırarak  yaşanabilir bir ortamı geliştirmede tarımsal kooperatiflerin  önemini vurgulamaktadır. Ekolojik olarak yaşanabilir amaçlar, sosyal olarak faydalı ve ekonomik olarak  rasyonel olan Hareketin diğer sektörleri, özellikle tüketim , konut, banka, turizm, işçi ve enerji kooperatifleri olarak tanımlanmıştır.
     Bununla birlikte, gıda güvenliğinin ve sürdürülebilir kalkınmanın iyileştirilmesi, politik ve finansal insiyatifleri de kapsayan  bir süreç içinde yer alması gerekmektedir. Teknik ve eğitsel önlemler, operasyonel, tutarlı ve yenilikçi stratejiler içinde  ele alınmak ve bütünleştirilmek zorundadır.  Bütün bu  eksiklikleri kaldırmak için,  diğer halk örgütleri, diğer  sivil ve resmi kuruluşları ile partnerler yaratmak gerekecektir.
     ACI,  dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğunun  gıda güvenlik açığını kaldırmak için , diğer sivil ve resmi örgütler ile  kooperatif üyelerini  çağrıda bulunmaktadır. O, gelecekteki kooperatifçi kuşakları , yaşanabilir bir çevre sağlayacak şekilde “Kooperatif Gündem 21” programını uygulamayı,  farklı ekonomik sektörlerdeki kooperatifleri davet etmektedir.

Çeviri : Dr. Ayhan ÇIKIN

http://www.elelebizbize.com/t.ayhancikin/detay.php?id=151

[1] 75e Journée Coopérative internationale , Samedi 5 juillet 1997 : La contribution des coopératives a la sécurité alimentaire mondiale. (www.coop.org/ica/fr/frmessage97.html) 15 09.2001
[2] ACI : Uluslar arası Kooperatifler Birliği

TOPLUMSAL DİNAMİĞİN KALDIRACI : KOOPERATİFLER


(Muğla Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN’ın TMKB Genel Kurul toplantısına gönderdiği faks/telgraf)

Sayın Muammer NİKSARLI
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı


Sayın Başkan

25 Haziran 2011 günü yapılacak olan TÜRKİYE KOOP’ un 20. Olağan Genel Kurul
toplantısı için yaptığınız nazik çağrı için teşekkür ederim.

Kooperatif sektörün sorunları etrafında kooperatif hareketin önemli
aktörleri olan uygulayıcılar ile kuramcıları bir araya getirecek olan Genel
Kurul toplantınıza katılamadığım için üzgünüm. Bunun için bir gerekçe
üretmeyeceğim. Bu sıcaklarda ve bu yaşta bir Ankara yolunu göze alamadım.

Kooperatiflerin, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede önemli roller
üstlendiğinin, bu görevlerini başarıyla yerine getirdiğinin en önemli kanıtı, BM örgütünün 2012 yılını Uluslararası Kooperatifler Yılı (UKY) olarak ilan etmesidir. Pek çok ülkede kooperatifçilik düşüncesinin yerleşmesi, kooperatifçi kurum ve insanların gelişmesi için kooperatif eğitimi ve araştırmalarına önemli kaynaklar aktarılmaktadır.

Son Dünya krizinden yüz akıyla çıkan kooperatif işletmelerden en çok yararlanan ülkeler ABD, Çin ve Fransa olmuştur. 

Kooperatif sektörün ekonomik gücü uluslar arası düzeyde kabul edilmiştir.
Uluslararası Çalışma Bürosu, 4 Temmuz 2009 Uluslararası kooperatifler günü
nedeniyle, “kooperatiflerin , tüm dünyada 100 milyondan fazla istihdam yaratarak ve bunu koruyarak  sürdürülebilirliğini ve rekabet edebilirliğini kanıtladı”ğını açıklamıştır. Böylece, kooperatif bankaları, diğer finans kuruluşlarına göre finansal krizden oldukça iyi çıkmışlardır. Kooperatif girişimlerin ekonomik duruşu (kolektif mülkiyet, gelecek için rezervlerin teşekkülü, özerklik, spekülatif olmayan uzun dönemli strateji)  onun üstün direnç gösterebilme kapasitesinin garantisidir.

Örneğin, Dünya Kooperatifçilik hareketinin en önemlilerinden biri olan
Fransa’da, 2010’da,  “Kooperatif Kimlik”  yeniden saptanarak bir “Kooperatif Şart”ı ortaya konmuştur :  “Kooperatifler, sorumluluk, dayanışma ve saydamlık değerleri üzerinde kurulmuş bir demokratik girişim tarzını teşkil ederler. Kooperatiflerin temel amacı, üyelerine bireysel ve kolektif hizmetleri götürmek olan kişi şirketleridir. Ayni zamanda ortak ve müşteri, üretici veya işçisi olan üyeleri ile kooperatif  arasında karşılıklı ve sürekli yükümlülükler birlikteliği kurulur.”

Kooperatifler, toplumsal dinamiğin kaldıracıdırlar

Kooperatif model, toplumla ilgili önemli sorunlara yanıt verebilen  yedi kurucu ilke üzerine oturtulmuştur : demokrasi, hizmet, dostluk/yakınlık, saydamlık, sürdürülebilirlik, sorumluluk ve dayanışma.

Küreselleşen bir ekonomide, yerel ekonomideki kaynakları ekonomiye en iyi sokabilen ve yerel toplumları canlı tutabilen en önemli girişimler kooperatiflerdir. Çünkü likit sermaye varlıkları dışında kalan yerel üretim faktörlerini, özellikle coğrafyaya bağlı üretim faktörlerini, başka bölgelere taşımak mümkün değildir.

Kongre’de,Türkiye Kooperatifçiliğinin durumunun, Dünya’daki gelişmelere göre
değerlendirileceğini inanıyorum. Özellikle uygulayıcılar ile kuramcıların
tartışabileceği pek çok konu var. Bu arada tartışılması gereken tarımla ilgili yeni kurulan Bakanlığın görev ve Teşkilatlanması olabilir . Çünkü görebildiğim kadarı ile Yeni kurulan Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görevleri arasında “..çiftçilerin örgütlenmesi, bilinçlendirilmesi..” gibi ifadeler mevcutsa da, bunun nasıl gerçekleştirileceği konusunda önerilen yeni “Bakanlık Teşkilat Şeması”nda görevlendirilmiş bir resmi teşkilat adı görülmemektedir.

Kongrenizin başarılı geçmesini diler, tüm kooperatifçi dostlara selam ve
saygılarımı sunarım.

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN
Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi
Milas, 22 Haziran 2011

“Türkiye'de Tarımsal Kooperatifçilik Düşüncesinin Gelişimi”


Perşembe, 07 Nisan 2011

Değerli meslektaşım, Dokuzeylül Üniversitesi öğretim üyesi Yrd.Doç. Dr.Özlem Yıldırır Kocabaş, çok önemli bir hizmeti yerine getirmiş: Türkiye'de tarımsal kooperatifçilik düşüncesinin gelişimi’nin tarihini yazmış. Yrd. Doç.Dr. Özlem Yıldırır Kocabaş’ı öğrencilik yıllarından tanırım. Çalışkan, konuyu takipçiliği ile son yıllarda üniversitelerimizde yıldızı parlayan genç tarihçilerimizden biri. Özellikle toplumsal değişim tarihi konusunda çaba göstermesi, kendisi için artı bir değer yaratmaktadır. Özlem Yıldırır Kocabaş, ülkemiz ekonomisinde önemli bir yeri olan “Tariş”in tarihini yazan ekibin de içindeydi.
Özlem Yıldırı Kocabaş, Çanakkale doğumlu. Lisans eğitimini, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde yapmış. Lisanüstü (YL,DR) eğitimlerini Dokuzeylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde gerçekleştirmiş. 1994’de Bor-Koop’un yüksek öğrenim gençlerine yönelik bir yarışmada “Atatürk ve Kooperatifçilik” adlı yazısı ile birincilik kazanmış . Tarih ve Toplum dergisinin 2003 yılında düzenlediği “En iyi tez yarışması-2” de “Türkiye’de Kooperatif Düşüncenin Evrimi ve Tarımsal Kooperatifçilik” başlıklı tezi en iyi üç tez arasında yer almıştır. Halen Dokuzeylül Üniversitesi’nde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersleri veren Özlem Yıldır Kocabaş’ın ““Türkiye'de Tarımsal Kooperatifçilik Düşüncesinin Gelişimi” adlı kitabı Libra  Kitapçılık ve Yayıncılık tarafından basılmıştır. Kitabın bibliyografik kimliğini şöylece özetlemek mümkündür :

·         Yıldırır-Kocabaş, Ö.,““Türkiye'de Tarımsal Kooperatifçilik Düşüncesinin Gelişimi”, Libra  Kitapçılık ve Yayıncılık, Libra Kitap : 35, Tarih Dizisi : 27, ISBN 978-605-4326-26-6, İstanbul 2010,389 s.
·         Sayfa Düzeni : Vira Reklam; Kapak : Utku Lomlu; Kapak Fotoğrafı : Atatürk , 14 Temmuz 1929’da Atatürk Orman Çiftliği’ni gezerken
Değerli tarihçi Prof. Dr. Zeki Arıkan’ın sunumu kitaba ayrı bir özellik katmaktadır.
 Giriş ve sonuç bölümler dışında kitap beş bölümden oluşmaktadır : I: Bölümde Türkiye’de kooperatifçiliğin doğuşu; II. Bölümde Türkiye’de kooperatif düşüncenin temsilcileri, III. Bölümde Atatürk dönemi kooperatifçiliği, IV. Bölümde Cumhuriyet dönemi kooperatifçiliğinin düşünsel boyutu, V. Bölümde ise Türkiye’de “sosyal-kültürel- siyasal- hukuksal” anlamda kooperatifçiliğin gelişimi incelenmiştir
Yazar çok geniş bir literatür listesi sunmaktadır. Ayrıca Türkiye’de kooperatifçilik konusunda çalışanlarla yaptığı birebir görüşmelerden de  yararlanmıştır. Kitaba eklenen geniş bir dizin de kitaptan daha etkin yararlanma olanağı sağlamaktadır.
http://mylasa.net/images/stories/cevre/ozlem_yildirir_kocabas.jpgYazarın kendi ifadesi ile kitabı şöylece özetlemek mümkündür :
 “Türkiye'de kooperatifçilik düşüncesi, geçmişten günümüze gelen çeşitli olaylarla ve gelişmelerle hareketlilik ya da durgunluk gösteren bir olgudur. Türkiye'de kooperatifçilik düşüncesinin ve hareketinin gelişiminde, düşünceleriyle ve eserleriyle katkıda bulunan belli başlı isimlerin ele alınmasındaki temel neden, kooperatif düşüncenin gelişme aşamalarını ortaya koymaktır. II. Meşrutiyet yılları geniş ölçüde kooperatifçiliğin tartışıldığı ve uygulandığı bir dönemdir. Cumhuriyet döneminde II. Meşrutiyet yıllarından alınan birikimle kooperatifçilik, yeni bir anlam ve içerik kazanmıştır. Atatürk, Cumhuriyet yıllarında kooperatif harekete desteğini kooperatiflerin bizzat ortağı olarak göstermiş, bu yıllarda hareket, yapılan yasal düzenlemelerle hayat bulmuştur. 1950'li yıllara gelinceye kadar kooperatif düşüncede yaşanan bu hızlı gelişim, daha sonraki yıllarda çıkarılan kanunlarda ve düzenlenen planlarda kendini göstermiştir.
Bu kitapta, II. Meşrutiyet yıllarından beri kooperatifçilik konusunda biriken zengin malzeme değerlendirilerek,  kooperatifçiliğimizin ilerleme, gelişme süreci ele alınmıştır. Okuyucular, kooperatifçilik tarihimiz, Meşrutiyet ve Cumhuriyet yıllarındaki gelişmeler, 1950'li yıllardan sonraki süreç hakkında bilgi sahibi olurken, bir diğer yandan da kooperatifçilik konusu üzerinde tekrar düşünmek fırsatı bulacaklardır.”
 Kitabı isteme adresi : Libra Kitapçılık ve Yayıncılık Ticaret Ltd. Şti.; Ebekızı Sokak, Günaydın apt. No. 9/2, Osmanbey/İstanbul; Sertifika No. 15705; Tel : 212.232 99 04/05; Faks : 212.231 11 29; E-Posta : info@librakitap.com.tr
T.Ayhan ÇIKIN



TARIM, PİYASALARI ANCAK KOOPERATİFLERLE ETKİLEYEBİLİR


Çarşamba, 23 Mart 2011

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN’ın “Muğla’daTarım & Gıda Dergisi”[1]’inde yayınlanan ve ilk bölümü geçen hafta sitemizde yer alan “Tarım, ekonominin altyapısıdır” başlıklı röportajın devamı…

* Ekonominin ana sektörlerinden birisinin tarım olduğunu söyleyen Prof. Ayhan Çıkın’a göre insan gücü, bilgi teknolojileri ve altyapı olmadığı takdirde rekabette her zaman geri kalınır.

“Türkiye tarımsız, tarım kooperatifsiz kalkınmaz.”

Soru - Neler yapmak lazım bu noktada?

Prof.ÇIKIN- Tarımda üretimin nihai tüketicilere geçişlerini organize etmedik. Onu pazardaki insanlara bıraktık. Burada insanları bilgilendiren bir şeyler yapmak lazım. Gelişmiş ülkeleri incelediğinizde üretim, pazarlama ve sanayi nihai üreticiye kadar gidecek bir organizasyon şeması içindedir büyük ölçüde. Bunu gerçekleştirecek firmalar da olabilir, özel sektör ya da devlet sektörü de... Önemli olan o işlemleri bir yere getirebilecek şekilde üretimle tüketici arasındaki bağı sürekli kılabilecek ticari ve sanayi örgütlenmeyi sağlayabilmek, bunu yönlendirebilmek. Bütün üreticilere ulaşıp üretim teknikleri hakkında bilgi vermek lazım. Üretim için de sürekli finansal destek, girdi desteği sağlanması lazım. Tarım Kredi Kooperatifleri daha aktif olarak devreye sokulmalı. 1937’de Ziraat Bankası’nın tarım bankası haline dönüştürülmesiyle Anadolu’nun her tarafına finans sistemi kuruldu ve bir ölçüde finans desteği sağlandı. Böylece teknik girdi, teknik bilgi ve üretim Anadolu’ya yayılmaya başladı ve Türkiye 1980’lere kadar dünyanın örnek üretici ülkelerinden biri haline geldi. Ancak bunların pazarla bütünleşmesi lazım. Bunun için de o ürünleri toplayabilecek kurumlar kurmak lazım. Ne yaptık biz 80’lerden sonra? Bunların yerine hiçbir şey kurmadık. Hepsini sanki sıradan mal satarmış gibi sattık, özelleştirdik. Ve şu anda tarım ile nihai pazar arasındaki bağları yok çiftçilerin. Koptu. Ziraat Bankası 1983’te tamamen ticari banka haline getirildi. Bütün bunların sonunda elbette tarımı ayakta tutmak kolay değil.

Soru - Kooperatiflerin tarım sektöründeki önemi nedir?

Prof.ÇIKIN- Gelişmiş ülkelere baktığımızda tarım kooperatifsiz olamaz. Benim şöyle bir sözüm var: “Türkiye tarımsız, tarım kooperatifsiz kalkınmaz.”  Dünyada iki önemli işletme türü vardır. Bunlardan birisi sürekli sermayeye- özellikle likit sermayeye- , kar arayan bir işletme türüdür. İkincisi de adamın elinde likit sermayesi yoktur ama emeği ve bilgisi vardır, tarlası, ahırı,vb.. vardır, bunu ürüne çevirmiştir, bu ürünü pazarlayacaktır. Kısacası karla geliri karıştırmayalım. Örneğin küçük bir çiftlik sahibi, elindeki küçük sermaye ile bir traktör almıştır. Üretim faktörü olarak toprağı vardır. Kendi emeği ile ailesinin emeğini birleştirir, süte dönüştürür, sebzeye, bala dönüştürür, onu satar. Bu satma sürecinde elindeki imkanlar kısıtlı olduğu için nihai pazarlara ulaşamaz. Bunu yansıtabilmesi için kendisine uygun bir şirket kurması lazım. Bu iyi bir şekilde topluma anlatılamadı. Kısacası tarım ekonomisi araştırmalarını finanse edecek kurum yok Türkiye’de. Böyle olunca da bunları araştıramıyorsunuz, bunların sorunlarını dile getirseniz de çözümsüz kalıyor. Hükümetlerin bu konuda kooperatifleri bir ekonomik araç olarak kullanma gibi bir kaygısı olmadı. Böyle olunca 50’lerden, 70’lerden bu yana kooperatifçilik komünizm aracıymış gibi aktarılmaya çalışıldı. Bakın Amerika’da şu anda 1 milyar dolar üzerinde ciro yapan, dünyanın en büyük 62 kooperatifi var. 2008’de Uluslararası Kooperatifler Birliği 1 milyar dolar üzerinde ciro yapan kooperatifleri konu eden bir araştırma yapmış. 300 tane kooperatif kurulmuş böyle. Bu 300 kooperatifin yıllık cirosu, İspanya milli gelirine (dünyanın 10. Büyük ekonomisine) eşit. Az gelişmiş ülkelerde bile bu sistem var ama Türkiye’de böyle bir şey yok daha. Biz kooperatifçiliği yeterince halkımıza anlatamadık. Bunu anlatmak için projeler geliştiremedik. Kooperatifçilik çok önemli bir harekettir aslında. Dünya nüfusunun hemen hemen yarısına hitap etmektedir ve dünyada 100 milyondan fazla işçi istihdam etmektedir.Bu istihdam, dünya ticaretinin üçte ikisini (2/3’ünü) elinde bulunduran çokuluslu şirketlerden yüzde 20 daha fazladır.  Nüfusa baktığınızda, dünya nüfusunun yarısı en azından kooperatiflerden şu veya bu şekilde faydalanmaktadır. Türkiye’de kooperatif sayısı çok, 90 binlere yaklaşmış durumda  ; üye sayısı da 8,5 milyon civarında. Tarım kooperatiflerine üye sayısı  da 4,7 milyondan kişi civarında . Ama bunlar pazar düzeyinde etkili bir çalışma yapamamaktalar;  çünkü kooperatif konusunda  bilinçli değiller. Kooperatifçilik,  bilinçlenmeyi öncelikli kılıyor. Biz 1930’larda Atatürk Dönemi zamanında kooperatifleri kurduk, ama o günkü acil ihtiyaçlar doğrultusunda kurduk. Devletin de katkısı ile tarımı bir yerlere getirdik;  ama insanı yetiştirecek bir tedbir almadık. Okullarımızda kooperatif dersi yok. Fransa’da örneğin 55 bin ilöğretim okulunda  kooperatifçilik  dersi ve uygulamaları vardır. İlköğretimden  itibaren çocuk kooperatif bilincini alıyor.
Ayrıca Türkiye’de şöyle bir sıkıntı var. Türkiye’de kayıt dışı ekonomi çok fazla. Kayıt dışının çok fazla olduğu yerde kooperatifler yaşayamaz.  Rekabetçi ekonomide, rekabetin belkemiğini  kooperatifler oluşturur.

Tarım ve turizm birleşmeli

Soru - Bodrum gibi turizmin geliştiği bölgelerde tarım alanları hızla yok oluyor. Bu noktada turizmin tarıma etkilerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof.ÇIKIN- Aslında turizm makro yerleşim planı yapılması lazım. Taşımacılığın, iletişimin bu kadar geliştiği bir ortamda, bu güzelim tarım arazileri yok olmadan önlemler alınmalı. İnsanın olduğu her yerde, hele turizmin en büyük desteği gıda ürünleridir. Bodrum’da diyelim ki yazın 1 milyon (bu nüfusun kış aylarında 100 binin altına düşmediği ileri sürülüyor) civarında insan var. Buradaki gıda maddelerini Antalya pazarından, İzmir pazarından getiriyorlar. Halbuki burada, bu yörede tarım  üretimiyle turizm talebi birleştirilebilse, o birleştirilmeyle birbirini destekleyebilse çok iyi olacak. Çünkü zaten bütün ekonomik sektörler birbirini desteklemek, birbirinden destek almak zorundadır. Gerek hammadde, gerek talep, gerekse hizmete sunma açısından birbirini tamamlamak durumundadır. Hiç olmazsa yeni turistik alanları mümkün olduğu kadar kaliteli, verimli topraklar üzerine değil, biraz daha yamaç ve kıraç yerlere doğru çekilmesi, alt yapının ona göre düzenlenmesi gerekiyor. Siz hazır toprağınızı taşa, betona dönüştürürseniz, onu kazanamazsınız geriye. Ne kadar teknoloji gelişse de hala tarım, gıda maddeleri üretimi toprağa bağlı, havaya bağlı, iklime bağlı. Biz Akdeniz ikliminden en iyi şekilde yararlanmalıyız.

Dr. Ayhan ÇIKIN
________________________________________
[1] Muğla’da Tarım & Gıda Dergisi, Yıl 1, Sayı 3, Ocak-mart 2011, s. 50-52





NASIL BİR KOOPERATİFÇİLİK EYLEMİ ?


Koop-Der’in bünyesinde kurmuş olduğu Kooperatifçilik Yüksek Danışma Kurulu’nun 22 Şubat 2005 tarihli toplantısında “Kooperatifçiliğin Geliştirilmesi” konusunda  istenilen taslak rapor özeti  aşağıda verilmiştir. Konunun çeşitli boyutlarıyla tartışılmasının yararlı olacağı kanısındayım.
SAPTAMALAR
1.      Son onlu yıllarda kapitalist ekonomi uygulamalarının seçeneksiz kaldığı, özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra, görüşü yaygınlaşmış, kooperatifçiliğinde devrinin tamamladığı savı gündeme getirilmiştir. Ancak gözlemlenen olgular, insanların büyük çoğunluğunun elinden alınmaya çalışılan sosyal güvenceleri, fakirliğin giderek artması, gelir dağılımındaki bozulmalar,vb.. yeni tartışmalara ve yeni arayışlara yol açmıştır. Çekirdeğini kooperatiflerin oluşturduğu “sosyal ekonomi” ya da “dayanışma ekonomisi” kavramları yeniden yorumlanmakta ve uygulama koşulları tartışılmaktadır.
2.      Dünyanın her yanında kooperatif uygulamalar bakımından özel durumlar gözlemlenmektedir. Her kooperatif uygulama, ortak bir proje düzenlemek ve gerçekleştirmek için organize olan insanların eşsiz bir öyküsünü anlatır. Kooperatif yapmak, genellikle ortak yaratıcılığın harekete geçirilmesi demektir.
3.      Toplumun ortaklaşa değerlerinden esinlenerek oluşturulan kooperatif organizasyonlar, her topluma göre farklı realiteler yaşarlar. Ancak son onlu yıllarda kooperatiflerde bir “kötüleşme” (banalisation) yaşandığı da  görmemezlikten gelinemez.
4.      Farklı kooperatiflerin ortakları arasındaki ilişkilerin nicelik ve nitelik bakımından farklılıklar bulunduğu da bir gerçektir. Örneğin, tüketim ve kredi kooperatiflerinin ortakları bir “müşteri” özelliği taşırken, tarımsal kooperatiflerin ortakları, karşılıklı bir “kooperatif-ortak ilişkileri yükümlülüğü”; işçi üretim kooperatiflerinin ortakları da bizzat “emeği değerlendirme” özelliği taşırlar.
5.      Bununla beraber son 200 yıldır, Dünyada başarılı kooperatif uygulamaları görülmektedir. Ayrıca kooperatifler, ulusal düzeyde olduğu gibi uluslar arası düzeyde de  ICA bünyesinde  örgütlenmişler; 800 milyonu aşan ortak sayısı ile dünya nüfusunun yarısından fazlasının geçimine katkıda bulunmaktadırlar.
6.      Ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde,  dünyada mal ve hizmet üreten işletme tiplerinde “kapitalist işletmecilik” tipi  egemen değildir. Egemen girişim tipi, aileye ait emeği, sermayeyi,vb.. değerlendiren işletme tipleridir. Oysa ekonomi eğitim programları, hükümetlerin izlediği ekonomi politikaları “karlılık” esası üzerinde üretim yapan işletmelere göre düzenlenmektedir. Önemli olan hakim olan milyonlarca insanın işgücünü ve elinde bulunan öteki ekonomi kaynaklarını harekete geçirebilecek ek bilgiler ve politikalar üreterek devreye sokmaktır.
7.      Dünya düzeyinde kooperatifler çok uluslu şirketlerden daha fazla (100 milyonu aşkın) insan istihdam etmektedir. Avrupa’da  kooperatiflerin istihdama katkısı 5 milyon civarındadır. Bir çok sektörde kooperatifler piyasanın önemli bir kısmını denetleyebilmektedirler : örneğin, kooperatifler, tarımsal pazarın Hollanda’da % 83’ünü, Finlandiya’da % 79’unu; kredi piyasasının Fransa’da % 50’sini, Finlandiya’da % 35’ini ; tüketim malları piyasasının Finlandiya’da % 35’ini, Norveç’te % 25’ni ; sağlık hizmetleri piyasasının İspanya’da % 21’ni, Belçika’da % 19’unu  denetlemektedirler. AB ülkelerinde son yıllarda kurulan şirketlerin yaklaşık % 75’inin “kar amaçlı olmayan” (non-profit) şirketler olduğu bildirilmektedir.
8.      Dünya ölçeğinde en yaygın kooperatif tipleri tarım ve kredi kooperatifleridir. Dünya tarımsal kooperatif üyelerinin % 83’ü Asya ülkelerinde bulunmasına karşılık, Dünya tarımsal kooperatiflerin iş hacminin  % 42’sini Avrupalı tarım kooperatifleri gerçekleştirmektedir. Dünyadaki kooperatif bankaların üye sayılarının % 51,4’ü Asya, % 30’u Amerika ülkelerinde olmasına karşın, Avrupa kooperatif bankaları , kooperatif banka aktiflerinin % 46,7’sini denetlemektedirler.
9.      Son onlu yıllarda dünyanın her köşesinde binlerce kooperatif ve benzeri kuruluşların sayısının giderek arttığı, insanların mal ve hizmet üretiminde ve temininde bu kuruluşlara büyük umut bağladığı gözlemlenmiştir. Ayrıca “sosyal devlet” anlayışının giderek zayıflaması karşısında, kamu sosyal güvenlik kuruluşların yerine kooperatif ve benzeri kurumların alması konusu ciddi tartışmalara konu olmaktadır. Bunun iki açıdan önem kazandığı gündeme taşınmaktadır :
·        Bireyi geliştirmenin yanında yerel ve bölgesel kalkınmayı gerçekleştirmek;
·        Demokratik kuralları ve ilkeleri ekonomiye tam anlamıyla yaymak.

HANGİ EYLEMLER YAPILABİLİR ?
1.          Kooperatifçilik sektörünün kapsamını topluma iyi anlatmak
·        Öncelikle toplumun her kesimine kooperatifi ve kooperatiflerde rol alabilecek kesimlerin niteliklerini ve nedenlerini anlatacak örgün ve yaygın eğitim eylemleri.
·        Ekonomide kooperatiflerin yerini ve önemini,ülkeden ve dünyadan örneklerle anlatacak eylemler;
·        Bir girişim tipi olarak kooperatif işletmelerini araştıran, inceleyen, onları piyasa mekanizması içinde çalışma koşullarını ortaya koyan eylemler
·        Farklı deneyimleri örnekleyerek kooperatif kimliğini belirleyen ve geliştiren eylemler;
·        Ulusal kooperatif istatistiklerini toplama ve geliştirme eylemleri;
·        Kooperatif eğitimini ve formasyonunu geliştirme eylemleri.
2.          Kooperatifçilik ve sosyal girişimlere uygun yeni hukuki biçimleri arama eylemleri.
·        Ülkede ve dünyada kooperatif ve benzeri kuruluşları ve yasal dayanaklarını araştırma ve geliştirme.
3.          1995’de ICA tarafından yeniden gözden geçirilmiş kooperatif tanım ve ilkelerini; ILO’nun bu ilkelerin uygulanması konusunda aldığı tavsiye kararını; AP’nun 2002’de kabul ettiği Avrupa Kooperatif Şirketi statüsünü ve yine AB Komisyonunun 2004’de  yayınladığı AB’de Kooperatifleri Geliştirme raporunu dikkate alarak ulusal kooperatifçilik mevzuatının yeniden düzenlenmesine ilişkin eylemler.
4.          Özellikle gelişmiş ülkelerde bir kamu hizmeti - özellikle gıda üretiminde- gözüyle bakılan tarım kesiminde kooperatifçiliğin temel alınmasını sağlayacak eylemler.

 
Ayhan ÇIKIN
  22 Şubat 2005 

KÖY-KOOP OLAYI /Virgülüne dokunmadan/



Cumhuriyet Gazetesi, 11 Haziran 1982
Doç.Dr. Ayhan ÇIKIN

Son on yıldır toplumun çeşitli kesitlerince tartışılan önemli olaylardan biri de Köy-Koop olgusudur. “Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler”in  merkez birliği durumunda olan Köy-Koop, 1965 yılından sonra kırsal kesimde halkın kendi girişimleri ile kurulmuş kooperatifleri yatay ve dikey düzeyde  örgütlemeyi amaçlamış en önemli merkez kuruluştur. Halkın öz girişimiyle kurulmuş kırsal kesim kooperatifleri 1964’de 60-70 civarındadır. Bu sayı 1965’de 383, 1970’de 2991, 1975’de 7974 olmuş ve 1981’de 13 000’e yaklaşmıştır. Ortak sayıları da bir milyonun  üzerine çıkmıştır (pancar ekicileri üretim kooperatifleri dışında). Demek ki halkın öz girişimiyle kurulmuş kırsal kesim kooperatifleri, kırsal nüfusun yaklaşık beşte birini, kırsal yerleşim yerlerinin de yarısından fazlasını kucaklamış durumdadır.
Bu kooperatiflerin ilk kuruluşlarında dış ülkelere işçi olarak gitme isteği önemli rol oynamıştır. Kamu yöneticileri yabancı ülkelere gönderilen işçilerden düzenli bir döviz akımı sağlamak üzere kooperatifleri bir araç olarak kullanmak istemiştir. Bunun için de kırsal yörelerde  döviz gereksinimi az bulunan belirli kalkınma projelerinin uygulanması koşulunu getirmiştir. Bu girişim, ister istemez kırsal kesimin yapısından kaynaklanan  nedenlerden dolayı giderek boyutlanmıştır. Nitekim dış ülkelere işçi göndermede kooperatif ortaklarına verilen öncelikler, 1970’li yılların ortalarında kaldırılmasına karşın, o günlerden bu yana kurulan kooperatif sayısı iki katına yakın bir artış göstermiştir.
Bunun nedenlerini tartışmak zorunlu ve gereklidir. Her şeyden önce kırsal kesimde yaşayan ailelerin beşte biri topraksız, yaklaşık yarısı da 20 dekarın altında bir toprağa sahiptirler. Bu olgu da kırsal kesimdeki insanları yeni arayışlara yöneltmiştir.
Onlar kooperatiflerden kendi ekonomik güçlerini geliştirici yönde yararlanmak istemişlerdir. Kalkınma sorunu ile uğraşan kimi kamu kuruluşları ve kişilerce de onların bu istekleri kooperatifler lehine yönlendirilmiştir. Küçük köylülerin az miktardaki istem ve sunuları (emek dahil) önce birim yerleşin düzeyinde, daha sonra il-bölge düzeyinde ve en sonunda da ulusal düzeyde birleştirilerek, rekabetçi bir ekonomi içinde toplu istem ve sunuların pazarlık gücünden yararlanılmak istenmiştir. İşte bugün kırsal kesim kooperatiflerinin (güdümlü kooperatifler hariç) yaklaşık dörtte üçünü, il birliklerinin altıda beşini bünyesinde toplayan Köy-Koop, bu olgunun ve yüz yılı aşkın Türk kooperatifçilik birikiminin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
***
Türk kooperatifçilik hareketinin içinde gerçek kooperatifçiliğe yaklaşan, halkın kendi kurup yönettiği kooperatifleri üst düzeyde örgütleyen Köy-Koop olayından, Türk kooperatifçiliği adına çıkarılabilecek önemli dersler vardır. Bu derslerin niteliğini birkaç başlık altında şöylece sıralamak mümkündür :
a)      Başlangıçta dış ülkelere işçi gönderme ve bu işçilerin kazandığı dövizi ülkeye aktarma amacıyla başlatılan hareketin, giderek kırsal kesimin önemli grubunca kendi öz sorunlarının çözümünde kullanılabileceği fark edilmiştir. Kırsal kesimin önemli bir bölümü karşılaştığı  kooperatifçilik olayını tanıma, bu olayın özünü tartışma ve değerlendirme durumuyla karşılaşmışlardır.
b)      Yine kırsal kesim insanı ilk kez gerçekçi bir şekilde kendi sorunlarını beraberce tartışma, çözüm önerilerini oluşturma, ortak karar alma ve uygulamaya aktarma olayı ile karşı karşıya gelmiştir.
c)      Kırsal kesim insanının önemli bir bölümü, kooperatifçilik olayı karşısında ve kamunun bu olaya yaklaşım biçimleri yönünde kendi tutumlarını değerlendirme olanağını da bulmuştur. Kısacası kırsal kesimimizde 1960’lı yılların ortalarında başlayan bu kooperatifçilik olayının, ortakların ekonomik durumunu düzeltme ve geliştirme yanında onların sosyal konumlarını da değerlendirmelerinde  önemli katkısı olduğu söylenebilir.
1965 sonrası gelişen bu kooperatifçilik olayının ekonomik açıdan başarısı da tartışılabilir. Bu başarıyı etkileyen pek çok etmen bulunmaktadır. Bunları da şu ana başlıklar altında özetlemek mümkündür:
  1.  Bu kooperatiflerin ortakları genellikle topraksız ve az topraklı köylülerdir. Dolayısıyla tarımsal üretimde, üretimin oylumunu (hacmini) ve niteliğini belirleyen temel etmen toprak olduğuna göre, pazar düzeyindeki ticari işlemleri düzenleyen bu kooperatiflerin  ortaklarının belirli bir kesimi için yeni gelir yaratma olanakları sınırlı kalmıştır.
  2.  Tarımsal ticareti ortakları lehine örgütlemeyi amaçlayan bu kooperatifler, sert bir rekabet ortamıyla karşılaşmışlardır. Tarımsal ürün ticaretinin önemli bir bölümünü elinde bulunduran kamu ve özel kesime ait kuruluşlar karşısında bu kooperatiflerin pazar alanları dar ve sınırlı kalmıştır.
  3.  Bu kooperatiflerin önemli bir kısmı tarımsal ürünleri işleyip değerlendiren veya tarımsal girdi üreten yatırım projelerine yönelmişlerdir. Bu projelerin yörenin  kaynaklarına uyumlu olarak seçimi, projelerin hazırlanması, uygulamaya aktarılması ve yönetimi, pazar ve sınai üretim deneyimi yetersiz olan bu kooperatiflerde önemli güçlükler yaratmıştır. Seçilen projelerin ölçek büyüklüğü ile yöre hammadde potansiyeli arasında açıklar görülmüştür.
  4.  Bir önemli nokta da  kooperatiflerin ticari ve sınai yatırımlarının finansmanında düğümlenmektedir. Projelerin maliyeti, özkaynak tutarı, kredi gereksinimlerinin sağlıklı bir şekilde saptanıp planlandığı söylenemez. Bu konuyu üstlenen kamu kuruluşlarının yeterli  proje tiplerini bulmada, üretmede, yaymada, uygulamada ve finansmanında gerçekçi bir yaklaşım gösterdiği söylenemez. Az miktarda olan kamu kaynakları da kooperatifleri canlandırıcı bir biçimde kullanılamamış, azar azar dağıtılarak bu projelerin sürüncemede kalmasında önemli bir rol oynamıştır. Devlet kredi ve hibelerinden yararlanmada siyasal güçler önemli derecede etken olmuş, zaten kıt olan kredilerin gerçek ölçütleri saptanarak dağıtılmasında olumsuz bir etmen olarak  bu olayda yerini almıştır.
***
Bunları niçin yazıyorum ? Geçenlerde gazetelerde küçük fakat çarpıcı bir haber vardı: “Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Köy-Koop’un tasfiyesini istedi”. Bu haber yüzyılı aşkın bir kooperatifçilik birikiminin sonucunda doğan, kırsal yerleşim yerlerinin yarısından fazlasını, kırsal nüfusun yaklaşık beşte birini kucaklayan, kooperatiflerin dörtte üçünü  bünyesinde toplayan bir kooperatif birliğinin (Köy-Koop’un) bu kadar kolayca ve bir çırpıda silinivermesini, görüşü ne olursa olsun, hangi kooperatifçi olumlu karşılayabilir ? Yüz yıllık bir birikimin oluşturduğu kurumsallaşmayı hangi ülke bir çırpıda bünyesinden koparıp atabilir? Onu oluşturan milyonlarca insanın bu kuruluştan beklentilerini bir çırpıda kim ve nasıl silebilir ?Yerel bir bankanın çiftçi ortakları, hiçbir önyargıya kapılmadan banka hisselerini , finansman sorununu çözmek için uğraşan Köy-Koop’a verme özverisinde bulunurken; gerek bu banka, gerekse dış alım ve dış satım konusunda etkin görevlerde bulunan bazı kişilerin Köy-Koop’a gösterdiği güçlükler dikkate alındığında bazı sorular ister istemez insanın aklına takılıyor.
Köy-Koop olayı bütün olumlu ve olumsuz yönleriyle yüz yıllık Türk kooperatifçilik hareketinin bir ürünüdür. Bu olayda Türk kooperatifçiliği adına çıkarılabilecek bir çok  dersler bulunmaktadır. Yönetim bakımından bir çok eksiklikleri olmasına karşın milyonlara ulaşan bir kooperatifçilik olgusunu, birikimini gerekli fırsatı vermeden tasfiye yoluna gitmek bu kuruluşa umut bağlayan kişiler ve gelecekteki kooperatifçi kuşakları açısından toplumsal ve tarihsel bir yanılgı olmaz mı? Pek çok özel kuruluşlara, hatta bankerlere gösterilen ya da gösterilmek istenen sıcak ilgi ve anlayışın çok azı Köy-Koop’un yaşaması ve topluma daha uygun koşullarda hizmet sunabilmesi için de gösterilemez mi ?


Dr. Ayhan ÇIKIN
Cumhuriyet Gazetesi, 11.06.1982

KOOPERATİLERİ TANIMAK İÇİN BİR FIRSAT YILI


Çarşamba, 04 Mayıs 2011

-“2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı”-
Kooperatiflerin pek çok ülkelerin ekonomik, sosyal ve politik amaçlarına ulaşmasında önemli katkıları olduğu ve toplumsal kalkınmada önemli roller oynadığı gözlemlenmiştir. Özellikle 20 yüzyılın ilk üç çeyreğinde dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde önemli kooperatifçilik uygulamalarına tanık olunmuştur. Özellikle sosyalist bloku ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerde uygulanan kooperatifçilik politikalarının başarısızlıkları , dünya ekonomisinin 1980 sonrası kırılması ile birlikte önemli bir sorgulamadan geçmiştir. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA)’nin 1970’li yılların sonlarında başlattığı sorgulama ,  1995 yılında “Kooperatifçilik İlkeleri”nin yeniden tanımlanması ile sonuçlandı. Ardından Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO)’nün tüm dünyadaki kooperatif uygulamaları değerlendiren “89e session 2001 Kooperatifçilik Konferansı” raporları yeni kooperatifçilik açılımları için önemli ufuklar açmıştır. Yine ILO’nun  193/2002 sayılı “Kooperatif Uygulamaları Tavsiyesi”, kooperatif girişimlerin toplum ve ekonomi ile yeniden kucaklaşmasına önemli katkılarda bulunmuştur. 
Son dünya ekonomi krizi sürecinde kooperatif girişimlerin , kriz karşısında önemli dayanıklılıklar gösterdiği ekonomik ve tarihi bir gerçek olarak saptanmıştır. Bunların sonucunda Birleşmiş Milletler Örgütü, 18 Aralık 2009 tarihli Genel Kurul toplantısında,
 “fakirliğin azaltılması, istihdam  yaratılması ve kalkınmada kooperatiflerin rolünün” dünya ölçeğinde anlaşılmasını yaygınlaştırmak için 2012 yılını “Uluslar arası Kooperatifler Yılı” olarak kabul etmiştir. Kutlamalar pek çok ülkelerde 2011’den itibaren başlamış bulunmaktadır.
Bu yazıda, 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılına küçük bir katkıda bulunmak için “Kooperatiflerin topluma yaptığı katkılar”  üzerinde durulacaktır.
*
Kooperatifler, girişimcilik ruhuyla çelişmeyen erdemli topluluklar yaratmış dernekçi bir yapıdaki “girişimleri”i  ekonomiye sokmuş kuruluşlardır.  Onlar ayni zamanda ortak aklı karakterize eden dayanışma ruhunun da göstergeleridir.
      
Pek çok gelişmiş ülkede kooperatiflerin gelişmesi ve çalışma koşullarını iyileştiren ve destekleyen yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılmıştır. Gelişmiş ülkelerin çoğu , kooperatiflerin geleceği konusunda projeksiyonlar üretmiş, kooperatiflerin geleceği için yüksek düzeyde vizyonlar öngörmüşlerdir .
“Daha büyük bir toplumsal bütünleşme ve daha üst düzeyde  bir istihdam yaratmak ve  istihdamın niteliğini iyileştirmek ve ekonomik büyümeyi olanaklı kılmada”  kooperatifleri  olanaklar sağlayan tedbirler üzerinde önemle durmuşlardır. Rekabet koşullarını yeniden düzenlemede ve ekonominin yeniden dinamikleşmesinde kooperatiflerin katkısını önemseyen politikalar üreterek devreye sokmaktadırlar.
      
Böyle bir amaca ulaşmak için Türkiye, sadece ekonomisini değil, toplumsal yapısını da hızlı ve kararlı bir şekilde, kooperatiflerin rolünü artıracak düzenlemelere gitmek durumundadır.
        
Dünyadaki, özellikle kooperatiflerin önemli ekonomik roller üstlendiği AB, Kanada, hatta son yıllarda Güney Amerika’da, özellikle Venezüella’daki kooperatif uygulamaları incelenerek, Türkiye’nin Atatürk dönemindeki kooperatifçiliğe katkıları yeniden değerlendirilerek yorumlanmalı ve uygulamada kooperatifçiliğe hak ettiği rol verilmelidir. Gelecek kuşakların ortak aklı oluşturma ve uygulamaya sokmada kooperatifçiliğin önemli bir araç olduğu gözden kaçırılmamalıdır.


Elbette her ülkenin koşulları farklıdır. Dolayısıyla kooperatif modeller de toplumlara göre farklı biçimlerde ortaya çıkabilirler. Amaç ekonomik etkinliği ve sosyal adaleti bağdaştırmayı başarabilmektir. Türkiye, bu amaçların bağdaştırılamayacağı gibi bir fikri kabul edecek bir durumda değildir. Gelişmiş pek çok ülkede olduğu gibi böyle bir oluşumun sağlanmasında kooperatiflerin katkısını göz ardı edemez, etmemelidir.
Adil ve sorumlu bir toplumsal yapı için ekonomik kurallar içinde yeniden yapılanma pekala mümkündür. Kooperatifler, böyle bir yapılanmanın oluşumuna katkıda bulunabilecek en önemli kuruluşlardır.
Bunun gerçek olduğunu gelişmiş pek çok ülkelerin, hatta Türkiye’deki, binlerce kooperatifin deneyimlerini ve tarihçelerini iyi bakarak anlamak mümkündür. Bunun için üniversitelerimizde, kooperatifçilik araştırma birimlerinin devreye sokulması gerekir.
      
Kooperatifler, gönüllü yurttaşların ve girişimcilerin yeniden bir araya gelerek örgütlenmesi temeli üzerinde oluşmuş, dernekçi bir yapı özelliği taşıyan sosyo-ekonomik birimler olarak ortaya çıkarlar. Onlar, fazla sermayeye gereksinim duymadan insanları istihdam yaratarak zenginlik üreten  çok
önemli girişim biçimleridir.
      
Kooperatifler, yerel değerleri harekete geçirerek doğduğundan, öteki sermaye girişimlerinden daha farklı girişimlerdir. Beraberce ürün ve hizmet üretme, başkaları ile birlikte çalışma, gönüllü paylaşım, eşitlikçi ve dayanışmacı bir katılımcılıkla, toplumun adeta bir kimlik bütünlüğüne ulaşmasındaki
toplumsal katkısı son derecede önemlidir.
Kooperatif model pek çok ülkede tıkır tıkır işlemektedir. Sadece Avrupa Birliğinde  iki milyon üçyüz bin kişiye, Dünya ölçeğinde yüz milyon kişiye
istihdam yaratmaktadır. Örneğin Venezüella’da son yıllarda ilginç bir devrim yaşanmaktadır. Kooperatiflerin ana eksenini oluşturduğu ekonomi politikaları aracılığı ile 2003 yılında yüzde 18 olan işsizlik, 2004’de yüzde 14,5’a, 2005’de yüzde 11,5’a düşürülmüştür. Yine Venezüella’da 1998’de toplam üye sayısı 20 000 olan 762  kooperatif bulunurken 2006 yılı ortasında 108 binden fazla kooperatifte 1,5 milyon kooperatif ortağı oluşmuştur. Üstelik bu kooperatiflerin yönetim biçimi, Türkiye’nin 1935’lerde oluşturduğu kooperatif yönetimini anımsatmaktadır. Yalnız  en önemli fark, kooperatif kuracak ve yönetecek kişilerin belirli eğitimlerden geçirilmesi ve kooperatifin  kurulmasını bizzat ortak olacak insanların karar vermesidir.
      
Kooperatifler,
rekabet koşullarını da  iyileştirmeğe önemli katkıda bulunurlar. Yenilikçi ve ayni zamanda daha genel karakterli  toplumsal ve çevresel amaçları hedefleyen çalışmaları ile de ayrı bir katkı özelliği de taşırlar.

Kooperatifler, özel nitelikli girişimlerdir. Ekonomik ve toplumsal  açıdan da farklı değerler katarlar . Bunları şöylece özetlemek mümkündür :  
·         Kooperatiflerin işletme olarak ekonomiye kattığı değerler:
İlk olarak kooperatifler, güncel karma ekonomi piyasası içinde önemli bir rol oynayan özerk, ekonomik olarak üretken ve yenilikçi girişimlerdir.
-  Kooperatifler özerktirler, çünkü onlar ortakları tarafından kurulan ve yönetilen   ve Devlete bağımlı olmayan kuruluşlardır;
-  Kooperatifler ekonomik olarak üretkendirler, çünkü pazar koşullarında faaliyetlerini gerçekleştirmek durumundadırlar;
-  Kooperatifler, yenilikçi hizmetler yaratırlar, çünkü karar süreçlerinin önemli kısımlarına doğrudan ortak olurlar;
-  Kooperatifler, her şeyden önce  ve bilhassa rekabet  koşullarında çalışmak durumunda olan işletmelerdir.
·         Kooperatiflerin topluma kattığı değerler :
İkinci olarak kooperatifler, ayni zamanda özgür birliklerdir. Kooperatif olarak onlar, üyelerine ve tüm topluma önemli avantajlar sağlarlar. Bu avantajlar, kooperatiflere bugün özel bir konum kazandırmaktadır. Örneğin  küreselleşme ve bölgesel kalkınma konusunda .
- Küreselleşme süreci pek çok insanı farklı şekillerde etkilemektedir. Bir kısım insanlar küreselleşmeden olumlu şekilde etkilenirken, önemli bir bölümü de küreselleşmeden hoşnut değillerdir;
- Kooperatifler, küreselleşmenin  bu olumsuz etkilerini karşı koymaya insanlara yardım ederler, çünkü onları canlandıran  dayanışma ruhu sayesinde  pazar ile küçük işletme veya birey arasında bileşik-geçit noktaları oluştururlar;
- Kooperatifler, otomatik olarak kendisini ve kendi yerel bazında  herkesi koruyarak çok geniş pazarlar üzerinde küçük işletmelerin varlığını sürdürmelerine imkan yaratırlar;
- Kooperatifler, özerk tarzda kendi ihtiyaçlarını yanıtlayan sermayeyi kendilerine çekmede güçlükler olan bölgelerde yaşayanlara olanak tanırlar;
- Kooperatifler, yerel ve bölgesel kalkınmada kararlı bir rol oynarlar;
- Kooperatif olarak birlikler, girişimleri ile yerel topluluklarda yerlerini sağlamlaştırır, çünkü onu destekleyen dayanışma  girişimciliği sınırlamaz,  fakat toplumsal realiteyi de kapsar;
- Çok sayıdaki kırsal yörelerde yerel hizmetlerin yaşamasını sürdüren kooperatiflerdir. Örneğin gelişmiş ülkelerde, küçük kentlerde ve köylerde çok sayıda banka şubeleri kapanırken oralarda finans hizmetlerini sunan sadece kooperatif bankaların şubeleri kalmışlardır;
- Kooperatif girişimler, toplumsal sorumluğu geliştirerek topluma önemli yurttaşlık bilinci katarlar. Kooperatif girişimler, adeta toplumsal sorumluluk tohumlarını topluma eken nadir kuruluşlardır;
Son onlu yıllarda, pek çok gelişmiş ülkelerde küçük yatırımcılara kazanç sağlayan  nesnel özgür bir işletme özelliği ile ortaklarının, müşterilerinin ve toplumsal bütünlüğün yararına uzun dönemli bir perspektif yaratmaktadırlar.


o.      Kooperatiflerin sosyal  güvenliğin savunulması ve sürdürülmesine katkıları :
-          Örneğin AB ülkelerinde pek çok sosyal güvenlik konularında kooperatif kurumların yer aldığı, yurttaşların bu konudaki ihtiyaçlarını daha iyi yanıtlamak için etkin organizasyonlara gittiği gözlemlenmektedir. (Örneğin Fransa’daki Mutuel’ler);
-          Kooperatiflere  katılım, bilhassa demokratik toplum değerlerinin hayati çekirdeğidir  ve  çapraz dallarda kalınarak katılımın genişlemesine katkıda bulunurlar;
-           Kooperatifler, demokratik katılımın ve yurttaş olmanın okullarıdır.
-           Kooperatifler bireylere, geleceğini bizzat eline alma ve ortak amaçlara  ulaşmak için  organize olma davranışını öğretirler;
-           Kooperatifleri aracılığı ile insanlar, istihdam yaratırlar, özerk tarzda sosyal hizmetler ve yardımlaşma sağlarlar, tüketici olarak ortak menfaatlerin yarattığı baskıyı giderebilirler, eşit oranlı ikrazlarını uyumlaştırırlar ve risklere karşı  sigorta yardımlaşması sağlarlar.
Sonuç olarak..
Kooperatifler, 1,5 asrı aşan bir süredir  önemli gelişmeler göstermiş ve bugünde  ekonomiye ve topluma çok önemli katkılar sağlamaktadırlar .  Kamu sektörünün ve özel sektör sorumlularının  değerleri , enerjik ve etkili bir girişim yönetimiyle  buluşması, onun kapasitesini artıracak, kooperatifleri  gelişen ekonomik ve sosyal modelin temel bir bileşeni yapacaktır.
Ancak, Türkiye’de kooperatif araştırmalarının ve eğitiminin, örgün eğitim sisteminin her aşamasında önemle üzerinde durulması zorunludur. Bunun için her şeyin yapılması, kooperatif işletmelerin ülke kaynaklarını harekete geçirmede önemli potansiyele sahip olduğunu sürekli gündeme taşıyacak girişimlere ihtiyaç bulunmaktadır.

Bunun için  “2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı” bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
T. Ayhan ÇIKIN