Çarşamba, 23 Mart 2011
* Ekonominin ana sektörlerinden birisinin tarım olduğunu söyleyen Prof. Ayhan Çıkın’a göre insan gücü, bilgi teknolojileri ve altyapı olmadığı takdirde rekabette her zaman geri kalınır.
“Türkiye tarımsız, tarım kooperatifsiz kalkınmaz.”
Soru - Neler yapmak lazım bu noktada?
Prof.ÇIKIN- Tarımda üretimin nihai tüketicilere geçişlerini organize etmedik. Onu pazardaki insanlara bıraktık. Burada insanları bilgilendiren bir şeyler yapmak lazım. Gelişmiş ülkeleri incelediğinizde üretim, pazarlama ve sanayi nihai üreticiye kadar gidecek bir organizasyon şeması içindedir büyük ölçüde. Bunu gerçekleştirecek firmalar da olabilir, özel sektör ya da devlet sektörü de... Önemli olan o işlemleri bir yere getirebilecek şekilde üretimle tüketici arasındaki bağı sürekli kılabilecek ticari ve sanayi örgütlenmeyi sağlayabilmek, bunu yönlendirebilmek. Bütün üreticilere ulaşıp üretim teknikleri hakkında bilgi vermek lazım. Üretim için de sürekli finansal destek, girdi desteği sağlanması lazım. Tarım Kredi Kooperatifleri daha aktif olarak devreye sokulmalı. 1937’de Ziraat Bankası’nın tarım bankası haline dönüştürülmesiyle Anadolu’nun her tarafına finans sistemi kuruldu ve bir ölçüde finans desteği sağlandı. Böylece teknik girdi, teknik bilgi ve üretim Anadolu’ya yayılmaya başladı ve Türkiye 1980’lere kadar dünyanın örnek üretici ülkelerinden biri haline geldi. Ancak bunların pazarla bütünleşmesi lazım. Bunun için de o ürünleri toplayabilecek kurumlar kurmak lazım. Ne yaptık biz 80’lerden sonra? Bunların yerine hiçbir şey kurmadık. Hepsini sanki sıradan mal satarmış gibi sattık, özelleştirdik. Ve şu anda tarım ile nihai pazar arasındaki bağları yok çiftçilerin. Koptu. Ziraat Bankası 1983’te tamamen ticari banka haline getirildi. Bütün bunların sonunda elbette tarımı ayakta tutmak kolay değil.
Soru - Kooperatiflerin tarım sektöründeki önemi nedir?
Prof.ÇIKIN- Gelişmiş ülkelere baktığımızda tarım kooperatifsiz olamaz. Benim şöyle bir sözüm var: “Türkiye tarımsız, tarım kooperatifsiz kalkınmaz.” Dünyada iki önemli işletme türü vardır. Bunlardan birisi sürekli sermayeye- özellikle likit sermayeye- , kar arayan bir işletme türüdür. İkincisi de adamın elinde likit sermayesi yoktur ama emeği ve bilgisi vardır, tarlası, ahırı,vb.. vardır, bunu ürüne çevirmiştir, bu ürünü pazarlayacaktır. Kısacası karla geliri karıştırmayalım. Örneğin küçük bir çiftlik sahibi, elindeki küçük sermaye ile bir traktör almıştır. Üretim faktörü olarak toprağı vardır. Kendi emeği ile ailesinin emeğini birleştirir, süte dönüştürür, sebzeye, bala dönüştürür, onu satar. Bu satma sürecinde elindeki imkanlar kısıtlı olduğu için nihai pazarlara ulaşamaz. Bunu yansıtabilmesi için kendisine uygun bir şirket kurması lazım. Bu iyi bir şekilde topluma anlatılamadı. Kısacası tarım ekonomisi araştırmalarını finanse edecek kurum yok Türkiye’de. Böyle olunca da bunları araştıramıyorsunuz, bunların sorunlarını dile getirseniz de çözümsüz kalıyor. Hükümetlerin bu konuda kooperatifleri bir ekonomik araç olarak kullanma gibi bir kaygısı olmadı. Böyle olunca 50’lerden, 70’lerden bu yana kooperatifçilik komünizm aracıymış gibi aktarılmaya çalışıldı. Bakın Amerika’da şu anda 1 milyar dolar üzerinde ciro yapan, dünyanın en büyük 62 kooperatifi var. 2008’de Uluslararası Kooperatifler Birliği 1 milyar dolar üzerinde ciro yapan kooperatifleri konu eden bir araştırma yapmış. 300 tane kooperatif kurulmuş böyle. Bu 300 kooperatifin yıllık cirosu, İspanya milli gelirine (dünyanın 10. Büyük ekonomisine) eşit. Az gelişmiş ülkelerde bile bu sistem var ama Türkiye’de böyle bir şey yok daha. Biz kooperatifçiliği yeterince halkımıza anlatamadık. Bunu anlatmak için projeler geliştiremedik. Kooperatifçilik çok önemli bir harekettir aslında. Dünya nüfusunun hemen hemen yarısına hitap etmektedir ve dünyada 100 milyondan fazla işçi istihdam etmektedir.Bu istihdam, dünya ticaretinin üçte ikisini (2/3’ünü) elinde bulunduran çokuluslu şirketlerden yüzde 20 daha fazladır. Nüfusa baktığınızda, dünya nüfusunun yarısı en azından kooperatiflerden şu veya bu şekilde faydalanmaktadır. Türkiye’de kooperatif sayısı çok, 90 binlere yaklaşmış durumda ; üye sayısı da 8,5 milyon civarında. Tarım kooperatiflerine üye sayısı da 4,7 milyondan kişi civarında . Ama bunlar pazar düzeyinde etkili bir çalışma yapamamaktalar; çünkü kooperatif konusunda bilinçli değiller. Kooperatifçilik, bilinçlenmeyi öncelikli kılıyor. Biz 1930’larda Atatürk Dönemi zamanında kooperatifleri kurduk, ama o günkü acil ihtiyaçlar doğrultusunda kurduk. Devletin de katkısı ile tarımı bir yerlere getirdik; ama insanı yetiştirecek bir tedbir almadık. Okullarımızda kooperatif dersi yok. Fransa’da örneğin 55 bin ilöğretim okulunda kooperatifçilik dersi ve uygulamaları vardır. İlköğretimden itibaren çocuk kooperatif bilincini alıyor.
Ayrıca Türkiye’de şöyle bir sıkıntı var. Türkiye’de kayıt dışı ekonomi çok fazla. Kayıt dışının çok fazla olduğu yerde kooperatifler yaşayamaz. Rekabetçi ekonomide, rekabetin belkemiğini kooperatifler oluşturur.
Tarım ve turizm birleşmeli
Soru - Bodrum gibi turizmin geliştiği bölgelerde tarım alanları hızla yok oluyor. Bu noktada turizmin tarıma etkilerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof.ÇIKIN- Aslında turizm makro yerleşim planı yapılması lazım. Taşımacılığın, iletişimin bu kadar geliştiği bir ortamda, bu güzelim tarım arazileri yok olmadan önlemler alınmalı. İnsanın olduğu her yerde, hele turizmin en büyük desteği gıda ürünleridir. Bodrum’da diyelim ki yazın 1 milyon (bu nüfusun kış aylarında 100 binin altına düşmediği ileri sürülüyor) civarında insan var. Buradaki gıda maddelerini Antalya pazarından, İzmir pazarından getiriyorlar. Halbuki burada, bu yörede tarım üretimiyle turizm talebi birleştirilebilse, o birleştirilmeyle birbirini destekleyebilse çok iyi olacak. Çünkü zaten bütün ekonomik sektörler birbirini desteklemek, birbirinden destek almak zorundadır. Gerek hammadde, gerek talep, gerekse hizmete sunma açısından birbirini tamamlamak durumundadır. Hiç olmazsa yeni turistik alanları mümkün olduğu kadar kaliteli, verimli topraklar üzerine değil, biraz daha yamaç ve kıraç yerlere doğru çekilmesi, alt yapının ona göre düzenlenmesi gerekiyor. Siz hazır toprağınızı taşa, betona dönüştürürseniz, onu kazanamazsınız geriye. Ne kadar teknoloji gelişse de hala tarım, gıda maddeleri üretimi toprağa bağlı, havaya bağlı, iklime bağlı. Biz Akdeniz ikliminden en iyi şekilde yararlanmalıyız.
Dr. Ayhan ÇIKIN
________________________________________
[1] Muğla’da Tarım & Gıda Dergisi, Yıl 1, Sayı 3, Ocak-mart 2011, s. 50-52
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder