24 Ocak 2013 Perşembe

KOOPERATİFÇİLİK TARİHİNİN KIRILMA NOKTALARI


20. yüzyılın sonlarında kooperatifler yeniden yapılanma sürecine girmişlerdir: Kooperatifçilik tarihinin ayrıntılı incelenmesinde  kooperatiflerin önemli niteliksel aşamalar geçirdiğini saptamak mümkündür. (Ayhan Çıkın & Ali Rıza  Karacan. Genel Kooperatifçilik. E. Ü Ziraat Fakültesi Yayını . İzmir . 1994 . ss .25-26)
a)     Rochdale öncesi dönem : Mevcut ekonomik düzene uygun ilk kooperatifin 1844’te İngiltere’nin Rochdale kasabasında kurulana kadar , çeşitli kooperatif projeler üretilip uygulamaya sokulmaya çalışılmıştır. Bu proje sahiplerinin en önemlileri Robert Owen (1771-1858), Charles Fourier (1772-1837), Saint- Simon , Proudhon , vb.. düşünürlerdir. Çoğu ütopik sosyalist olan bu düşünürlerin etkisiyle kooperatifçilik toplumlarda bir düşünce tabanı bulmuştur. Bu dönemde 14’ ü Avrupa’da olmak üzere 19 ülkede kooperatif nitelikli kuruluşlar oluşturulmuştur.
b)    1844-1900 Arası : bugünkü kooperatifçilik uygulamalarının atası olan ilk kooperatif, 1844’de 28 dokuma işçisi tarafından Manchester kentinin Rochdale varoşunda kuruldu. Bu dönemde özellikle tüketim, tarımsal kredi ve esnaf kredileri alanında çeşitli ülkelerde farklı türde kooperatiflerin  tarih sahnesinde yer aldığı dönemdir. 12’si Avrupa’da olmak üzere bu dönemde 23 ülkede kooperatif hareketinin başladığı görülmektedir. Türkiye’de de kooperatifçilik hareketi (1863) bu dönemde başlamış oluyor. Uluslar arası Kooperatifler Birliği (ICA)’da bu dönem içinde kurulmuştur (1895).
c)     1901-1917 Arası: Kooperatifler , bilindiği gibi Batı ve Orta Avrupa kökenli kuruluşlardır. O nedenle bu ülkelerin toplumsal karakterlerini  yansıtması doğaldır.  Bu dönemde kooperatiflerin Asya ve Afrika ülkelerinde de ortaya çıktığını gözlüyoruz. 22’si Asya ve Afrika ülkelerinde olmak üzere 30 ülkede kooperatifçilik hareketlerinin yaygınlaştığı görülüyor. Daha önceki dönemlerle birlikte  bu ilk üç dönem kooperatifçiliğinin genel karakterini şöyle özetlemek mümkündür : Kooperatifler, ekonomik açıdan  yoksullaştıran vahşi kapitalizme karşı,  işçi, küçük köylü ve esnafın bir mücadele aracı  olarak  benimsemeğe çalıştığı ve giderek  Avrupa coğrafyasından çıkarak Asya coğrafyasına doğru yayıldığı dönemdir.. Bu dönemde kooperatiflerin çeşitliliği de artmaya başlamış ve alternatif bir sosyo ekonomik denge öğesi olarak bazı önemli yapısal özellikler kazanmaya başlamışlardır.
d)     1917- 1945 Arası :  Kooperatiflerin niteliksel olarak önemli açılımlar kazandığı bu dönemde dünya tarihinde önemli olaylar olmuştur. İki dünya savaşı yaşanmış, kapitalizm dışında “Merkezi Planlı Ekonomi” uygulamaları ekonomik uygulamalarda ilk kez yer almıştır.  Bu dönemde kooperatifler ,“Merkezi Planlı Ülkelerde” ekonomik modelin amaçlarına göre çalışmasına katkıda bulunmak üzere yeniden organize  olmuşlardır. Ayrıca yeni bağımsızlıklarına kavuşan ve çoğu Afrika ve Asya’da olmak üzere 59 ülkede kooperatif uygulamalarına yer verildiği saptanmıştır. Bu dönemde kooperatifler, bir yandan  sosyalizmin kurulması için  tamamlayıcı görevler üstlenirken, diğer yandan da  gelişmekte olan ülke ekonomilerinde tarımın Pazar  ve sanayi ile bütünleşme sürecinde rol almaları istenmiştir.
e)     1945 -1980 Arası : Bu dönem çeşitli ülkelerdeki kooperatiflerin gelişme ve olgunluk dönemidir. Avrupa ülkelerinde kooperatifler yoğunlaşma sürecine girerek  ve ekonominin tüm sektörlerinde yer alarak müthiş bir atılım gerçekleştirmişlerdir. Bağımsızlıklarına yeni kavuşmuş eski sömürge ülkelerinin  (40 kadar ülke) ekonomik bağımsızlığını hayata geçirmede ve fakirlikle mücadelesinde önemli umut kaynağı olmuşlardır. Merkezi planlı ekonomilerde de   devlet yetkilileri yanında , insanların ekonomik kararlara katılabilmelerini sağlayan önemli demokratik  işlevler yerine getirmişlerdir. Özellikle Avrupa Ekonomik Topluluğu ülkelerinde (AET) kooperatiflerin gelişmesi muhteşem olmuştur: kooperatifler , bir yandan yoğunlaşarak ekonomik ölçek büyüklüğünü, yani rekabet edebilme gücünü, artırmışlar, öte yandan ekonomik faaliyetlerde piyasaların ortakları lehine çalışmalarını sağlayıcı bir konuma gelmişlerdir.  Birkaç somut örnek  : kooperatiflerin iş hacimlerinin  ulusal gelire (GSMH’ya) oranı Almanya’da  yüzde 41.2, Hollanda’da yüzde 42.5, Fransa’da  yüzde 43.5 düzeylerine ulaşmıştır (1990). Benzer şekilde tarımsal kooperatiflerin  iş hacimlerinin  ulusal tarımsal gelire oranı Almanya’da yüzde 137.7 ,  Fransa’da   yüzde 117.1 , Hollanda’da yüzde 100.0, AET-12’ler ortalaması olarak yüzde 82.2  düzeylerine ulaşmıştır (1988) (ÇIKIN ve NERGİS,AB’de ve Türkiye’de Tarımsal Kooperatifçilik Hareketleri, 1999).
f)     1980  Sonrası  : 1980 sonrasında   dünya ekonomisinde büyük bir kırılma yaşandı. 1991’de “Merkezi  Planlı Ekonomi”nin ana ülkesi SSCB bu konudaki misyonundan vazgeçmesi ile kapitalizmin seçeneksiz kaldığı  savı ile tüm sosyal ekonomilerin, daha doğrusu tarihin bittiği savı ileri sürüldü. Ancak bu dönemde,  dünyanın tüm ülkelerinde, dünya nüfusunun yarısına ekonomik getiriler sağlayan , yine  dünyada 100 milyondan fazla kişiyi istihdam eden kooperatifler yeniden yapılanma sürecine girdiler.  Örneğin Gert Joachim Glaesner (2001), Avrupa’da kooperatiflerin yeniden keşfedilmekte olduğunu ileri sürdü. Bilindiği gibi  3. bin yılına girerken, küreselleşme olgusu  geçmişten kalan pek çok değerleri almış götürmüş ; dünya sanallaşarak uzayda küçük bir nokta haline gelmiş, internet  olgusu yepyeni bir iletişim ağı ile insanlığa yepyeni bir bilgilenme olanağı sunmuştur.  Kısacası insanların   saçlarının telleri arasından her an milyonlarca ham bilgi uçuşup geçmektedir.  Öte yandan , insanların açlık sorunu, işsizlik sorunu,  barınma sorunu, sağlık sorunu, sosyal güvenlik sorunu , vb.. giderek büyümekte,   tekrar vahşileşmek için tarihsel bir fırsat yakalamış  kapitalizme karşı  “alternatif ekonomiler”  ekonomiler yaratmak  insanlığın temel sorunu haline gelmiştir. Seçeneksizlik doğanın mantığına ters bir olgudur. Evrende her şeyin bir seçeneği vardır. Üçüncü binyıla girerken  semayenin, teknolojinin , girişimciliğin ülke sınırları ortadan kalkmış,  üretim faktörlerinden sadece doğa ile emek bir coğrafi sınırlar içinde kapalı kalmıştır. İşte kooperatifler , yerel kaynaklar olan emeği ve doğayı ekonomiye en  iyi şekilde sokan  özel nitelikli girişimlerdir. Bir çok insan ve kuruluş kooperatiflerin bu özelliğini geniş kitlelere anlatmak ve onları kooperatif uygulamaya  sokmak için üstün bir çaba göstermektedirler.
Selam onlara…

·       Kooperatifçilik tarihinin bunalımları
         Dünya kooperatifçilik tarihi incelendiğinde kooperatiflerin üç bunalımlı evreden başarıyla çıktıkları gözlenir. Bunlar :

1. Güvenilebilirlik bunalımı :  Kooperatifçiliğin ilk ortaya çıktığı yıllarda, onu güvenen ve inanan insan sayısı oldukça azdır.  Kooperatif akımı başlangıç yıllarında çevresine yeterli güven sağlayamıyordu. Pek çok ülkede kooperatifçiliğin gelişmesini hızlandıracak yasaların çıkarılması  uzun ve yorucu bir süreci kapsamaktadır. Kooperatifçilik akımı inançlı bir grup insanın  çabaları ile  toplumda saygın yeri olan bir takım  babacan  tavırlı insanların  koruculuğu ile  bu bunalımı aşabilmişlerdir. Örneğin Türkiye’de  Cumhuriyet’in kuruluş döneminde  7      kooperatif yasasının TBMM’den geçmesinde Atatürk’ün kooperatifçiliğe bakış açısından kaynaklanmaktadır. Kooperatifçilik açısından   daha sonraki meclislerde ayni duyarlılığın gösterilemediğini belirtmek durumundayız.  Kooperatifçilik bugün pek çok insanın düşünce sisteminde ileri ve soylu bir kavram haline gelmiştir.
2.  Yönetim bunalımı : kooperatifler in güvenirlik bunalımını atlatmasına ve toplumun pek  çok kesiminde  benimsenmesine karşılık, yönetimin nasıl olması gerektiği konusunda  sorunlar ortaya çıkmıştır.  Yani kooperatiflerin kimin ve nasıl yöneteceği sorunu  zihinleri uzun süre meşgul etmiştir. Örneğin kooperatif yönetimi için gerekli olan teknik bilgi ve iş deneyimi yöneticilere nasıl  aktarılabilecektir ? Nitekim pek çok ülkede kooperatifçilik başarısızlıklarla özdeşleşmiş ve yüzlerce kooperatif çöküp ortadan kalkmıştır. Yıkılmayanlarda sakat ve hasta kurumlar durumuna düşmüşlerdir. Buna karşılık gelişmiş ülkelerde pek çok yetenekli yöneticiler  kooperatif saflarında  görev almaya başlayınca, kooperatifçiliğe karşı davranış ve tutumlarda da olumlu yönde  değişiklikler  gözlenmeye başlamışlardır. Böylece kooperatiflerinde  herhangi bir işletme türü gibi ileri, modern ve başarılı olabileceği gösterilebilmiştir. Bir çok yöneticiler  kooperatiflerde  tüm yöneticilik yaşamlarını  kullanabilecekleri bir uğraş alanı bulabileceklerini görmüşlerdir.
3  İdeolojik bunalım :  Bu bunalım, kooperatiflerin gerçek amaçları konusundaki kemirici kuşkudan, değişik bir işletme  türü olarak  bağımsız bir rolü oynamakta olup olmadıkları sorusuna  verilmesi gereken yanıtın açıkça  bilinmemesinden  kaynaklanmaktadır. Acaba kooperatiflerin en azından  başka işletme türleri derecesinde  başarılı olmaları yeterli midir ? Başka işletmelerin kullandıkları yöntem ve teknikleri kullanmakta olmaları üyelerin bağlılık ve desteğini sağlayabilmek için sağlam bir gerekçe  olabilir  mi? Bunun dışında, anlaşılmaz ve yerine göre şaşırtıcı bir biçimde değişen bir toplumda kooperatiflerin de paralel bir değişim göstermeleri  ya da değişik bir yöne yönelerek bambaşka bir ekonomik ve toplumsal düzen yaratmaları beklenebilir mi ? ( Alex F. Laidlaw . 2000 yılında Kooperatifler . Çev. H. Uzel. Yol-Koop Yayınları No: 7. Ankara. 1981. ss. 6-9).   
1980’lere gelindiğinde  kooperatifçilik akımının karşısındaki en büyük tehlikenin  niteliğini , 1980 Ocak ayında  Hindistan’ın  Puna kentinde  “kooperatifçiliğin geleceği” konulu seminerin değerlendirme raporunda şu ifadelere rastlanmaktadır : Bugün Hindistan Kooperatifçiliği bir yol ağzındadır…ve giderek artan sayıda birey, özellikle yoksul kesimden gelenler, kooperatiflerden ayrılma eğilimindedirler… Günümüzde  kooperatifler genellikle hükümetlerin  kanatları altında yer alan ve yerine göre karmaşık kamu yönetimi mekanizmasının  uzantıları biçiminde değerlendirilmektedir.”
Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN

Hiç yorum yok: