22 Ocak 2013 Salı

ÇİFTÇİLER ÖRGÜTLENMEDİKÇE SORUNLARI ÇÖZÜLMEYECEKTİR



     Köylere gittiğimde çiftçi arkadaşlarımın çeşitli şikayetlerini dinledim. Bu şikayetler daha çok  şu noktalarda toplamaktadır:
1.     Alet-ekipman,tohumluk,damızlık,gübre,tarım ilaçları vb. gibi satın aldıkları girdilerin pahalılığı;
2.     Sattıkları ürünlerin fiyatlarının düşüklüğü;
3.     “Devlet Babanın” eskisi gibi çiftçilere ilgi göstermediği.
    
     Aslında 1980’lere kadar Türk çiftçisi devlet tarafından sürekli korunmuş ve desteklenmiştir. Devlet bunu yaparken bazı amaçlar gütmüştür. Bu amaçları şöylece özetlemek mümkündür:
a.      Öncelikle “Türk insanının besin güvenliğini” sağlamak için başta buğday olmak üzere, çeşitli ürünleri desteklemek, pazarını organize etmek için  resmi ve yarı resmi nitelikli örgütler kurmuştur. Örneğin, hububat üretiminin sürekliliğini sağlamak için, Toprak Mahsulleri Ofisi’ni ( TMO), şeker üretimi için Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ni, hayvansal ürünler için Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) ve Et ve Balık Kurumu(EBK)’nu  devreye sokmuştur.
b.     Ülkeye döviz kazandırmak ve ülkede gelişen sanayi için (örneğin tekstil sanayi) hammadde olan ürünlerin pazarlarını organize etmeyi amaçlayan bazı önlemler almıştır. Örneğin tütün için Tekel’i; pamuk,kuruüzüm,fındık,zeytinyağı, kuruincir gibi  doğrudan dışa satılabilen ürünlerin pazarını organize etmek için Tarım Satış Kooperatifleri’ni 1935’lerde devreye sokmuştur.
c.      Ayrıca çiftçinin modern girdiler (gübre,ilaç,alet-ekipman,vb.) temin etmesi görevini de  Türkiye Zirai Donatım Kurumu(TZDK)’na vermiştir.
d.     Bütün bu üretim,pazarlama ve değerlendirme işlerinin yapılabilmesi için özel bir finans kuruluşuna ihtiyaç duyulmuştur: Bunun için de bankacılık sistemi içinde T.C.Ziraat Bankası’na özel görev verilmiştir. Küçük çiftçilerin kredi ihtiyaçlarını gidermek için de Ziraat Bankası öncülüğünde Tarım Kredi Kooperatifleri sistemi devreye sokuldu.
e.      Teknik yeniliklerin ve yeni tarımsal girdilerin ve teknolojilerin çiftçiye hızla ulaştırılması için de bir “Teknik Ziraat Yayım Servisi” kuruldu.

     Bütün bunların hepsi bir anda oluşmadı. Cumhuriyet’in  kuruluşuyla birlikte  başlayan bu atılımlar,1960’larda en üst düzeylere ulaştı; bir çoğu hala etkilerini sürdürebilmektedirler.
     Hükümetler, çiftçilerin gelirinin büyük çoğunluğunu oluşturan ürünlerin (tütün,pamuk,şeker pancarı,kuru üzüm,buğday,vb.) pek çoğunun fiyatlarını tesbit ediyor ve bu ürünlerin alımında, özel sektörün yanında, kendi kurduğu ve/veya yönlendirdiği kuruluşları görevlendiriyordu. Ayni şekilde başta gübre,alet-ekipman, vb. modern tarım girdilerinin de  çiftçiye maliyetinin altında ulaşmasında Devlet kendi kuruluşları aracılığı ile (örneğin TZDK, TKK,TSK, vb.) gerçekleştiriyordu. Bu arada da sanayi ve hizmetler gibi  sektörlerinde gelişmesini  dikkatle izliyor ve Türkiye’de piyasa sisteminin çalışabilmesi için yeterli arz ve  talep oluşmasının alt yapısını hazırlıyordu.
     Bu durum, ufak tefek aksamalarla, 1980’lere kadar sürdü. 1980’lerde ‘devlet korumacılığındaki tarım’ ve ‘ithal ikame ve devlet korumacılığındaki sanayi’ politikalarında, dolayısıyla ekonomide önemli tıkanıklar meydana gelmeye başladı. 1980’lere kadar, açıkladığı fiyatlarla, izlediği alım-satım politikalarıyla ekonomiyi yönlendiren devlet, bu işlevini terk etmeyi kararlaştırdı. Çünkü fiyatları oluşum sistemi, ekonomideki kaynakların akılcı dağıtılmadığını gösteriyor ve fiyatların oluşum süreci  piyasa mekanizmasına bırakılıyordu.
     Pekala fiyatlar piyasada nasıl oluşuyor? Klasik cevap, piyasaya arz edilen mal miktarı ile piyasadan talep edilen mal  miktarına göredir.Bu tanım tam rekabet piyasasının geçerli olduğu ortam  için doğrudur. Oysa çiftçiler alırken de, satarken de bu kuralın içinde iken, çiftçiye mal satan ya da çiftçiden malalan kesim bu tanıma pek yakın bir piyasa içinde değildir. Örneğin 1-2 ton ayçiçeği üreten onbinlerce çiftçinin margarin sanayicileri karşısındaki durumunu; birkaç ton pamuk üreten binlerce çiftçinin tekstil sanayicileri karşısındaki durumunu; 300-400 kg. tütün üreten yüzbinlerce çiftçilerin 3-5 tütün tüccarının karşısındaki durumlarını  herhalde kolayca değerlendirebilirsiniz. Ayni şekilde gübre, tarımsal ilaç,alet-ekipman satın alırken bir çiftçinin konumu da bundan farklı değildir. Özetle bir çiftçi, ne kadar büyük çiftçi olursa olsun, tek başına kendi aldığı ve sattığı ürünün fiyatını belirleyecek gücü yoktur. Günümüz dünyasında işlenmiş gıda mallarının yaklaşık ¾’ünü  on adet çokuluslu şirketin ürettiği ve pazarladığı düşünülürse, çiftçilerin kendi ürünlerinin ve kullandığı girdilerin fiyatlarını oluşturmada ne kadar güçsüz oldukları ortadadır. Yıllardır kol kanat geren Devlet aradan çekilip elindeki birçok kuruluşları da sattığına göre, durum daha da kritiktir. Öyleyse çiftçiler kendilerine şu soruları sormak ve cevaplarını aramak zorundadırlar:
-        Soru: Çiftçi olarak gelirim düşük mü?
-        Yanıt: Evet
-        Soru: Gelirimin düşük olmasının nedenleri ne?
-        Yanıt: Aldığım girdilerin fiyatları pahalı, sattığım ürünlerin fiyatları düşük.
-        Soru: Pekala,çiftçi olarak tek başıma bu fiyatları kendi lehime değiştirebilir miyim?
-        Yanıt: Hayır. Çünkü benim çiftçi olarak aldığım ve sattığım ürünlerin miktarları toplam ülke arz ve talebinin binde birlerinin altındadır. Yani çok azdır. Fiyatların oluşumuna etkin bir şekilde katkıda bulunamam.
-        Soru: Öyleyse ne yapmalıyım?
-        Yanıt: Fiyat düzeyini oluşturabilecek miktarda piyasaya mal arzetmeli ve piyasadan mal talep etmeliyim.
-        Soru: Pekala, bunu nasıl gerçekleştirebilirim?
-        Yanıt: Ayni tip mal üreten ve girdi kullanan çok sayıdaki çiftçinin pazara mal satarken ve pazardan mal alırken  ortaklaşa hareket etmesiyle olacaktır.
Bu sorular ve yanıtlar uzatılabilir. Ancak derinliğine analiz şunu ortaya çıkarmaktadır: çiftçi, piyasa karşısında satışlarını ve satın aldıklarını birleştirebilen bir örgütlenmeye gitmek zorundadır. Yani çiftçi “ekonomik açıdan örgütlenmeli”dir. Bunun ise ekonomi bilimindeki adı “kooperatifleşmek”tir.

     Burada  tamamlayıcı bir noktayı da değinmeliyim. Bütün ekonomik olayların yönlendirilmesinde, ekonomi ve tarım politikalarının üretilip uygulamaya aktarılmasında hükümetlerin önemli rolleri vardır. Öyleyse çiftçilerin tarım politikaları üretme, uygulama koşullarını belirleme konusunda da, kısacası siyasal mekanizmayı  etkileme açısından da örgütlenmeleri gerekir. Bu Ziraat Odaları ve
Çiftçi Sendikaları şeklinde olabilir.
     Eğer çiftçiler, köylerden başlayarak ilçe,il,bölge ve ülke düzeyinde ekonomik örgütleri olan kooperatiflerini, mesleki örgütleri olan ziraat odalarını güçlendirdikleri zaman, yukarıda belirttiğimiz şikayetlerinden kurtulacaklardır. Türk çiftçisi böyle bir örgütlenmeyi rahatlıkla başarabilecek düzeydedir. Yeter ki uygun ortamlar hazırlansın.

                                                                 ÇİFTÇİ ve KÖY DÜNYASI DERGİSİ

                                                                                       Sayı:108.                     1993

Hiç yorum yok: